📖 Hicr Suresi 78. Ayette “Eyke Halkı da Gerçekten Zalimlerdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
54,123
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 78. Ayette “Eyke Halkı da Gerçekten Zalimlerdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 77. ayette Lût kavminin yaşadıklarında müminler için ibret bulunduğu bildirilmişti. 78. ayette ise Kur’an dikkatimizi başka bir topluma çevirir: ‘Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.’ Böylece zulmün yalnız tek bir biçiminin olmadığı hatırlatılır. Lût kavmi kıssasında sınır ihlali, toplumsal zorbalık ve ahlaki taşkınlık öne çıkarken, Eyke halkıyla ilgili Kur’an’ın diğer anlatımlarında ticarette insanların hakkını eksiltmek, ölçü ve tartıyı bozmak, ekonomik haksızlık yapmak ve toplumsal düzeni fesada uğratmak özellikle dikkat çeker. Bu, çok önemli bir dinî ölçüdür: Zulüm yalnız fiziksel saldırı değildir; insanların parasını, emeğini ve hakkını sistemli biçimde eksiltmek de zulümdür. İbadet ile ticaret ahlakı birbirinden ayrı değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 78. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve in kâne ashâbu’l-eyketi le-zâlimîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.” veya “Şüphesiz Eyke halkı da zalim kimselerdi.” diye ifade edilebilir.

Kur’an burada Lût kavmi kıssasından başka bir geçmiş topluma geçer. Uzun ayrıntılar vermeden Eyke halkını tek kelimeyle tanımlar:

“Zalimler.”

Bu ifade, onların yalnız Allah’a karşı yanlış inanç içinde olmalarını değil, Kur’an’ın başka surelerde anlattığı üzere insanlara yönelik haksız davranışlarını da kapsayan geniş bir ahlaki hüküm taşır.

2️⃣ “Eyke” Ne Anlama Gelir ❓​

“Eyke”, Arapçada sık ağaçlık, koruluk veya birbirine geçmiş ağaçların bulunduğu bölge anlamıyla ilişkilendirilmiştir.

Bu nedenle “Ashâbu’l-Eyke”, “Eyke halkı”, “koruluk halkı” veya “sık ağaçlık bölgede yaşayan topluluk” şeklinde anlaşılabilir.

Kur’an’da bir topluluğun bazen yaşadığı yerin özelliğiyle anılması olağandır.

Burada önemli olan yalnız bölgenin bitki örtüsü değil, o bölgede yaşayan toplumun ahlaki tutumudur.

3️⃣ Eyke Halkının Peygamberi Kimdi ❓​

Kur’an’ın Şuarâ Suresi’ndeki anlatımında Eyke halkına Hz. Şuayb’ın hitap ettiği görülür.

Hz. Şuayb onları Allah’a karşı sorumluluğa, dürüstlüğe ve özellikle ölçü ve tartıda adalete çağırır.

Bu nedenle Eyke halkı denildiğinde Kur’an bağlamında Hz. Şuayb’ın tebliğiyle karşılaşan topluluk anlaşılır.

Ancak Eyke halkının Medyen halkıyla tarihsel olarak tamamen aynı topluluk mu, yakın veya bağlantılı iki topluluk mu olduğu konusunda tefsirlerde farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.

Bu ihtilafı yokmuş gibi kesinleştirmemek daha doğru olur.

4️⃣ Eyke Halkı ile Medyen Halkı Aynı Toplum muydu ❓​

Bu konuda farklı görüşler vardır.

Bazı müfessirler Eyke halkı ile Medyen halkının aynı veya büyük ölçüde aynı topluluk olduğunu, farklı isimlerin bölgenin veya toplumun farklı özelliklerine işaret ettiğini düşünmüştür.

Başka açıklamalarda ise bunların Hz. Şuayb’ın tebliğ ettiği birbirine yakın fakat farklı topluluklar olabileceği değerlendirilmiştir.

Kur’an’ın temel mesajı bu tarihsel ayrıntının kesin çözümüne bağlı değildir.

Asıl vurgu şudur:

Hz. Şuayb’ın karşısında ekonomik ve toplumsal haksızlıkları normalleştiren bir toplum vardır.

5️⃣ Ayetteki “Zâlimîn” Ne Anlama Gelir ❓​

“Zâlimîn”, zulmedenler, haksızlık yapanlar, hakkı ait olduğu yerden çıkaranlar anlamındadır.

Zulüm kelimesi çok geniştir.

İnsan öldürmek zulümdür.

Birinin malını çalmak zulümdür.

İftira etmek zulümdür.

Çalışanın ücretini vermemek zulümdür.

Ticarette müşteriyi kandırmak zulümdür.

Yetkiyi kötüye kullanmak zulümdür.

Bu nedenle Kur’an’ın Eyke halkını “zalim” diye nitelemesi yalnız tek bir davranışa indirgenmemelidir.

6️⃣ Eyke Halkının En Belirgin Haksızlıklarından Biri Neydi ❓​

Kur’an’ın Hz. Şuayb kıssasındaki en belirgin uyarılarından biri ölçü ve tartıyı eksik yapmamaktır.

Yani ticarette insanlara tam haklarını vermek gerekir.

Bir kilo diye dokuz yüz gram vermek.

Kalitesiz ürünü kaliteli diye satmak.

Kusuru gizlemek.

Fiyatı veya sözleşme şartlarını kasıtlı biçimde yanıltıcı sunmak.

Bunların hepsi aynı temel ahlak sorununa bağlanabilir:

Karşındaki insanın hakkını kendi çıkarın için eksiltmek.

7️⃣ Ticarette Hile Neden Dinî Bir Meseledir ❓​

Çünkü din yalnız ibadethanede yaşanan bir alan değildir.

İnsan namaz kılarken Allah’a karşı sorumludur.

Ticaret yaparken da.

Para alırken de.

Borç verirken de.

Sözleşme imzalarken da.

Kur’an’ın Hz. Şuayb kıssasında ticari dürüstlüğe bu kadar vurgu yapması çok anlamlıdır.

Helal kazanç yalnız satılan ürünün türüyle değil, işlemin dürüstlüğüyle de ilgilidir.

8️⃣ Bir Malın Kusurunu Gizlemek Zulüm Sayılabilir mi ❓​

Evet.

Satıcı malın ciddi bir kusurunu biliyor ama müşterinin fark etmemesi için gizliyorsa burada bilgi eşitsizliği kötüye kullanılmış olur.

Örneğin:

Araç ağır kazalıdır ama söylenmez.

Evde ciddi rutubet vardır ama boyayla kapatılır.

Elektronik ürünün arızası geçici olarak gizlenir.

Ürün sahte olduğu hâlde orijinal diye satılır.

Bunlar modern ticarette ölçü ve tartıyı eksiltmenin farklı biçimleri gibi düşünülebilir.

Alet değişmiştir; ahlaki problem değişmemiştir.

9️⃣ Ölçü ve Tartı Yalnız Teraziyle mi İlgilidir ❓​

Hayır.

Kur’an’ın tarihsel bağlamında gerçek ölçü ve tartı araçları önemlidir.

Ama ahlaki ilke daha geniştir:

İnsana üzerinde anlaşılan hakkı eksiksiz vermek.

Bugün dijital ürün satıyorsun.

Hizmet veriyorsun.

İnşaat yapıyorsun.

Saatlik çalışıyorsun.

Bir yazılım geliştiriyorsun.

Bütün bunlarda:

Söz verdiğin şeyi gerçekten veriyor musun?

sorusu ölçü ve tartı ahlakının çağdaş karşılığı olabilir.

🔟 Çalışanın Ücretini Eksiltmek de Bu Ahlaka Girer mi ❓​

Evet.

İnsan çalışanından tam performans isterken onun hakkını eksiltiyorsa burada ciddi bir adalet problemi vardır.

Maaşı geç ödemek.

Hak edilmiş mesaiyi vermemek.

Söz verilen primi keyfî biçimde kesmek.

Çalışanı işten çıkarma tehdidiyle hakkından vazgeçirmek.

Bunlar ekonomik güç kullanımıyla ilgili ahlaki meselelerdir.

İşveren olmak, çalışanın emeğine sınırsız sahip olmak değildir.

1️⃣1️⃣ Çalışanın İşvereni Aldatması da Aynı Şekilde Haksızlık mıdır ❓​

Evet.

Adalet tek yönlü değildir.

İşveren çalışanın hakkını korumalıdır.

Çalışan da aldığı ücret karşılığında sorumluluklarını dürüst biçimde yerine getirmelidir.

