A‘râf Suresi 148. Ayette “Musa’nın Kavmi, Onun Ardından Ziynet Eşyalarından Böğüren Bir Buzağı Heykeli Edindiler. Onun Kendileriyle Konuşmadığını ve Kendilerine Yol Göstermediğini Görmediler mi? Onu İlah Edindiler ve Zalimlerden Oldular” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen gerçeğin sessizliğinden değil, kendi arzusunun sesinden etkilenir. Bir şey dikkat çekiyor diye hakikat olmaz; hakikat, insanı yalnız büyüleyen değil, doğru yola da götürendir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 147. ayetinde:
Allah’ın ayetlerini
ve ahirete kavuşmayı:
yalanlayanların amellerinin:
boşa çıkacağı
ve insanların:
yaptıklarının karşılığıyla:
karşılaşacağı
bildirilmişti.
- ayette ise Hz. Musa’nın:
İsrailoğullarının yaşadığı:
çok ciddi bir sapma anlatılır:
“Musa’nın kavmi, onun ardından ziynet eşyalarından böğüren bir buzağı heykeli edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve kendilerine yol göstermediğini görmediler mi? Onu ilah edindiler ve zalimlerden oldular.”
Bu ayet:
sadece geçmişte yapılmış:
bir buzağı heykelinden söz etmez.
Aynı zamanda:
insanın görüntüden etkilenmesi, sembolleri hakikatin yerine koyması, duyuların büyüsüne kapılması ve kendi yaptığı şeye kutsallık yüklemesi
üzerine çok güçlü bir uyarıdır.
Çünkü ortada:
insanların kendisinin yaptığı:
bir nesne vardır.
Ama bir süre sonra:
onu yapan insanlar:
ona:
ilahî değer
vermeye başlar.
İşte ayetin en sarsıcı yönlerinden biri:
budur.
“Musa’nın Kavmi Onun Ardından” İfadesi Ne Anlama Gelir
Hz. Musa:kırk gecelik:
ilahî buluşma için:
kavminden ayrılmıştır.
Hz. Hârûn’u:
yerine bırakmıştır.
Tam bu süreçte:
kavmin bir bölümü:
büyük bir sapmaya:
yönelir.
Yani:
liderin kısa süreli yokluğu, topluluğun içindeki zayıflıkları görünür hâle getirir.
İnsan Neden Rehberlik Zayıfladığında Eski Alışkanlıklarına Dönebilir
Çünkü:bir davranış:
yalnız dış denetimle:
korunuyorsa,
denetim ortadan kalktığında:
eski eğilimler:
yeniden ortaya çıkabilir.
Gerçek eğitim ise:
insanın:
doğruyu yalnız biri bakarken değil,
tek başınayken de sürdürebilmesini
hedefler.
“Ziynet Eşyalarından Bir Buzağı Edindiler” Ne Demektir
Ayet:buzağı heykelinin:
ziynet eşyalarından:
yapıldığını bildirir.
Yani:
insanların ellerindeki:
değerli maddeler:
bir araya getirilerek:
bir nesneye:
dönüştürülmüştür.
Bu çok dikkat çekicidir:
İnsan kendi eliyle yaptığı şeyi, sonra kendisinden üstün bir varlık gibi görebilir.
Buzağıyı Kimin Yaptığı Bu Ayette Açıklanıyor mu
A‘râf 148:doğrudan kavmin:
buzağı edinmesine odaklanır.
Kur’an’ın başka bölümlerinde:
özellikle Tâhâ Suresi'nde:
Sâmirî’den:
ayrıca söz edilir.
Bu nedenle:
bu ayeti açıklarken:
başka surelerdeki ayrıntılarla:
karıştırmadan:
buradaki ana vurguya:
dikkat etmek gerekir.
“Böğüren Bir Buzağı Heykeli” Ne Anlama Gelir
Ayet:buzağının:
böğürmeye benzer bir ses çıkardığını
bildirir.
Ancak:
bu sesin teknik olarak:
nasıl meydana geldiği:
A‘râf 148’de ayrıntılı biçimde açıklanmaz.
Bu nedenle:
mekanizma hakkında:
kesin olmayan tahminleri:
kesin gerçek gibi:
sunmamak gerekir.
Açık olan:
ses çıkaran bir buzağı görüntüsünün insanları etkilediğidir.
Ses Çıkarması Neden İnsanlar Üzerinde Etkili Olmuş Olabilir
Çünkü:hareket,
ses
ve olağan dışı görüntü:
insan zihninde:
çok güçlü etki oluşturabilir.
Bir nesne:
alışılmadık biçimde:
ses çıkarıyorsa,
insan:
ona:
gerçekte sahip olmadığı:
bir anlam:
yükleyebilir.
Ama:
etkileyici olmak, ilah olmak değildir.
Kur’an Neden “Onun Kendileriyle Konuşmadığını Görmediler mi?” Diyor
Çünkü:ses çıkarmak ile:
anlamlı konuşmak:
aynı şey değildir.
Buzağı:
böğürür.
Ama:
insanla:
bilinçli iletişim kuramaz.
Sorulara:
cevap veremez.
Hakikat:
öğretemez.
Ahlak:
gösteremez.
Yani:
gürültü vardır ama hikmet yoktur.
Ses ile Söz Arasındaki Fark Neden Önemlidir
Her ses:bilgi taşımaz.
Her dikkat çekici görüntü:
hakikat değildir.
Her güçlü etki:
rehberlik değildir.
İnsan:
bazen:
yüksek sesle konuşanı:
daha haklı,
çok görünür olanı:
daha önemli
sanabilir.
Ama:
hakikat sesin yüksekliğiyle ölçülmez.
“Kendilerine Yol Göstermediğini Görmediler mi?” Ne Anlama Gelir
Bu:çok güçlü bir akıl yürütmedir.
Bir ilahın:
insana:
rehberlik etmesi:
beklenirken,
buzağı:
hiçbir yol:
gösterememektedir.
Ne:
iyi ile kötüyü ayırır,
ne:
soruya cevap verir,
ne:
geleceğe yön verir.
O hâlde:
kendi kendine bile yön veremeyen bir nesne, insana nasıl yön verebilir?
Ayet Burada Akıl Yürütmeyi mi Teşvik Ediyor
Evet.Dikkat edilirse:
Kur’an:
yalnız:
“Bu yanlıştır.”
demiyor.
Aynı zamanda:
soru sorduruyor:
Konuşuyor mu?
Yol gösteriyor mu?
Gerçek bir güç taşıyor mu?
Bu:
inanç konusunda:
düşünmeyi ve sorgulamayı
teşvik eden:
çok güçlü bir yöntemdir.

İnsan Kendi Yaptığı Bir Şeye Nasıl Boyun Eğebilir
Bu:yalnız geçmişe ait:
bir problem değildir.
İnsan:
kendi yaptığı:
para sistemine,
statü düzenine,
sosyal itibara,
teknolojiye,
markaya,
kuruma
öyle büyük anlam yükleyebilir ki:
sonra:
kendisini:
onların hizmetine:
sokabilir.
Yani:
yarattığı araç, zamanla efendisine dönüşebilir.

Buzağı Kıssası Putperestliğin Psikolojisi Hakkında Ne Söyler
İnsan:gözle görebildiği,
dokunabildiği,
işitebildiği:
bir şeye:
bağlanmayı:
daha kolay bulabilir.
Soyut ve aşkın olan:
daha fazla:
iman,
tefekkür
ve bilinç:
isteyebilir.
Bu nedenle:
tevhid:
insanı:
görüntünün esaretinden de kurtarmaya çalışır.

Neden Bir Buzağı
Ayet:buzağı biçimini:
bildirir.
Fakat:
neden özellikle bu hayvanın seçildiği konusunda:
metnin açıkça söylemediği ayrıntıları:
kesinleştirmek:
doğru olmaz.
Tarihsel ve kültürel:
çeşitli yorumlar:
yapılmıştır.
Ama ayetin ana mesajı:
şeklin kendisinden çok, yaratılmış bir nesnenin ilahlaştırılmasıdır.

“Onu İlah Edindiler” İfadesi Ne Kadar Ağırdır
Çok ağırdır.Çünkü:
bu yalnız:
bir sanat eseri yapmak,
bir simge kullanmak
veya:
bir nesneyi sevmek değildir.
Onu:
ibadet ve kutsallığın:
merkezine:
yerleştirmektir.
Bu:
tevhidin:
doğrudan karşısında bulunan:
şirk yönelimidir.

İnsan Bir Nesneyi İlahlaştırmadan da Aşırı Değer Verebilir mi
Evet.Bir insan:
kelimenin açık anlamıyla:
putperest olmayabilir.
Ama:
hayatının tamamını:
para,
şöhret,
güzellik,
başarı,
güç,
bir kişi
veya:
başkalarının onayı
etrafında:
kurabilir.
Bunlar:
Allah’ın yerine geçirilirse:
insanın:
ahlaki yönünü:
bozabilir.

“Zalimlerden Oldular” Ne Anlama Gelir
Zulüm:yalnız başkasına:
fiziksel zarar vermek değildir.
Kur’an dilinde:
bir şeyi:
yerli yerine koymamak da:
zulmün anlam alanına:
girebilir.
Yaratılmış bir nesneyi:
ilah konumuna:
getirmek:
hakikati:
yerinden etmektir.
Bu yüzden:
onların tavrı:
zulüm
olarak nitelendirilir.

İnsan Kendine de Zulmedebilir mi
Evet.Yanlış bir inanç:
insanın:
kendi hayatını:
yanlış bir merkeze:
bağlamasına:
neden olabilir.
İnsan:
kendi yaptığı şeye:
kul olduğunda,
kendi özgürlüğünü:
daraltır.
Bu yüzden:
şirk:
yalnız Allah’a karşı:
bir yanlış değil,
aynı zamanda:
insanın kendi varlığına karşı da bir kayıptır.

A‘râf Suresi 147. ve 148. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
yalanlayanların:
amellerinin:
boşa çıkacağı:
anlatılmıştı.
- ayette ise:
çok açık bir:
inanç sapmasına:
yöneldiği görülür.
Onlar:
kendilerinin yaptığı:
bir buzağıya:
ilahî değer:
yükler.
Üstelik:
bu nesnenin:
konuşmadığını
ve yol göstermediğini:
görebilecek durumdadırlar.
Yani:
hakikatten uzaklaşma bazen delil yokluğundan değil, insanın kendi arzusuna kapılmasından doğar.

Sonuç: A‘râf Suresi 148. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 148. ayet:insanın:
kendi elleriyle:
nasıl yeni bağımlılıklar:
üretebileceğini:
çok çarpıcı biçimde gösterir.
İsrailoğulları:
Firavun’dan:
kurtulmuştur.
Denizi:
geçmiştir.
Putperest bir toplum görmüş,
onlara:
özenmiştir.
Hz. Musa:
onları:
uyarmıştır.
Ardından:
Hz. Musa:
kırk gecelik buluşma için:
ayrılır.
Ve:
kavmin içinden bir grup:
ziynet eşyalarından:
bir buzağı yapar.
Sonra:
ona:
ilahî anlam:
yükler.
Buradaki çelişki:
çok büyüktür.
O nesneyi:
kendileri:
yapmıştır.
Ama:
sonra:
onu:
kendilerinin üzerinde:
bir otoriteye:
dönüştürürler.
İşte ayetin:
bugüne ulaşan en güçlü derslerinden biri:
budur:
İnsan kendi ürettiği şeyi kutsallaştırabilir.
Para:
insanın yaptığı:
bir değişim aracıdır.
Ama insan:
hayatının bütün değerini:
paraya bağlarsa:
araç:
efendi hâline:
gelebilir.
Teknoloji:
insanın ürettiği:
bir araçtır.
Ama insan:
ne düşüneceğini,
ne isteyeceğini,
ne kadar değerli olduğunu:
tamamen ona bırakırsa:
teknoloji:
hayatının merkezine:
yerleşebilir.
Statü:
toplumların oluşturduğu:
bir derecelendirmedir.
Ama insan:
makamını kaybettiğinde:
kendisini hiçlik:
sanıyorsa,
statü:
artık sadece:
bir görev değildir.
Bu yüzden:
buzağı kıssası:
yalnız:
“Eskiden insanlar put yapardı.”
diye okunursa:
dersin büyük kısmı:
kaçabilir.
Asıl soru:
şudur:
Biz bugün neyi gereğinden fazla büyütüyoruz?
Ayet:
başka çok önemli bir:
ölçü daha verir:
“Konuşmuyor ve yol göstermiyor.”
Bir şey:
seni:
etkileyebilir.
Ama:
sana:
yol gösterebiliyor mu?
Seni:
daha adil,
daha merhametli,
daha bilinçli,
daha dürüst:
yapıyor mu?
Yoksa:
yalnız:
seni büyülüyor mu?
Bu ayrım:
çok önemlidir.
Çünkü:
insan:
gürültüyü:
hakikat,
popülerliği:
değer,
parıltıyı:
anlam
sanabilir.
Oysa:
Kur’an:
şunu sordurur:
“Bu sana gerçekten yol gösteriyor mu?”
Belki de A‘râf 148’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda kullandığımız araçların sahibi hâlâ biz miyiz, yoksa kendi yaptığımız şeylerin hizmetkârına mı dönüştük?
Çünkü:
put:
her zaman:
taştan veya altından:
olmak zorunda değildir.
İnsan:
hayatının merkezine:
Allah’ın yerine:
herhangi bir şeyi:
mutlak biçimde:
koyduğunda:
özgürlüğünü:
ona:
teslim etmeye başlayabilir.
Ve ayetin:
en sade akıl ölçüsü:
bugün de:
geçerlidir:
Konuşamayan, hakikati açıklayamayan, sana gerçek bir yol gösteremeyen ve senin yaptığın bir şey nasıl senin üzerinde mutlak otorite olabilir?
Gerçek tevhid:
yalnız:
putları reddetmek değildir.
Aynı zamanda:
hayatta hiçbir yaratılmış şeyi:
Allah’ın yerine geçecek kadar büyütmemektir.
“İnsan kendi yaptığı şeye kulluk etmeye başladığında yalnız inancını değil, özgürlüğünü de kaybeder. Bir şey seni etkileyebilir; fakat ona hayatının merkezini vermeden önce şunu sor: Bana gerçekten yol mu gösteriyor, yoksa yalnızca gözümü mü kamaştırıyor?”
Ersan Karavelioğlu