Bakara Suresi 131. Ayette “Rabbi Ona ‘Teslim Ol’ Dediğinde İbrahim, ‘Âlemlerin Rabbine Teslim Oldum’ Demişti” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Gerçek teslimiyet, insanın düşünmeyi bırakması değil; hakikati tanıdıktan sonra egosunu onun önüne koymamasıdır. İbrahim’in büyüklüğü yalnızca Allah’ı bulmasında değil, bulduğu hakikate bütün varlığıyla cevap verebilmesindedir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 131. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 131. ayeti, Hz. İbrahim’in Allah ile ilişkisinin merkezindeki tek kelimeyi ortaya çıkarır:
Teslimiyet.
Allah ona:
“Teslim ol.”
buyurur.
İbrahim’in cevabı ise hiçbir pazarlık, gecikme veya şart içermez:
“Âlemlerin Rabbine teslim oldum.”
Bu kısa diyalog, İbrahim’in dinî karakterinin özeti gibidir.
O yalnızca Allah’ın varlığını kabul eden biri değildir.
Bildiklerinin hayatındaki sonucunu da kabul eder.
Yani iman:
bilgiden teslimiyete dönüşür.
“Rabbi Ona Teslim Ol Dedi” Ne Demektir
Ayetteki emir:
“eslim”
kelimesidir.
Bu kelime:
teslim ol,
boyun eğ,
kendini Allah’a yönelt
anlamları taşır.
Buradaki teslimiyet, bir insanın başka bir insan karşısında aşağılanması gibi düşünülmemelidir.
Çünkü teslim olunan:
Âlemlerin Rabbi’dir.
Yani insanın yaratıcısı ve nihai hakikatin sahibi.
Bu nedenle Kur’an’ın mantığında Allah’a teslimiyet:
kişiliğin yok edilmesi değil,
kişiliğin gerçek merkezini bulmasıdır.
“Teslimiyet” İslam Kelimesiyle Nasıl İlişkilidir
“İslam” kelimesi:
s-l-m
köküyle ilişkilidir.
Bu kök:
teslimiyet,
esenlik,
barış,
güvenlik
anlam alanları taşır.
Bir Müslüman kelime anlamı bakımından:
Allah’a teslim olan kişi
olarak düşünülebilir.
Bu nedenle İbrahim’in:
“Teslim oldum.”
cevabı İslam’ın özündeki tavrı gösterir.
Burada İslam yalnızca tarihsel bir topluluk adı değil:
Allah’a yönelmiş varoluş biçimidir.
Hz. İbrahim Zaten Müminse Neden Ona “Teslim Ol” Deniyor
Çünkü iman ile teslimiyet birbirine bağlı olsa da teslimiyet:
hayat boyunca tekrar tekrar ortaya çıkan bir tavırdır.
İnsan Allah’a inanabilir.
Ama bir sınav geldiğinde:
kendi arzusunu Allah’ın hükmünün önüne koyabilir.
İbrahim’in hayatındaki büyüklük:
sadece:
“Allah vardır.”
demesi değildir.
Zor anlarda da:
Allah’ın çağrısını kendi arzusundan üstün tutabilmesidir.
Bu nedenle teslimiyet:
bir anlık söz değil,
süreklilik gösteren karakterdir.
“Teslim Oldum” Demek Düşünmeyi Bırakmak mıdır
Hayır.
İbrahim Kur’an’da düşünmeyen biri olarak değil:
sorgulayan, akıl yürüten ve gözlem yapan biri
olarak anlatılır.
Putları sorgular.
Toplumunun inançlarını sorgular.
Gök cisimleri üzerinden düşünür.
Dolayısıyla onun teslimiyeti:
araştırmadan önce değildir.
Hakikati fark ettikten sonra gelir.
Bu önemli bir ayrımdır:
Körü körüne teslimiyet ile bilinçli teslimiyet aynı şey değildir.
İbrahim’in modeli:
düşün,
araştır,
hakikati fark et,
sonra egon yüzünden ondan kaçma.
Akıl İle Teslimiyet Birbirinin Karşıtı mıdır
Hayır.
Akıl:
hakikati araştırır.
Teslimiyet ise:
bulduğu hakikatin sonucunu kabul eder.
İnsan bazen aklıyla bir şeyin doğru olduğunu anlayabilir.
Ama arzusu:
başka bir şey ister.
İşte asıl çatışma çoğu zaman:
akıl ile iman arasında değil,
hakikat ile ego arasında
ortaya çıkar.
Bakara 131’in mesajı tam burada güçlenir.
İbrahim:
bildiği şeyin gereğini yaşamaktan kaçmaz.
İnsan Hakikati Bildiği Halde Neden Ona Teslim Olmayabilir
Çünkü hakikatin bedeli olabilir.
Bir gerçeği kabul etmek:
hayat tarzını değiştirmeyi,
bir hatadan dönmeyi,
bir ayrıcalıktan vazgeçmeyi,
özür dilemeyi,
alışkanlıklarını bırakmayı
gerektirebilir.
Bu nedenle bazen insanın problemi:
gerçeği anlayamamak değildir.
Anladığı gerçeğin kendisinden isteyeceği şeyi yapmak istememesidir.
İbrahim’in farkı:
hakikatin bedelinden kaçmamasıdır.
“Âlemlerin Rabbine” İfadesi Neden Özellikle Kullanılmıştır
İbrahim yalnızca:
“Allah’a teslim oldum.”
demekle kalmaz.
“Âlemlerin Rabbine.”
der.
Bu ifade Allah’ın:
yalnızca İbrahim’in,
yalnızca bir toplumun,
yalnızca belirli bir coğrafyanın
Rabbi olmadığını vurgular.
Allah:
bütün âlemlerin Rabbidir.
Bu tevhid açısından son derece önemlidir.
Tanrı:
bir kabile tanrısı,
bir milletin özel mülkü,
bir grubun kişisel otoritesi
değildir.
Evrensel Rab’dir.
“Âlemlerin Rabbi” Düşüncesi Dinî Üstünlük Kibrini Nasıl Sınırlar
Eğer Allah bütün âlemlerin Rabbi ise:
hiçbir toplum Allah’ı:
kendi mülkü gibi sahiplenemez.
Bir insan:
“Allah yalnızca bizim.”
diyemez.
Allah:
seni de yarattı.
Başkasını da.
Bu düşünce inanç farklılıklarını ortadan kaldırmaz.
Fakat insana:
tevazu
öğretebilir.
İnsan Allah’a ait olabilir.
Ama Allah:
insanın grubuna ait değildir.
İbrahim’in Cevabında Neden Hiç Pazarlık Yoktur
Ayetin en etkileyici taraflarından biri budur.
Allah:
“Teslim ol.”
der.
İbrahim:
“Bir düşüneyim.”
“Şu şart gerçekleşirse.”
“Bana bunun karşılığında ne verilecek?”
demez.
Cevabı:
“Teslim oldum.”
Bu, İbrahim’in Allah’a duyduğu güvenin derecesini gösterir.
Çünkü teslimiyetin en zor tarafı:
sonucu tamamen kontrol edemediğin halde güvenebilmek
olabilir.

Allah’a Teslimiyet İnsanın Kendi İradesini Yok Etmesi midir
Hayır.
Tam tersine teslimiyet:
iradenin kullanılmasıdır.
İbrahim zorla:
“Teslim oldum.”
dememektedir.
Bilinçli biçimde cevap verir.
Bu nedenle iman ahlaki anlam taşıyorsa:
seçimle ilgilidir.
Zorla yapılan hareket:
itaat görüntüsü oluşturabilir.
Ama gerçek teslimiyet:
içeriden verilen bir evet
gerektirir.

Teslimiyet İnsanı Pasif Hale Getirir mi
İbrahim’in hayatına bakıldığında tam tersini görürüz.
O:
hicret eder.
Mücadele eder.
Kâbe’yi inşa eder.
Dua eder.
Çocuğunu yetiştirir.
Toplumunun yanlışlarına karşı çıkar.
Yani Allah’a teslimiyet:
hayattan çekilmek
değildir.
Aksine insanı:
daha fazla sorumluluk almaya
götürebilir.
Gerçek teslimiyet:
“Nasıl olsa Allah halleder, ben hiçbir şey yapmayayım.”
demek değildir.

Tevekkül İle Teslimiyet Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Teslimiyet:
Allah’ın iradesini nihai ölçü olarak kabul etmektir.
Tevekkül ise:
çaba gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir.
İbrahim’in hayatında ikisini birlikte görürüz.
Kâbe’yi inşa eder.
Yani çalışır.
Sonra:
“Rabbimiz, kabul et.”
der.
İşte bu:
emek + teslimiyet
dengesidir.
İnsan görevinin gereğini yapar.
Ama kendisini:
sonucun mutlak sahibi
sanmaz.

İnsan Hayatta Neye Teslim Olduğunu Nasıl Anlayabilir
Çok basit ama zor bir soruyla:
“Son sözü hayatımda ne söylüyor?”
Para mı?
Toplumun onayı mı?
Korkuların mı?
Arzuların mı?
Statün mü?
Öfken mi?
Yoksa hakikat ve Allah’a karşı sorumluluk bilincin mi?
İnsan ağzıyla:
“Allah’a teslim oldum.”
diyebilir.
Ama kritik kararlarında sürekli:
başka bir şeyi nihai ölçü
haline getiriyorsa,
teslimiyet iddiasını yeniden düşünmesi gerekebilir.

Para veya Güç İnsanın Gizli Efendisine Dönüşebilir mi
Evet.
İnsan resmen:
bir puta tapmıyor olabilir.
Ama para kaybetme korkusu yüzünden:
her ilkesinden vazgeçiyorsa,
para onun davranışlarını yöneten:
nihai otoriteye
yaklaşmış olabilir.
Aynı şey:
şöhret,
güç,
ilişki,
toplumsal onay
için de düşünülebilir.
Tevhid bu nedenle yalnızca:
“Kaç Tanrı var?”
sorusu değildir.
Bir başka soru da şudur:
“Hayatında gerçekte kimin sözü son sözdür?”

Bakara 130 Ve 131 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
İbrahim’in yolundan ancak kendini bilmez kişinin yüz çevireceği
söylenmişti.
- ayet ise:
İbrahim’in yolunun özü nedir?
sorusuna cevap verir.
Cevap:
Teslimiyet.
Allah:
“Teslim ol.”
der.
İbrahim:
“Âlemlerin Rabbine teslim oldum.”
der.
Yani 130. ayette övülen İbrahim yolu:
- ayette tek bir tavır içinde özetlenir:
Bilerek, isteyerek ve bütün varlığıyla Allah’a yönelmek.

Bu Ayet Neden Hz. İbrahim’in Yahudi veya Hristiyan Olup Olmadığı Tartışmalarından Daha Temel Bir Noktaya Gidiyor
Çünkü Kur’an İbrahim’i daha sonraki tarihsel kimliklerin öncesine yerleştirir.
Onun temel vasfı:
belirli bir sonraki mezhepsel etiket değil,
Allah’a teslimiyetidir.
Bu, ilerleyen ayetlerde daha da açıklanacaktır.
Kur’an’ın İbrahim üzerinden kurduğu mesaj şudur:
Asıl mesele:
hangi tarihsel etiketi taşıdığın değil, Allah karşısındaki gerçek yönelişindir.
Bu elbette dinî kimlikleri anlamsız kılmaz.
Ama:
etiketin özünün teslimiyet olması gerektiğini
hatırlatır.

Bakara 131’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Hakikati bulmak kadar ona göre değişebilmek de önemlidir.
İnsan yüzlerce doğru şey bilebilir.
Ama hiçbirini yaşamayabilir.
Adaletin iyi olduğunu bilir.
Ama çıkarı söz konusu olduğunda adaletten vazgeçer.
Affetmenin değerini bilir.
Ama kibri izin vermez.
Yanlış yaptığını bilir.
Ama özür dilemez.
Bu durumda bilgi vardır.
Fakat:
teslimiyet eksiktir.
İbrahim’in modeli:
“Doğruyu biliyorsan onun gereğini de üstlen.”
der.

Son Söz
Bakara 131 Bize “Allah’a Teslim Olduğumuzu Söylüyoruz; Peki Karar Anı Geldiğinde Son Sözü Gerçekte Kim Söylüyor?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 131. ayet çok kısa bir diyalogdur.
Allah:
“Teslim ol.”
der.
İbrahim:
“Âlemlerin Rabbine teslim oldum.”
der.
Ama bu iki cümle arasında insan hayatının belki de en büyük mücadelesi vardır.
Çünkü “teslim olmak” söylemesi kolay bir kelimedir.
Asıl sınav:
hayat senin istemediğin yönde ilerlediğinde başlar.
Planın bozulduğunda.
Kaybettiğinde.
Bir hüküm çıkarına uymadığında.
Bir gerçeği kabul etmek egonu incittiğinde.
Yanlış yaptığını fark ettiğinde.
İşte o zaman insanın gerçekten neye teslim olduğu ortaya çıkar.
Çünkü herkes:
işler istediği gibi giderken
Allah’a güvenmekten söz edebilir.
Ama teslimiyet:
hayatın bütün iplerini elinde tutamadığını fark ettiğinde de anlamlı kalabiliyor mu?
İbrahim’in büyüklüğü burada ortaya çıkar.
O sadece:
Allah’ın varlığına dair teorik bir sonuca ulaşmaz.
Hayatını da:
o sonucun gereğine açar.
Ve bu teslimiyet düşünmeyi yok etmez.
Tam tersine İbrahim’in hayatı bize:
önce sorgulamayı,
sonra hakikati fark etmeyi,
sonra da:
hakikati kendi egomuza kurban etmemeyi
gösterir.
Belki çağdaş insan için bu özellikle önemlidir.
Bugün insan:
özgür olmak
istiyor.
Bu çok değerli bir arzu.
Ama özgürlük bazen:
“Kimse bana hiçbir şey söyleyemez.”
şeklinde anlaşılabiliyor.
Oysa insan hiçbir otoriteyi kabul etmediğini düşündüğünde bile:
arzularına,
korkularına,
toplumun onayına,
algoritmalara,
paraya,
statüye
teslim olabilir.
Bu durumda soru:
“Teslim olacak mıyım?”
değildir.
Çünkü insan zaten bir şeylere teslim olur.
Daha gerçek soru:
“Neye teslim olacağım?”
İbrahim’in cevabı nettir:
“Âlemlerin Rabbine.”
Ne kendi kabilesine.
Ne toplumun putlarına.
Ne siyasi güce.
Ne kendi egosuna.
Âlemlerin Rabbine.
Bu ifade insanı hem özgürleştirir hem sınırlar.
Özgürleştirir çünkü:
yaratılmış hiçbir güç mutlak değildir.
Sınırlar çünkü:
sen de mutlak değilsin.
Belki gerçek tevazu tam burada doğar.
İnsan:
kendisini küçümsemez.
Ama:
kendini Tanrılaştırmaz da.
Elinden geleni yapar.
Düşünür.
Sorgular.
Çalışır.
Seçer.
Sonra bilir ki:
hayatın nihai merkezi kendisi değildir.
Ve belki Bakara 131’in bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
“Allah’a teslim oldum” dediğimiz halde çıkarımız, egomuz ve arzumuz Allah’ın istediğine ters düştüğünde hangisini seçiyoruz?
“Teslimiyet insanın aklını bırakması değil, aklıyla ulaştığı hakikati egosuna feda etmemesidir. İbrahim’in ‘Teslim oldum’ sözü bir cümleden daha büyüktür; bütün bir hayatın yönünü belirleyen karardır.”
Ersan Karavelioğlu