Nisa Suresi'nin Türkçe Meali Nedir
"Bir sure, sadece hükümler dizisi değildir; insanın kalbini adaletle terbiye eden bir yol haritasıdır. Nisa, adaleti aileden topluma taşıyan büyük bir vicdan metnidir."
— Ersan Karavelioğlu
1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinizden sakının. Adını anarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde gözetleyicidir.
2. Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
3. Eğer yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, o hâlde size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyelerle yetinin). Bu, haksızlıktan uzak kalmanız için daha uygundur.
4. Kadınlara mehirlerini gönül rızasıyla verin. Eğer onlar, gönül hoşnutluğu ile mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu afiyetle yiyin.
5. Allah’ın sizin geçiminiz için ayakta tuttuğu mallarınızı, aklı ermezlere vermeyin. Onları yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
6. Yetimleri, rüşd çağına gelinceye kadar deneyin. Onlarda bir olgunluk görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler diye mallarını israf ederek yemeyin. Zengin olan iffetli davranmalı, fakir olan ise maruf ölçülerinde yemelidir. Mallarını kendilerine teslim ettiğinizde, yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.
7. Ana babanın ve akrabanın bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Bu, az da olsa, çok da olsa, farz kılınmış bir paydır.
8. Miras taksimi sırasında, yakınlar, yetimler ve yoksullar hazır bulunursa, onlara da ondan verin ve onlara güzel söz söyleyin.
9. Kendileri, geride zayıf çocuklar bırakacak olsalar, onlardan endişe ederlerdi. Bu yüzden Allah’tan korksunlar ve doğru söz söylesinler.
10. Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar ve onlar çılgın alevli ateşe gireceklerdir.
11. Allah, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar miras verilmesini emreder. Eğer hepsi kadın olan ikiden fazla iseler, bunlara, bırakılanın üçte ikisi verilir. Eğer tek bir kız ise, ona yarısı verilir. Ölenin çocuğu varsa, ana babasından her birine bırakılanın altıda biri verilir. Eğer çocuğu yoksa ve ana babası ona vâris olmuşsa, anasına üçte biri verilir. Eğer kardeşleri varsa, anasına altıda biri verilir. Bu hükümler, ölenin yapacağı vasiyetten veya borcundan sonradır. Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından konulmuş farzlardır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
12. Eğer eşlerinizin çocuğu yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu hükümler, yapacakları vasiyetten veya borçtan sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri eşlerinizindir. Bu hükümler, yapacağınız vasiyetten veya borçtan sonradır. Eğer miras bırakan erkek veya kadın, kelâle denilen çocuk ve babası olmayan bir kimse ise, onun bir erkek veya kız kardeşi varsa, her birine altıda biri verilir. Eğer bunlar ikiden fazla iseler, üçte birine ortak olurlar. Bu hükümler, zarara uğratılmaksızın yapılacak vasiyetten veya borçtan sonradır. Bu, Allah tarafından bir vasiyettir. Allah, hakkıyla bilendir, yumuşak olandır.
13. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederse, Allah onu, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada ebedî kalacaklardır. İşte bu, büyük başarıdır.
14. Kim de Allah’a ve Rasûlü’ne isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu, içinde ebedî kalacağı ateşe koyar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.
15. Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara, aleyhlerinde dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, kendilerini ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerde hapsedin.
16. Sizden zina yapanların her ikisine de eziyet edin. Eğer tevbe edip hâllerini düzeltirlerse, artık onları bırakın. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir.
17. Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeyerek kötülük edip de sonra çabucak tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah, bunların tevbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
18. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da nihayet ölüm gelip çatınca, “Ben şimdi tevbe ettim” diyenlerin tevbesi ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlar, kendileri için elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir fuhuş yapmadıkça onlara verdiğinizin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, olabilir ki, sizin hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır takdir etmiştir.
20. Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine yüklerle mehir vermişseniz, ondan hiçbir şey almayın. İftira ederek ve açık bir günaha girerek verdiğinizi alır mısınız?
21. Verdiğinizi alıp geri döndürmeniz nasıl caiz olabilir ki? Hâlbuki birbirinize karışıp kaynaştınız ve onlar sizden kuvvetli bir teminat aldılar.
22. Babalarınızın nikâhladığı kadınlarla evlenmeyin. Geçmişte olanlar hariçtir. Çünkü bu, çirkin bir hayasızlık ve iğrenç bir yoldur.
23. Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, eşlerinizin anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz eşlerinizden olup, himayenizde bulunan üvey kızlarınız (ki eğer onlarla zifafa girmemişseniz, bir sakınca yoktur), öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birlikte nikâhlamanız. Geçmişte olanlar hariçtir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
24. (Savaşta) ellerinizin sahip olduğu cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmek de size haram kılındı. Bu, Allah’ın üzerinize yazdığı bir farzdır. Bunlardan başkasını, iffetli yaşamak ve zina etmeksizin, mallarınızla istemeniz helâl kılındı. Onlardan hangisinden yararlanmışsanız, ücretlerini onlara bir fariza olarak verin. Mehrin miktarını belirledikten sonra karşılıklı hoşnut olmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
25. İçinizden, özgür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyenler, ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden alsınlar. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin. Onlara, maruf ölçülerde mehirlerini verin. Eğer evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o takdirde onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu, içinizden günaha girme korkusu duyanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
26. Allah, size (hükümlerini) açıklamak, sizi sizden öncekilerin yollarına iletmek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27. Allah, sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise, sizin büyük bir sapıklıkla yoldan çıkmanızı isterler.
28. Allah, yükünüzü hafifletmek ister, çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
29. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin, ancak karşılıklı rızaya dayanan bir ticaretle olursa başka. Kendi kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.
30. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, biz onu ateşe sokacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.
31. Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.
32. Allah’ın kiminize diğerinden daha fazla verdiği şeyleri özlemeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
33. Ana baba ve akrabanın geriye bıraktıklarından her biri için vârisler kıldık. Kendileriyle akit yaptıklarınıza da paylarını verin. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir.
34. Allah’ın, kimini kimine üstün kılmasından dolayı ve mallarından infak etmelerinden dolayı, erkekler kadınların koruyup kollayıcılarıdır. İyi kadınlar, itaatkâr olanlardır ve Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri yalnızken de koruyanlardır. Nüşuzundan (geçimsizliğinden) endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarda yalnız bırakın ve onları (hafifçe) dövün. Size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.
35. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, o takdirde erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, barıştırmak isterlerse, Allah aralarını bulur. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
36. Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ve ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.
37. Bunlar, cimrilik eden, insanlara cimriliği emreden ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.
38. Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcarlar ve Allah’a ve ahiret gününe iman etmezler. Şeytan, kime arkadaş olursa, ne kötü bir arkadaştır o!
39. Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah’ın kendilerine verdiğinden infak etselerdi, ne olurdu sanki? Allah, onları hakkıyla bilendir.
40. Şüphesiz Allah, zerre kadar haksızlık etmez. Eğer bir iyilik olursa, onu kat kat artırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.
41. Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman (halleri) nice olacak?
42. O gün, inkâr edenler ve Rasûl’e isyan edenler, yerle bir olmayı arzu ederler. Onlar, Allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler.
43. Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye kadar; cünüp iken de, yolcu olan müstesna, yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculuk hâlinde iseniz, yahut biriniz ayak yolundan gelmişse ya da kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
44. Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar.
45. Allah, düşmanlarınızı daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak yeter.
46. Yahudilerden bir kısmı, kelimeleri konuldukları yerlerden değiştirirler. “Dinledik ve isyan ettik” derler. Dillerini eğip bükerek ve dini yererek, “İşit, işitmez olası” ve “Râinâ” derler. Eğer onlar, “İşittik ve itaat ettik”, “Dinle” ve “Bizi gözet” deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat inkârları sebebiyle, Allah onları lanetlemiştir. Artık pek az inanırlar.
47. Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızdakileri doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin ki, biz bazı yüzleri silip arkalarına döndürmeden veya cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden önce. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.
48. Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri, dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, şüphesiz pek büyük bir günahla iftira etmiş olur.
49. Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah, dilediğini temize çıkarır ve onlara kıl kadar bile zulmedilmez.
50. Bak nasıl da Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu, yeter.
51. Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Bunlar, cibt ve tâğuta inanıyorlar ve inkâr edenler için, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.
52. İşte bunlar, Allah’ın lanetledikleridir. Allah’ın lanetlediği kimseye yardımcı bulamazsın.
53. Yoksa onların mülkten bir payı mı var? Öyle olsaydı, insanlara zerre kadar bile bir şey vermezlerdi.
54. Yoksa onlar, Allah’ın, lütfundan insanlara verdiği şeyler için mi kıskanıyorlar? Oysa biz, İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük bir mülk de verdik.
55. Onlardan kimi ona iman etti, kimi de ondan yüz çevirdi. Onlara çılgın alevli cehennem yeter.
56. Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız. Derileri piştikçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
57. İman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Onlar için orada tertemiz eşler vardır. Onları koyu bir gölgeye sokacağız.
58. Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve Rasûlü’ne götürün. Bu, daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
60. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini ileri sürenleri görmedin mi? Tağutun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu inkâr etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan, onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.
61. Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin” denildiğinde, münafıkların senden iyice yüz çevirdiklerini görürsün.
62. Ellerinin yaptığı (yüzünden) başlarına bir musibet geldiğinde sana gelerek, “Biz, sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istemiştik” diye Allah’a yemin ederler.
63. Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse sen onlara aldırma ve onlara öğüt ver. Onlara nefislerine tesir edecek güzel söz söyle.
64. Biz, her peygamberi, ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar, kendilerine zulmettiklerinde sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli bulurlardı.
65. Hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden dolayı, içlerinde bir burukluk duymaksızın tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.
66. Eğer biz onlara, “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı, elbette bu, kendileri için daha hayırlı ve daha sağlam olurdu.
67. O zaman elbette biz, onlara katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
68. Ve onları mutlaka dosdoğru yola iletirdik.
69. Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Bunlar, ne güzel arkadaştır!
70. İşte bu, Allah’tan bir lütuftur. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.
71. Ey iman edenler! Tedbirinizi alın, bölük bölük veya topluca savaşa çıkın.
72. İçinizde öyleleri vardır ki, gerçekten geri kalır. Size bir musibet isabet ettiğinde, “Allah bana lütufta bulundu da onlarla beraber bulunmadım” der.
73. Eğer Allah’tan size bir lütuf isabet ederse, sanki sizinle onun arasında hiç dostluk yokmuş gibi, “Keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir kazanç elde etseydim” der.
74. O hâlde, dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolunda savaşsın. Kim Allah yolunda savaşırsa, öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
75. Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Halkı zalim olan bu şehirden bizi çıkar, bize katından bir veli ve bize katından bir yardımcı gönder” diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?
76. İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise tâğut yolunda savaşırlar. O hâlde, şeytanın dostları ile savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
77. Kendilerine, “Ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Savaş üzerlerine yazıldığında, içlerinden bir grup, Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkuyorlar ve “Rabbimiz! Savaşı neden üzerimize yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” dediler. De ki: “Dünya menfaati azdır. Takva sahipleri için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl kadar bile haksızlık edilmez.”
78. Nerede olursanız olun, yüksek kulelerde dahi olsanız, ölüm size ulaşır. Onlara bir iyilik isabet ederse, “Bu Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük isabet ederse, “Bu, sendendir” derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar?
79. Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her kötülük ise nefsindendir. Biz seni insanlara bir rasûl olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
80. Kim Rasûl’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
81. Sana, “Başüstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden bir grup, gece senin söylediklerinin tersini kurar. Allah, onların gece kurduklarını yazar. Onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
82. Hâlâ Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda birçok ihtilaf bulurlardı.
83. Onlara güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde, onu yayarlar. Halbuki onu Rasûl’e ve içlerinden emir sahiplerine götürselerdi, onların arasından istinbat edebilenler, onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.
84. O hâlde Allah yolunda savaş. Sen, yalnızca kendinden sorumlusun. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah, kâfirlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha kuvvetlidir, cezası daha çetindir.
85. Kim güzel bir şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir pay vardır. Kim kötü bir şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir pay vardır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
86. Size bir selam verildiğinde, ondan daha güzeli ile veya aynı şekilde karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla hesap edendir.
87. Allah, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. Elbette sizi, ayrılığa düştüğünüz şeylerde kıyamet günü bir araya getirecektir. Allah’a karşı, yalan uyduran kimseden daha doğru kim vardır?
88. Size ne oluyor ki, münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Oysa Allah, onları kazandıkları sebebiyle baş aşağı etmiştir. Allah’ın saptırdığını doğru yola mı iletmek istiyorsunuz? Allah’ın saptırdığı kimse için asla bir yol bulamazsın.
89. Onlar, kendileri inkâr ettikleri gibi, sizin de inkâr etmenizi isterler ki, onlarla bir olasınız. Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan kendileriyle bir antlaşma yapılmış bir kavim içinde bulunanlar yahut sizinle savaşıp da kendi kavimleriyle savaşmaktan gönülleri sıkılanlar hariçtir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlar ve barış teklif ederlerse, Allah size, onlar aleyhine bir yol vermemiştir.
90. Bir başka topluluğun da sizden ve kendi topluluklarından emin olmak istediklerini göreceksiniz. Ne zaman fitneye çağrılsalar, ona baş aşağı dalarlar. Eğer sizden uzak durmaz, barış teklif etmez ve ellerini çekmezlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. İşte onlara karşı size apaçık yetki verdik.
91. Eğer mümin bir topluluktan ise ve ailesi (diyeti) bağışlarsa, mümin bir köle azat etmek gerekir. Eğer düşmanınız olan bir topluluktan ise, mümin bir köle azat etmek gerekir. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluluktan ise, ailesine bir diyet teslim etmek ve mümin bir köle azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimse, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutmalıdır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
92. Kim bir mümini kasıtlı olarak öldürürse, cezası ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.
93. Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınızda, gereken araştırmayı yapın ve size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek “Sen mümin değilsin” demeyin. Allah katında çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz, Allah size lütufta bulundu. O hâlde, iyice araştırın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan hakkıyla haberdardır.
94. Müminlerden, özür olmaksızın yerlerinde oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah, hepsine de güzellik (cennet) vaat etmiştir. Bununla birlikte Allah, cihad edenleri oturanlara göre çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
95. Kendi katından derece, bağışlanma ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
96. Kendilerine zulmettikleri hâlde, canlarını alacağı kimselere melekler şöyle der: “Ne işte idiniz?” “Biz yeryüzünde çaresiz bırakılmış kimselerdik” derler. Melekler de, “Allah’ın yeri geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” derler. İşte onların barınakları cehennemdir. O ne kötü bir dönüş yeridir.
97. Ancak gerçekten çaresiz bırakılmış, erkekler, kadınlar ve çocuklardan hicret etmeye gücü yetmeyenler ve yol bulamayanlar müstesnadır.
98. Umulur ki Allah, onları affeder. Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
99. Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek birçok yer ve bolluk bulur. Kim evinden Allah ve Rasûlü’ne hicret ederek çıkar, sonra da kendisine ölüm yetişirse, onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
100. Yolculukta yaya veya binek üzerinde olduğunuz hâlde, kısaltmanızda size bir günah yoktur. Eğer inkâr edenlerin, size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, (namazı) kısaltmanızda bir sakınca yoktur. Çünkü inkâr edenler, sizin apaçık düşmanınızdır.
101. Sen onların içinde olup da namazı kıldırdığın zaman, onlardan bir grup seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettiklerinde, arkanızda dursunlar. Sonra namazı kılmayan diğer grup gelsin, seninle beraber namazı kılsınlar ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Küfredenler, silahlarınızdan ve eşyalarınızdan bir an için gafil olmanızı ve üzerinize ansızın saldırmayı isterler. Eğer yağmurdan dolayı bir sıkıntınız varsa veya hasta iseniz, silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah, inkâr edenlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
102. Namazı bitirdiğinizde, ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde Allah’ı zikredin. Artık emniyette olduğunuzda, namazı kılın. Çünkü namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
103. Düşmanı takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz, Allah’tan onların ümit etmediklerini ümit ediyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
104. Şüphesiz biz, kitabı sana hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin. Hâinlerden taraf olma.
105. Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
106. Kendilerine hainlik edenleri savunma. Çünkü Allah, hâinlikte ısrar eden günahkârları sevmez.
107. İnsanlardan gizleseler de, Allah’tan gizleyemezler. Geceleyin O’nun razı olmadığı sözü kurarlarken, O, onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.
108. İşte siz, dünya hayatında onları savundunuz. Fakat kıyamet günü, onları Allah’a karşı kim savunacak veya kim onlara vekil olacak?
109. Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur.
110. Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
111. Kim bir hata veya günah işler de sonra onu bir suçsuza atarsa, şüphesiz ki bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiştir.
112. Allah’ın sana lütuftan ve rahmetinden dolayı olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmayı düşünmüştü. Oysa onlar, ancak kendilerini saptırırlar ve sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah’ın sana olan lütfu çok büyüktür.
113. Onların gizli konuşmalarının çoğunda bir hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi veya iyiliği veya insanların arasını düzeltmeyi emreden kimsenin (gizli konuşması) başka. Kim Allah’ın rızasını isteyerek bunu yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
114. Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.
115. Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri, dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, şüphesiz uzak bir sapıklığa düşmüştür.
116. Onlar, Allah’ı bırakıp sadece dişilere tapıyorlar ve ancak asi şeytana tapıyorlar.
117. Allah, onu lanetlemiştir. O da, “Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım” dedi.
118. “Elbette onları saptıracağım, elbette onları boş kuruntulara sokacağım, elbette onlara emredeceğim, hayvanların kulaklarını yaracaklar ve elbette onlara emredeceğim, Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramıştır.
119. Şeytan onlara vaad eder ve onları boş kuruntulara düşürür. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey vaad etmez.
120. İşte onların varacağı yer cehennemdir. Oradan kaçacak bir yer bulamazlar.
121. İman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Allah’ın vaadi haktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?
122. İşte sizin ümitleriniz! Onlar, Allah size bir azap isabet ettirmedikçe ve Allah, kendisinden bir vaadde bulunmadıkça, onların da ümitleri yoktur.
123. Her kim bir kötülük yaparsa, ona ondan başka bir ceza verilmez. O, Allah’tan başka bir dost ve yardımcı bulamaz.
124. Kim de mümin olarak salih amel işlerse, işte onlar, cennete girerler ve orada onlara hesapsız nimetler verilir.
125. Dinde, ihlâs ile Allah’a yönelen, hanîf olarak İbrahim’in milletine tâbi olan kimseden daha güzel kim vardır? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.
126. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.
127. Sana kadınlar hakkında fetva soruyorlar. De ki: “Onlara dair fetvayı size Allah ve kitaptaki yetim kadınlara vermeniz gereken ve hoşunuza gitmediği hâlde onlarla evlenmeniz için farz kılınan hüküm verir. Zayıf çocuklarla ilgili ve yetimlere adaleti yerine getirin” diye yazılanı okur. Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah, onu hakkıyla bilendir.
128. Eğer bir kadın, kocasının kendisine nüşuzundan (geçimsizliğinden) veya yüz çevirmesinden korkarsa, aralarında barış yapmalarında kendilerine bir günah yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise, kıskançlığa meyyaldir. Eğer ihsan eder ve sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
129. Kadınlarınız arasında adalet sağlamaya ne kadar gayret etseniz de, buna güç yetiremezsiniz. O hâlde birine tamamen meyledip diğerini askıda bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
130. Eğer ayrılırlarsa, Allah her birine lütfuyla genişlik verir. Allah, lütfu geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
131. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Andolsun ki, sizden önce kitap verilenlere ve size Allah’tan korkmanızı emrettik. Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye layıktır.
132. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.
133. Ey insanlar! Eğer dilerse, sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla gücü yetendir.
134. Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki, dünya ve ahiret nimetleri Allah’ın katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
135. Ey iman edenler! Kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için adaleti ayakta tutun, doğru şahitlik eden kimseler olun. İster zengin ister fakir olsun, Allah, ikisine de daha yakındır. Adalet etmeksizin hevanıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker veya çekinirseniz, şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan hakkıyla haberdardır.
136. Ey iman edenler! Allah’a, Rasûlü’ne, Rasûlü’ne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa düşmüştür.
137. İman ettikten sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra inkârlarını artıranları, Allah bağışlamayacak ve onları doğru yola iletmeyecektir.
138. Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele.
139. Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler. İzzeti onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz izzet, tamamıyla Allah’a aittir.
140. Allah, kitabında size şunu indirmiştir: “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar başka bir söze dalmadıkça, onlarla beraber oturmayın. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz.” Şüphesiz Allah, münafıkları ve kâfirlerin tümünü cehennemde toplayacaktır.
141. Sizi gözetleyip duranlar, eğer size Allah’tan bir zafer ulaşırsa, “Sizinle beraber değil miydik?” derler. Eğer kâfirlere bir pay düşerse, “Size üstünlük sağlamadık mı ve sizi müminlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, müminler aleyhine kâfirlere asla yol vermeyecektir.
142. Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Oysa Allah, onların hilesini başlarına geçirir. Namaza kalktıklarında tembelce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı da çok az zikrederler.
143. Onlar, bununla bunun arasında bocalayıp dururlar. Ne onlara ne bunlara. Allah’ın saptırdığı kimse için asla bir yol bulamazsın.
144. Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
145. Şüphesiz münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.
146. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini Allah’a halis kılanlar müstesnadır. İşte onlar, müminlerle beraberdir. Allah, müminlere büyük bir mükâfat verecektir.
147. Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niçin azap etsin? Allah, şükre karşılık veren, hakkıyla bilendir.
148. Allah, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Ancak kendisine zulmedilen başka. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
149. Eğer bir hayrı açıklar veya gizler ya da bir kötülüğü affederseniz, şüphesiz Allah, çok affedicidir, hakkıyla gücü yetendir.
150. Allah’ı ve peygamberlerini inkâr eden, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen, “Bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz” diyen ve bu ikisinin arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu?
151. İşte bunlar, gerçek kâfirlerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.
152. Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerinden ayırmayanlara gelince, işte Allah, onlara mükâfatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
153. Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar, Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişlerdi de, “Bize Allah’ı apaçık göster” demişlerdi. Bunun üzerine, zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Daha sonra, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra buzağıyı (ilah) edindiler. Biz, bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir delil verdik.
154. Verdikleri sağlam sözü bozmaları sebebiyle Tûr dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara, “Secdeye vararak kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi günleri haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
155. Verdikleri sözü bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıflıdır” demeleri sebebiyle, Allah onları lanetlemiştir. Hayır, Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Artık pek azı müstesna, iman etmezler.
156. Kendilerine gelen delilleri inkâr etmeleri ve Meryem’e büyük bir iftira atmaları,
157. “Biz, Allah’ın Rasûlü Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demeleri sebebiyle (onları lanetledik). Oysa onu ne öldürdüler ne de astılar. Fakat onlara öyle gösterildi. Gerçekten onun hakkında ihtilafa düşenler, bundan dolayı tam bir şüphe içindedirler. Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur, sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler.
158. Bilakis Allah, onu kendisine yükseltti. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
159. Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir. Kıyamet günü de, o, onların aleyhine şahit olacaktır.
160. Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları sebebiyle, kendilerine helâl kılınmış temiz ve güzel şeyleri onlara haram kıldık.
161. Faiz almaları ve haksız yere insanların mallarını yemeleri sebebiyle, onlardan inkâr edenlere elem dolu bir azap hazırladık.
162. Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe iman edenler yok mu? İşte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
163. Şüphesiz biz, Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya‘kub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a vahyettik. Dâvûd’a da zebûru verdik.
164. Daha önce kendilerine anlattığımız peygamberlere ve sana anlatmadığımız peygamberlere de vahyettik. Allah, Mûsâ ile de konuştu.
165. Müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
166. Fakat Allah, sana indirdiğine şahittir ki, onu, kendi bilgisiyle indirmiştir. Melekler de buna şahittir. Şahit olarak Allah yeter.
167. Şüphesiz inkâr edip Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
168. Şüphesiz inkâr edip zulmedenleri, Allah bağışlayacak ve onları doğru bir yola iletecek değildir.
169. Onları ancak cehennem yoluna iletecektir ki, onlar orada ebedî kalacaklardır. Bu, Allah’a pek kolaydır.
170. Ey insanlar! Rasûl size, Rabbinizden hakkı getirdi. Öyleyse, sizin için daha hayırlı olarak iman edin. Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
171. Ey ehl-i kitap! Dininizde haddi aşmayın ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın Rasûlü’dür, Allah’ın Meryem’e ilka ettiği kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin ve “Üçtür” demeyin. (Bundan) Vazgeçin, hayrınıza olur. Allah, yalnızca bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.
172. Mesih ve Allah’a en yakın melekler, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O’na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki Allah, onların tümünü huzuruna toplayacaktır.
173. İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlara mükâfatlarını tastamam verecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Kulluk etmekten çekinen ve büyüklük taslayanlara gelince, onlara acı bir azap verecek ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır.
174. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir burhan geldi ve biz size apaçık bir nur indirdik.
175. Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanları, Allah, kendisinden bir rahmet ve lütfa sokacak ve onları, kendisine götüren dosdoğru bir yola iletecektir.
176. Senden fetva isterler. De ki: “Kelâle (çocuğu ve babası olmayan) biri hakkında Allah size şöyle fetva veriyor: Eğer çocuğu ve babası olmayan bir kimse ölür ve bir kız kardeşi kalırsa, bıraktığının yarısı onundur. (Erkek) kardeş de ona vâristir. Eğer iki (kız kardeşi) varsa, bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler, erkek ve kadın iseler, erkeğe, kadının payının iki katı verilir. Allah, şaşırıp sapmayasınız diye size açıklama yapıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Son Söz
Nisa Suresi'nin “Türkçe meali” denince çoğu kişi yalnız cümleleri arar; ama Nisa'nın asıl gücü, cümlelerin arkasındaki adalet mimarisidir. Bu sure, insanı “güç”le değil “hak”la ölçer; aileyi “heves”le değil “emanet”le kurar."Bir toplumun büyüklüğü, zayıfın hakkını koruduğu kadar büyüktür. Nisa, o büyüklüğün ölçüsünü öğretir."
— Ersan Karavelioğlu
Son düzenleme:
