Mutaffifîn Suresi 33. Ayette “Oysa Onlar Müminlerin Üzerine Gözetleyici Olarak Gönderilmemişlerdi” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İnsanların Başkalarının İnancını, Hayatını Ve Değerini Sürekli Yargılama Yetkisini Kendilerinde Görmeleri Neden Eleştirilmektedir
“İnsan kendisini başkasının hayatının hâkimi ilan ettiğinde yalnızca fikir belirtmez; çoğu zaman kendisine verilmemiş bir yetkiyi üstlenir. Mutaffifîn, alay edenlerin müminler üzerinde ‘gözetleyici’ olmadığını hatırlatarak yargılama tutkusuna güçlü bir sınır çizer.”
Ersan Karavelioğlu
Mutaffifîn Suresi 33. Ayette Ne Buyrulur
Mutaffifîn Suresinin otuz üçüncü ayetinde anlam olarak:
“Oysa onlar müminlerin üzerine gözetleyici olarak gönderilmemişlerdi.”
buyrulur.
Bir önceki ayette günahkârların iman edenleri gördüklerinde:
“Bunlar gerçekten sapmış kimselerdir.”
dedikleri anlatılmıştı.
- ayet ise son derece güçlü bir cevap verir:
Size onların üzerinde hüküm ve gözetim yetkisi verilmedi.
Yani mesele artık yalnızca alay değildir.
Yetki sınırı
meselesidir.
“Hâfızîn” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen:
“hâfızîn”
kelimesi:
koruyan,
gözetleyen,
denetleyen,
üzerinde kontrol yetkisi bulunan
gibi anlamlara gelebilir.
Burada ifade:
“Onların üzerine gözetleyici olarak gönderilmediler.”
şeklindedir.
Yani alay edenlerin müminlerin:
imanını,
hayatını,
ahlaki değerini
denetleyen bir otorite gibi davranmaları eleştirilir.
Ayet Neden “Siz Yanlışsınız” Demek Yerine Yetkiyi Sorguluyor
Çünkü çok daha temel bir problem vardır.
Bir insan karşısındaki kişi hakkında:
yanlış hüküm verebilir.
Ama daha tehlikeli olan:
kendisini hüküm verme makamında sanmasıdır.
Ayet bu nedenle:
“Onları neden yargılıyorsunuz?”
demekten daha güçlü bir soru sorar:
“Size bu yetkiyi kim verdi?”
Bu, insan kibri açısından son derece derin bir sorgulamadır.
İnsan Neden Başkalarını Sürekli Yargılamak İster
Çünkü yargılamak insana:
üstünlük,
kontrol,
kesinlik
hissi verebilir.
Bir başkasını:
“yanlış”,
“sapmış”,
“değersiz”
diye sınıflandırdığında,
kendisini otomatik olarak:
doğru tarafta
hissedebilir.
Bu da öz eleştiriden kaçmanın kolay yollarından biridir.
Başkasını Yargılamak Kişinin Kendisine Bakmasını Engelleyebilir mi
Evet.
İnsan başkasının hatalarıyla sürekli ilgilenirse:
kendi kusurlarını unutabilir.
Şöyle bir psikoloji oluşabilir:
“Benim durumum önemli değil; asıl sorun onlar.”
Oysa ahlaki olgunluk:
başkasını sürekli tartmak yerine
zaman zaman:
kendi terazisine bakmayı
gerektirir.
Mutaffifîn’in başındaki ölçü teması burada yeniden çok güçlü biçimde hissedilir.
İnsanların Birbirini Hiç Eleştirmemesi mi Gerekir
Hayır.
Ayet:
her türlü eleştiriyi yasaklayan bir mesaj taşımaz.
İnsanlar:
yanlış davranışları eleştirebilir,
adaletsizliğe karşı çıkabilir,
fikirleri tartışabilir.
Fakat eleştiri ile:
kendini başkasının mutlak hâkimi ilan etmek
aynı şey değildir.
Eleştirinin sınırı:
insan onurunu ve yetki sınırlarını korumaktır.
Fikir Hakkında Hüküm Vermekle İnsan Hakkında Nihai Hüküm Vermek Arasında Ne Fark Vardır
Bir fikir için:
“Bence bu yanlış.”
demek mümkündür.
Bir davranış için:
“Bu haksız.”
denilebilir.
Ama bir insanın tüm varlığı hakkında:
“Sen bütünüyle değersizsin.”
veya:
“Senin nihai akıbetin kesin budur.”
demek çok farklı bir iddiadır.
Çünkü insanın:
niyetini,
iç dünyasını,
geleceğini
tam olarak bilmek mümkün değildir.
Nihai Hüküm Kime Aittir
Kur’an’ın genel anlatısında nihai hesap:
Allah’a aittir.
Çünkü bütün bilgiler:
niyetler,
gizli davranışlar,
şartlar,
fırsatlar,
pişmanlıklar
ve insanın iç dünyası
Allah tarafından bilinmektedir.
İnsan ise bunların yalnızca küçük bir bölümünü görür.
Bu nedenle ahiret hükmünü kesin biçimde üstlenmek:
insanın bilgi sınırını aşmasıdır.
Bu Ayet Din Adına İnsanları Yargılayanlara da Uyarı mıdır
Ayetin doğrudan bağlamı:
müminlerle alay eden günahkârlardır.
Ancak ahlaki ilke daha geniş düşünülebilir.
Bir insan din adına konuşurken de:
kendisine verilmemiş bir kesinlik makamına çıkmamalıdır.
Dinî görüş ifade etmek başka şeydir.
Kendisini:
Allah’ın nihai hükmünün temsilcisi
gibi görmek başka şeydir.
Tevazu burada çok önemlidir.
“Ben Kimin Cennetlik Kimin Cehennemlik Olduğunu Biliyorum” Tavrı Neden Sorunludur
Çünkü bu:
gayb hakkında kesin hüküm
iddiasına dönüşebilir.
İnsan:
gördüğü davranışları değerlendirebilir.
Ama kişinin:
son hâlini,
tövbesini,
niyetini,
Allah’ın rahmetini
bilemez.
Bu nedenle nihai kader hakkında kesin konuşmak:
bilginin sınırlarını aşmak
anlamına gelebilir.

Gözetlemekle Merak Etmek Arasında Nasıl Bir Sınır Vardır
İnsan sosyal bir varlıktır ve başkalarının hayatıyla ilgilenebilir.
Ama bu ilgi:
kontrol,
takip,
müdahale
ve sürekli kusur arama
hâline geldiğinde farklı bir boyuta geçer.
Ayetin “gözetleyici” vurgusu:
başkasının hayatını kendi sorumluluk alanımız sanmamamız gerektiğini
hatırlatır.

Sosyal Medya Çağında İnsanlar Birbirlerinin “Gözetleyicisi” Hâline mi Geldi
Bir bakıma bu risk çok büyüdü.
İnsanlar artık:
başkalarının fotoğraflarını,
yorumlarını,
eski paylaşımlarını,
özel hayatlarını
sürekli inceleyebiliyor.
Sonra:
“Bu nasıl biri?”
diye hüküm veriliyor.
Bazen birkaç saniyelik görüntüden:
bir insanın tüm karakteri hakkında karar çıkarılıyor.
Mutaffifîn 33 bu açıdan şaşırtıcı derecede güncel bir uyarı taşır:
Her gördüğün şey seni hâkim yapmaz.

Sürekli Başkasını Takip Etmek Kişinin Ruh Hâlini Nasıl Etkileyebilir
İnsan sürekli başkasına bakarsa:
kendi hayatından uzaklaşabilir.
Kim ne yaptı?
Kim ne söyledi?
Kim yanlış yaptı?
Kim düştü?
Bu zihinsel alışkanlık:
kıyaslama,
öfke,
kıskançlık
ve takıntılı yargı
üretebilir.
Ahlaki enerji:
başkalarını denetlemek yerine kendini geliştirmeye
yöneltilebilir.

Sağlıklı Bir Dini Toplumda Nasihat İle Denetim Arasında Nasıl Bir Denge Olmalıdır
Nasihat:
iyiliği istemek,
saygıyla uyarmak,
zorlamadan yol göstermek
şeklinde olabilir.
Denetim tutkusu ise:
insanların özel hayatını kontrol etmeye,
her davranışını sorgulamaya,
korku üretmeye
dönüşebilir.
Bu ikisi aynı değildir.
Sağlıklı ahlak:
sorumluluk ile sınır bilincini
birlikte taşır.

Bir İnsanı Uyarmak İçin Onu Küçük Düşürmek Gerekir mi
Hayır.
Hatta çoğu zaman aşağılamak:
uyarmanın etkisini azaltır.
Bir insan:
saygıyla konuşulduğunda
daha açık olabilir.
Küçümsendiğinde ise:
savunmaya geçebilir.
Mutaffifîn’de sorun tam da budur:
günahkârlar müminleri anlamaya çalışmaz.
Onları:
etiketler, güler ve gözetlemeye kalkarlar.

İnanan İnsan Bu Ayeti Kendisine Nasıl Çevirmelidir
Şunu sormalıdır:
Ben başkalarının hayatını gereğinden fazla mı yargılıyorum?
Bir insanın tek hatasından bütün karakterini mi çıkarıyorum?
İnsanları:
giyiminden,
mezhebinden,
inancından,
inançsızlığından,
yaşam biçiminden
dolayı kolayca kategorilere mi ayırıyorum?
Ve en önemlisi:
Kendime verilmemiş bir hüküm makamını üstleniyor muyum?

Sorumluluk İle Yetki Arasındaki Fark Nedir
İnsan:
kötülüğe sessiz kalmamak,
adaleti savunmak,
iyiliği teşvik etmek
gibi ahlaki sorumluluklar taşıyabilir.
Ama sorumluluk:
sınırsız yetki
demek değildir.
Birini uyarmak başka,
onun hayatını yönetmeye kalkmak başka,
onun nihai değerine hükmetmek ise bambaşkadır.
Ahlaki sorumluluk, sınır bilinciyle birlikte anlam kazanır.

32 Ve 33. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Eleştiri Oluşturur
- ayette onlar:
“Bunlar gerçekten sapmış kimselerdir.”
derler.
- ayette cevap gelir:
“Oysa onların üzerine gözetleyici gönderilmemişlerdi.”
Yani önce:
hüküm veriyorlar.
Sonra Kur’an soruyor:
Bu hükmü hangi yetkiyle veriyorsunuz?
Bu iki ayet birlikte:
düşünsel kibir ile yetki kibri
arasındaki bağlantıyı gösterir.

Mutaffifîn Suresi 33. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Mutaffifîn Suresinin otuz üçüncü ayeti insanın çok eski bir eğilimine sınır çizer:
Başkalarının hayatının hâkimi olma isteğine.
İnsan bazen:
kim doğru,
kim yanlış,
kim iyi,
kim kötü,
kim kurtulacak,
kim kaybedecek
konusunda son derece kesin konuşabilir.
Sonra kendisini farkında olmadan:
gözetleyen ve hükmeden makamına
yerleştirir.
Mutaffifîn ise tek cümleyle bu yapıyı sarsar:
“Oysa onlar onların üzerine gözetleyici gönderilmemişlerdi.”
Bu cümle çok büyük bir tevazu öğretisidir.
Çünkü insanın bilgisi sınırlıdır.
Bir kişinin:
bugününü görürsün,
geçmişinin tamamını bilmezsin.
Davranışını görürsün,
niyetinin tamamını bilmezsin.
Hatasını görürsün,
pişmanlığını bilmezsin.
Bir anını görürsün,
hayatının bütününü bilmezsin.
Ve en önemlisi:
yarın kim olacağını bilmezsin.
Bu nedenle insanın görevi:
hakikati aramak,
adaleti savunmak,
yanlış gördüğünü gerekçeleriyle eleştirmek
olabilir.
Ama kendisini:
insanların nihai değerini belirleyen mutlak hâkim
ilan etmek değildir.
Surenin başındaki terazi burada yine karşımıza çıkar.
Mutaffif:
başkasına eksik ölçü veriyordu.
Şimdi başka bir eksik tartı vardır:
Bir insan hakkında eksik bilgiyle tam hüküm vermek.
Onun hayatının yüzde birini görüp:
yüzde yüzünü değerlendirmek.
Bu da bir tür:
zihinsel eksik tartıdır.
Ve belki Mutaffifîn 33’ün insana bıraktığı en önemli soru şudur:
“Ben gerçekten bir gerçeği mi değerlendiriyorum, yoksa kendime verilmemiş bir hâkimlik makamında mı oturuyorum?”
“İnsan başkasını değerlendirebilir fakat onun üzerinde mutlak hâkim değildir. Mutaffifîn’in ‘gözetleyici değildiler’ uyarısı, hakikat iddiasını tevazuyla birleştirir: Bilmediğin hayatların nihai hükmünü sahiplenme.”
Ersan Karavelioğlu