Mâûn Suresi 6. Ayette “Onlar Gösteriş Yaparlar” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Riyâ, İbadette Samimiyet, İnsanların Beğenisini Aramak, Dini Görünürlük, Niyet, Benlik, Sosyal İmaj, Gizli İyilik Ve Allah İçin Yaşamak Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İyilik başkalarının gözüne görünmek için yapıldığında büyümüş gibi görünebilir; fakat insanın gerçek samimiyeti çoğu zaman kimsenin alkışlamadığı yerde ne yaptığıyla ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
“الَّذِينَ هُمْ يُرَاءُونَ — Ellezîne Hum Yurâûn” Ne Demektir
Mâûn Suresi’nin altıncı ayetinde şöyle buyrulur:
الَّذِينَ هُمْ يُرَاءُونَ
Anlam olarak:
“Onlar gösteriş yaparlar.”
(Mâûn Suresi, 107/6)
Bir önceki ayette:
buyrulmuştu.
Şimdi bu gafletin önemli bir boyutu açıklanır:
Yani kişinin ibadetini veya iyiliğini yalnız Allah’a yönelen samimi bir davranış olarak değil, insanların görmesini ve takdir etmesini istediği bir gösteriye dönüştürmesi.
“Yurâûn” Kelimesi Ne Anlama Gelmektedir
Kelime, göstermek ve görünmek anlam alanıyla ilişkilidir.
Riyâ, kişinin:
ibadetini,
iyiliğini,
dindarlığını
başkalarının görmesi için sergilemesi anlamına gelir.
Burada sorun insanların bir iyiliği tesadüfen görmesi değildir.
Sorun, davranışın merkezine:
“İnsanlar beni nasıl görecek?”
sorusunun yerleşmesidir.
Riyânın Asıl Meselesi Davranış mı, Niyet midir
Asıl mesele niyettir.
Aynı davranışı iki insan yapabilir.
Biri:
Allah rızası için,
diğeri:
takdir görmek için
yapabilir.
Dışarıdan bakıldığında hareket aynıdır.
Ama içerideki yöneliş farklıdır.
Bu nedenle riyâ, insanın dış görünüşünden çok kalbin yönüyle ilgilidir.
İnsanların Bir İyiliği Görmesi Her Zaman Riyâ mıdır
Hayır.
Bir insan açıkça:
yardım yapabilir,
namaz kılabilir,
bir hayır çalışmasına katılabilir.
Bunların görünür olması tek başına riyâ değildir.
Önemli soru şudur:
“Bu davranışı neden yapıyorum?”
İnsanlar görmese de yapacak mıydım?
Takdir gelmese de devam edecek miydim?
Riyâyı anlamak için bu sorular daha belirleyicidir.
İnsan Neden Başkalarının Takdirine Bu Kadar İhtiyaç Duyabilir
Çünkü insan sosyal bir varlıktır.
Beğenilmek,
onaylanmak,
saygı görmek
doğal ihtiyaçlardır.
Sorun bu ihtiyacın dini davranışın merkezine yerleşmesidir.
İnsan bir noktadan sonra:
Allah’ın rızasını mı, insanların alkışını mı aradığını
ayırt etmekte zorlanabilir.
Mâûn Suresi tam olarak bu iç karışıklığa dikkat çeker.
Riyâ İnsanın Kendisi Hakkındaki Algısını da Bozabilir mi
Evet.
Bir kişi sürekli başkalarına iyi görünmeye çalışırsa zamanla kendi oluşturduğu imaja kendisi de inanabilir.
Dışarıdan:
merhametli,
dindar,
yardımsever
görünebilir.
Ama kendi içinde gerçek motivasyonlarını sorgulamayı bırakabilir.
Böylece insan yalnız başkalarını değil, kendisini de ikna eden bir kimlik kurabilir.
Namaz Riyâya Nasıl Dönüşebilir
İnsan namazı:
Allah’a yönelmek
yerine,
başkalarının kendisini dindar görmesi
için kullanmaya başlarsa riyâ ortaya çıkabilir.
Örneğin:
yalnız insanlar varken daha dikkatli olmak,
kimse yokken ibadeti önemsememek
gibi davranışlar insanın kendi niyetini sorgulamasına neden olabilir.
Ancak başkalarının niyetleri hakkında kesin hüküm vermek doğru değildir.
Riyâ öncelikle kişinin kendi kalbini sorgulaması gereken bir meseledir.
Sosyal Medya Riyâ Tehlikesini Artırabilir mi
Tefekkür açısından evet.
Bugün insan yaptığı:
yardımı,
ibadeti,
hayır faaliyetini
çok hızlı biçimde binlerce kişiye gösterebilir.
Bu bazen:
iyiliği teşvik etmek,
yardım toplamak,
farkındalık oluşturmak
için faydalı olabilir.
Ama aynı araç:
“Beni görün.”
arzusunu da besleyebilir.
Bu nedenle modern görünürlük, niyet muhasebesini daha da önemli hâle getirir.
Bir Yardımı Paylaşmak İle Gösteriş Yapmak Nasıl Ayırt Edilebilir
Her durumda dışarıdan kesin ayırım yapmak mümkün değildir.
Ama kişi kendisine şu soruları sorabilir:
Bu paylaşım gerçekten başkasına fayda sağlıyor mu?
Yardım alan kişinin onurunu koruyor muyum?
Ben görünmeden bu iyilik yapılabilir miydi?
Takdir gelmese de yine yapar mıydım?
Bu sorular, insanın kendi niyetini daha dürüst biçimde değerlendirmesine yardımcı olabilir.
Gizli İyilik Neden Samimiyet İçin Güçlü Bir Sınavdır
Çünkü kimsenin bilmediği iyilikte:
alkış yoktur,
itibar yoktur,
sosyal ödül yoktur.
Geriye yalnız:
vicdan,
niyet,
Allah ile kul arasındaki bağ
kalır.
Bu yüzden gizli yapılan bazı iyilikler, insanın kendi samimiyetini sınaması açısından çok değerlidir.
Çünkü orada görünme kazancı büyük ölçüde ortadan kalkar.

İnsan Hem Allah Rızasını Hem İnsanların Takdirini İsteyebilir mi
İnsan motivasyonları bazen karışık olabilir.
Bir kişi gerçekten iyilik yapmak isterken aynı zamanda takdir edilmekten de hoşlanabilir.
Bu durumda mesele siyah beyaz değildir.
Önemli olan, insanın kendi niyetini sürekli arındırmaya çalışmasıdır.
Samimiyet:
hiçbir zaman takdirden hoşlanmamak
değil,
takdiri davranışın asıl amacı hâline getirmemektir.

Riyâ İle Kibir Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Riyâ çoğu zaman insanın başkalarının gözünde:
daha iyi,
daha üstün,
daha dindar
görünme isteğiyle birleşebilir.
Bu noktada ibadet:
tevazu üretmek yerine
benliği büyütmenin aracına dönüşebilir.
Oysa ibadetin özü insanın kendi sınırlılığını fark etmesidir.
Bu yüzden riyâ, ibadetin ruhuyla çok temel bir çelişki oluşturur.

Yetimi İtip Gösterişli İbadet Etmek Neden Mâûn Suresinin Büyük Çelişkisidir
Sure başında kişi:
Sonra:
Bu tablo son derece sarsıcıdır.
Çünkü dini görünürlük vardır.
Ama sosyal merhamet yoktur.
Böylece Mâûn Suresi şu soruyu sorar:
Dindarlığın görüntüsü var ama ahlakı yoksa geriye ne kalır?

İyiliği Gösteriş İçin Yapmak Yoksulun Onurunu Zedeleyebilir mi
Evet.
Bir yardım:
ihtiyaç sahibinin yüzünü,
mahremiyetini,
çaresizliğini
kişisel imaj üretmek için kullanıyorsa ciddi bir ahlaki sorun ortaya çıkabilir.
Yardım alan insan:
bir reklam nesnesi
değildir.
Gerçek iyilik yalnız ihtiyacı gidermekle kalmaz; insan onurunu da korur.
Mâûn Suresinin riyâ eleştirisi bu açıdan son derece günceldir.

İnsan Riyâdan Korunmak İçin Ne Yapabilir
İnsan niyetini düzenli olarak sorgulayabilir.
Bazı iyiliklerini gizli tutabilir.
Takdir edilmediğinde davranışının değişip değişmediğini gözlemleyebilir.
Övgü geldiğinde:
bunun davranışın amacı hâline gelmesine izin vermemeye
çalışabilir.
Riyâdan korunmak tek seferlik bir karar değil, sürekli bir niyet terbiyesidir.

Samimiyet Kusursuz Bir İç Saflık mı Gerektirir
Hayır.
İnsan kendi niyetinde karışıklık fark edebilir.
Bu durum otomatik olarak bütün iyiliğinin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Önemli olan:
kendi benliğini dürüstçe görmek,
niyetini düzeltmek,
Allah’a yönelişini güçlendirmek
için çaba göstermektir.
Samimiyet, insanın kendisini hiç sorgulamaması değil, sürekli arındırmaya çalışmasıdır.

Mâûn Suresinin İlk Altı Ayeti Nasıl Bir Karakter Portresi Oluşturmaktadır
1. Ayet:
2. Ayet:
3. Ayet:
4. Ayet:
5. Ayet:
6. Ayet:
Böylece sure insanın:
inancını,
sosyal ahlakını,
ibadetini,
niyetini
aynı bütünün parçaları olarak değerlendirir.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Mâûn Suresi’nin yedinci ve son ayetinde şöyle buyrulacaktır:
وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ
Anlam olarak:
“Ve mâûnu, yani küçük yardımları bile esirgerler.”
Altıncı ayette:
eleştirilmişti.
Son ayette ise bu görüntünün günlük hayattaki testi gelecektir:
“Mâûn” kelimesi:
küçük gündelik yardımlar,
insanların birbirine ödünç verdiği araçlar
ve daha geniş biçimde fayda sağlayan şeyler
olarak yorumlanmıştır.
Böylece sure çok çarpıcı biçimde sona erecektir:
Büyük dindarlık görüntüsü var, fakat küçük bir iyilik bile yok.

Sonuç: “Onlar Gösteriş Yaparlar” İfadesi, İbadetin Ve İyiliğin İnsanların Takdirini Kazanmak İçin Kullanılmasının Dini Samimiyeti Zedeleyebileceğini, Gerçek Kulluğun Görünür İmajdan Çok Niyete, Gizli Ahlaka Ve Kimse Görmediğinde de Doğru Olanı Yapabilmeye Dayandığını Hatırlatan Son Derece Derin Bir Riyâ Eleştirisidir
Mâûn Suresi’nin altıncı ayeti yalnız:
“Gösteriş yapmayın.”
demiyor.
İnsan benliğinin çok derin bir ihtiyacını sorguluyor:
Görülmek.
İnsan görülmek ister.
Takdir edilmek ister.
Beğenilmek ister.
Bu doğal eğilim, hayatın birçok alanında sorun olmayabilir.
Ama ibadet ve iyilik alanına girdiğinde çok hassas bir sınır ortaya çıkar.
Çünkü insan:
Allah için yaptığını söylediği şeyi,
insanların alkışı için yapmaya başlayabilir.
İşte riyâ burada doğar.
Dışarıdan bakıldığında:
iyilik vardır.
Namaz vardır.
Yardım vardır.
Ama içerideki soru değişmiştir:
“Allah razı olur mu?”
yerine:
“İnsanlar beni nasıl görecek?”
gelmiştir.
Mâûn Suresinin bütünlüğünde bu daha da sarsıcıdır.
Çünkü gösteriş yapan kişi aynı zamanda:
yetimi itiyor,
yoksulu önemsemiyor,
namazına karşı gafil davranıyor.
Yani dış görüntü büyürken içerideki merhamet küçülmektedir.
Belki de surenin bu ayette yönelttiği en zor soru şudur:
“Kimse seni görmese yine aynı iyiliği yapar mıydın?”
Eğer cevap evetse, samimiyet için güçlü bir işaret vardır.
Eğer cevap:
“Hayır, kimse görmeyecekse gerek yok.”
oluyorsa insan kendi niyetini yeniden düşünmelidir.
Ama bu sorgulama başkalarının kalbini yargılamak için kullanılmamalıdır.
Çünkü insan başka birinin iç niyetini kesin olarak bilemez.
Mâûn Suresi’nin aynası önce kendimize tutulmalıdır.
Ben neden yapıyorum?
Ben neden paylaşıyorum?
Ben neden görünmek istiyorum?
İbadetimi kimse bilmediğinde de aynı ciddiyetle sürdürüyor muyum?
İyiliğimi kimse alkışlamadığında da devam ettiriyor muyum?
İşte samimiyet bu soruların içinde büyür.
Ve sure son ayette son derece basit görünen ama çok derin bir teste geçecektir:
“Mâûnu da esirgerler.”
Yani insan büyük bir dindarlık görüntüsü verebilir.
Ama komşusuna küçük bir şey ödünç vermiyorsa,
ihtiyaç sahibine basit bir yardımda bulunmuyorsa,
gündelik hayatta faydayı bile paylaşmıyorsa,
büyük görüntü ile küçük davranış arasındaki çelişki ortaya çıkacaktır.
“Samimiyet, insanların alkışladığı büyük iyiliklerden önce kimsenin bilmediği küçük doğruluklarda belli olur. Çünkü insanın gerçek yönünü, sahne açıkken oynadığı rol değil, perde kapandığında da aynı kişi kalıp kalamadığı gösterir.”
Ersan Karavelioğlu