Çalışmadığı saati çalışmış göstermek.

Şirket malını izinsiz almak.

Müşteriden alınan parayı saklamak.

Bilerek işi sabote etmek.

Bunlar da haksızlıktır.

Kur’an’ın adalet anlayışı taraf seçmez; hak kimin hakkıysa onu korur.

1️⃣2️⃣ Zengin Olmak Eyke Halkının Hatası mıydı ❓​

Hayır.

Kur’an’da zenginlik tek başına suç değildir.

Ticaret de suç değildir.

Kazanç elde etmek de kötü değildir.

Sorun:

Kazancı hile, sömürü ve hak eksiltme yoluyla elde etmektir.

Bir insan çok zengin olabilir ve dürüst ticaret yapabilir.

Başka biri küçük miktarlarda işlem yapar ama sürekli insanları aldatabilir.

Ahlaki ölçü servetin miktarı değil, servetin nasıl kazanıldığı ve nasıl kullanıldığıdır.

1️⃣3️⃣ “Herkes Böyle Yapıyor” Ticari Hileyi Meşru Yapar mı ❓​

Hayır.

Bir sektörde hile yaygın olabilir.

“Bu piyasada herkes böyle.”

denebilir.

Ama yaygınlık davranışı doğru hâle getirmez.

Eyke halkının kıssası da bize toplumsal normalleşmenin tehlikesini düşündürür.

Bir yanlış herkes tarafından yapıldığında insanın vicdanı daha kolay susabilir.

Piyasa kültürü ahlaki sorumluluğun yerine geçmez.

1️⃣4️⃣ Müşterinin Bilgisizliğinden Yararlanmak Doğru mudur ❓​

Müşteri bir konuda bilgisiz olabilir.

Bu, satıcının onu kandırma hakkı olduğu anlamına gelmez.

Bir insan teknik bilgiyi bilmiyor diye ona gereksiz hizmet satmak.

Yaşlı kişiye anlamadığı sözleşmeyi imzalatmak.

Turiste gerçek fiyatın çok üzerinde bedel uygulamak.

Bunlar:

“Kendi bilseydi.”

diyerek tamamen meşrulaştırılamaz.

Bilgi üstünlüğü de bir güçtür ve güç ahlaki sorumluluk doğurur.

1️⃣5️⃣ Ekonomik Zulüm Fiziksel Şiddet Kadar Ciddi Olabilir mi ❓​

Bazı durumlarda ekonomik zulmün etkisi son derece ağır olabilir.

Bir insanın yıllarca biriktirdiği parasını dolandırmak.

İşçinin ücretini vermemek.

Yetimin malını yemek.

İnsanları borç tuzağına düşürmek.

Binlerce kişinin parasını organize biçimde gasp etmek.

Bunların sonucunda aileler dağılabilir, insanlar evlerini kaybedebilir ve ağır psikolojik sıkıntılar yaşayabilir.

Bu yüzden zulmü yalnız fiziksel saldırı olarak düşünmek eksiktir.

Ekonomik haksızlık da insan hayatını yıkabilir.

1️⃣6️⃣ Dinî Görünüş Ticaretteki Haksızlığı Örter mi ❓​

Hayır.

Bir insan çok dindar görünebilir.

Dini ifadeler kullanabilir.

İşyerine ayet asabilir.

Sürekli helal kazançtan konuşabilir.

Ama müşteriyi kandırıyorsa bu görüntü haksızlığı ortadan kaldırmaz.

Hatta dinî güveni kullanarak insanları kandırmak sorunu daha ağır hâle getirebilir.

Dindarlığın önemli sınavlarından biri para söz konusu olduğunda dürüst kalabilmektir.

1️⃣7️⃣ Hz. Şuayb’ın Mesajı Bugünkü İş Dünyasına Ne Söyler ❓​

Çok temel bir şey söyler:

Kazanç ile ahlakı birbirinden ayırma.

Sözleşmeni açık yap.

Kusuru gizleme.

Ölçüyü eksiltme.

Müşterinin bilgisizliğini sömürme.

Çalışanın hakkını verme.

Ortağını kandırma.

Borç ilişkilerinde dürüst ol.

Çünkü ekonomi yalnız rakamlardan oluşmaz.

Her para hareketinin arkasında insan hakkı vardır.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 77 ve 78. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 77. ayette:

“Şüphesiz bunda müminler için bir ibret vardır.”

buyrulmuştu.

  1. ayette ise yeni bir örnek gelir:
“Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.”

Yani ibret kapısı Lût kavmiyle kapanmaz.

Kur’an başka bir toplum üzerinden başka bir zulüm biçimini gündeme getirir.

Bu da bize çok önemli bir ders verir:

Zulüm tek biçimli değildir.

Bir yerde beden ve güvenlik hakkı ihlal edilir.

Başka yerde ekonomik hak.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 79. ayette, Eyke halkının da yaptıklarının karşılığını gördüğü bildirilecek ve “Biz de onlardan intikam aldık; her ikisi de apaçık bir yol üzerindedir” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle Kur’an’daki ‘intikam’ kelimesinin insanlardaki ego kaynaklı intikamla aynı anlaşılmaması, ilahî intikamın adil karşılık ve hüküm anlamı, ‘iki toplumun açık yol üzerinde olması’, tarihî kalıntılardan ibret ve insanın kendi intikam duygusunu Allah’ın adaletiyle karıştırmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 78. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 78. ayet son derece kısa bir cümle kurar:

“Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.”

Fakat bu kısa ifade, din ve ahlak anlayışımızı genişletecek çok önemli bir kapı açar.

Çünkü hemen önce Lût kavmi anlatılmıştır.

Orada:

Sınır ihlali.

Toplumsal zorbalık.

Savunmasız insanlara yönelme.

Kalabalık baskısı.

Uyarıyı reddetme.

gibi davranışlar öne çıkmıştı.

Şimdi Eyke halkına geçilir.

Burada Kur’an’ın diğer surelerdeki anlatımı bize başka bir alan gösterir:

Ekonomi.

Bu çok önemlidir.

Çünkü insan bazen dini yalnız özel hayatındaki birkaç yasakla sınırlar.

Cinsellik hakkında çok hassas olur.

Ama ticarette insanları kandırır.

Bir davranışa:

“Haram.”

diye çok sert tepki gösterir.

Ama çalışanının hakkını eksiltir.

İbadete dikkat eder.

Ama borcunu ödemeyi sürekli erteler.

Kur’an’ın Hz. Şuayb kıssası bu parçalanmış ahlak anlayışını kabul etmez.

Allah’a kulluk ile insan hakkı aynı hayatın parçalarıdır.

Bir kişinin ibadeti onu ticarette dürüstlüğe götürmüyorsa üzerinde düşünmesi gereken ciddi bir problem vardır.

Eyke halkının kıssasının günümüzdeki en güçlü taraflarından biri budur.

Ticaret dünyası çok değişti.

Artık herkes pazarda fiziksel terazi kullanmıyor.

Ama eksik ölçü hâlâ var.

Nasıl?

İnternetten ürün satıyorsun.

Fotoğraftaki kaliteyi göndermiyorsun.

Eksik ölçü.

Hizmet paketinde on özellik vaat ediyorsun.

Dördünü sağlıyorsun.

Eksik ölçü.

Müşteriye:

“Orijinal.”

diyorsun.

Ürün sahte.

Eksik ölçü.

İnşaat sözleşmesinde belirlenen malzemeyi kullanacağını söylüyorsun.

Daha ucuz ve düşük kaliteli ürün kullanıyorsun.

Eksik ölçü.

Bir tamirci:

“Şu parça kesin değişmeli.”

diyor.

Oysa değişmesine gerek yok.

Bu da aynı ahlaki sorundur.

Demek ki terazi değişmiş olabilir.

Ama terazinin ahlakı değişmemiştir.

Hicr 78 bu yüzden inanılmaz derecede günceldir.

Ekonomik sistem ne kadar karmaşıklaşırsa ahlaki sorumluluk da o kadar önemli hâle gelir.

Çünkü müşteri artık çoğu zaman aldığı ürünün nasıl üretildiğini bilmiyor.

Yazılımın nasıl çalıştığını bilmiyor.

Arabanın motorunu bilmiyor.

Doktorun bütün teknik bilgisini bilmiyor.

Avukatın hukuk bilgisini bilmiyor.

Finans ürününün bütün ayrıntılarını bilmiyor.

Bu bilgi farkı uzman kişiye güç verir.

Ama aynı zamanda sorumluluk verir.

Uzmanlık karşı tarafı kandırma ruhsatı değildir.

Tam tersine güven oluşturur.

