📖 Âl-i İmrân Suresi 134. Ayette “Onlar Bollukta da Darlıkta da Allah Yolunda Harcar, Öfkelerini Yutar ve İnsanları Affederler; Allah İyilik Yapanları | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Âl-i İmrân Suresi 134. Ayette “Onlar Bollukta da Darlıkta da Allah Yolunda Harcar, Öfkelerini Yutar ve İnsanları Affederler; Allah İyilik Yapanları

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,097
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 134. Ayette “Onlar Bollukta da Darlıkta da Allah Yolunda Harcar, Öfkelerini Yutar ve İnsanları Affederler; Allah İyilik Yapanları Sever” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsanın gerçek ahlakı yalnız elinde çok şey varken ne verdiğiyle değil, azı varken neyi paylaşabildiğiyle; güçlü olduğunda kimi ezdiğiyle değil, öfkeliyken kendisini ne kadar yönetebildiğiyle anlaşılır. Âl-i İmrân 134, takvâyı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp insanın cüzdanında, öfkesinde ve affetme gücünde görünür hâle getirir.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 134. ayetinde şöyle buyrulur:


“Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever.”


Bir önceki 133. ayette:


“Rabbinizin bağışlanmasına ve genişliği göklerle yer kadar olan, takvâ sahipleri için hazırlanmış cennete koşun.”


denilmişti.


  1. ayet ise çok doğal bir soru ortaya çıkarır:

Peki bu takvâ sahipleri kimdir?


Kur’an onları soyut ifadelerle bırakmaz.


Üç çok somut özellik verir:


Bollukta ve darlıkta infak ederler.


Öfkelerini yutarlar.


İnsanları affederler.



Ve bütün bunları tek bir büyük kavramla tamamlar:


İhsan.


Yani iyiliği en güzel biçimde yapmak.


Bu ayet, dindarlığın yalnız:


ibadet,


söz,


kimlik


olmadığını gösterir.


Takvâ:


parayla karşılaştığında,


öfkelendiğinde,


sana kötülük yapıldığında


nasıl davrandığında görünür.


1️⃣ “Bollukta da Darlıkta da Harcarlar” Ne Demektir ❓


Ayette:


“ellezîne yunfikûne fi’s-serrâi ve’d-darrâ”


denir.


Yani:


“Onlar bollukta da darlıkta da infak ederler.”


“Serra”:


rahatlık,


bolluk,


refah


anlamları taşır.


“Darra” ise:


darlık,


zorluk,


sıkıntı


anlamına gelir.


Yani hayır yapmak:


yalnız zenginlerin işi


olarak sunulmaz.


İmkânın çoksa:


çok verirsin.


Azsa:


imkânın ölçüsünde


verirsin.


Önemli olan:


iyiliğin yalnız rahat günlere bağlı olmamasıdır.


2️⃣ İnsan Darlıkta Neden İnfak Etsin ❓


Çünkü infakın değeri yalnız:


miktarda


değildir.


Bir zengin için:


yüksek görünen bir miktar


çok küçük fedakârlık olabilir.


Maddi imkânı sınırlı bir kişinin:


küçük yardımı ise


çok daha büyük fedakârlık taşıyabilir.


Kur’an burada:


herkese aynı miktarı verin


demez.


İnsanın:


imkânı ölçüsünde


iyilikten kopmamasını ister.


Darlıkta verilen küçük şey:


bazen bollukta verilen büyük miktardan


daha derin bir paylaşma anlamı taşıyabilir.


3️⃣ İnfak Sadece Para Vermek midir ❓


Kelime özellikle:


maldan harcamayı


ifade eder.


Fakat iyilik anlayışı bundan daha geniştir.


İnsan:


parasını,


zamanını,


bilgisini,


emeğini,


imkânını


başkasının yararı için kullanabilir.


Ancak ayetin doğrudan ifadesini:


fazla genişletip para boyutunu kaybetmemek gerekir.


Burada ekonomik paylaşım:


özellikle önemlidir.


Çünkü insanın:


malından vazgeçebilmesi


nefsi için ciddi bir sınavdır.


4️⃣ Neden Takvâ Sahibinin İlk Özelliği Para Konusunda Anlatılıyor ❓


Çünkü para:


insanın neye gerçekten değer verdiğini


çok güçlü biçimde ortaya çıkarabilir.


İnsan:


çok güzel konuşabilir.


Merhametten söz edebilir.


Ama başkasının ihtiyacı karşısında:


hiçbir fedakârlık yapmak istemeyebilir.


Kur’an:


imanı:


cüzdana kadar


indirir.


Yani:


“Neye inanıyorsun?”


sorusunun yanında:


“Sahip olduğun şeyi nasıl kullanıyorsun?”


sorusunu da sorar.


5️⃣ Darlıkta İnfak Etmek İnsan Kendisini Zora Sokmalı Demek midir ❓


Hayır.


İslam:


insanın kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri


mağdur etmesini istemez.


İnfak:


sorumlu cömertliktir.


İnsan:


ailesinin temel ihtiyaçlarını ihmal edip:


bütün parasını dağıtarak


dindarlık gösterisi yapmak zorunda değildir.


Dolayısıyla:


bollukta ve darlıkta vermek


demek:


her durumda ölçüsüzce vermek


değil;


imkân ne olursa olsun:


cömertlik ruhunu kaybetmemek


demektir.


6️⃣ “Öfkelerini Yutarlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“vel-kâzimîne’l-gayz”


denir.


“Gayz”:


yoğun öfke,


içte kabaran kızgınlık


anlamına gelir.


“Kazm” ise:


bir şeyi tutmak,


kapatmak,


dışarı taşmasını engellemek


anlamları taşır.


Dolayısıyla ifade:


“Öfkeyi hiç hissetmezler.”


demiyor.


Tam tersine:


öfke vardır.


Ama insan:


öfkenin kendisini yönetmesine izin vermez.


7️⃣ Kur’an Öfkelenmeyi Günah mı Sayıyor ❓


Hayır.


Öfke:


insani bir duygudur.


Haksızlık karşısında:


öfke duymak


hatta bazen ahlaki duyarlılığın işareti olabilir.


Sorun:


öfkenin:


zulme,


hakarete,


şiddete,


haksız karara


dönüşmesidir.


Takvâ sahibi insanın özelliği:


öfkesiz olmak değil;


öfke anında iradesini kaybetmemektir.


8️⃣ Öfkeyi Yutmak Bastırmakla Aynı Şey midir ❓


Tam olarak değil.


Sağlıksız bastırma:


öfkeyi yok sayıp


içeride biriktirmek


olabilir.


Ayetin vurgusu ise:


öfkenin kontrol edilmesi


üzerinedir.


İnsan:


“Ben öfkeli değilim.”


diye kendisini kandırmak zorunda değildir.


Şöyle diyebilir:


“Öfkeliyim ama bu hâlde sana zulmetmeyeceğim.”


Bu çok daha olgun bir tutumdur.


Öfke:


hissedilebilir.


Konuşulabilir.


Ama:


ahlakın direksiyonuna oturmamalıdır.


9️⃣ Öfke Neden İnsan İçin Bu Kadar Büyük Bir Sınavdır ❓


Çünkü öfke:


düşünme sürecini daraltabilir.


İnsan öfkeli olduğunda:


normalde söylemeyeceği sözleri


söyleyebilir.


İlişkileri bitirebilir.


Şiddet kullanabilir.


Karşı tarafın yalnız hatasını değil:


bütün kişiliğini


yok etmek isteyebilir.


Ve birkaç dakika sonra:


pişman olabilir.


Bu nedenle öfke kontrolü:


yalnız nezaket değil;


ahlaki öz yönetim


meselesidir.


🔟 Öfkeyi Kontrol Etmek Güçsüzlük müdür ❓


Hayır.


Aksine çoğu zaman:


büyük güç gerektirir.


Karşı tarafa bağırmak:


kolay olabilir.


Gücünüz yetiyorsa:


cezalandırmak


kolay olabilir.


Ama tam bunu yapabilecek durumdayken:


kendinizi durdurmak


çok daha zor olabilir.


İnsanın:


başkasını yenmesi


bir güçtür.


Ama:


kendi öfkesini yönetmesi başka bir güçtür.


Kur’an takvâ sahibini:


bu ikinci güçle


tanımlar.


1️⃣1️⃣ “İnsanları Affederler” Ne Demektir ❓


Ayette:


“vel-âfîne ani’n-nâs”


denir.


Yani:


“İnsanları affedenler.”


“Afv”:


bağışlamak,


kusurun peşini bırakmak,


cezalandırma imkânı olduğu hâlde vazgeçmek


anlamları taşır.


Burada dikkat çekici olan:


“Müminleri affederler.”


denmemesidir.


Daha geniş bir ifade vardır:


“İnsanları.”


Bu, affediciliğin:


genel bir ahlaki özellik


olduğunu düşündürür.


1️⃣2️⃣ Affetmek Her Yapılanı Normal Kabul Etmek midir ❓


Hayır.


Bu çok önemli bir ayrımdır.


Affetmek:


“Yaptığın şey doğruydu.”


demek değildir.


Bir davranışı:


yanlış,


haksız,


zararlı


bulabilirsiniz.


Yine de kişisel intikam talebinizden:


vazgeçebilirsiniz.


Yani:


davranışı mahkûm etmek ile kişiye karşı intikamdan vazgeçmek


aynı anda mümkün olabilir.


Af:


yanlışı doğruya


dönüştürmez.


1️⃣3️⃣ Affetmek Zorunlu mudur, Yoksa İnsan Hakkını Arayabilir mi ❓


İnsan:


hakkını arayabilir.


Adalet istemek:


İslam ahlakında yanlış değildir.


Kur’an başka yerlerde:


haksızlığa karşılık verme hakkını


tanır;


fakat bağışlamayı daha yüksek bir ahlaki imkân olarak da sunar.


Dolayısıyla af:


her durumda hukuki hakkından vazgeçmek zorundasın


demek değildir.


Özellikle:


devam eden şiddet,


istismar,


dolandırıcılık


gibi durumlarda:


sınır koymak ve hukuk yoluna başvurmak


gerekebilir.


1️⃣4️⃣ Birini Affetmek Onunla Yeniden Dost Olmak Demek midir ❓


Hayır.


Af ile:


güven


aynı şey değildir.


Birini affedebilirsiniz.


Ama ona yeniden:


aynı erişimi,


aynı yetkiyi,


aynı yakınlığı


vermek zorunda değilsiniz.


Güven:


yeniden inşa edilmesi gereken


bir şey olabilir.


Dolayısıyla:


“Seni affettim.”


ile:


“Sana yeniden tamamen güveniyorum.”


aynı cümle değildir.


Bu ayrım özellikle:


tekrar eden ihanetlerde


çok önemlidir.


1️⃣5️⃣ Neden Önce Öfkeyi Yutmak, Sonra Affetmek Zikrediliyor ❓


Çünkü bunlar:


iki farklı aşama


gibidir.


Birinci aşama:


öfkenin zarar vermesini


durdurmak.


İkinci aşama:


kalpteki hesaplaşmayı


bırakabilmek.


İnsan bazen:


öfkesini dışarı vurmaz


ama yıllarca:


kin taşır.


Bu nedenle:


öfkeyi yutmak


ile:


affetmek


aynı şey değildir.


Kur’an daha ileri bir ahlaki seviyeye çağırır:


Önce kendini kontrol et.


Sonra mümkünse:


kalbindeki intikam bağını da çöz.


1️⃣6️⃣ Affetmek Neden Bu Kadar Zordur ❓


Çünkü insan:


adalet duygusuyla


incinmişlik duygusunu


birbirine karıştırabilir.


Şöyle hissedebilir:


“Affedersem yaptığını yanına bırakmış olurum.”


Bazen de kin:


kişiyi geçmişte yaşadığı olayla


bağlı tutar.


Affetmek bu nedenle:


karşı tarafa verilen bir hediye kadar:


kendini geçmişin esaretinden kurtarma


biçimi de olabilir.


Fakat bunu:


her mağdura zorla dayatmak


doğru değildir.


Af:


ahlaki değer taşıması için


özgür bir tercihe


dayanmalıdır.


1️⃣7️⃣ “Allah İhsan Edenleri Sever” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet:


“vallâhu yuhibbu’l-muhsinîn”


diye biter.


Yani:


“Allah muhsinleri sever.”


“Muhsin”:


iyilik yapan,


işini güzel yapan,


iyiliği daha yüksek bir ahlaki seviyede gerçekleştiren


kişidir.


Burada dikkat çekici olan:


sadece:


“Allah onları ödüllendirir.”


denmemesidir.


Daha güçlü bir ilişki dili vardır:


“Allah onları sever.”


Bu, ahlakın:


yalnız ceza ve ödül hesabı


olmadığını gösterir.


1️⃣8️⃣ İnfak, Öfke Kontrolü ve Af Neden Aynı Ayette Bir Araya Getirilmiştir ❓


Çünkü üçü de insanın:


sahip olduğu şeyi bırakma


sınavıdır.


İnfakta:


malının bir kısmını


bırakırsın.


Öfkeyi yutarken:


öfkenin seni tatmin edecek dışavurumunu


bırakırsın.


Affederken:


intikam hakkını kullanma arzusunu


bırakırsın.


Üçünün de merkezinde:


nefsin:


“Benim.”


dediği bir şey vardır.


Benim param.


Benim öfkem.


Benim hakkım.


Takvâ insanı:


bunların mutlak sahibi olmaktan


çıkarır.


Bu yüzden ayetin üç özelliği birbirinden kopuk değildir.


1️⃣9️⃣ Gerçek Güç Sahip Olduklarımızı Tutmakta mı, Gerektiğinde Onlardan Vazgeçebilmekte midir ❓


Âl-i İmrân 134’ün insanın önüne koyduğu en derin soru budur.


Dünyada güçlü insanı çoğu zaman:


çok parası olan,


sözü geçen,


kendisine zarar verene karşılık verebilen


kişi olarak görürüz.


Kur’an ise bambaşka bir güç tablosu çizer.


Takvâ sahibi insan:


parası varken:


verebilir.


Azı varken bile:


paylaşabilir.


Öfkelendiğinde:


kendini durdurabilir.


Haklı olduğu bir durumda bile:


affetmeyi seçebilir.


Bu ilginçtir.


Çünkü bunların üçünde de:


insanın teknik olarak:


yapabileceği ama yapmamayı seçtiği


bir şey vardır.


Parasını:


kendine saklayabilir.


Ama verir.


Öfkesini:


karşı tarafa boşaltabilir.


Ama tutar.


İntikam alabilir.


Ama affeder.


Yani ahlaki güç:


her imkânı kullanmak


değildir.


Bazen:


kullanabileceğin gücü kullanmamayı seçebilmektir.


Bu, özellikle öfke konusunda son derece önemlidir.


İnsan kendisine yapılan yanlışı:


yıllarca


taşıyabilir.


Her düşündüğünde:


olayı yeniden


yaşar.


Karşı taraf belki hayatına:


devam etmiştir.


Ama mağdur kişi:


kendi zihninde o günü


tekrar tekrar yaşar.


Af bazen burada:


karşı tarafı aklamak değil;


kendi hayatının anahtarını yeniden eline almak


demektir.


Fakat ayet önce:


infakı


anlatır.


Bu da çok anlamlıdır.


Çünkü gerçek takvâ:


sadece iç duygularla değil;


başkasının hayatına dokunan:


somut iyilikle


başlar.


Sonra öfkeye gelir.


Sonra affa.


Yani insan:


hem malıyla,


hem duygularıyla,


hem ilişkileriyle


sınanır.


Ve bütün bunların sonunda Allah:


“Muhsinleri sever.”


der.


Belki insanın ulaşabileceği en büyük mertebelerden biri:


Allah’ın:


“Sevdiği insanlardan biri”


olabilmektir.


Bu sevgi:


yalnız ibadet görüntüsüne


bağlanmaz.


Kur’an burada çok somut ölçüler koyar:


Darda ve bollukta ne yapıyorsun?


Öfkelendiğinde neye dönüşüyorsun?


Sana kötülük yapanın üzerinde güç elde ettiğinde ne yapıyorsun?


İşte insanın gerçek ahlakı:


belki tam da bu üç yerde


ortaya çıkar.


Ve belki Âl-i İmrân 134’ün bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Kendimizi iyi insan olarak tanımlarken, elimizdeki mal eksildiğinde cömertliğimiz, öfkelendiğimizde ahlakımız ve incitildiğimizde merhametimiz de hâlâ ayakta kalıyor mu?


“Cömertlik yalnız çok şeye sahipken vermek, sabır yalnız sakin olduğunda susmak, affetmek de güçsüzken karşılık verememek değildir. Âl-i İmrân 134, gerçek takvânın insanın verebileceği hâlde paylaşmasında, karşılık verebileceği hâlde öfkesini yönetmesinde ve intikam alabileceği hâlde merhameti seçebilmesinde görünür olduğunu öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt