Mü’min (Gâfir) Suresi 68. Ayette “Hayat Veren ve Öldüren O’dur; Bir İşe Hükmettiğinde Ona Sadece ‘Ol’ Der ve O da Oluverir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Mü’min Suresi 68. ayet, insanın kendi hayatını bile mutlak biçimde yönetemediğini hatırlatarak gerçek kudretin sahibini gösterir. Hayatı veren de ölümü takdir eden de Allah’tır; O’nun yaratması bizim üretme ve gerçekleştirme biçimlerimize benzemez. ‘Ol’ emri, Allah’ın iradesinin karşısında hiçbir yaratılmış gücün bağımsız bir engel oluşturamayacağını anlatır; bu hakikat insanı tembelliğe değil, sebeplere sarılırken sonucu Allah’ın mutlak kudretine teslim etmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
Mü’min Suresi 68. Ayetin Anlamı Nedir
Mü’min, diğer adıyla Gâfir Suresi'nin 68. ayeti, bir önceki ayette insanın topraktan başlayarak çocukluk, olgunluk, yaşlılık ve ölüm sürecine uzanan hayat yolculuğunun anlatılmasının hemen ardından gelmektedir. 67. ayette insanın hayatının aşamalarını yöneten Allah'a dikkat çekilmişti. 68. ayet ise bütün bu sürecin arkasındaki temel hakikati son derece güçlü biçimde ifade etmektedir: Hayatı veren ve ölümü gerçekleştiren Allah’tır.Ayetin genel anlamı şöyledir:
Ayet iki büyük ilahî gerçeği bir araya getirmektedir. Birincisi hayat ve ölüm üzerindeki mutlak ilahî kudret, ikincisi ise Allah’ın yaratma iradesinin hiçbir acizlik ve zorlanmaya bağlı olmamasıdır.“Hayat veren ve öldüren O’dur. Bir işe hükmettiğinde ona yalnızca ‘Ol’ der, o da oluverir.”
Mü’min Suresi, 40:68
İnsan bir şey yapmak için zamana, malzemeye, bilgiye, enerjiye ve çeşitli şartlara ihtiyaç duyar. Allah'ın yaratması ise insanın üretmesine benzemez. Ayetteki “Ol” ifadesi Allah'ın iradesinin mutlaklığını ve yaratmanın O'na güç gelmediğini anlatmaktadır.
“Hayat Veren O’dur” İfadesi Ne Anlama Gelir
İnsan hayatı kendisine kendisi vermemiştir. Hiçbirimiz dünyaya gelmeden önce:“Ben var olmak istiyorum.”
diye karar vermedik. Doğacağımız zamanı, aileyi, bedeni veya ilk nefesimizi kendimiz belirlemedik.
Hayat bize verildi.
Bu nedenle Kur’an insanı kendi varlığının kaynağı üzerinde düşünmeye çağırmaktadır. İnsan tıp sayesinde yaşamı korumaya çalışabilir, teknoloji geliştirebilir ve hastalıkları tedavi edebilir. Fakat bütün bunlar mevcut hayat düzeninin içinde gerçekleşir. İnsan hayatın mutlak kaynağı değildir.
Bir doktor bir hastanın hayatını kurtaran tedaviyi uygulayabilir. Bu çok değerli bir iştir ve doktorun emeği küçümsenmez. Fakat mümin yine de hayatın nihai sahibini Allah bilir.
Dolayısıyla:
“Allah hayat verir.”
demek insan emeğini reddetmek değil, insanın bütün emeğinin üzerinde yaratıcı kudretin Allah’a ait olduğunu kabul etmektir.
İnsanlar Çocuk Sahibi Oluyorsa Hayatı Veren Neden Allah Olarak Anlatılır
Çünkü anne ve baba hayatın meydana gelmesinde sebeptir; fakat hayatın mutlak yaratıcısı değildir.İnsanlar evlenir.
Çocuk sahibi olmak ister.
Biyolojik süreçler gerçekleşir.
Bunların hepsi yaratılmış sebepler düzeninin parçalarıdır.
Fakat insan kendi çocuğunun:
kalbinin çalışmasını,
hücrelerinin bütün gelişimini,
bilincinin oluşmasını
mutlak bir yaratıcı olarak meydana getirmez.
Anne baba büyük bir sevgi ve emek verir. Fakat:
“Çocuğun mutlak yaratıcısı biziz.”
diyemez.
Bu ayrım insanın çocuk üzerindeki sahiplik anlayışını da düzeltir.
Çocuk anne babanın mutlak mülkü değildir. Allah’ın kendilerine emanet ettiği bir insandır.
Bu nedenle ebeveynlik sevgi, eğitim, sorumluluk ve koruma gerektirir; çocuğa sınırsız sahiplik iddiası değil.
“Öldüren O’dur” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet ölümün de Allah'ın kudret ve hükmünün dışında olmadığını bildirir.İnsan ölümü çoğu zaman:
hastalık,
yaşlılık,
kaza
gibi görünür sebepler üzerinden görür.
Bunlar gerçek sebepler olabilir.
Fakat müminin inancında hayatın nihai başlangıcı ve sonu Allah'ın bilgisi ve hükmü içindedir.
Bu, ölümün acısını küçültmez.
Sevdiğimiz biri öldüğünde:
üzülürüz,
ağlarız,
özleriz.
Ayet bize:
“Üzülmeyin.”
dememektedir.
Daha derin bir hakikati hatırlatmaktadır:
Ölüm, Allah’ın kudret alanının dışına çıkmış kontrolsüz bir olay değildir.
Bu bilinç özellikle ölüm karşısında insanın yaşadığı büyük çaresizliğe iman perspektifi kazandırır.
Biz ölümü engelleyemeyebiliriz.
Ama ölümün ardından da Rabbimiz vardır.
Allah’ın Öldürmesi İnsanların Sebep Olduğu Ölümlerde İnsan Sorumluluğunu Ortadan Kaldırır mı
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bir insan başka bir insanı bilerek öldürür ve sonra:
“Zaten Allah öldürdü, ben sorumlu değilim.”
diyemez.
Kur’an insanı kendi iradeli davranışlarından sorumlu tutmaktadır. Cinayet, zulüm ve haksızlık insanın ahlaki ve hukuki sorumluluğunu doğurur.
Allah'ın hayat ve ölüm üzerindeki mutlak kudretini kabul etmek ile insanın gerçekleştirdiği fiilin sorumluluğunu kabul etmek birbirine zıt değildir.
Bir sürücü ağır ihmal sonucu bir insanın ölümüne sebep olmuşsa:
“Eceli gelmişti.”
deyip sorumluluğunu yok sayamaz.
Ecel inancı ihmali meşrulaştıran bir mazeret değildir.
Aynı şekilde savaşta sivilleri öldüren, cinayet işleyen veya başka bir insanı ölüme sürükleyen kişi de:
“Allah'ın takdiriydi.”
diyerek kendi iradi eyleminin hesabından kaçamaz.
Kader, insanın zulmüne mazeret yapılamaz.
Tıp İnsan Ömrünü Uzatıyorsa Bu Ayetle Çelişir mi
Hayır.Tıp da Allah'ın yarattığı sebepler dünyasının içinde faaliyet göstermektedir.
Eskiden ölümcül olan bazı hastalıklar bugün tedavi edilebiliyor. Ameliyatlar, ilaçlar ve yoğun bakım imkânları insanların daha uzun yaşamasına vesile olabiliyor.
Bu durum:
“Artık hayatı doktorlar veriyor.”
anlamına gelmez.
Doktor tedavi eder.
İlaç kullanılır.
Bilim ilerler.
Bunların hepsi değerli sebeplerdir.
İnsan tedaviden kaçıp:
“Nasıl olsa öldüren Allah.”
derse ayeti yanlış anlayabilir.
Allah'a tevekkül sebepleri terk etmek değildir.
Hasta olan kişi doktora gider.
Tedavi görür.
Gerekli önlemleri alır.
Ve bütün bunları yaparken hayatın nihai sahibinin Allah olduğunu bilir.
Tıp ile tevekkül birbirinin rakibi değildir.
Ölümden Korkmak İmanın Zayıf Olduğunu mu Gösterir
Hayır.İnsan doğal olarak yaşamak ister.
Ölüm:
ayrılık,
bilinmezlik,
dünya hayatının sonu
olduğu için korku oluşturabilir.
Bu, insanın yaratılışındaki doğal duygulardan biridir.
İman insana:
“Ölümden hiçbir şekilde korkmayacaksın.”
demez.
İman, ölüm korkusunu daha büyük bir anlam içine yerleştirir.
Mümin bilir ki ölüm mutlak yok oluş değildir. Allah hayat vermeye de yeniden diriltmeye de kadirdir.
Bu yüzden ölüm korkusu:
ümitsizliğe
dönüşmemelidir.
İnsan sağlık konusunda tedbirini alır.
Hayatını korur.
Tehlikeden kaçınır.
Fakat ölümün varlığını tamamen zihninden silmeye de çalışmaz.
Çünkü ölümün hatırlanması doğru biçimde yaşandığında insana:
“Ömrümü gerçekten ne için kullanıyorum?”
sorusunu sordurabilir.
“Bir İşe Hükmettiğinde” İfadesi Allah’ın İradesi Hakkında Ne Öğretir
Ayet Allah'ın bir işin olmasını irade edip hükmettiğinde O'nun hükmünü gerçekleştirecek kudrete sahip olduğunu göstermektedir.İnsan karar verir.
Ama kararının gerçekleşmesi için birçok şarta ihtiyaç duyar.
Bir bina yapmak istiyorsun.
Arsa gerekiyor.
Para gerekiyor.
Malzeme gerekiyor.
İşçiler gerekiyor.
Zaman gerekiyor.
Bazen bütün hazırlığa rağmen proje gerçekleşmeyebilir.
Allah'ın iradesi böyle değildir.
Allah’ın hükmünü engelleyecek bağımsız ve O’na denk başka bir güç yoktur.
Bu, tevhidin en büyük sonuçlarından biridir.
Allah başka bir varlığın iznini almak zorunda değildir.
Bir işi gerçekleştirmek için dışarıdan destek almak zorunda değildir.
Çünkü bütün varlık zaten O'nun yaratmasıdır.
“Ol Der ve Oluverir” İfadesi Allah’ın İnsan Gibi Konuştuğu Anlamına mı Gelir
Bu ifadeyi insanın konuşmasına benzetmek doğru değildir.Ayetin:
“Kun fe yekûn”
ifadesi, Allah'ın yaratma iradesinin mutlak ve karşı konulamaz oluşunu son derece güçlü ve anlaşılır bir biçimde ifade etmektedir.
İnsan:
“Ol.”
der ama söylediği şey olmayabilir.
Allah bir şeyin olmasına hükmettiğinde ise onun gerçekleşmesi Allah'ın kudretine ağır gelmez.
Burada Allah'ı:
dudak,
ses telleri,
nefes
gibi insanî özelliklerle düşünmemeliyiz.
Allah yaratılmışlara benzemez.
Dolayısıyla “Ol” emrinin mahiyetini insan konuşmasının fiziksel biçimine indirgemek doğru değildir.
Ayetin asıl vurgusu şudur:
Allah yaratmak istediğinde aciz kalmaz.
“Ol Der ve Oluverir” Her Şeyin Zaman Süreci Olmadan Anında Gerçekleşmesi Demek midir
Bu ifade Allah'ın kudretinin mutlaklığını anlatır; fakat yaratılmış dünyada hiçbir şeyin aşama veya zaman içinde gerçekleşemeyeceği anlamına gelmez.Nitekim bir önceki ayette insanın:
nutfe,
alaka,
çocukluk,
olgunluk,
yaşlılık
gibi aşamalardan geçtiği anlatılmıştır.
Demek ki Allah bir şeyi aşamalar içinde yaratmayı da irade edebilir.
Bir ağacın büyümesi yıllar alabilir.
Bir insan anne rahminde belirli bir gelişim sürecinden geçer.
Evrenin yaratılışında da Allah'ın dilediği düzen ve süreçler bulunabilir.
Bütün bunlar:
Allah'ın kudretinin zayıf olduğu
anlamına gelmez.
Aksine süreç de Allah'ın yaratmasıdır.
“Kun fe yekûn”un temel mesajı:
Allah’ın irade ettiği şeyin gerçekleşmesinin O’nun için imkânsız olmadığıdır.
Dolayısıyla “Ol” emrini insanın saniye hesabına sıkıştırmamak gerekir.

Bu Ayet Allah İçin “Zor” veya “Kolay” Kavramlarını Nasıl Düşünmemizi Gerektirir
İnsan için işler zor veya kolaydır.Bir kilogram kaldırmak kolay olabilir.
Yüz kilogram zor olabilir.
Bir ev yapmak zor.
Koca bir şehir kurmak çok daha zor olabilir.
Çünkü insanın gücü sınırlıdır.
Fakat Allah'ın kudretini aynı ölçekle düşünmemeliyiz.
Allah gökleri ve yeri yaratmıştır.
İnsanı yaratmıştır.
Ölüyü diriltmeye de kadirdir.
Bu yüzden:
“Bunu Allah nasıl yapacak, bu çok büyük bir iş.”
şeklindeki düşünce, insanın kendi sınırlı gücünü Allah'ın kudretine ölçü yapmasından kaynaklanabilir.
Mü’min 68 bu bakış açısını düzeltir.
Allah’ın kudreti insanın fiziksel kapasitesiyle ölçülmez.
Bu nedenle yeniden diriliş de Allah için imkânsız değildir.
Gökleri ve yeri yaratan Allah, insanı yeniden diriltmeye elbette kadirdir.

“Kun Fe Yekûn” İfadesi Dua Ettiğimiz Her Şeyin Kesin Olacağı Anlamına Gelir mi
Hayır.Bu ayeti:
“Allah ‘Ol’ der, o hâlde benim istediğim şey mutlaka olacaktır.”
şeklinde anlamak doğru değildir.
“Kun fe yekûn” Allah'ın kendi iradesinin mutlaklığını anlatır; kulun bütün isteklerinin otomatik olarak ilahî iradeye dönüşeceğini değil.
Biz dua ederiz.
Çünkü Allah'a muhtacız.
İsteriz.
Umut ederiz.
Fakat:
Allah’ın iradesini yönetmeyiz.
Bir insan:
“Allah isterse her şeyi yapar.”
der.
Bu doğrudur.
Fakat bundan:
“Öyleyse Allah benim istediğim şeyi yapmak zorunda.”
sonucu çıkmaz.
Allah'ın kudretine inanmak başka, kendi arzumuzu Allah'ın iradesiyle özdeşleştirmek başka şeydir.
Dua:
kulluktur.
Emir vermek değildir.

Bu Ayet Mucizeleri Anlamamız Açısından Ne Söyler
Allah'ın kudreti tabiatta alışık olduğumuz düzenle sınırlı değildir.Müslüman, Allah'ın peygamberlerini desteklemek için mucizeler yaratmaya kadir olduğuna inanır.
Çünkü tabiatın düzenini yaratan Allah'tır.
Bu düzen Allah'ın üzerinde bağımsız bir güç değildir.
Fakat burada başka bir aşırılıktan kaçınmak gerekir.
Her olağan dışı olaya:
“Kesin mucize.”
demek doğru değildir.
Mucize, peygamberlik bağlamında özel bir kavramdır.
Günümüzde yaşadığımız şaşırtıcı olayları hemen peygamber mucizesi kavramıyla aynılaştırmamalıyız.
Aynı şekilde kişisel:
rüya,
tesadüf,
his
gibi olayları Allah'tan gelmiş kesin vahiy olarak sunmak da doğru değildir.
Allah her şeye kadirdir; fakat bizim her yorumumuz ilahî açıklama değildir.
Bu ayrım iman ile hurafeyi birbirinden ayırmak açısından çok önemlidir.

Hayat ve Ölümün Allah’ın Elinde Olması İnsana Nasıl Bir Tevazu Kazandırmalıdır
İnsan çok güçlü olabilir.Serveti vardır.
Doktorları vardır.
En iyi hastanelere ulaşabilir.
Bütün bunlar kıymetlidir.
Fakat hiçbir insan:
“Ben kesinlikle ölmeyeceğim.”
diyemez.
Bu gerçek bütün dünya unvanlarını sınırlar.
Bir kral da ölür.
Bir milyarder de.
Bir doktor da.
Bir bilim insanı da.
Bu nedenle ölüm insanın:
sahte mutlaklıklarını
kıran güçlü bir hatırlatmadır.
Ama bu hatırlatma insanı:
“Hiçbir şeyin anlamı yok.”
noktasına götürmemelidir.
Tam tersine:
“Madem zamanım sınırlı, onu daha doğru kullanayım.”
bilinci üretmelidir.
Hayatın sonlu olması hayatı değersizleştirmez.
Değerini artırabilir.

Mü’min 68 Günümüz İnsanının Kontrol Tutkusuna Ne Söyler
Modern insan hayatının birçok alanını kontrol edebiliyor.Telefonla evin sıcaklığını ayarlıyor.
Sağlık verilerini ölçüyor.
Yatırımını saniyeler içinde yönetiyor.
Dünyanın öbür ucuyla görüntülü konuşuyor.
Bunlar muazzam imkânlardır.
Fakat teknoloji arttıkça insanda:
“Her şeyi kontrol edebilirim.”
hissi de büyüyebilir.
Sonra bir olay çıkar.
Hastalık.
Doğal afet.
Beklenmedik kayıp.
Ve insan kendi sınırını tekrar fark eder.
Mü’min 68 bize:
Kontrol edebildiğin şeyleri yönet ama kendini hayatın mutlak yöneticisi sanma.
demektedir.
Plan yapmak güzeldir.
Tedbir almak gerekir.
Ama hayatın tamamı senin elinde değildir.
Bu bilinç insanı plansızlığa değil daha gerçekçi bir tevekküle götürmelidir.

Hayat Veren Allah’a İnanmak İnsan Hayatını Korumayı Neden Daha Önemli Hâle Getirir
Çünkü hayat Allah'ın verdiği büyük bir emanettir.İnsanın:
“Nasıl olsa hayatı Allah verdi.”
deyip kendisini veya başkasını düşüncesizce tehlikeye atması doğru değildir.
Trafikte bilinçsizce hız yapmak.
Gerekli güvenlik önlemlerini almamak.
Bir işçiyi korunmasız tehlikeli ortamda çalıştırmak.
Bunları:
“Allah korur.”
diyerek normalleştirmek tevekkül değildir.
Allah'a güvenmek insanın sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
İş güvenliği önlemini al.
Emniyet kemerini tak.
Sağlık sorununda doktora git.
Başkasının hayatını riske atma.
Çünkü hayat kıymetlidir.
Mü’min 68'in:
“Hayat veren O’dur.”
ifadesi, hayatı küçümsemeye değil onun değerini daha derinden kavramaya götürmelidir.

Mü’min Suresi 67–69. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
- ayette insanın topraktan başlayarak nutfe, alaka, çocukluk, olgunluk ve yaşlılık aşamalarından geçirildiği, bazı insanların ise bu aşamaların tamamına ulaşmadan vefat ettiği anlatılmıştı. Böylece insan hayatının baştan sona Allah'ın yaratması ve bilgisi içinde olduğu gösterilmişti.
- ayette bu yaratılış sürecinin arkasındaki temel ilke açıklanmaktadır:
Ardından Allah'ın bir şeyi irade edip hükmettiğinde:
“Ol.”
demesinin yeterli olduğu ve onun gerçekleştiği bildirilmektedir. Böylece insanın yaratılışı, ölümü ve yeniden diriltilmesi Allah'ın mutlak kudreti içinde ele alınmaktadır.
- ayette ise yeniden Allah'ın ayetleri hakkında tartışan insanlara dikkat çekilecek ve:
anlamındaki soru gelecektir.
Böylece üç ayette güçlü bir bütün oluşur: 67. ayette insanın hayat yolculuğu, 68. ayette hayat ve ölümün Rabbi olan Allah’ın mutlak kudreti, 69. ayette ise bütün bu delillere rağmen Allah’ın ayetleri hakkında mücadele eden insanların şaşırtıcı tavrı.
Kur’an önce delili gösterir, sonra insanın delil karşısındaki ahlakını sorgular.

Mü’min Suresi 68. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Mü’min Suresi 68. ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Hayatının sahibi olduğunu sanma; sana verilen hayatı sorumlulukla yaşa ve mutlak kudretin Allah’a ait olduğunu unutma.
İnsan hayatını planlar.
Bu güzeldir.
Sağlığını korur.
Bu gereklidir.
Geleceği için birikim yapar.
Bu akıllıca olabilir.
Fakat bütün bunların sonunda:
“Ben her şeyi kontrol ediyorum.”
noktasına gelmemelidir.
Çünkü kendi ilk nefesini bile kendisi başlatmadı.
Son nefesinin ne zaman olacağını da bilmiyor.
Bu gerçek insana korku kadar tevazu ve şükür de kazandırmalıdır.
Bugün yaşıyorsan:
sevebilirsin,
iyilik yapabilirsin,
tevbe edebilirsin,
hakkı düzeltebilirsin.
Hayat devam ettiği sürece insanın önünde bir sorumluluk ve dönüş alanı vardır.

Mü’min Suresi 68. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Mü’min Suresi'nin 68. ayeti, insanın hayat ve ölüm karşısındaki gerçek konumunu birkaç kelimeyle son derece güçlü biçimde ortaya koymaktadır:“Hayat veren ve öldüren O’dur.”
Bu cümle insanın bütün hayat hikâyesini Allah'ın kudreti içine yerleştirir.
Bir önceki ayette insanın:
topraktan,
nutfeden,
alakadan,
çocukluktan,
olgunluktan,
yaşlılıktan
geçtiği anlatılmıştı.
Şimdi bütün bu aşamaları mümkün kılan Rabbimizin hayat veren Allah olduğu bildirilmektedir.
İnsan kendi varlığının başlangıcını kontrol etmedi.
Dünyaya gelmek için başvuru yapmadı.
Ailesini seçmedi.
Doğacağı ülkeyi seçmedi.
İlk nefesini kendi bilinçli kararıyla almadı.
Bu gerçek insanın:
“Ben kendi kendimin mutlak sahibiyim.”
iddiasını sınırlar.
Ama insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Hayatı sana Allah verdi.
Fakat o hayatın içinde tercih yapıyorsun.
İşte imtihanın alanı budur.
İnsan:
“Hayat Allah'ın, o hâlde ben hiçbir şeyden sorumlu değilim.”
diyemez.
Tam tersine hayatın emanet oluşu sorumluluğu büyütür.
Bir şeyi sana emanet eden kişi:
“Nasıl olsa benimdi.”
diyerek onu istediğin gibi tahrip etmene izin vermez.
Hayat da böyle düşünülebilir.
Bedenini mümkün olduğu ölçüde koru.
Başkasının hayatına saygı göster.
Tehlike yaratma.
Sağlığını gereksiz yere riske atma.
Çünkü hayat:
değersiz bir tesadüf değil, büyük bir emanettir.
Ayetin:
“Öldüren O’dur.”
ifadesi ise insana ölüm karşısında çok derin bir teslimiyet alanı açmaktadır.
İnsan sevdiği birini kaybettiğinde:
“Neden?”
diye sorabilir.
Bu çok insani bir sorudur.
Özellikle beklenmedik ve genç yaşta ölüm insanı sarsabilir.
Mü’min 68 bu acıyı ortadan kaldırmaz.
Ama ölümün Allah'ın bilgisi dışındaki kontrolsüz bir güç olmadığını hatırlatır.
Bu, yas tutan insan için çok önemli olabilir.
Sevdiğin insan artık yanında değil.
Bu gerçek can yakar.
Fakat o insan Allah'ın hükümranlığından çıkmış değildir.
Allah onun Rabbidir.
Dünyada da Rabbi idi.
Ölümden sonra da hüküm Allah'a aittir.
Bu iman, ayrılığı kolaylaştırmayabilir ama anlamsızlaştırmaz.
Mü’min 68 ölüm karşısında insanın dili konusunda da bizi dikkatli yapmalıdır.
Bir yakını vefat eden insana:
“Eceli gelmiş, üzülme.”
demek bazen son derece soğuk olabilir.
Evet, ecel inancı vardır.
Ama insanın kalbi de vardır.
Yasın zamanı vardır.
Bazen dinî olarak doğru bir cümle, yanlış zamanda söylendiğinde merhametsiz görünebilir.
Daha güzel yaklaşım:
Yanında olmak.
Dinlemek.
Gerekirse susmak.
Dua etmek.
İnsanların acısını teolojik sloganlarla hemen kapatmaya çalışmamak gerekir.
Hz. Peygamber'in hayatında da gözyaşı ve hüzün vardır.
Teslimiyet duygusuzluk değildir.
Ayetin ikinci bölümü:
“Bir işe hükmettiğinde ona yalnız ‘Ol’ der, o da oluverir.”
ifadesi ise insanı Allah'ın kudreti konusunda çok daha geniş bir perspektife taşır.
İnsan bir proje yapar.
Aylar sürer.
Bir ev inşa eder.
Yıllar sürebilir.
Bir teknoloji geliştirmek için binlerce insan çalışır.
Bütün bunlar insanın sınırlı gücünün tabiatıdır.
Allah'ın yaratması ise bizim üretme biçimimize benzemez.
Allah:
yorulmaz,
malzeme aramaz,
yardımcıya ihtiyaç duymaz.
Bu nedenle Allah'ın kudretini kendi kapasitemizin büyütülmüş hâli gibi düşünmek yanlış olur.
Allah yaratılmışların ölçülerine tabi değildir.
Bu nokta özellikle yeniden diriliş konusunda önemlidir.
İnsan:
“Milyarlarca insan nasıl yeniden diriltilecek?”
diye düşünebilir.
Bu soru insan açısından çok büyük görünür.
Çünkü biz milyarlarca insanı aynı anda yeniden yaratmayı hayal bile edemeyiz.
Ama Allah'ın kudreti insanın kudreti değildir.
Mü’min 68'in:
“Ol der, oluverir.”
vurgusu, yeniden dirilişi Allah için güç veya imkânsız görmememiz gerektiğini anlatır.
İnsan yaratılışının başı da Allah'ın kudretiyle gerçekleşti.
İkinci yaratılış da O'nun kudreti dışına çıkmaz.
Bu ayet insanın duasına da büyük umut verebilir.
Çok zor bir durumdasın.
Çözüm göremiyorsun.
İnsan aklı:
“Buradan çıkış imkânsız.”
diyebilir.
Mü’min 68 sana Allah'ın kudretini hatırlatır:
Allah için imkânsızlık bizim ölçülerimizle belirlenmez.
Fakat bu cümleyi:
“O hâlde istediğim şey kesin gerçekleşecek.”
diye anlamamak gerekir.
Burada ince fakat çok önemli bir fark vardır.
Allah yapmaya kadirdir.
Ama Allah'ın neyi irade edeceğine kul karar vermez.
Bir insan ağır hastadır.
Dua eder.
Allah dilerse şifa verebilir.
Tıbben çok zor görünen iyileşmeler olabilir.
Fakat her dua eden hastanın mutlaka bizim istediğimiz biçimde iyileşeceği garantisi verilmemiştir.
Bu nedenle iman:
Allah’ın kudretinden şüphe etmemek
ile:
Allah’ın iradesini kendi isteğimize bağlamamak
arasında denge kurar.
Bu denge çok önemlidir.
Allah yapabilir.
Ama ben O'na emir veremem.
Ben kulum.
Mü’min 68 iş hayatında insanın kontrol anlayışını da düzeltir.
Bir iş insanı büyük bir plan yapıyor.
Bütçesi hazır.
Ekibi hazır.
Pazar araştırması yapılmış.
Her şey mükemmel.
Yine de proje başarısız olabilir.
Başka bir proje ise hiç beklenmedik biçimde başarılı olabilir.
Bu, plan yapmamak gerektiği anlamına gelmez.
Tam tersine:
Planını en iyi şekilde yap.
Ama sonuç üzerinde mutlak hakimiyetin olmadığını bil.
Bu zihniyet insanı başarısızlıkta tamamen parçalanmaktan da başarıda tamamen kibirlenmekten de koruyabilir.
Başarısız olduğunda:
“Ben hiçbir işe yaramıyorum.”
deme.
Nerede hata yaptığını analiz et.
Öğren.
Tekrar dene.
Başarılı olduğunda da:
“Ben yenilmezim.”
deme.
Çünkü şartlar değişebilir.
Mü’min 68 insana çaba ile teslimiyet arasındaki dengeyi öğretir.
Ayet modern tıbbın ve teknolojinin başarısını da doğru yere koyar.
Bugün insanlık:
kalp ameliyatı yapıyor,
organ naklediyor,
kanser tedavileri geliştiriyor,
çok erken doğmuş bebekleri yaşatabiliyor.
Bunlar küçümsenecek başarılar değildir.
Tam tersine bilimsel bilgi ve insan emeğinin muazzam sonuçlarıdır.
Fakat insan bu gelişmeler nedeniyle:
“Artık ölümün sahibi biziz.”
diyemez.
Tıp ölümün bazı sebeplerini geciktirebilir.
Hastalığı tedavi edebilir.
Yaşam kalitesini artırabilir.
Ama insanı mutlak ölümsüz yapmış değildir.
Bu nedenle bilim insanı ile iman sahibi arasında zorunlu bir çatışma kurmak gerekmez.
Mümin:
“Tıbbı geliştirelim.”
der.
Ve aynı zamanda:
“Hayatın mutlak Rabbi Allah’tır.”
der.
Bu iki cümle birbirini dışlamaz.
Mü’min 68 insanın kendisini veya başkalarını gereksiz risklere atmasını da engellemelidir.
Birisi:
“Ecel gelmediyse ölmem.”
diyerek çok tehlikeli araba kullanıyor.
Bu kader anlayışı değildir.
Bu sorumsuzluktur.
İnsan sonuçları tamamen bilmese de sebepler arasındaki ilişkileri gözlemleyebilir.
Yüksek hız kaza riskini artırır.
Koruyucu ekipman bazı riskleri azaltır.
Tedavi bazı hastalıkların sonucunu değiştirir.
Bu bilgiler bize tedbir alma sorumluluğu verir.
Ecel bilgisi Allah’a aittir; tedbir sorumluluğu ise insana verilmiş alandadır.
Bu cümle çok önemli bir dengedir.
Bir işveren:
“Allah korur.”
deyip işçiye güvenlik ekipmanı vermiyorsa tevekkül etmiyor; görevini ihmal ediyor olabilir.
Allah'a güvenmek insanı sorumsuz yapmamalıdır.
Aksine hayatın Allah'ın emaneti olduğunu bilen kişi daha dikkatli davranmalıdır.
Ayet insanın ölüm ve dünya malı arasındaki ilişkisini de düşündürür.
İnsan bütün hayatını mal biriktirerek geçirebilir.
Daha fazla ev.
Daha fazla para.
Daha fazla yatırım.
Bunların hepsi kendi sınırları içinde meşru olabilir.
Ama ölüm geldiğinde insan bunların hiçbirini yanında fiziksel olarak götürmez.
Bu gerçek:
“Para kazanmayın.”
demek değildir.
Daha doğru mesaj:
“Parayı hayatın nihai amacı hâline getirmeyin.”
dir.
Servetini iyi kullan.
Ailene bırak.
Hayır yap.
Faydalı işlere yatır.
Ama bir gün bütün mülkiyet ilişkilerinin senin açısından sona ereceğini bil.
İnsan öldüğünde:
“Benim.”
dediği şeylere başkası sahip olur.
Bu, insanı şükür ve paylaşmaya götürmesi gereken büyük bir hatırlatmadır.
Mü’min 68 aile hayatında da derin bir gerçek sunar.
Bazen anne baba çocuğu üzerinde o kadar kontrol kurmak ister ki:
“Onun hayatını tamamen ben belirleyeceğim.”
diye düşünür.
Çocuk küçükken ebeveynin sorumluluğu büyüktür.
Ama çocuk yetişkin olduğunda kendi iradesine sahip olur.
Anne baba:
eğitir,
öğüt verir,
dua eder.
Fakat onun bütün hayatını kontrol edemez.
Hayatın gerçek sahibi Allah'tır.
Bu bilinç ebeveynin sevgisini azaltmaz; kontrol takıntısını azaltabilir.
Çocuğunu sev.
Onun için iyilik iste.
Ama onu kendi projen gibi görme.
O da Allah'ın kuludur.
Bu, sağlıklı ebeveynliğin önemli bir manevi boyutudur.
Ayet ölüm düşüncesini insanın ilişkilerini güzelleştirmek için de kullanabilir.
Bugün biriyle tartıştın.
Kızgınsın.
Haklı olabilirsin.
Ama hayatın sınırlı olduğunu bilmek sana şu soruyu sordurabilir:
“Bu mesele gerçekten yıllarca küs kalmaya değer mi?”
Bazen cevap evet olabilir; özellikle devam eden istismar veya ciddi zarar varsa mesafe gerekli olabilir.
Ama bazen mesele yalnız gururdur.
“İlk o arasın.”
diyoruz.
Sonra yıllar geçiyor.
Bir gün aramak artık mümkün olmayabiliyor.
Ölüm bilinci insanı her ilişkiyi sürdürmeye zorlamaz.
Ama gereksiz ertelenmiş sevgilerin ve özürlerin değerini hatırlatır.
Söylemen gereken güzel sözü sürekli yarına bırakma.
Mü’min 68 ayrıca insanın korkularına da farklı bir perspektif kazandırabilir.
İnsan bazen gelecekte olacak ihtimalleri zihninde defalarca yaşar:
“Ya şöyle olursa?”
“Ya bunu kaybedersem?”
“Ya başarısız olursam?”
Tedbir almak normaldir.
Ama hiçbir insan bütün geleceği kontrol edemez.
Bir noktadan sonra yapılabilecek en sağlıklı şey:
elinden geleni yapmak ve geri kalanını Allah’a bırakabilmektir.
Tevekkül burada insanın zihnine büyük bir sınır çizer:
“Ben sorumluyum ama ilah değilim.”
Her şeyi sen taşıyamazsın.
Her ihtimali önceden çözemeyebilirsin.
Bu acizlik değil.
İnsan olmanın gerçeğidir.
Mü’min 68'in “Ol der ve oluverir” ifadesi aynı zamanda Allah'ın yardımından ümit kesmeme konusunda büyük bir manevi güç verebilir.
İnsan yıllardır yanlış bir hayat yaşıyor olabilir.
Sonra:
“Ben artık değişemem.”
diyor.
Neden?
Allah'ın hidayet ve dönüş kapısını küçümseme.
Bir insan yıllarca günah içinde yaşayıp samimi biçimde tevbe edebilir.
Bir ilişki yıllardır kötü olabilir ve tarafların gerçek emeğiyle düzelebilir.
Bir insan yıllardır kötü alışkanlıkla mücadele edip profesyonel destek ve kararlılıkla değişebilir.
Bunların hiçbiri garanti değildir.
Fakat:
“Artık kesinlikle hiçbir şey değişmez.”
diye mutlak umutsuzluğa kapılmak da doğru değildir.
Allah'ın kudreti büyüktür.
İnsan elinden gelen adımları atar.
Sonucu Allah'a bırakır.
Umut ile gerçekçilik birbirine rakip değildir.
Mü’min 68'in hemen ardından 69. ayette tekrar Allah'ın ayetleri hakkında mücadele eden insanlar gündeme gelecektir. Bu sıralama son derece çarpıcıdır.
Allah:
hayat veriyor.
Öldürüyor.
Yaratıyor.
Bir şeyi irade ettiğinde gerçekleştirmeye kadir.
Bütün bu delillerin ardından insan hâlâ:
Allah’ın ayetleri hakkında delilsiz mücadeleye
girebiliyor.
Kur’an bu duruma hayret ettiren bir soruyla dikkat çekecektir:
“Nasıl da çevriliyorlar?”
Bu bize şunu düşündürür:
İnsanın problemi her zaman delilin azlığı değildir.
Bazen asıl mesele delile nasıl bir kalple baktığıdır.
Kibirli kalp delili görse bile kabul etmek istemeyebilir.
Tevazu sahibi kalp ise:
“Ben yanılmış olabilirim.”
diyebilir.
Mü’min Suresi 68. ayet bugün bize şu soruları sordurur: Hayatın gerçek sahibinin Allah olduğunu bilirken kendimi her şeyi kontrol edebilecek biri gibi mi görüyorum? “Ecel” kavramını tedbir almamak veya insan sorumluluğunu yok saymak için kullanıyor muyum? Allah’ın kudretine inanırken kendi isteklerimi O’nun iradesiymiş gibi mi görüyorum? Ölümü hatırlamak beni umutsuzluğa mı sürüklüyor, yoksa elimdeki hayatı daha değerli yaşamaya mı yöneltiyor?
Bu sorular ayetin yalnız hayat ve ölüm hakkında bilgi vermediğini; Allah’ın kudreti, yaratma, kader, insan sorumluluğu, tevekkül, tıp, dua, ölüm bilinci ve insanın kontrol sınırları üzerine çok kapsamlı bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Mü’min Suresi 68. ayet bize şunu öğretmektedir: Hayatı veren ve ölümü gerçekleştiren Allah’tır. O’nun yaratma iradesi insanın sınırlı üretme biçimine benzemez. Allah bir şeyin olmasına hükmettiğinde O’nun iradesini engelleyecek bağımsız bir güç yoktur. Ancak bu gerçek insanın sebeplere başvurma, tedbir alma ve yaptığı tercihlerden sorumlu olma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Hayatını koru.
Ama hayatın mutlak sahibi olduğunu sanma.
Doktora git.
Ama şifanın nihai sahibini unutma.
Plan yap.
Ama geleceği bütünüyle kontrol ettiğini düşünme.
Dua et.
Ama kendi isteğini Allah'a emir hâline getirme.
Ölümü hatırla.
Ama hayatı karartma.
Ve bir insanın ölümüne sebep olan zulmü veya ihmali:
“Zaten eceli gelmişti.”
diyerek meşrulaştırma.
Çünkü kader Allah'ın hükmüdür; sorumluluk ise insanın kendi tercihlerinin hesabıdır.
Ve şu büyük ölçüyü kalbinin merkezinde tut:
Mü’min 68, insanın gerçek huzurunun her şeyi kontrol etmeye çalışmakta değil, sorumlu olduğu yerde elinden geleni yapıp kontrol edemediği yerde Hayy ve Kadîr olan Rabbine güvenebilmekte olduğunu öğretir. Hayatı Allah verir, ölümü Allah bilir ve yaratması hiçbir güçlükle sınırlı değildir. Kulun görevi ise bu büyük kudret karşısında tembelleşmek değil; çalışmak, tedbir almak, dua etmek, hayatı korumak ve sonunda sonucu Rabbine teslim etmektir.
⠀
Son Söz
“Mü’min 68, insanın ilk nefesinden son nefesine kadar hayatın mutlak sahibinin Allah olduğunu hatırlatır. ‘Ol’ dediğinde oluveren kudret karşısında insanın yapacağı şey sebepleri terk etmek değil, sebepleri ilahlaştırmamaktır. Tedbirini al, çalış, tedavi ol, planını yap ve dua et; fakat her şeyi kontrol etmek zorunda olduğun yanılgısıyla kendini tüketme. Hayat sana verilmiş büyük bir emanettir, ölüm ise Allah’ın hükmünün dışında değildir. Gerçek tevekkül, sorumluluğunu yerine getirdikten sonra sonucu gönül huzuruyla Rabbine bırakabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu