📖 Âl-i İmrân Suresi 130. Ayette “Ey İman Edenler! Kat Kat Artırılmış Olarak Faiz Yemeyin; Allah’a Karşı Takvâlı Olun ki Kurtuluşa Eresiniz” İfadesi | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Âl-i İmrân Suresi 130. Ayette “Ey İman Edenler! Kat Kat Artırılmış Olarak Faiz Yemeyin; Allah’a Karşı Takvâlı Olun ki Kurtuluşa Eresiniz” İfadesi

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,097
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 130. Ayette “Ey İman Edenler! Kat Kat Artırılmış Olarak Faiz Yemeyin; Allah’a Karşı Takvâlı Olun ki Kurtuluşa Eresiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Bir kazanç, karşı tarafın yükünü büyüttükçe sahibini zenginleştiriyorsa orada yalnız ekonomi değil, ahlak da konuşmaya başlar. Âl-i İmrân 130, paranın çoğalmasından önce insanın vicdanının neye dönüştüğünü sorgular.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 130. ayetinde şöyle buyrulur:


“Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı takvâlı olun ki kurtuluşa eresiniz.”


Bu ayetle birlikte surede konu belirgin biçimde değişir.


Önceki ayetlerde:


Uhud,


savaş,


ilahî yardım,


zafer,


tövbe,


bağışlanma


konuşuluyordu.


  1. ayette ise birden:

ekonomik ahlaka


geçilir.


Bu geçiş aslında Kur’an’ın önemli bir özelliğini gösterir.


Din sadece:


savaş meydanında,


ibadet anında,


dua ederken


insanı sınamaz.


İnsan:


para kazanırken de


sınanır.


Borç verirken de.


Borç alırken de.


Güçlü olduğu ekonomik ilişkilerde de.


Çünkü insanın karakteri bazen en açık biçimde:


başkasının ihtiyacı karşısında ne yaptığıyla


ortaya çıkar.


1️⃣ Ayette Geçen “Ribâ” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette kullanılan kelime:


“er-ribâ”


dır.


Kelime kökü itibarıyla:


artmak,


çoğalmak,


yükselmek


anlamlarını taşır.


Kur’an bağlamında ise “ribâ”:


borç veya mali ilişki üzerinden elde edilen belirli türde haksız artışı


ifade eder.


Türkçede genellikle:


faiz


olarak çevrilir.


Ancak klasik fıkıhta ribâ kavramı:


yalnız modern bankacılık faizinden daha geniş bir teknik alana


sahiptir.


2️⃣ “Kat Kat Artırılmış Olarak” İfadesi Ne Demektir ❓


Ayette:


“ed‘âfen mudâafeh”


ifadesi geçer.


Yani:


“kat kat artırılmış olarak.”


Bu ifade borcun:


giderek büyütüldüğü,


borçlunun ödeme yapamadıkça daha ağır borç altına sokulduğu


bir sistemi tasvir eder.


Örneğin borç vadesi geldiğinde:


“Şimdi ödeyemiyorsan süreyi uzatırım ama borcun daha da artar.”


mantığıyla:


borç katlanabilir.


Böylece borçlu:


borcu kapatmak yerine


daha derin bir borç döngüsüne


girebilir.


3️⃣ Ayet Sadece Çok Yüksek Faizi mi Yasaklıyor ❓


Bu önemli bir tartışmadır.


Ayet özel olarak:


“kat kat artırılmış ribâ”


ifadesini kullanır.


Fakat klasik İslam hukukunda genel kanaat:


yasaklamanın yalnız aşırı veya katlanmış faizle sınırlı olmadığı


yönündedir.


Çünkü Kur’an’ın başka ayetlerinde ribâ:


daha genel biçimde


eleştirilir ve terk edilmesi istenir.


Dolayısıyla:


“Sadece çok yüksek faiz haramdır, düşük faiz serbesttir.”


şeklindeki sonuç klasik çoğunluk yaklaşımını yansıtmaz.


4️⃣ Neden Özellikle “Yemeyin” Kelimesi Kullanılıyor ❓


Ayet:


“lâ te’kulû’r-ribâ”


der.


Kelime anlamıyla:


“ribâyı yemeyin.”


Kur’an’da “yemek” kelimesi bazen:


bir malı tüketmek,


ondan yararlanmak,


haksız biçimde sahiplenmek


anlamında kullanılır.


Yani burada:


faizi fiziksel olarak yemek


değil;


haksız kazancı kendi malına katmak


kastedilir.


Bu ifade ahlaki açıdan çok güçlüdür.


Çünkü insanın kazancı:


adeta bedenine giren bir şey


gibi tasvir edilir.


5️⃣ Faiz Neden Ahlaki Bir Sorun Olarak Ele Alınır ❓


Çünkü borç ilişkilerinde genellikle taraflar:


eşit güçte olmayabilir.


Borç alan kişi:


ihtiyaç içindedir.


Borç veren ise:


daha güçlü konumda olabilir.


Bu güç farkı:


karşı tarafın çaresizliğini kullanmaya


dönüşürse;


ekonomik ilişki:


sömürüye


dönüşebilir.


Kur’an’ın ribâ eleştirisinin merkezinde de:


kazanç ile adalet arasındaki ilişki


vardır.


6️⃣ Borç Vermekten Kâr Etmek Neden Sorun Görülmüştür ❓


Klasik İslam hukukunda borcun temel mantığı:


yardım ve geri ödeme


üzerine kuruludur.


Borç veren:


anaparasını geri alır.


Fakat borç sırf zaman geçtiği için:


garanti edilmiş ek kazanca


dönüşürse;


risk ve yük büyük ölçüde borçlunun üzerine


binebilir.


Bu yüzden klasik hukuk:


borçtan şart koşulmuş fazlalığı


ribâ kapsamında değerlendirmiştir.


7️⃣ Ticaret ile Faiz Arasında Ne Fark Vardır ❓


Kur’an başka bir yerde:


“Allah alışverişi helal, ribâyı haram kılmıştır.”


şeklinde ayrım yapar.


Ticarette:


mal,


hizmet,


risk,


piyasa,


üretim


gibi unsurlar vardır.


Kâr:


garanti değildir.


Zarar ihtimali olabilir.


Borç faizinde ise klasik değerlendirmeye göre:


sermaye sahibinin belirli bir artışı sözleşmeyle garanti altına alması


öne çıkar.


Bu nedenle İslam hukukunda:


ticari kâr ile ribâ aynı şey sayılmaz.


8️⃣ Faizin Sorunu Yalnızca Oranının Yüksekliği midir ❓


Hayır.


Ahlaki mesele yalnız:


%5,


%20,


%100


gibi oranlardan ibaret değildir.


Asıl soru şudur:


İlişki:


adil mi?


Risk nasıl dağıtılıyor?


Borçlunun çaresizliği kullanılıyor mu?


Borç:


üretim aracı mı oluyor,


yoksa insanı sürekli borca mahkûm eden mekanizmaya mı dönüşüyor?


Kur’an’ın ekonomi anlayışını sadece:


bir yüzde hesabına


indirgemek eksik olur.


9️⃣ Ribâ Yasağı Yoksulları Korumayı mı Amaçlar ❓


Güçlü biçimde böyle bir ahlaki yön taşır.


Borçlu kişi:


ihtiyaç nedeniyle borç almışsa;


borcun sürekli artması:


onu daha da yoksullaştırabilir.


Böyle bir sistemde:


sermaye sahibinin serveti büyürken,


borçlunun borcu da büyüyebilir.


Bu nedenle ribâ yasağı:


ekonomik gücün zayıf üzerindeki baskısını sınırlandıran


bir ilke olarak okunabilir.


🔟 Kur’an Zengin Olmayı mı Eleştiriyor ❓


Hayır.


Kur’an:


mal sahibi olmayı


kendi başına günah


saymaz.


Ticaret,


miras,


kazanç,


mülkiyet


meşru kabul edilir.


Sorun:


malın nasıl kazanıldığı


ve nasıl kullanıldığıdır.


Bir insan:


çok zengin olabilir


ama adil olabilir.


Başka biri:


az kazançla bile


başkasına haksızlık yapabilir.


Dolayısıyla mesele:


servetin miktarı değil, ahlakıdır.


1️⃣1️⃣ Modern Banka Faizi Bu Ayete Doğrudan Girer mi ❓


Bu konuda çağdaş İslam düşüncesinde farklı tartışmalar bulunmakla birlikte:


klasik ve çağdaş fıkıh kurumlarının büyük çoğunluğu modern kredi faizini de ribâ kapsamında değerlendirir.


Buna karşı bazı çağdaş yorumcular:


özellikle enflasyon,


ticari kredi,


düşük oranlı finansman,


modern para sistemi


gibi konularda daha farklı ayrımlar önermiştir.