Bu nedenle bir doktor gereksiz işlem öneriyorsa,

bir usta gereksiz parça değiştiriyorsa,

bir danışman müşteriye bilerek yanlış yatırım ürünü satıyorsa,

bir avukat müşterisinin bilgisizliğinden yararlanıyorsa,

burada yalnız meslek sorunu değil ahlaki emanet sorunu vardır.

İnsan sana bilgi eksikliği yüzünden güvenmiş.

Sen bu güveni gelir kaynağına dönüştürebilirsin.

Ama güveni sömürüye dönüştürürsen zulüm başlayabilir.

Eyke halkı kıssasının ekonomik ahlakı tam da burada önem kazanır.

Ayetin “zalimlerdi” demesi de çok düşündürücüdür.

Kur’an onları yalnız:

“Kötü tüccarlardı.”

diye tanımlamaz.

“Zalimlerdi.”

der.

Bu, ekonomik haksızlığın ciddiyetini gösterir.

Çünkü para yalnız rakam değildir.

Bir insanın maaşını vermediğinde onun sofrasını etkiliyorsun.

Çocuğunun okulunu.

Ev kirasını.

İlacını.

Hayatını.

Bu nedenle ekonomik haksızlık bazen uzaktan görünenden çok daha büyük sonuçlar yaratır.

Bir şirket binlerce çalışanının hakkını eksiltiyorsa mesele:

“Kâr marjı arttı.”

kadar basit değildir.

O kârın arkasında kimin hakkının eksildiğini sormak gerekir.

Bu, şirketlerin kâr etmesinin yanlış olduğu anlamına gelmez.

Kâr işletmenin devamı için gereklidir.

Yatırım gerekir.

Risk vardır.

Sermaye gerekir.

İnsan emeği ve girişimcilik ödüllendirilebilir.

Kur’an ticareti ortadan kaldırmaz.

Sorun haksız kazançtır.

Bu dengeyi korumak çok önemlidir.

Aksi takdirde ayeti:

“Zengin olmak kötüdür.”

şeklinde okumak yanlış olur.

Kur’an’ın eleştirisi servetin kendisinden çok adaletsizliğe yöneliktir.

İnsan servet sahibi olabilir ve çok dürüst olabilir.

Başka biri fakir olabilir ama eline fırsat geçtiğinde insanları dolandırabilir.

Ahlaki karakter banka hesabının miktarından otomatik okunmaz.

Fakirlik takvâ garantisi olmadığı gibi zenginlik de günah kanıtı değildir.

Mesele insanın elindeki imkânı nasıl kullandığıdır.

Hicr 78 ayrıca bize modern ekonomi içindeki görünmez zulümleri düşündürür.

Fiziksel şiddeti kolay fark ederiz.

Birinin diğerine vurduğunu görünce:

“Bu yanlış.”

deriz.

Ekonomik zulüm ise bazen belgelerin içine gizlenir.

Küçük yazılar.

Karmaşık sözleşmeler.

Haksız komisyonlar.

Gizli ücretler.

Yanıltıcı reklamlar.

İnsan açıkça dövülmez ama maddi olarak sömürülür.

Bu nedenle modern insanın ahlaki dikkati yalnız fiziksel saldırıya değil, sistemin içinde gizlenebilen haksızlığa da yönelmelidir.

Örneğin bir kredi veya finans sözleşmesi var.

Müşteriye yalnız aylık küçük ödeme gösteriliyor.

Toplam maliyet açıkça anlatılmıyor.

İnsan aslında neye imza attığını anlamıyor.

Burada hukuken uygun olsa bile etik soru ortaya çıkabilir:

Müşteri gerçekten bilgilendirildi mi?

Aynı şey telefon aboneliğinde.

Sigortada.

Online üyelikte.

Otomatik yenilemede.

İnsanların fark etmeyeceği şekilde ücret almak yalnız:

“Sözleşmede yazıyordu.”

diyerek her zaman ahlaken çözülemeyebilir.

Hukuka uygunluk ile ahlaki mükemmellik aynı şey değildir.

Bir şey yasaya uygun olabilir ama yine de yanıltıcı olabilir.

Eyke halkı kıssası bize bu daha derin adalet sorusunu düşündürür.

Ticarette diğer önemli konu sözdür.

İnsan:

“Cuma teslim edeceğim.”

diyor.

Teslim etmiyor.

Bazen gerçekten beklenmeyen sorun çıkar.

Bu normaldir.

Fakat baştan yapamayacağını bildiği hâlde sadece işi almak için söz veriyorsa burada dürüstlük sorunu vardır.

Sözleşmede:

“Birinci kalite malzeme.”

diyor.

İkinci kalite kullanıyor.

Müşteri fark etmiyor.

İşte ölçüyü eksiltmenin çağdaş şekillerinden biri budur.

İnsan yalnız kilogramdan çalmaz.

Kaliteden de çalabilir.

Zamandan çalabilir.

Bilgiden çalabilir.

Emeğin karşılığından çalabilir.

Güvenden çalabilir.

Bu nedenle Hz. Şuayb kıssasının ekonomik ahlakını yalnız eski pazar terazisine hapsetmemek gerekir.

Ayet modern dünyada da canlıdır.

Hicr 78 ayrıca işveren-çalışan ilişkisini düşündürür.

İşveren çalışanı sömürmemelidir.

Ama çalışan da:

“Nasıl olsa patron zengin.”

diyerek şirket malını çalmayı helal göremez.

Adalet iki taraflıdır.

Bazen insanlar sosyal sınıfa göre otomatik ahlak üretir.

“Zengin kesin haksızdır.”

veya:

“İşçi zaten tembeldir.”

gibi genellemeler yapılabilir.

Bunlar adil değildir.

İnsan kişi ve davranış üzerinden değerlendirilmelidir.

Bir patron zalim olabilir.

Başka bir patron çok adil olabilir.

Bir çalışan son derece dürüst olabilir.

Başka biri işvereni dolandırabilir.

Kimlik değil davranış değerlendirilir.

Kur’an’ın adalet anlayışı tam da bu nedenle güçlüdür.

Hicr 78’in başka önemli bir mesajı, dindarlığın para karşısındaki sınavıdır.

İnsan parasızken çok ahlaklı görünebilir.

Asıl sınav bazen büyük para önüne geldiğinde başlar.

Kimse fark etmeyecek.

Bir rakamı değiştirsen çok para kazanacaksın.

Müşteri anlamıyor.

Bir kusuru söylemezsen satış olacak.

Vergide küçük bir hile yapsan cebinde kalacak.

İşte burada insanın karakteri ortaya çıkar.

Dürüstlük, fırsat olmadığı için hile yapmamak değildir; fırsat varken de yapmamaktır.

Bu çok önemli bir ölçüdür.

Bir insan:

“Ben hiç kimseyi dolandırmadım.”

diyor.

Belki gerçekten çok dürüsttür.

Ama belki de hiç fırsatı olmamıştır.

Karakterin gerçek testi, menfaat ile ilkenin karşı karşıya geldiği andır.

Eyke halkının ekonomik zulmü bu nedenle insanı kendi kazancını sorgulamaya çağırır.

Benim kazancımın içinde başkasının eksilen hakkı var mı?

Bu soru çok değerlidir.

İnsan gelirinin helal olmasını ister.

Ama helallik yalnız ürünün türüyle ilgili düşünülmemelidir.

Bir kişi helal bir ürün satıyor olabilir.

Fakat kandırarak satıyorsa işlemde ahlaki sorun vardır.

Örneğin gıda satıyorsun.

Ürün helal.

Ama son kullanma tarihiyle oynuyorsun.

Sorun var.

Mobilya satıyorsun.

Ürün kendi başına helal.

Ama malzeme kalitesini yanlış söylüyorsun.

Sorun var.

Ev kiralıyorsun.

Konut helal bir mal.

Ama ciddi kusuru gizliyorsun.

Sorun var.

Helal kazanç, yalnız ne sattığın değil nasıl sattığınla da ilgilidir.

Bu, Hz. Şuayb kıssasının en güçlü mesajlarından biridir.

Ayet aynı zamanda ekonomik güvenin toplum için önemini düşündürür.

Ticaret neden çalışır?

Çünkü insanlar belirli ölçüde birbirine güvenir.

Markete gidiyorsun.

Paketin üzerinde bir kilogram yazıyor.

Gerçekten yaklaşık bir kilogram olduğuna güveniyorsun.

Bankaya para yatırıyorsun.

Kayıtların doğru tutulacağına güveniyorsun.

İnternetten ürün alıyorsun.

Kart bilgilerinin kötüye kullanılmayacağına güveniyorsun.

Bu güven çökerse ekonomik hayat çok pahalı hâle gelir.

Herkes her şeyi tekrar ölçmek zorunda kalır.

Her sözleşmeye on avukat gerekir.

Her işlem şüpheyle yapılır.

Bu nedenle ticari dürüstlük yalnız bireysel erdem değil toplumsal sermayedir.

Dürüst toplumda işlem maliyeti azalır.

İnsanlar daha rahat iş yapar.

Hile yaygınlaştığında herkes birbirinden korkar.

Bu da ekonomik düzeni zayıflatır.

Demek ki Hz. Şuayb’ın:

“Ölçüyü tam yapın.”

çağrısı yalnız ahiret meselesi değildir.

Dünyada sağlıklı ekonomi için de temel ilkedir.

Kur’an’ın ahlakı burada son derece gerçekçidir.

İnsanların birbirinin hakkına güvenebildiği toplum daha sağlam olur.

Hicr 78’in “zalimler” kelimesi bu nedenle bireysel günahın ötesine geçer.

Ekonomik hile yaygınlaştığında zulüm sistemleşebilir.

Tek bir satıcı eksik tartıyor.

Bu bireysel hile.

Ama bütün pazar aynı şeyi yapıyor ve kimse dürüst kalamıyorsa toplumsal problem başlamıştır.

Bugün de benzer biçimde:

Bir şirkette küçük usulsüzlük olabilir.

Ama yönetim:

“Böyle yapmayan para kazanamaz.”

diyorsa sorun kurum kültürüne dönüşmüştür.

Bir sektörde:

“Müşteriye gerçek fiyat söylenmez.”

normal kabul ediliyorsa kültürel problem vardır.

İnsan yanlışın yaygınlaşmasına alışabilir.

Bu noktada yine Hicr 75’in mütevessimîn kavramı önem kazanır:

İşareti gör.

Normalleşmiş olması nedeniyle körleşme.

Herkes yapıyor diye zulmü göremez hâle gelme.

Ayet aynı zamanda bizlere çok önemli bir din dili düzeltmesi getirir.

Bazen toplumda:

“Ahlak bozuldu.”

denildiğinde yalnız cinsel davranışlar konuşulur.

Oysa Kur’an’ın ahlak dünyası çok daha geniştir.

Ticaret ahlakı.

Emanet.

Borç.

Yetim hakkı.

Ölçü ve tartı.

Yolsuzluk.

Rüşvet.

Çalışan hakkı.

Bunların hepsi ahlaktır.

Bir toplum cinsel ahlaktan sürekli konuşup ekonomik ahlaksızlığı görmezden geliyorsa Kur’an’ın ahlak anlayışını daraltmış olur.

Lût kavmi kıssasından hemen sonra Eyke halkına geçilmesi bu açıdan çok düşündürücüdür.

Sanki Kur’an okuyucuya:

“Zulmü tek bir alanda arama.”

demektedir.

Biri beden üzerinden zulmeder.

Biri para üzerinden.

Biri makam üzerinden.

Biri dil üzerinden.

Biri hukuk üzerinden.

Zulüm biçim değiştirir ama özü haksızlıktır.

Bu nedenle mümin kendi hassasiyetlerini seçici kullanmamalıdır.

Kendi hoşlanmadığı günaha çok sert.

Kendi çıkarına dokunan haksızlığa sessiz.

Bu tutarsızlıktır.

İnsan:

“Allah neye adalet diyor?”

sorusunu kendi çıkarından bağımsız sorabilmelidir.

Hicr 78’in başka önemli bir dersi de ekonomik başarıyı Allah’ın kesin onayı sanmamak gerektiğidir.

Bir insan çok para kazanıyor olabilir.

Bu, kullandığı bütün yöntemlerin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Bir şirket dev olabilir.

Bu, her davranışının ahlaki olduğu anlamına gelmez.

Bir kişi:

“Bak ne kadar zenginim; demek Allah beni seviyor.”

diye kesin hüküm veremez.

Aynı şekilde fakirlik de Allah’ın nefretinin kanıtı değildir.

Dünyevî servet ile nihai ilahî değerlendirme arasında mekanik denklem yoktur.

Başarı sonuçtur; ahlakın kanıtı değildir.

Bazı insanlar hileyle de zengin olabilir.

Bazı dürüst insanlar ekonomik olarak zorlanabilir.

Bu dünyadaki bütün hesapların anında kapanmadığını gösterir.

Ahiret inancı burada önem kazanır.

İnsan yalnız:

“Yakalanır mıyım?”

diye değil:

“Doğru mu?”

diye hareket etmelidir.

Gerçek ahlak polisin olmadığı yerde de devam eder.

Denetçi yok.

Kamera yok.

Müşteri anlamıyor.

Ama sen yine doğru ölçüyü veriyorsun.

İşte bu, takvâ ile ticaretin buluştuğu yerdir.

Hicr 69’da:

“Allah’tan sakının.”

denmişti.

Eyke halkının kıssasında bunun ekonomik karşılığını görürüz:

Allah’tan sakın ve insanların hakkını eksiltme.

Takvâ böylece hayattan kopuk bir maneviyat olmaktan çıkar.

Kasaya iner.

Faturaya iner.

Teraziye iner.

Maaşa iner.

Sözleşmeye iner.

Gerçek dinî ahlak budur.

Hicr Suresi 78. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Eyke halkının ‘zalim’ oluşunu yalnız inanç tartışmasına indirgeme. Kur’an’ın Hz. Şuayb kıssasında vurguladığı ölçü, tartı ve insan hakkını görmezden gelme. Ticaretteki hileyi küçük zekâ oyunu, çalışan hakkını eksiltmeyi işletme başarısı veya müşterinin bilgisizliğini kullanmayı uyanıklık sanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Zulüm yalnız bedene vurmak değildir; insanın parasını, emeğini ve hakkını eksiltmek de zulümdür. Müminin ibadeti ile kazancı arasında duvar olmamalıdır. Gerçek takvâ, terazide, sözleşmede, maaşta, borçta ve kimsenin görmediği ticari kararda da dürüst kalabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 79. ayette, Eyke halkının bu zulmünün karşılıksız bırakılmadığı bildirilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Biz de onlardan yaptıklarının karşılığını aldık; her ikisi de apaçık bir yol üzerindedir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “intikam aldık” şeklinde çevrilebilen ‘intekamnâ’ kelimesinin Allah hakkında insanlardaki öfke ve ego kaynaklı intikam gibi anlaşılmaması, ilahî intikamın adalet ve hak edilmiş karşılık anlamı, Lût kavmi ile Eyke halkının kalıntılarının bilinen güzergâhlarda bulunması, tarihin ibret işlevi ve insanın kişisel intikamını Allah’ın adaleti diye kutsamaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 78. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz zulmü yalnız başkasının bedenine yapılan saldırıda mı görüyoruz, yoksa para ve emek üzerinden yapılan haksızlığı da aynı ciddiyetle görüyor muyuz? Bir kilogram diye gerçekten bir kilogram veriyor muyuz? Satılan malın kusurunu dürüstçe söylüyor muyuz? Çalışanın hakkını tam ve zamanında ödüyor muyuz? Müşterinin bilgisizliğini fırsat mı görüyoruz? Sözleşmede küçük yazılara gizlediğimiz şeyi yüzüne açıkça söyleyebilir miyiz? Dindarlığımız para masaya geldiğinde de devam ediyor mu? Ve en önemlisi, Kur’an Eyke halkını ekonomik haksızlıklarıyla birlikte ‘zalimler’ diye anıyorsa, biz de kendi kazancımıza bakıp ‘Bu paranın içinde herhangi bir insanın eksiltilmiş hakkı var mı?’ sorusunu cesaretle sorabiliyor muyuz?

“Hicr 78, ‘Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi’ buyurarak zulmün yalnız fiziksel şiddetten ibaret olmadığını hatırlatır. Hz. Şuayb kıssasında ölçüyü ve tartıyı eksiltmek, insanların mallarını ve haklarını azaltmak ekonomik zulmün açık örnekleri olarak karşımıza çıkar. Ayetin büyük dersi şudur: İbadet ile ticaret ahlakını birbirinden ayırma. Helal kazanç yalnız ne sattığınla değil, nasıl sattığınla; yalnız ne kadar kazandığınla değil, o kazancın içinde başkasının eksilmiş hakkı bulunup bulunmadığıyla da ilgilidir. Gerçek dindarlık, para söz konusu olduğunda da adaletten vazgeçmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt