Nisâ Suresi 27. Ayette “Allah Sizin Tövbelerinizi Kabul Etmek İster; Şehvetlerinin Peşine Düşenler İse Sizin Büyük Bir Sapmayla Yoldan Çıkmanızı İsterler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Nisâ 27, insanın önünde iki yön bulunduğunu anlatır: Biri hatadan dönüşe ve dengeye çağırır; diğeri ise arzunun sınır tanımadığı bir hayatı normalleştirerek insanı kendi merkezinden uzaklaştırabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Nisâ Suresi’nin 27. ayeti, bir önceki ayetin doğrudan devamıdır.
Nisâ 26’da Allah’ın insanlara hükümleri açıklamak, önceki doğru yolları göstermek ve tövbelerini kabul etmek istediği belirtilmişti.
Nisâ 27’de ise karşıt bir yön ortaya konur:
Allah insanın dönüşünü isterken, arzularının peşine sınırsızca düşen bazı kimseler insanın büyük bir sapmaya sürüklenmesini isteyebilir.
Bu nedenle ayet yalnızca cinsellik veya şehvet hakkında değildir.
Daha geniş anlamıyla arzu, sınır, irade, tövbe ve yönünü kaybetme meselesini ele alır.
“Allah Sizin Tövbelerinizi Kabul Etmek İster” Ne Demektir
Ayet ilk olarak Allah’ın insan için istediği yönü tekrar hatırlatır:
Dönüş.
İnsan hata yapabilir.
Yanlış seçimlerde bulunabilir.
Arzusuna yenilebilir.
Fakat Allah’ın insan için istediği şey, onun yanlışta kalıcı hale gelmesi değildir.
Tövbe kapısının açık tutulması bunun göstergesidir.
Neden Tövbe Bir Kez Daha Tekrar Ediliyor
Bir önceki ayette de tövbe konusu açık biçimde vardı.
Tekrar edilmesi, meselenin önemini gösterir.
Çünkü önceki ayetlerde;
evlilik,
cinsel sınırlar,
mehir,
aile hukuku
gibi alanlar ele alınmıştı.
Kur’an bütün bu kuralların ardından insana:
“Yanlış yaptıysan dönüş yolu vardır.”
mesajını verir.
Ayette Geçen “Şehvetlerinin Peşine Düşenler” Kimlerdir
Arapça ifadede “ellezîne yettebiûne’ş-şehevât”, yani “arzuların peşine düşenler” denilir.
Bu ifade tek bir gruba veya tek bir cinsel davranışa indirgenmek zorunda değildir.
Daha geniş anlamıyla, hayatını;
kontrolsüz arzu,
çıkar,
haz,
tutku
üzerinden kuran kimseleri ifade edebilir.
Klasik tefsirlerde ayetin bağlamı nedeniyle cinsel sınırları önemsemeyen çevrelerle ilişkilendirilen yorumlar da vardır.
“Şehvet” Kelimesi Sadece Cinsel Arzu mu Demektir
Hayır.
Kur’an’daki şehevât kavramı cinsel arzu dahil olmak üzere insanın güçlü isteklerini ifade edebilir.
Para arzusu,
güç arzusu,
haz isteği,
statü tutkusu,
cinsel arzu
bu geniş kavramın içinde düşünülebilir.
Sorun arzunun varlığı değil, arzuya tamamen teslim olmaktır.
Kur’an Arzuyu Kötü Bir Şey Olarak mı Görür
Hayır.
İnsanın;
sevmesi,
yemek istemesi,
cinsel arzu duyması,
mala ihtiyaç hissetmesi
doğal yönleridir.
Kur’an’ın eleştirdiği şey arzunun kendisi değil, arzunun ahlaki ve hukuki sınırları yok etmesidir.
Arzu insanı yönlendirebilir.
Ama insanın tek yöneticisi haline gelmemelidir.
“Arzuların Peşinden Gitmek” Ne Zaman Tehlikeli Hale Gelir
Arzu kişinin;
başkasının hakkını,
kendi sorumluluğunu,
ahlaki sınırlarını,
gelecekteki sonuçları
görmesini engellemeye başladığında tehlikeli hale gelir.
Örneğin bir insan sadece istediği için başkasına zarar veriyorsa, burada arzu artık masum bir istek olmaktan çıkmıştır.
İstek, haklılık anlamına gelmez.
“Sizin Sapmanızı İsterler” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet yalnızca kişinin kendi iç arzularından söz etmez.
Aynı zamanda başka insanların da kişiyi yanlış bir yöne çağırabileceğini söyler.
Bir çevre insana;
“Hiçbir sınırı önemseme.”
“Canın ne istiyorsa yap.”
“Sonuçları düşünme.”
diyebilir.
Ayet böyle bir düşüncenin insanı özgürleştirmek yerine dengeyi kaybetmeye sürükleyebileceğine dikkat çeker.
“Büyük Bir Sapma” Ne Demektir
Ayette “meylen azîmâ”, yani büyük bir eğilme veya ciddi bir sapma anlamı taşıyan ifade kullanılır.
Buradaki “sapma” yalnızca küçük bir hata değildir.
İnsanın değer sisteminin bütünüyle yön değiştirmesi anlamına gelebilir.
Bir yanlış davranış zamanla;
normalleşebilir,
savunulabilir,
hatta ideal gibi sunulabilir.
Ayet bu dönüşümün tehlikesine işaret eder.
İnsan Yanlışı Nasıl Normalleştirebilir
İlk kez yapılan yanlış kişiyi rahatsız edebilir.
İkinci kez daha az rahatsızlık verir.
Sonra insan kendine gerekçeler üretmeye başlayabilir:
“Zaten herkes yapıyor.”
“Kimseye zarar vermiyorum.”
“Hayat benim hayatım.”
Bir süre sonra sınırın kendisi anlamsız görünmeye başlayabilir.
Bu, ayetin anlattığı büyük yön değişikliğinin psikolojik biçimlerinden biri olabilir.
Ayet Bireysel Özgürlüğe Karşı mı
Hayır.
Fakat özgürlüğü sınırsız arzu olarak tanımlamaz.
Her toplumda özgürlüğün sınırı konusunda kurallar vardır.
Bir insan özgürdür fakat;
başkasının malını alamaz,
başkasına şiddet uygulayamaz,
başkasının hakkını yok sayamaz.
Kur’an’ın yaklaşımında da özgürlük, sorumluluk ve sınırlarla birlikte düşünülür.

Tövbe ile Arzu Arasında Nasıl Bir Karşıtlık Kuruluyor
Ayet çok güzel bir karşılaştırma yapar.
Tövbe insanın:
“Yanlış yaptım, yönümü değiştireceğim.”
demesidir.
Sınırsız arzu ise:
“Ne istiyorsam onu yaparım.”
düşüncesine dönüşebilir.
Biri insanı kendisini sorgulamaya çağırır.
Diğeri kendisini sorgulamaya ihtiyaç duymamaya sürükleyebilir.

İnsan Her İsteğini Gerçekleştirmek Zorunda mıdır
Hayır.
İnsan olmanın önemli özelliklerinden biri, istek ile davranış arasına irade koyabilmektir.
Bir şeyi istemek, onu yapmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Öfkelendiğimizde vurmayabiliriz.
Açgözlülük hissettiğimizde çalmayabiliriz.
Birine arzu duyduğumuzda sınırı koruyabiliriz.
İrade tam olarak burada anlam kazanır.

Haz Her Zaman Mutluluk Getirir mi
Hayır.
Kısa süreli haz ile uzun süreli iyilik aynı şey değildir.
Bir davranış o anda;
zevkli,
heyecanlı,
kazançlı
görünebilir.
Fakat daha sonra;
pişmanlık,
bağımlılık,
ilişki kaybı,
ekonomik zarar,
vicdani yük
doğurabilir.
Ayetin sınır vurgusu, insanı yalnızca bugünkü hazza değil sonuca da bakmaya çağırır.

Toplum İnsanın Arzularını Yönlendirebilir mi
Evet.
Reklam,
sosyal çevre,
moda,
popüler kültür,
ekonomik sistem
insanın ne istemesi gerektiği üzerinde ciddi etki oluşturabilir.
İnsan bazen kendi isteği olduğunu düşündüğü şeyin aslında sürekli tekrar edilen toplumsal mesajlardan geldiğini fark etmeyebilir.
Bu nedenle ayetin mesajı sadece bireysel değil, kültürel etkiler açısından da düşünülebilir.

Her Farklı Yaşam Tarzı “Sapma” Sayılabilir mi
Ayet böyle sınırsız bir yargılama yetkisi vermez.
İnsanların her farklı tercihini kolayca “sapmış” ilan etmek doğru değildir.
Ayetin bağlamında mesele, Allah’ın koyduğu sınırların bilinçli biçimde terk edilmesi ve arzunun tek ölçü haline gelmesidir.
Dolayısıyla ayeti başkalarını küçümseme aracına çevirmek yerine önce insanın kendi arzularını sorgulaması daha anlamlıdır.

Ayet Neden Başkalarını Değil Önce Bizi İlgilendirir
Çünkü bir ayeti okuyup hemen:
“Bu falanca insanı anlatıyor.”
demek kolaydır.
Daha zor olan şudur:
“Ben hangi arzularımın peşinden ölçüsüzce gidiyorum?”
Para mı?
Güç mü?
Öfke mi?
Cinsellik mi?
Onaylanma ihtiyacı mı?
Kur’an’ın ahlaki etkisi, insanın önce kendisini sorgulamasıyla başlar.

Nisâ 27’de Yasak ile Rahmet Nasıl Birlikte Bulunur
Ayet yalnızca:
“Arzularınızın peşinden gitmeyin.”
demekle başlamaz.
Önce:
“Allah tövbenizi kabul etmek ister.”
der.
Bu sıralama çok önemlidir.
İnsan yanlış yapmış olsa bile ilk mesaj tamamen dışlama değildir.
İlk mesaj dönüş imkanının bulunduğudur.
Ardından insanın yeniden aynı sapmaya sürüklenmesine karşı uyarı gelir.

Nisâ 26 ile Nisâ 27 Birlikte Ne Söylüyor
Nisâ 26:
Allah açıklamak, yol göstermek ve tövbeyi kabul etmek ister.
Nisâ 27:
Arzularının peşinden gidenler ise sizin büyük bir sapmaya yönelmenizi ister.
Böylece insanın önünde iki yön belirir:
Rehberlik ve dönüş.
Ya da:
Sınırsız arzu ve yön kaybı.
İnsan hayatı da çoğu zaman bu iki eğilim arasındaki seçimlerden oluşur.

Nisâ Suresi 27. Ayetin Bugüne Verdiği En Büyük Mesaj Nedir
Nisâ 27’nin en büyük mesajı, insanın arzularıyla savaşması gerektiği değildir.
Daha doğru ifade şudur:
İnsan arzularının kölesi olmamalıdır.
İsteklerimiz vardır.
Bu insan olmanın doğal parçasıdır.
Fakat her istediğimizi yaparsak;
adalet,
sadakat,
sorumluluk,
özdenetim
anlamını kaybedebilir.
Ayet aynı zamanda çok umut verici bir cümleyle başlar:
Allah tövbenizi kabul etmek ister.
Yani insanın geçmişte arzularına yenilmiş olması hikâyenin sonu değildir.
İnsan durabilir.
Kendisine bakabilir.
Yönünü değiştirebilir.
Asıl tehlike hata yapmak değil, hatayı artık hata olarak göremeyecek kadar ona alışmaktır.
Belki de Nisâ 27’nin insanın önüne koyduğu en güçlü soru şudur:
Hayatımı gerçekten ben mi yönetiyorum, yoksa isteklerim mi beni yönetiyor?
“Özgürlük her istediğini yapmak değil, gerektiğinde kendi isteğine de ‘hayır’ diyebilecek kadar kendine hakim olabilmektir. Arzu insana yön gösterebilir; fakat pusulanın tamamı haline geldiğinde insan yolunu kaybedebilir.”
Ersan Karavelioğlu