Tekvîr Suresi 29. Ayette “Âlemlerin Rabbi Allah Dilemedikçe Siz Dileyemezsiniz” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İnsan İradesiyle Allah’ın İradesi Arasındaki İlişki Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan seçer, ister ve yönelir; fakat kendi varlığını, aklını ve irade gücünü kendisi yaratmış değildir. Tekvîr’in son ayeti insanı iradesiz bırakmaz; iradesinin bile daha büyük bir varlık düzeninin içinde bulunduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
Tekvîr Suresi 29. Ayette Ne Buyrulur
Tekvîr Suresinin son ayetinde anlam olarak:
“Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”
buyrulur.
Bir önceki ayette:
“İçinizden dosdoğru olmak isteyenler için…”
denilmişti.
Yani insanın:
istemesi,
seçmesi
ve yönelmesi
açıkça kabul edilmişti.
Fakat hemen ardından 29. ayet gelir ve insan iradesini daha büyük bir çerçevenin içine yerleştirir:
İnsan ister; fakat insanın isteme imkânı bile Allah’ın yarattığı varlık düzeninin dışına çıkamaz.
“Siz Dileyemezsiniz” İfadesi İnsan İradesini Yok mu Sayar
Hayır.
Çünkü bir önceki ayet zaten:
“Dosdoğru olmak isteyenler…”
ifadesini kullanmıştır.
Eğer insanın hiçbir iradesi bulunmasaydı “istemek” fiilinin insana nispet edilmesinin anlamı kalmazdı.
Bu nedenle iki ayeti birlikte okumak gerekir.
- ayet:
İnsan ister.
- ayet:
İnsanın iradesi mutlak ve bağımsız değildir.
Böylece ne tam kadercilik ne de insanı Allah’tan bağımsızlaştıran mutlak özgürlük anlayışı ortaya çıkar.
İnsan İradesiyle Allah’ın İradesi Arasındaki Temel Fark Nedir
İnsan iradesi:
sınırlıdır,
şartlara bağlıdır,
zaman içinde işler
ve insanın kapasitesiyle sınırlanır.
Allah’ın iradesi ise İslam düşüncesinde:
mutlak yaratıcı irade
olarak kabul edilir.
İnsan:
bir şeyi isteyebilir fakat gerçekleştiremeyebilir.
Allah’ın yaratıcı iradesi ise varlığın temelini oluşturur.
Bu nedenle iki irade aynı seviyede düşünülmez.
İnsan İsteme Gücünü Nereden Alır
İnsan kendi:
beynini,
bedenini,
bilincini,
varoluşunu
ve irade kapasitesini
kendisi yaratmamıştır.
Dünyaya geldiğinde kendisini zaten belirli bir varlık düzeninin içinde bulur.
Düşünebilmek için beyni vardır.
Karar verebilmek için bilinç kapasitesi vardır.
İşte Tekvîr 29’un düşündürdüğü noktalardan biri budur:
İnsanın özgürlük alanının kendisi bile verilmiş bir imkândır.
İnsan Gerçekten Seçim Yapıyor mu
Kur’an’ın ahlaki dili bunu açık biçimde varsayar.
İnsan:
inanabilir veya reddedebilir.
Adaletli davranabilir veya zulmedebilir.
Doğruyu söyleyebilir veya yalan söyleyebilir.
İyilik yapabilir veya kötülüğe yönelebilir.
Bu seçimler anlamlıdır.
Çünkü aksi hâlde:
hesap,
sorumluluk,
ödül
ve ceza
kavramlarının anlamı ciddi biçimde zayıflardı.
Dolayısıyla Tekvîr 29 insan seçimini ortadan kaldırmaz.
Onun bağımsız ve sınırsız olmadığını belirtir.
İnsan Neden Kendi İradesini Mutlak Sanabilir
Çünkü insan karar verirken doğrudan kendi zihnini tecrübe eder.
“Ben istedim.”
“Ben seçtim.”
“Ben yaptım.”
der.
Bu doğrudur.
Fakat insan çoğu zaman şu ikinci soruyu sormaz:
“Benim isteme kapasitem nereden geldi?”
Tekvîr’in son ayeti tam da bu ikinci düzeyi hatırlatır.
İnsan karar veren varlıktır.
Ama:
kendi varlığının kaynağı değildir.
İnsan Her İstediğini Gerçekleştirebilir mi
Hayır.
Bu günlük hayatta bile açıktır.
İnsan:
uçmak isteyebilir ama bedeni izin vermeyebilir.
Sonsuza kadar yaşamak isteyebilir ama ölür.
Hastalanmamayı isteyebilir fakat hastalanabilir.
Bir olayın gerçekleşmesini ister fakat şartlar buna izin vermez.
Bu bize insan iradesinin önemli bir özelliğini gösterir:
İstemek başka, yaratmak başkadır.
İnsan ister.
Fakat bütün sonuçları yaratamaz.
Allah’ın Dilemesi İnsan Seçimlerini Zorla Belirlemek midir
Bu mesele İslam düşüncesinde uzun tartışmalara konu olmuştur.
Ayetin tek başına:
“Allah insanı zorla her davranışı yapmaya mecbur eder.”
şeklinde okunması, Kur’an’ın insan sorumluluğunu vurgulayan diğer ayetleriyle birlikte düşünülmelidir.
Tekvîr 28 ve 29’un yan yana bulunması özellikle önemlidir.
Önce:
insanın istemesi
söylenir.
Ardından:
Allah’ın kuşatıcı iradesi
hatırlatılır.
Bu nedenle ilişki basit bir “ya insan ya Allah” ikiliğinden daha derindir.
İslam Düşüncesinde Bu Konuda Farklı Görüşler Var mıdır
Evet.
İslam kelâm tarihinde insan özgürlüğü ve kader konusunda farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir.
Bazı ekoller insan iradesini daha güçlü biçimde vurgulamıştır.
Bazıları Allah’ın yaratıcı kudretini daha merkezî biçimde ele almıştır.
Ehl-i sünnet geleneğinde ise genel olarak insanın:
seçim sahibi olduğu
fakat fiillerinin Allah’ın yaratması dışında bağımsız bir varlık alanı oluşturmadığı savunulmuştur.
Bu tartışma İslam düşüncesinin en derin meselelerinden biridir.
“Kesb” Kavramı Bu Konuyu Açıklamak İçin Nasıl Kullanılmıştır
Kelâm geleneğinde özellikle kesb, yani “kazanma” kavramı önemli olmuştur.
Basitleştirerek söylemek gerekirse:
İnsan:
seçer ve yönelir.
Allah:
fiilin varlık kazanmasını yaratır.
Bu yaklaşım insanın ahlaki sorumluluğunu korurken yaratıcı kudreti Allah’a nispet etmeye çalışır.
Her ne kadar felsefi ayrıntıları oldukça karmaşık olsa da temel amaç iki gerçeği birlikte korumaktır:
İnsan sorumludur.
Ve:
Allah yaratıcıdır.

Eğer Allah Her Şeyi Biliyorsa İnsan Gerçekten Özgür müdür
Bu da kader tartışmasının önemli sorularından biridir.
Burada bilgi ile zorlama arasında ayrım yapmak gerekir.
Bir şeyi bilmek:
o şeyi zorla yaptırmakla aynı değildir.
Örneğin bir davranışın gerçekleşeceğini bilmek teorik olarak o davranışın sebebi olmak zorunda değildir.
İslam düşüncesinde Allah’ın bilgisi zamana bağlı insan bilgisi gibi ele alınmaz.
Dolayısıyla:
Allah’ın önceden bilmesi
ile:
insanın seçiminin gerçek olması
birbirini zorunlu olarak dışlayan kavramlar değildir.

Allah’ın Bilmesi Geleceği Değişmez Bir Senaryoya mı Dönüştürür
İnsan açısından gelecek henüz yaşanmamıştır.
İnsan kararlarını gerçek bir tercih deneyimi içinde verir.
Allah’ın bilgisi ise teolojik açıdan:
zamanla sınırlı olmayan bilgi
olarak düşünülür.
Bu nedenle insan için geleceğin açık olmasıyla Allah’ın onu bilmesi farklı düzlemlerde değerlendirilebilir.
İnsanın karar anında yaşadığı seçim:
onun sorumluluğunun temelidir.

“Âlemlerin Rabbi” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Kullanılır
Ayet yalnızca:
“Allah dilemedikçe…”
demez.
Allah’ı:
“Âlemlerin Rabbi”
olarak tanımlar.
Bu ifade son derece geniştir.
Rab:
yaratan,
yöneten,
varlığı sürdüren
ve terbiye eden
anlam alanlarını taşır.
“Âlemlerin Rabbi” denildiğinde insanın iradesi bile bütün varlık düzeninin sahibinden bağımsız düşünülemez.
Bu, surenin finaline çok büyük bir kozmik perspektif kazandırır.

Sure Güneşle Başlayıp Allah’ın İradesiyle Bitmesi Neden Dikkat Çekicidir
Tekvîr Suresi:
Güneş dürüldüğünde…
ifadesiyle başlamıştı.
Sonra:
yıldızlar,
dağlar,
denizler,
insan,
hesap,
vahiy
ve irade
anlatıldı.
Son ayette ise bütün bunların üzerinde:
Âlemlerin Rabbi Allah’ın iradesi
yer alır.
Bu yapı son derece anlamlıdır.
Sure evrenin düzeninin sona ereceğini anlatırken en sonunda:
o düzenin nihai sahibine
ulaşır.

İnsan Özgürlüğü Mutlak Olmadığı Hâlde Neden Değerlidir
Bir özgürlüğün değerli olması için sınırsız olması gerekmez.
İnsan birçok şeyi seçemez.
Doğduğu zamanı seçemez.
Anne babasını seçemez.
Ölümün varlığını ortadan kaldıramaz.
Fakat sahip olduğu sınırlı alan içerisinde:
nasıl davranacağını
önemli ölçüde seçebilir.
İşte ahlaki sorumluluk bu sınırlı fakat gerçek seçim alanında ortaya çıkar.
Özgürlük:
sınırsız güç değil, anlamlı tercih kapasitesidir.

Allah’ın İradesine Bağlı Olmak İnsanın Umudunu Artırabilir mi
Evet.
Ayet yalnızca insanın sınırını hatırlatan bir ifade değildir.
Aynı zamanda insanın varlığının:
kendisinden daha büyük bir iradeye bağlı olduğunu
söyler.
Bu, inanan açısından şu anlamı taşıyabilir:
Hayat bütünüyle tesadüfi ve kontrolsüz değildir.
İnsan her şeyi kontrol edemez.
Ama varlık:
mutlak bir anlamsızlığın elinde değildir.
Bu düşünce sorumlulukla birlikte güven duygusu da oluşturabilir.

Dua İnsan İradesiyle Allah’ın İradesinin Buluştuğu Bir Alan mıdır
Dua tam olarak bu ilişkinin güzel örneklerinden biridir.
İnsan:
ister.
Arzu eder.
Talepte bulunur.
Çaba gösterir.
Fakat sonucun tamamen kendi kontrolünde olmadığını kabul eder.
Bu nedenle dua:
insanın iradesini inkâr etmek değil, iradesinin sınırını kabul etmektir.
İnsan isteğini ifade eder.
Sonucu ise Allah’ın bilgisine ve iradesine bırakır.

Tekvîr 28 Ve 29 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Denge Ortaya Çıkar
- ayet:
“İçinizden dosdoğru olmak isteyenler için…”
- ayet:
“Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”
Bu iki ayetin yan yana bulunması son derece önemlidir.
Birincisi insanı:
sorumlu
kılar.
İkincisi insanı:
mütevazı
kılar.
Birincisi:
“Seçimin önemlidir.”
der.
İkincisi:
“Ama sen mutlak değilsin.”
der.
İşte Tekvîr’in özgürlük anlayışındaki denge burada ortaya çıkar:
İrade vardır ama bağımsız ilahlık yoktur.

Tekvîr Suresi 29. Ayetin Ve Surenin En Derin Mesajı Nedir
Tekvîr Suresinin son ayeti çok büyük bir felsefi gerilimle biter:
İnsan ister.
Ama:
Allah dilemedikçe insanın istemesi bile mümkün değildir.
İlk bakışta bu iki düşünce çelişkili görünebilir.
Fakat sure onları art arda getirerek insan varlığının iki yönünü birlikte gösterir.
İnsan:
özgürlük sahibi bir varlıktır.
Karar verir.
Yön seçer.
İyilik ile kötülük arasında tercihler yapar.
Bu nedenle sorumludur.
Fakat aynı insan:
kendi varlığını yaratmamıştır.
Aklını yaratmamıştır.
İrade yeteneğini yaratmamıştır.
İçinde yaşadığı evreni yaratmamıştır.
Dolayısıyla özgürlüğü:
mutlak bağımsızlık değildir.
İşte Tekvîr Suresi burada olağanüstü bir final yapar.
Sure başında Güneş bile insanın kontrolünün dışındaydı.
Sonunda insanın kendi iradesinin bile mutlak olmadığı hatırlatılır.
Arada bütün evrenin sonu, insanın hesabı ve vahyin güvenilirliği anlatılmıştır.
Ve sonunda insanın önüne iki gerçek bırakılır:
Sen seçiyorsun.
Ama:
sen Âlemlerin Rabbi değilsin.
Belki de bu ayetin insan için en derin dersi budur:
İnsan ne tamamen çaresiz bir nesnedir ne de kendi kaderinin mutlak yaratıcısıdır.
O:
seçim yapan fakat varlığı kendisine verilmiş bir varlıktır.
Bu denge insanın hem sorumluluğunu hem tevazusunu korur.
İrade insana:
“Hayatından sen de sorumlusun.”
der.
Allah’ın iradesi ise:
“Ama varlığın bütünü senin kontrolünde değil.”
diye hatırlatır.
Tekvîr Suresinin son sözü bu nedenle yalnızca kader hakkında değildir.
Aynı zamanda insanın evrendeki gerçek konumunu öğretir:
Özgür, fakat sınırlı.
Sorumlu, fakat yaratıcı değil.
İrade sahibi, fakat Âlemlerin Rabbi’nin iradesinden bağımsız değil.
“İnsan kendi yönünü seçebilecek kadar özgürdür; fakat varlığın tamamına hükmedecek kadar mutlak değildir. Tekvîr’in son ayeti insanı ne iradesiz bırakır ne de ilahlaştırır: Ona sorumluluğunu verir, sınırını da hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu