Nisâ Suresi 98. Ayette “Ancak Gerçekten Güçsüz Bırakılmış Erkekler, Kadınlar ve Çocuklar Bunun Dışındadır; Onlar Bir Çare Bulamaz ve Bir Yol da Bilemezler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Nisâ 98, sorumluluğun insanın gerçek gücüyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini öğretir. Yapabilecek durumda olup yapmamakla, gerçekten hiçbir çıkış yolu bulamamak aynı şey değildir.”
Ersan Karavelioğlu
Nisâ Suresi’nin 98. ayeti, bir önceki 97. ayette geçen çok sert uyarının sınırını açıklar.
- ayette, zulüm ortamında kalmaya devam eden bazı kişilerin:
“Biz güçsüz bırakılmıştık.”
şeklindeki mazeretleri sorgulanmıştı.
- ayet ise hemen ardından gerçek anlamda çaresiz olanları ayrı tutar.
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:
“Ancak gerçekten güçsüz bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar bundan müstesnadır; onlar bir çareye güç yetiremez ve bir yol da bulamazlar.”
Bu ayet, Kur’an’ın sorumluluk anlayışında son derece önemli bir denge kurar:
İmkânı olanla olmayan aynı değildir.
Nisâ Suresi 98. Ayetin Temel Mesajı Nedir
Ayet, gerçek mazeret sahibi olan insanları açıkça korur.
Bir önceki ayette:
“Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya?”
denilmişti.
Şimdi ise:
“Ama gerçekten güçsüz olanlar bunun dışındadır.”
denir.
Bu, Kur’an’ın hüküm verirken insanın gerçek kapasitesini ve şartlarını dikkate aldığını gösterir.
“Güçsüz Bırakılmış” Ne Demektir
Ayette geçen anlam, sadece fiziksel zayıflığı anlatmaz.
Bir insan;
ekonomik,
sosyal,
siyasi,
fiziksel
veya ailevi sebeplerle
hareket edemeyecek hâle getirilebilir.
Dolayısıyla güçsüzlük bazen kişinin kendi seçimi değil, içinde bulunduğu şartların sonucudur.
Neden Erkekler, Kadınlar ve Çocuklar Ayrı Ayrı Zikrediliyor
Bu ifade, gerçek mağduriyetin farklı insan gruplarında ortaya çıkabileceğini gösterir.
Bazı erkekler yaşlı, hasta veya güçsüz olabilir.
Kadınların dönemin sosyal şartlarında tek başına göç etmesi çok zor olabilir.
Çocuklar ise zaten bağımsız karar verebilecek durumda değildir.
Kur’an bu farklı durumları görmezden gelmez.
Gerçekten Çaresiz Olan İnsan Suçlanır mı
Hayır.
Ayetin en temel mesajlarından biri budur.
Bir insan gerçekten;
imkânsızlık,
güçsüzlük
ve çıkış yolu bulamama
nedeniyle bir durumun içinde kalıyorsa, yapamayacağı bir şeyden sorumlu tutulmaz.
Bu ilke Kur’an’ın genel adalet anlayışıyla uyumludur:
Allah hiç kimseye gücünün yetmediği yükü yüklemez.
“Bir Çareye Güç Yetiremezler” Ne Demektir
Bu ifade, sadece istek eksikliğini anlatmaz.
Gerçek anlamda araç ve imkân bulunmamasını ifade eder.
Örneğin kişi;
parasız,
hasta,
korumasız
veya ulaşım imkânından yoksun
olabilir.
Böyle bir insanın:
“Neden gitmedin?”
sorusuyla suçlanması adil olmaz.
“Bir Yol da Bilemezler” Ne Anlama Gelir
Bu ifade bilgi eksikliğini de mazeret alanına dahil eder.
Bir insan çıkış yolunun var olduğunu bilmiyor olabilir.
Nereye gideceğini bilmiyor olabilir.
Kime başvuracağını bilmiyor olabilir.
Yani güçsüzlük sadece bedensel veya maddi değildir.
Bilgiye ulaşamamak da insanın hareket alanını sınırlandırabilir.
Mazeret Sadece Fiziksel Engel midir
Hayır.
Ayet daha geniş bir anlayış sunar.
Mazeret;
fiziksel yetersizlik,
maddi imkânsızlık,
güvenlik tehdidi,
bilgi eksikliği
ve gerçek hareket imkânının bulunmaması
gibi durumları kapsayabilir.
Bu, sorumluluk değerlendirmesinde tek bir ölçünün yeterli olmadığını gösterir.
Nisâ 97 ile 98 Birlikte Ne Öğretiyor
İki ayet birlikte çok güçlü bir denge kurar.
- ayet der ki:
İmkânın olduğu hâlde zulüm içinde kalmayı mazeret hâline getirme.
- ayet ise der ki:
Gerçekten imkânı olmayanı da suçlama.
Bu iki ilke birlikte olmadan adalet kurulamaz.
Sadece 97. ayeti okumak mağduru suçlamaya yol açabilir.
Sadece 98. ayeti okumak ise sorumluluktan kaçışı meşrulaştırabilir.
Kur’an Burada Mağdur ile Pasifliği Nasıl Ayırıyor
Mağdur gerçekten hareket edemiyorsa mazeret sahibidir.
Pasif durumda olan kişi ise hareket edebileceği hâlde korku, rahatlık veya çıkar nedeniyle hiçbir şey yapmıyor olabilir.
Aradaki fark dışarıdan her zaman kolay anlaşılmaz.
Bu yüzden insanların durumunu değerlendirirken acele hüküm vermemek gerekir.
İnsan Başkasının Gerçekten Çaresiz Olup Olmadığını Kolayca Bilebilir mi
Hayır.
Bir insanın dışarıdan imkânı varmış gibi görünmesi yanıltıcı olabilir.
Belki;
tehdit altındadır,
parasızdır,
ailesiyle bağlıdır,
sağlık sorunu vardır
veya ciddi psikolojik baskı yaşamaktadır.
Bu nedenle başkalarının hayatı hakkında:
“İsterse yapardı.”
demek her zaman adil değildir.

Ayet Kadınlar ve Çocuklar Açısından Neden Özellikle Önemlidir
Çünkü tarih boyunca savaş ve göç dönemlerinde en savunmasız gruplar çoğu zaman kadınlar ve çocuklar olmuştur.
Onların karar alma ve hareket etme imkânları daha sınırlı olabilir.
Kur’an bunu dikkate alır ve onları aynı sorumluluk seviyesine koymaz.
Bu, güç farkının ahlâkî değerlendirmede önemli olduğunu gösterir.

Bu Ayet Engelli ve Hasta İnsanlar İçin Nasıl Bir İlke Taşır
Ayet, genel olarak yapamayan insanın yapamamasından dolayı küçümsenmemesi gerektiğini gösterir.
Bir insan;
yürüyemiyor,
ağır hasta,
yaşlı
veya başka bir fiziksel engel içindeyse,
onun sorumluluğu sağlıklı bir insanla aynı şekilde değerlendirilemez.
Adalet:
“Herkese aynı görevi ver.”
değil,
“Herkesi gücü ölçüsünde değerlendir.”
demektir.

Gerçek Çaresizlik İnsanın Değerini Azaltır mı
Hayır.
İnsanın yapamaması onun daha değersiz olduğu anlamına gelmez.
Değer ile kapasite aynı şey değildir.
Bir insan bazı görevleri yerine getiremeyebilir ama;
niyeti,
sabrı,
duası
ve başka alanlardaki iyiliği
çok büyük değer taşıyabilir.
Kur’an insanı sadece fiziksel üretkenliği üzerinden değerlendirmez.

Bu Ayet Sosyal Adalet Açısından Ne Söyler
Toplumun zayıf insanlara sadece:
“Kendi başının çaresine bak.”
dememesi gerektiğini düşündürür.
Eğer bir insan gerçekten yol bulamıyorsa, toplumun görevi ona yol göstermek olabilir.
Eğer maddi imkânı yoksa yardım etmek gerekir.
Eğer güvenliği yoksa korunması gerekir.
Bu nedenle ayet sadece mağdurun mazeretini değil, toplumun yardım sorumluluğunu da düşündürür.

Bugünkü Mülteciler ve Zorunlu Göçmenler Açısından Nasıl Düşünülebilir
Bazı insanlar savaş veya zulüm ortamından çıkmak ister ama;
sınırlar,
parasızlık,
belge eksikliği,
sağlık sorunları
veya ailevi sebepler
yüzünden bunu yapamayabilir.
Böyle bir durumda:
“Neden kaçmadılar?”
demek kolaydır.
Nisâ 98 ise insanı daha dikkatli düşünmeye çağırır:
Gerçekten kaçabilecek durumda mıydılar?

Ayet Günlük Hayatta Nasıl Uygulanabilir
Bir öğrenci başarısız olabilir.
Bir çalışan bazı görevleri yapamayabilir.
Bir aile bireyi bazı sorumlulukları yerine getiremeyebilir.
Ama hemen:
“Tembel.”
demeden önce şartları anlamak gerekir.
Belki gerçekten;
sağlık,
ekonomi,
bilgi
veya psikolojik güç
bakımından ciddi bir engel vardır.
Ayet insan ilişkilerinde de hükümden önce anlayışı teşvik eder.

Mazeret ile Sorumluluktan Kaçış Arasındaki İnce Çizgi Nedir
Bu çizgi insanın kendi vicdanında daha net olabilir.
Kişi kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Gerçekten yapamıyor muyum, yoksa yapmak istemediğim için mi yapamıyorum?”
Bu soru son derece önemlidir.
Çünkü insan başkasını kandırabilir.
Ama kendi içindeki gerçek sebebi çoğu zaman bilir.
Nisâ 97 ve 98 birlikte insanı bu dürüstlüğe çağırır.

Nisâ 98 Günümüz İnsanına Ne Söyler
Bugünün dünyasında insanlar çoğu zaman başarıyı mutlaklaştırıyor.
“İsteyen her şeyi başarır.”
gibi cümleler çok yaygın.
Ama hayat her zaman böyle değildir.
Herkes aynı başlangıç noktasında değildir.
Herkesin parası,
sağlığı,
ailesi,
ülkesi
ve güvenliği
aynı değildir.
Nisâ 98, insanı başkalarının şartlarına karşı daha merhametli ve gerçekçi olmaya çağırır.

Nisâ 98’in En Derin Mesajı Nedir
Nisâ Suresi 98. ayet, adaletin en ince noktalarından birini öğretir:
Bir insandan yapamayacağı şeyi istemek adalet değildir.
Bir önceki ayet insanı sorumluluğa çağırmıştı.
Ama bu ayet hemen ardından sınır koyar.
Gerçekten güçsüz olanı suçlama.
Çaresiz olanı küçümseme.
Yol bilmeyeni bilgisizliği nedeniyle mahkûm etme.
Çıkış imkânı olmayan kişiye:
“Neden çıkmadın?”
diye tepeden bakma.
Çünkü insanın sorumluluğu, sahip olduğu gerçek imkânla birlikte değerlendirilmelidir.
Bu ayet aynı zamanda bize başka bir şey daha söyler:
Eğer bir insan gerçekten yol bilmiyorsa, belki de ona yol göstermek senin sorumluluğundur.
Eğer gerçekten güçsüzse, belki onu güçlendirmek gerekir.
Eğer yalnızsa, belki yanında durmak gerekir.
Belki de Nisâ 98’in bugüne bıraktığı en güçlü soru şudur:
Bir insanın neden yapamadığını anlamadan önce onu neden bu kadar kolay yargılıyoruz?
“Adalet yalnızca sorumluluk istemek değildir; gerçek gücü yetmeyeni sorumlu tutmayacak kadar merhametli ve doğru ölçüye sahip olmaktır.”
Ersan Karavelioğlu