Dolayısıyla:


“Bütün çağdaş faiz tartışmaları hiçbir ayrıntı gerektirmeden çözüldü.”


demek doğru değildir.


Ancak İslam hukukunun ana akım yaklaşımı:


faizi genel olarak ribâ yasağı içinde


görmektedir.


1️⃣2️⃣ Enflasyon Faiz Tartışmasını Değiştirir mi ❓


Enflasyon modern ekonomide önemli bir problemdir.


Örneğin bugün verilen bir paranın:


birkaç yıl sonra aynı nominal miktarla


çok daha düşük satın alma gücüne sahip olması mümkündür.


Bu nedenle çağdaş fıkıhta:


paranın değer kaybı,


endeksleme,


reel değer,


gecikme


gibi konular tartışılmıştır.


Bu meseleler:


ribâ yasağını basit bir:


“Her rakamsal artış aynıdır.”


cümlesine indirgememenin gerektiğini gösterir.


Ama ayrıntılı hüküm:


sözleşmenin yapısına


göre değişebilir.


1️⃣3️⃣ Kredi Kartı, Konut Kredisi ve Ticari Krediler Aynı Şey midir ❓


Teknik yapıları farklı olabilir.


Kredi kartında:


gecikme faizi,


taksit,


komisyon


gibi unsurlar bulunabilir.


Konut finansmanında:


borç,


ipotek,


sabit veya değişken faiz


gibi yapılar olabilir.


Ticari finansmanda ise:


yatırım ve işletme sermayesi


söz konusudur.


Bu nedenle her finansal ürün:


sözleşmesine bakılarak


değerlendirilmelidir.


Ancak bir ürünün adını değiştirmek:


faizli borcu otomatik olarak faizsiz


hâle getirmez.


1️⃣4️⃣ “Faizsiz Finans” Adı Taşıyan Her Sistem Gerçekten Faizsiz midir ❓


Hayır, yalnız isim yeterli değildir.


Bir işlemin:


murabaha,


katılım,


kâr payı,


finansman


gibi başka bir isim taşıması;


ahlaken ve hukuken otomatik olarak:


ribâdan uzak olduğunu


kanıtlamaz.


Asıl bakılması gereken:


işlemin ekonomik ve sözleşmesel gerçekliğidir.


Risk kimde?


Mal gerçekten alınıp satılıyor mu?


Kâr nasıl oluşuyor?


Garanti edilmiş bir borç artışı mı var?


İsim değil:


mahiyet


önemlidir.


1️⃣5️⃣ “Allah’a Karşı Takvâlı Olun” Neden Ekonomik Bir Ayette Geçiyor ❓


Çünkü ekonomik hayat:


ahlaktan bağımsız değildir.


İnsan para karşısında:


çok güçlü biçimde


sınanır.


Çünkü para:


güvenlik,


statü,


güç


verebilir.


Ve insan bazen:


kazanç uğruna


ahlaki sınırlarını


esnetebilir.


Bu yüzden ayet:


faiz yasağını sadece teknik ekonomi kuralı olarak bırakmaz.


Onu:


takvâ


ile bağlar.


1️⃣6️⃣ Takvâ ile Para Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓


Takvâ:


Allah’ın huzurunda sorumluluk bilinci


demektir.


Bu bilinç:


namazda olduğu kadar


ticarette de


gerekir.


Bir insan:


ibadette titiz,


ama ticarette hilekâr


ise;


ahlaki bütünlük bozulur.


Gerçek takvâ:


kazancın kaynağını da sorgular.


Ne kazandım?


Nasıl kazandım?


Kimin zararına kazandım?


Bu sorular:


ibadetin ekonomik uzantılarıdır.


1️⃣7️⃣ “Kurtuluşa Eresiniz” İfadesi Neden Para Konusuyla Bağlantılıdır ❓


Ayet:


“leallekum tuflihûn”


der.


“Felâh”:


kurtuluş,


başarı,


iyilik,


gerçek anlamda gelişme


gibi anlamlar taşır.


Kur’an burada çok ilginç bir ekonomi anlayışı ortaya koyar.


İnsan daha fazla para kazandığında:


kendini başarılı


sanabilir.


Ama eğer kazanç:


zulüm,


sömürü,


adaletsizlik


üzerine kurulmuşsa;


Kur’an açısından bu:


gerçek felâh olmayabilir.


Yani gerçek başarı:


yalnız bilanço büyüklüğü değildir.


1️⃣8️⃣ Bir Ekonomik Sistem İnsanları Borca Bağımlı Hâle Getirirse Ne Olur ❓


Modern dünyada bu soru son derece önemlidir.


İnsan:


ev,


eğitim,


sağlık,


tüketim


için sürekli borçlanabilir.


Borç büyüdükçe:


gelecekteki gelirini bugünden


harcamaya başlar.


Bir süre sonra insan:


çalıştığı hâlde:


borcunu çevirmek için


yaşayabilir.


Bu durum yalnız ekonomi değil:


psikoloji,


aile,


özgürlük,


toplumsal eşitsizlik


sorunudur.


Âl-i İmrân 130’un eleştirdiği borç sömürüsü mantığı:


bu nedenle modern dünyada da güçlü sorular sordurur.


1️⃣9️⃣ Para Kazanırken Karşımızdaki İnsanın Zayıflığını Gelir Kaynağına Dönüştürüyorsak Gerçekten Kazanmış Sayılır mıyız ❓


Âl-i İmrân 130’un insanın önüne koyduğu en derin sorulardan biri budur.


Ekonomi çoğu zaman rakamlarla konuşur:


Ne kadar yatırım?


Ne kadar getiri?


Ne kadar faiz?


Ne kadar kâr?


Ama Kur’an:


rakamların arkasına


insanı koyar.


Borç alan kim?


Neden borç aldı?


Ödeyemediğinde ne oluyor?


Borcun üzerine yeni borç mu ekleniyor?


İnsan:


bir evini,


işini,


geleceğini


kaybediyor mu?


Bu noktada ekonomi:


yalnız matematik


olmaktan çıkar.


Ahlaka dönüşür.


Bir insanın:


zor durumda olması


bizim için fırsat mı?


Yoksa sorumluluk mu?


İşte ribâ tartışmasının kalbinde bu soru vardır.


İnsan:


“Ama sözleşmeyi kendisi imzaladı.”


diyebilir.


Hukuken doğru olabilir.


Fakat ahlaki olarak başka bir soru daha vardır:


Gerçekten eşit şartlarda mı imzaladı?


Bir insan:


çaresiz olduğu için


her şartı kabul edebilir.


Bu, güçlü tarafa:


sınırsız ahlaki hak


vermez.


Kur’an’ın ekonomi anlayışı bize:


özgür sözleşmenin yanında:


adaleti


de düşündürür.


Bir toplumda para:


yalnız parası olana


daha fazla para üretirken;


borçlu kişi:


borcu nedeniyle sürekli daha aşağıya


itiliyorsa;


orada sistemin ahlaki yapısını


sorgulamak gerekir.


Ama başka bir hata da vardır.


Ribâ yasağını sadece:


“Faiz kötüdür.”


cümlesine indirip:


başka ekonomik haksızlıkları


unutmak.


Bir insan:


faiz kullanmayabilir


ama:


işçisinin maaşını vermeyebilir.


Müşterisini kandırabilir.


Tekel oluşturabilir.


Fahiş fiyatla zor durumda kalanı sömürebilir.


Rüşvet verebilir.


Vergi kaçırabilir.


Yani ekonomik ahlak:


yalnız bir kelimeden


ibaret değildir.


Âl-i İmrân 130’un sonu bu nedenle çok önemlidir:


“Allah’a karşı takvâlı olun.”


Takvâ:


sadece:


“Bu işlem faiz mi?”


diye sormaz.


Daha derin sorular sorar:


Bu işlem adil mi?


Bir insanın çaresizliğini kullanıyor muyum?


Kazancımın içinde başkasının ezilmesi var mı?


Para büyürken vicdanım küçülüyor mu?



Ve belki Âl-i İmrân 130’un bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Bir kazanç hukuken mümkün ve ekonomik olarak kârlı olsa bile, karşımızdaki insanın çaresizliğini büyütüyorsa onu gerçekten “kazanç” olarak adlandırabilir miyiz?


“Para çoğalabilir; fakat o para başkasının yükünü büyüterek çoğalıyorsa insanın önünde daha büyük bir hesap açılır. Âl-i İmrân 130, ekonomiyi vicdandan ayırmamayı, kazancı adaletle sınamayı ve gerçek felâhın yalnız daha fazla mala değil, daha temiz bir ahlaka bağlı olduğunu öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt