📖 Yûsuf Suresi 99. Ayette “Anne ve Babasını Yanına Aldı ve ‘Allah Dilerse Güven İçinde Mısır’a Girin’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûsuf Suresi 99. Ayette “Anne ve Babasını Yanına Aldı ve ‘Allah Dilerse Güven İçinde Mısır’a Girin’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,386
2,736,278
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 99. Ayette “Anne ve Babasını Yanına Aldı ve ‘Allah Dilerse Güven İçinde Mısır’a Girin’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 98. ayette Hz. Ya‘kūb, oğullarına ‘Rabbimden sizin için bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir’ demişti. 99. ayette ise yıllardır beklenen kavuşma nihayet gerçekleşmeye başlar: Aile Hz. Yûsuf’un yanına geldiğinde Yûsuf anne ve babasını kendisine yaklaştırır, onları özel bir yakınlık ve güven içinde karşılar ve ‘Allah dilerse güven içinde Mısır’a girin’ der. Kuyuyla başlayan ayrılık artık aile buluşmasına dönüşmektedir. Fakat ayetin güzelliği yalnız duygusal kavuşmada değildir; Yûsuf yüksek makama ulaşmasına rağmen ailesine tepeden bakmaz, güvenliği kendi mutlak gücüne bağlamaz ve ‘inşallah’ diyerek sonucu Allah’ın iradesine nispet eder.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 99. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Yûsuf’un yanına girdiklerinde anne ve babasını kendisine yaklaştırdı ve ‘Allah dilerse güven içinde Mısır’a girin’ dedi.” Ayetin Arapçası ise “Felemmâ dehalû alâ Yûsufe âvâ ileyhi ebeveyhi ve kâle’dhulû Mısra in şâallâhu âminîn.” şeklindedir.

Bu ayet, Yûsuf kıssasının yıllardır beklenen büyük aile buluşmasının başlangıcıdır. Yûsuf artık yalnız kardeşleriyle değil, babası Hz. Ya‘kūb ve aile topluluğuyla yeniden karşılaşmaktadır.

Ayrılık bitmeye, aile yeniden kurulmaya başlamaktadır.

2️⃣ “Yûsuf’un Yanına Girdiklerinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “felemmâ dehalû alâ Yûsuf”, yani “Yûsuf’un yanına girdiklerinde” diye başlar. Aile, Yûsuf’un bulunduğu yere ulaşmış ve artık uzun yıllardır uzaktan beklenen kavuşma yüz yüze gerçekleşmiştir.

Kur’an yolculuğun kaç gün sürdüğünü, tam olarak nerede karşılandıklarını veya protokolün nasıl gerçekleştiğini ayrıntılı biçimde anlatmaz. Bu ayrıntıları kesin tarihsel bilgi gibi üretmek yerine ayetin asıl vurgusunu görmek gerekir.

Asıl vurgu şudur: Yıllardır birbirinden ayrı kalan insanlar artık aynı mekândadır.

3️⃣ “Anne ve Babasını Kendisine Yaklaştırdı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “âvâ ileyhi ebeveyhi” ifadesi yer alır. “Âvâ” kelimesi yanına almak, sığınak sağlamak, yakınlaştırmak, korumak ve himaye etmek anlam alanlarına sahiptir.

Yûsuf anne ve babasını kalabalığın içinde sıradan biçimde bırakmaz; onları kendisine özel olarak yaklaştırır ve güven içinde karşılar.

Bu davranış yalnız fiziksel yakınlığı değil, yıllardır süren hasretten sonra sevgi, himaye ve saygıyı da ifade eder.

4️⃣ Ayette Gerçekten “Anne ve Baba” mı Deniliyor ❓​

Ayette “ebeveyhi”, yani kelime olarak “onun iki ebeveyni” ifadesi kullanılır. Bu sebeple birçok meal bunu doğrudan “anne ve babası” şeklinde tercüme eder.

Tefsirlerde ise Hz. Yûsuf’un öz annesinin daha önce vefat etmiş olabileceği ve burada babasıyla birlikte teyzesinin veya kendisini yetiştiren başka bir anne figürünün kastedilmiş olabileceği yönünde farklı açıklamalar bulunmaktadır. Başka yorumlarda ise öz annesinin hayatta olduğu kabul edilir.

Kur’an ayetin içinde bu tartışmayı açıklığa kavuşturacak ayrıntı vermez. Bu nedenle “Kur’an kesin olarak teyzesini söylüyor” veya tersine ayrıntılı tarihsel senaryoyu kesinleştirmek doğru değildir; metnin açık ifadesi “iki ebeveyni” şeklindedir.

5️⃣ Hz. Yûsuf’un Ailesini Karşılaması Makamına Rağmen Tevazuyu Nasıl Gösteriyor ❓​

Yûsuf artık sıradan bir genç değildir; Mısır’ın ekonomik yönetiminde büyük yetkiye sahip bir kişidir. Buna rağmen yıllar sonra gelen babasına ve ailesine makam mesafesi koymaz.

Ayet onun ebeveynlerini kendisine yaklaştırdığını özellikle belirtir. Bu, güç sahibi insanın ailesini aşağıda görmemesi açısından dikkat çekicidir.

Makam yükselince insanın sevgisi küçülmemelidir.

6️⃣ “Mısır’a Girin” Denmesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Ayetin başında ailenin Yûsuf’un yanına geldiği söylenirken sonra “Mısır’a girin” denmesi ilk bakışta kronolojik bir soru oluşturabilir. Tefsirlerde bunun Yûsuf’un onları şehir dışında karşılamış olması, resmi olarak yerleşim bölgesine girişlerinin henüz gerçekleşmemesi veya ifadenin yerleşme anlamı taşıması gibi farklı açıklamaları vardır.

Kur’an ayrıntılı coğrafi protokol vermediği için tek bir açıklamayı zorunlu hâle getirmek gerekmez.

Temel anlam açıktır: Yûsuf ailesini Mısır’da güvenli biçimde yaşamaya davet etmektedir.

7️⃣ “İnşallah” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓​

Hz. Yûsuf “in şâallâh”, yani “Allah dilerse” der. Bu ifade, geleceğe ilişkin son sözün Allah’ın iradesine ait olduğunu kabul etmektir.

Yûsuf büyük bir yönetici olabilir, güvenlik tedbirleri alabilir ve ailesine yer sağlayabilir; fakat bütün şartların mutlak sahibi olduğunu iddia etmez.

“İnşallah” insanın plan yapmasını engellemez; planının mutlak olmadığını hatırlatır.

8️⃣ “İnşallah” Demek Plan Yapmamayı mı Gerektirir ❓​

Hayır. Yûsuf kıssasının tamamı bunun tersini gösterir. Yûsuf yıllarca sürecek kıtlık için üretim, depolama ve dağıtım planı yapmıştır; ailesini de Mısır’a getirmek için somut adımlar atmıştır.

Bütün bunları yaptıktan sonra “Allah dilerse” der. Demek ki tevekkül ile planlama birbirinin rakibi değildir.

Doğru denge şudur: Tedbirini al, planını yap, fakat sonucu Allah’tan bağımsız kendi gücünün garantisi sanma.

9️⃣ “İnşallah” Sorumluluktan Kaçmak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır. Bazen insanlar yapmaları gereken işi yapmadan “İnşallah olur” diyerek sorumluluğu erteleyebilirler. Yûsuf’un tavrı böyle değildir.

O gerekli hazırlıkları yapmış, ailesini davet etmiş, onların güvenliği için imkân oluşturmuş ve ardından Allah’ın iradesini hatırlatmıştır.

Bu nedenle “inşallah” tembelliğin kelimesi değil, sorumluluk içindeki tevazunun ifadesidir.

🔟 “Güven İçinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “âminîn”, yani “güven içinde, emniyette” ifadesi kullanılır. Yûsuf ailesine Mısır’da korkudan, kıtlığın ağır etkilerinden veya başka tehditlerden daha güvenli bir ortam sunmaktadır.

Yıllardır bu ailede belirsizlik, ayrılık, korku ve ekonomik sıkıntı vardır. Şimdi Yûsuf onları güven hissinin yeniden kurulabileceği bir hayata davet etmektedir.

Bu yüzden ayetteki güven yalnız fiziksel koruma değil, uzun kaostan sonra istikrarın yeniden başlaması anlamını da taşır.

1️⃣1️⃣ Güvenlik Allah’ın Nimeti midir ❓​

Evet. İnsan çoğu zaman güvenliği ancak kaybettiğinde ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark eder. Evde huzurla uyuyabilmek, temel ihtiyaçlara erişebilmek ve can güvenliği içinde yaşayabilmek insan hayatının temel nimetlerindendir.

Yûsuf “Güven içindesiniz çünkü bütün güç benim elimde” demez; “Allah dilerse güven içinde girin” der.

Bu, güvenliğin insan tedbirleriyle sağlanabileceğini ama nihai anlamda mutlak garantinin insana ait olmadığını hatırlatır.

1️⃣2️⃣ “Allah Dilerse Güven İçinde Olacaksınız” Sözü Tehlikeyi Yok mu Sayıyor ❓​

Hayır. Tevekkül tehlikeleri inkâr etmek değildir. Yûsuf zaten geçmişte kıtlık riskini ciddiye aldığı için yıllar öncesinden ekonomik tedbirler geliştirmiştir.

Dolayısıyla imanî güven “Bize hiçbir şey olmaz” şeklindeki sorumsuz özgüven değildir.

Doğru anlayış, “Tedbirimizi alırız, güvenliği koruruz ve Allah’a güveniriz” şeklindedir.

1️⃣3️⃣ Her Mümin Dünyada Mutlaka Güvenlik İçinde Yaşar mı ❓​

Hayır. Bu ayette Yûsuf’un ailesine verilen güvenlik özel tarihsel bağlamdadır. Buradan “İmanı güçlü olan herkes mutlaka savaş, hastalık, yoksulluk veya tehlikeden korunur” sonucu çıkarılamaz.

Peygamberler ve salih insanlar da hayatlarında ağır tehlikeler yaşamışlardır. Yûsuf’un kendisi bile kuyu, kölelik ve hapishane yaşamıştır.

Dünyevî güvenlik büyük nimettir ama iman derecesinin otomatik ölçüsü değildir.

1️⃣4️⃣ Yûsuf’un Ailesini Güvenli Bir Yere Getirmesi Kayırmacılık mıdır ❓​

Aileye barınma ve güvenlik sağlamak tek başına kayırmacılık değildir. İnsan imkânı ölçüsünde anne-babasına ve ailesine yardım edebilir.

Kayırmacılık, kamu görevini kullanarak yakınlarına başkalarının hakkını çiğneyen haksız ayrıcalıklar sağlamaktır. Ayet, böyle bir durumun gerçekleştiğini söylemez.

Bu nedenle ailesine iyilik yapmak ile nepotizm aynı şey değildir. Asıl ölçü, yardımın başkalarının hakkını ihlal edip etmemesidir.

1️⃣5️⃣ Güç Sahibi Bir İnsan Ailesine Nasıl Davranmalıdır ❓​

Yûsuf’un tavrında iki önemli denge vardır: yakınlık ve tevazu. Makam sahibi olduktan sonra ailesini küçümsemez, fakat aile bağını da kamu adaletinin yerine koyduğuna dair bir bilgi verilmez.

İnsan başarılı olduğunda ailesinin geçmişteki mütevazı şartlarından utanmamalıdır. Anne-babayı yalnız sosyal statüye uygun olduklarında değerli görmek ahlaki değildir.

Başarı insanı köklerinden utanmaya değil, daha fazla vefaya götürebilir.

1️⃣6️⃣ Bu Kavuşma Geçmişteki Bütün Yaraları Otomatik Olarak Siliyor mu ❓​

Hayır. Yûsuf ailesine kavuşmuştur fakat yıllarca yaşanan acılar tarihsel olarak ortadan kalkmaz. Kuyu yaşanmıştır, Ya‘kūb ağlamıştır ve aile uzun süre parçalanmıştır.

Kavuşma geçmişi silmez; fakat geleceğin artık geçmişin aynısı olmak zorunda olmadığını gösterir.

İyileşme bazen hatırlamamak değil, hatırlanan geçmişe rağmen yeni ve daha sağlıklı bir hayat kurabilmektir.

1️⃣7️⃣ Aile Barışınca Her Şey Eski Hâline Dönmek Zorunda mıdır ❓​

Hayır. Yûsuf kıssasında aile özel bir biçimde yeniden birleşmektedir. Fakat buradan “Her aile çatışmasından sonra mutlaka eski düzen aynen kurulmalıdır” sonucu çıkarılamaz.

Bazı ilişkiler gerçekten iyileşebilir, güven yeniden kurulabilir ve insanlar yeniden yakınlaşabilir. Bazı durumlarda ise güvenlik veya ciddi geçmiş zararlar sebebiyle daha fazla sınır gerekebilir.

Barışmak, geçmişe dönmek değil; bazen geçmişten daha sağlıklı yeni bir ilişki biçimi kurmaktır.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 98 ve 99 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 98’de kardeşlerin günahları için istiğfar konuşulmuş, Ya‘kūb Allah’ın Gafûr ve Rahîm olduğunu hatırlatmıştı. Yûsuf 99’da ise manevi yüzleşmeden sonra aile artık fiziksel olarak da yeniden bir araya gelir.

Yani kıssada yalnız “Sizi affettim” sözü yoktur; yeni hayatın somut olarak kurulması da vardır. Tövbe, bağışlama ve kavuşma birlikte ilerlemektedir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 100. ayette, Yûsuf anne-babasını yüksek bir yere/tahta çıkaracak, ailesi onun önünde secdeye kapanacak ve Yûsuf çocukken gördüğü rüyayı hatırlatarak “Babacığım! İşte daha önce gördüğüm rüyanın yorumu budur; Rabbim onu gerçekleştirdi” diyecektir. Bu ayet özellikle Yûsuf’un önünde yapılan secdenin ibadet secdesi olup olmadığı, önceki şeriatlarda saygı secdesi meselesi, çocukluk rüyasının gerçekleşmesi, kötülüğü şeytana nispet eden zarif ifade ve Yûsuf’un bütün hikâyeyi Allah’ın lütfu üzerinden okuması açısından son derece önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 99. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 99. ayet, kıssanın yıllardır örülen acılı düğümlerinin artık çözülmeye başladığı kavuşma sahnesidir. Kuyunun başında ailesinden koparılan Yûsuf şimdi ailesini kendi yanına almakta, anne ve babasını özel biçimde karşılamakta ve “Allah dilerse güven içinde Mısır’a girin” demektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı kavuşmanın bir lütuf olduğudur. Yûsuf ailesine yeniden ulaşmayı kendi başarısı gibi sunmaz. Bütün hikâyesinde olduğu gibi Allah’ın iradesini ve lütfunu merkeze alır.

İnsanın uzun zaman beklediği bir nimete kavuştuğunda şükretmesi, onu yalnız kendi kontrolünün sonucu gibi görmemesi önemlidir.

İkinci büyük mesaj makamın sevgiyi değiştirmemesi gerektiğidir. Yûsuf yüksek bir mevkiye ulaşmıştır fakat anne ve babasını kendisine yaklaştırır.

Gerçek başarı, insanın yükseldikçe sevdiklerini küçük görmeye başlamamasıyla da ölçülür.

Üçüncü büyük mesaj anne-babaya gösterilen saygıdır. Yûsuf yıllarca onlardan ayrı kalmıştır ama kavuştuğunda makamının arkasına saklanmaz.

Yetki ve ünvan, evlatlık sorumluluğunu silmez.

Dördüncü büyük mesaj “inşallah”ın gerçek anlamıdır. Bu ifade geleceği Allah’ın iradesine bağlamaktır; fakat hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.

Yûsuf önce planlar, tedbir alır, davet eder ve koruma sağlar; sonra “Allah dilerse” der. Tevekkül, emeğin ardından Allah’a güvenmektir; emeğin yerine geçen bir mazeret değildir.

Beşinci büyük mesaj insanın kendi gücünü mutlaklaştırmamasıdır. Yûsuf büyük yetkiye sahiptir ama “Ben buradayım, size hiçbir şey olmaz” diye mutlak garanti vermez.

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun her şartı kontrol edemez. İnşallah sözü, gücün de sınırı olduğunu hatırlatır.

Altıncı büyük mesaj güvenliğin büyük bir nimet olmasıdır. Aile yıllarca korku, kıtlık ve belirsizlik yaşamıştır. Şimdi güven içinde bir hayata davet edilir.

Güvenlik yalnız askerî veya siyasi mesele değildir; insanın canını, ailesini ve temel ihtiyaçlarını koruyabilmesiyle ilgilidir.

Yedinci büyük mesaj dünyevî güvenliği iman ölçüsü yapmamaktır. Yûsuf’un ailesi burada emniyete kavuşur fakat bu, her müminin dünyada sürekli güven içinde yaşayacağı anlamına gelmez.

Sıkıntı yaşayan insan Allah tarafından terk edilmiş sayılmaz.

Sekizinci büyük mesaj aileye yardım etmek ile kayırmacılığı ayırmaktır. İnsan ailesine imkân sağlayabilir ve onları koruyabilir; fakat kamu gücünü başkalarının haklarını çiğnemek için kullanamaz.

Akrabalık merhameti meşrulaştırabilir; adaletsizliği değil.

Dokuzuncu büyük mesaj affın somut sonuçlara dönüşmesidir. Önce kardeşler bağışlanmış, sonra babayla yüzleşilmiş, şimdi aile yeniden toplanmıştır.

Gerçek onarım bazen yalnız söz değil, yeni düzen kurma çabasıdır.

Onuncu büyük mesaj geçmişin silinmeden iyileşmenin mümkün olmasıdır. Aile kavuştu diye kuyu yok olmaz; Ya‘kūb’un gözyaşları yaşanmamış hâle gelmez.

Fakat geçmişin varlığı geleceğin güzel olmasına engel değildir. İyileşmek, geçmişi inkâr etmek değil geçmişin geleceğin tamamını yönetmesine izin vermemektir.

On birinci büyük mesaj güçlü insanın ailesini utanç kaynağı görmemesidir. Yûsuf saray çevresinde güçlü bir yöneticidir fakat ailesinin gelişini gizlemez veya onları kendisinden uzak tutmaz.

İnsanın sosyal statüsü arttıkça kökeninden utanması değil vefası artmalıdır.

On ikinci büyük mesaj sevginin makamdan üstün olduğudur. Ya‘kūb Yûsuf için yıllarca oğludur; Yûsuf da makam sahibi olduktan sonra Ya‘kūb’un hâlâ evladıdır.

Ünvanlar değişebilir ama bazı temel insani bağların değeri makamdan daha derindir.

On üçüncü büyük mesaj aile ilişkilerinde güvenin yeniden kurulabilmesidir. Bu aile ağır bir kırılma yaşamıştır; buna rağmen tövbe, bağışlama ve değişim sonucunda yeni bir birlik kurulmaktadır.

Bu, her durumda yeniden birleşmenin zorunlu olduğu anlamına gelmez; fakat gerçek değişim varsa onarımın mümkün olduğunu gösterir.

On dördüncü büyük mesaj Allah’ın bir kulun hikâyesini tek bir karanlık bölümle sınırlamamasıdır. Yûsuf’un çocukluk yıllarında hayatı kuyuya düşmüş gibi görünüyordu. Şimdi aynı kişi ailesini güven içinde karşılamaktadır.

Bu, her acının dünyada aynı mutlu sonla biteceği garantisi değildir; fakat acının insanın bütün hikâyesi olmadığını hatırlatır.

On beşinci büyük mesaj insanın imkân bulduğunda başkalarının güvenliğine katkı sağlamasıdır. Yûsuf sahip olduğu konumu yalnız kendisi için kullanmaz; ailesinin temel güvenliğini de gözetir.

Güç ve imkân, yalnız ayrıcalık değil sorumluluk doğurabilir.

On altıncı büyük mesaj Allah’ın iradesini anmanın insana tevazu kazandırmasıdır. “İnşallah” sözünü alışkanlık olarak söylemek kolaydır; esas olan bunun anlamını yaşamaktır.

Gerçek inşallah, geleceğin mutlak sahibinin biz olmadığımızı bilmektir.

On yedinci büyük mesaj planın bozulabilir olduğunu kabul etmektir. İnsan en iyi sistemi kurabilir ama bütün ihtimalleri kontrol edemez. Bu gerçek insanı plansızlığa değil, hem hazırlıklı hem mütevazı olmaya çağırır.

Yûsuf’un hayatı bunun güçlü örneğidir.

On sekizinci büyük mesaj kıssanın artık çocukluk rüyasına doğru kapanmasıdır. Yıllar önce güneş, ay ve on bir yıldızı kendisine secde ederken gören Yûsuf şimdi ailesiyle yeniden buluşmuştur.

Bir sonraki ayette o eski rüyanın anlamı açık biçimde ortaya çıkacaktır.

Ve ayetin belki de en güçlü mesajı şudur: Gerçek yükseliş, insanın yalnız güvenli bir yere ulaşması değil, güvenliğe ulaştığında başkaları için de güven üretebilmesidir. Yûsuf yıllarca güçsüz kalmış; şimdi güç sahibidir. Fakat bu gücü ailesinin önünde büyüklük taslamak için değil, onları korumak ve yeniden bir araya getirmek için kullanır.

Yûsuf Suresi 99. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Makam sahibi olduğunda aileni küçümseme, güvenlik sağladığında kendini mutlak koruyucu sanma, plan yaparken Allah’ın iradesini unutma. “İnşallah” diyerek sorumluluktan kaçma; aksine Yûsuf gibi önce tedbirini al ve sonra sonucu Allah’a bırak. Ailene iyilik yap ama başkalarının hakkını çiğneyecek kayırmacılığa düşme. Kavuşmayı geçmişi silmek sanma; gerçek onarımın bazen geçmişi dürüstçe hatırlarken yeni bir gelecek kurmak olduğunu bil. Çünkü hayatın en güzel dönüşümlerinden biri, bir zamanlar güvenliği elinden alınmış kişinin yıllar sonra başkalarına ‘Allah dilerse güven içinde girin’ diyebilecek bir güven kapısı hâline gelmesidir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 100. ayette, kıssanın çocukluktaki rüyayla başlayan büyük halkası kapanacaktır. Hz. Yûsuf anne ve babasını yüksek bir yere çıkaracak, ailesi onun önünde secdeye kapanacak ve Yûsuf “Babacığım! İşte daha önce gördüğüm rüyanın yorumu budur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Beni zindandan çıkarmakla ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirmekle bana iyilik etti. Şüphesiz Rabbim dilediği şeyi ince bir hikmetle gerçekleştirir. O, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir” diyecektir. Bu ayet özellikle secdenin ibadet mi saygı mı olduğu, önceki şeriatlarda farklı hükümlerin bulunabilmesi, Yûsuf’un kardeşlerini yüzlerine vurmadan geçmişi şeytanın arayı bozması üzerinden anlatması, kuyu yerine zindanı anmasının zarif dili ve yıllar önceki rüyanın gerçekleşmesinin kadercilik değil ilahî hikmet içinde insan sorumluluğuyla birlikte anlaşılması bakımından kıssanın en kapsamlı ayetlerinden biridir.

Ve belki Yûsuf Suresi 99. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hayat bizi yükselttiğinde geçmişimizi ve ailemizi unutuyor muyuz? Güç sahibi olduğumuzda çevremize güven mi veriyoruz, korku mu? “İnşallah” dediğimiz hâlde gerçekten sorumluluk alıyor muyuz, yoksa bu sözü yapmamız gereken işi ertelemek için mi kullanıyoruz? Ailemize yardım ederken adaleti koruyabiliyor muyuz? Ve en önemlisi, bir zamanlar kendimiz güven ararken, bugün imkânımız varsa başka insanların da güven içinde yaşayabilmesine katkı sağlayabiliyor muyuz?

“Yûsuf 99, Hz. Yûsuf’un ailesi yanına geldiğinde anne ve babasını kendisine yaklaştırdığını ve ‘Allah dilerse güven içinde Mısır’a girin’ dediğini bildirir. Yûsuf yüksek makama ulaşmasına rağmen ailesine tepeden bakmaz; güvenliği de kendi gücüne mutlak biçimde bağlamaz. ‘İnşallah’ burada plansızlık değil, plan yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmanın tevazusudur. Ayet aynı zamanda gerçek gücün insanları kendinden korkutmakta değil, onların kendisini yanında güvende hissedebilmesini sağlamada ortaya çıkabileceğini gösterir. Çünkü gerçek yükseliş, yalnız insanın kendi güvenliğe ulaşması değil, gücü eline geçtiğinde başkaları için de güven üretmeye başlamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt