Nisâ Suresi 107. Ayette “Kendilerine Hainlik Edenleri Savunma; Şüphesiz Allah Hainlikte ve Günahta Israr Edenleri Sevmez” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Nisâ 107, sadakatin kişilere değil hakikate verilmesi gerektiğini öğretir. Birini sevmek, onun yanlışını doğru göstermek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.”
Ersan Karavelioğlu
Nisâ Suresi’nin 107. ayeti, hemen önceki 105 ve 106. ayetlerde başlayan adalet, hainleri savunmama, yanlış hüküm ve bağışlanma dileme temasını devam ettirir.
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:
“Kendilerine hainlik edenleri savunma. Şüphesiz Allah, hainlikte ve günahta ileri giden kimseleri sevmez.”
Bu kısa ayet çok güçlü bir ahlâk ilkesi ortaya koyar:
Bir kişinin yakınlığı, aidiyeti veya bizim tarafımızda bulunması, onun haksızlığını savunmamızı meşru hâle getirmez.
Nisâ Suresi 107. Ayetin Temel Mesajı Nedir
Ayetin ana mesajı şudur:
Haksız olduğunu bildiğin kişiyi haksızlığı üzerinden savunma.
İnsan;
akrabasını,
arkadaşını,
kendi topluluğundan birini
veya sevdiği bir kişiyi
korumak isteyebilir.
Fakat adalet söz konusu olduğunda bağlılığın ölçüsü kişi değil hakikat olmalıdır.
“Kendilerine Hainlik Edenler” Ne Demektir
Ayette kullanılan ifade oldukça dikkat çekicidir.
Hainlik yapan kişi aslında sadece başkasına değil, kendi kendisine de zarar vermektedir.
Çünkü insan;
haksızlık,
yalan,
ihanet
ve günah
işlediğinde kendi ahlâkî durumunu da bozar.
Başkasını aldatırken kendi karakterini de aşındırır.
İnsan Başkasına Hainlik Yaparken Kendine Nasıl Hainlik Eder
Bir insan kısa vadede kazanç sağlayabilir.
Bir suçu gizleyebilir.
Birinin hakkını yiyebilir.
Fakat bunun karşılığında;
vicdanını,
güvenilirliğini,
ahlâkını
ve Allah karşısındaki sorumluluğunu
zedeleyebilir.
Bu nedenle kötülük sadece dışarıya yönelmez.
Failin kendisini de dönüştürür.
“Onları Savunma” Ne Anlama Gelir
Burada yasaklanan şey, suçlu olduğunu bildiğin kişiyi haksız biçimde haklı göstermeye çalışmaktır.
Örneğin;
delili gizlemek,
yalan söylemek,
masumu suçlamak,
suçluyu temize çıkarmak
veya toplumsal baskıyla adaleti eğip bükmek
bu kapsama girebilir.
Bu, kişinin hukukî savunma hakkından farklıdır.
Bir Suçlunun Savunma Hakkı Olmasıyla Bu Ayet Çelişir mi
Hayır.
Her insanın hukuk önünde savunma hakkı vardır.
Savunma hakkı;
delilleri incelemek,
usule uygun yargılanmayı istemek
ve hukukun tanıdığı haklardan yararlanmak
demektir.
Ama:
Suçlu olduğunu bilerek sahte delil üretmek veya masumu suçlu göstermek
başka bir şeydir.
Ayet bunu reddeder.
Neden İnsan Haksız Birini Savunur
Çünkü insan tarafsız kalmakta zorlanabilir.
Sebep;
akrabalık,
arkadaşlık,
çıkar,
grup bağlılığı,
siyasi aidiyet
veya duygusal yakınlık
olabilir.
Bazen insan gerçeği görmek istemez.
Çünkü gerçeği kabul etmek kendi tarafı hakkında rahatsız edici bir sonuç doğurabilir.
Nisâ 107 tam da bu psikolojik zayıflığa müdahale eder.
Kendi Tarafımızdaki Yanlışı Görmek Neden Daha Zordur
Çünkü insan kimliğini ait olduğu grupla birleştirebilir.
Grubundaki kişinin yanlışını kabul etmek:
“Benim tarafım kötü.”
gibi algılanabilir.
Oysa sağlıklı düşünce şunu ayırabilir:
Bir kişiyi sevmek başka,
onun her davranışını doğru kabul etmek başka şeydir.
Gerçek adalet, aidiyetin ötesine geçebilmelidir.
“Allah Hainleri Sevmez” Ne Anlama Gelir
Bu ifade hainliğin Allah katında ahlâkî olarak reddedildiğini gösterir.
Kur’an’da Allah’ın sevgisi;
adalet,
iyilik,
takvâ
ve doğruluk
gibi değerlerle ilişkilendirilir.
Hainlik ise güveni bozar.
Bu nedenle ihanette ısrar eden kişi, ilahî ahlâkın karşısında bir tutum sergiler.
Hainlik Sadece Devlete veya Topluma Karşı mı Olur
Hayır.
Hainlik çok daha geniştir.
Bir insan;
arkadaşının güvenini kötüye kullanabilir,
eşine ihanet edebilir,
emaneti çalabilir,
işyerindeki güveni suistimal edebilir,
sır saklama sorumluluğunu bozabilir.
Yani hainlik, kendisine verilen güveni bilinçli biçimde kötüye kullanmaktır.
Güven Neden Ahlâkın Bu Kadar Merkezi Bir Parçasıdır
Çünkü toplum güven olmadan yaşayamaz.
İnsanlar birbirlerine;
söz verir,
emanet bırakır,
iş teslim eder,
sır paylaşır,
sözleşme yapar.
Eğer herkes birbirini aldatıyorsa sosyal düzen çöker.
Bu nedenle hainlik yalnızca bireysel günah değildir.
Toplumsal güveni de tahrip eder.

“Günahkâr” İfadesi Burada Ne Anlama Gelir
Ayette hainlikle birlikte günah vurgusu da vardır.
Bu, davranışın tek seferlik basit bir hata olmaktan çıkıp ahlâkî bir bozulmaya dönüşebileceğini gösterir.
İnsan bir yanlış yapabilir ve tövbe edebilir.
Ama yanlışında ısrar eder,
yalanı büyütür
ve yeni haksızlıklarla kendini korumaya çalışırsa sorun derinleşir.

Bir Yanlışı Savunmak Yeni Yanlışlar Üretebilir mi
Evet.
Bu çok sık görülür.
İnsan önce küçük bir hata yapar.
Sonra hatasını gizlemek için yalan söyler.
Yalanı korumak için başka birini suçlar.
Sonra yeni deliller uydurur.
Böylece ilk hata, daha büyük bir ahlâkî zincire dönüşür.
Nisâ 107 bu zincirin erken aşamasında durmayı öğretir.

Yanlış Yapan Birini Sevmek Onu Savunmayı Gerektirir mi
Hayır.
Bazen en doğru sevgi biçimi:
“Burada haksızsın.”
diyebilmektir.
Bir insanın her davranışını savunmak sevgi değildir.
Aksine onun yanlışını büyütebilir.
Gerçek dostluk, kişiyi hatasında güçlendirmek değil, yanlıştan dönmesine yardımcı olmaktır.

Aile Bağları Adaletin Önüne Geçebilir mi
Geçmemelidir.
Bir kişi kardeşimiz, çocuğumuz veya yakın akrabamız olabilir.
Ama bir başkasının hakkını çiğnemişse sırf akrabalık sebebiyle mağduru haksız göstermek doğru değildir.
Adaletin gerçek sınavı çoğu zaman yabancıya karşı değil, kendi yakınımız söz konusu olduğunda ortaya çıkar.

Nisâ 107 Siyasi Tarafgirlik Açısından Ne Söyler
Çok güçlü bir ilke sunar.
Bir insan siyasi olarak desteklediği kişi yanlış yaptığında da aynı ahlâk ölçüsünü uygulayabiliyor mu?
Yoksa:
“Bizimkiler yapınca normal, karşı taraf yapınca suç.”
mu diyor?
Eğer ölçü kişiye göre değişiyorsa ortada adalet değil çifte standart vardır.
Nisâ 107 tam da buna karşıdır.

Bu Ayet Kurumsal Hayatta Nasıl Uygulanabilir
Bir kurumda çalışan kişi;
yolsuzluğu,
usulsüzlüğü,
haksızlığı
veya görevin kötüye kullanılmasını
görebilir.
Kurumu korumak adına yanlışın üzerini örtmek kısa vadede kurumu koruyor gibi görünebilir.
Ama uzun vadede güveni daha fazla yıkar.
Gerçek kurumsal sadakat bazen yanlışı gizlemek değil, düzeltmektir.

Hainlik Yapan Birinin Dönüş Kapısı Kapalı mıdır
Hayır.
Önceki ayet zaten bağışlanma dilemeye çağırmıştı.
Kur’an’ın genel yaklaşımında tövbe kapısı vardır.
Bir insan;
yanlışını kabul eder,
ihaneti bırakır,
mümkünse zararı telafi eder
ve samimi biçimde Allah’a dönerse
manevi dönüş mümkündür.
Ayetin sertliği, insanı umutsuzluğa değil yanlışta ısrar etmemeye çağırır.

Nisâ 107 Günümüz İnsanına Ne Söyler
Bugün insanların en sık düştüğü hatalardan biri, kişileri ilkelerden daha önemli hâle getirmektir.
Sevdiğimiz biri yanlış yaptığında gerçeği değiştirmeye çalışabiliriz.
Takımımız,
partimiz,
ailemiz,
arkadaşımız
veya topluluğumuz
haksız olduğunda bunu kabul etmek zor gelebilir.
Nisâ 107 ise basit ama zor bir ölçü verir:
Kişiyi değil, hakkı savun.

Nisâ 107’nin En Derin Mesajı Nedir
Nisâ Suresi 107. ayet, insanın sadakat anlayışını yeniden düzenler.
İnsan çoğu zaman sadakati şöyle anlar:
“Benim insanım ne yaparsa yapsın yanında dururum.”
Kur’an ise bunun her zaman erdem olmadığını gösterir.
Çünkü yanlış yapanı yanlışında desteklemek, ona gerçek anlamda yardım etmek değildir.
Daha da kötüsü, bir suçluyu korumak için masumu suçlamak yeni bir zulüm üretir.
Bu yüzden gerçek sadakat;
arkadaşına,
ailene,
grubuna
veya liderine
körü körüne bağlılık değildir.
En yüksek sadakat hakikate ve adalete olmalıdır.
Bazen sevdiğin insanın yanında durmanın en doğru yolu onun yanlışını savunmak değil:
“Bunu yapmamalıydın.”
diyebilmektir.
Çünkü insanın hatasını gizlemek onu hatasından kurtarmaz.
Sadece hesaplaşmayı geciktirir.
Belki de Nisâ 107’nin bugüne bıraktığı en güçlü soru şudur:
Sevdiğim biri haksız olduğunda kimi savunuyorum: Onu mu, yoksa hakikati mi?
“Sadakat, sevdiğimiz insanın her yanlışını doğru göstermek değildir. Bazen ona yapılabilecek en büyük iyilik, haksızlığını savunmayı reddetmektir.”
Ersan Karavelioğlu