Müddessir Suresi 15. Ayette “Sonra Daha da Artırmamı İstiyor” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan sahip olduklarına şükretmeyi unuttuğunda bolluk onu doyurmaz; aksine daha fazlasını isteyen bitmeyen bir açlığa dönüştürür. Kanaatsizliğin sınırı yoktur, çünkü onun aradığı ihtiyaç değil, sürekli büyüyen benliktir.”
Ersan Karavelioğlu
Müddessir Suresi’nin on beşinci ayetinde şöyle buyrulur:
“Sonra daha da artırmamı istiyor.”
Ayetin Arapçası:
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
Okunuşu:
“Sümme yatmeu en ezîd.”
Bu ayet, önceki ayetlerde kendisine geniş servet, yanında bulunan oğullar ve büyük imkânlar verildiği anlatılan kişinin hâlini ortaya koymaktadır.
Bunca nimete rağmen kişi şükretmemiş, hakikati kabul etmemiş ve kendisine daha fazlasının verilmesini beklemeye devam etmiştir.
Klasik tefsirlerde bu kişinin Velîd bin Muğîre olduğu belirtilir. Ancak ayetin mesajı, sahip olduğu nimetleri görmeden sürekli daha fazlasını isteyen bütün insanları ilgilendirir.
“Sonra Daha da Artırmamı İstiyor” Ne Anlama Gelir
Ayet, kendisine birçok nimet verilen kişinin bunlarla yetinmediğini ve Allah’ın daha fazlasını vermesini beklediğini anlatır.
Bu insan:
Serveti, çocukları, itibarı ve geniş imkânları bulunduğu hâlde elindekileri yeterli görmemektedir.
Onun arzusu temel bir ihtiyacın karşılanması değildir.
Sahip olduklarını artırma, gücünü büyütme ve ayrıcalıklarını sürdürme isteğidir.
Ayette Geçen “Yatma‘u” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “yatmeu” kelimesi:
Ummak, arzulamak, beklenti içine girmek ve elde etmeyi hırsla istemek
anlamlarına gelir.
Kelime her türlü umudu kötülemez.
İnsanın Allah’ın rahmetini umması veya emeğinin güzel sonucunu beklemesi değerli olabilir.
Burada eleştirilen şey, kendisine verilen nimetlere şükretmeden ve hakikati reddetmeye devam ederken daha fazlasını istemesidir.
İnsan Neden Sahip Olduklarıyla Yetinmez
İnsan yeni bir şeye sahip olduğunda kısa süreli mutluluk yaşayabilir.
Fakat zamanla ona alışır ve daha fazlasını istemeye başlar.
Yeni ev, daha büyük ev isteğine; para, daha fazla para arzusuna; makam ise daha yüksek makam beklentisine dönüşebilir.
İnsan mutluluğunu sürekli dışarıdaki artışa bağladığında:
Elindekilerin değerini görme yeteneğini kaybedebilir.
Böylece sahip oldukları çoğalırken memnuniyeti azalabilir.
Daha Fazlasını İstemek Her Zaman Yanlış mıdır
İnsanın hayatını geliştirmek, daha fazla öğrenmek, çalışmak ve ekonomik durumunu iyileştirmek istemesi tek başına yanlış değildir.
Sorun, bu isteğin:
Hırsa, şükürsüzlüğe, adaletsizliğe ve sınırsız bir sahip olma tutkusuna
dönüşmesidir.
İnsan daha iyi bir hayat için çalışabilir.
Ancak bunu yaparken elindekileri küçümsememeli, başkalarının hakkını çiğnememeli ve bütün hayatını biriktirme arzusuna teslim etmemelidir.
İstek İle Hırs Arasında Ne Fark Vardır
İstek, insanı çalışmaya ve gelişmeye yönlendirebilir.
Hırs ise insanın ne kadar elde ederse etsin doymamasına neden olur.
Sağlıklı istek:
Amaç, ölçü ve ahlaki sınırlar
taşır.
Hırs ise:
Daha fazla kazanmak için her yolu meşru görmeye ve sahip olunanları yetersiz saymaya
başlayabilir.
İstek insanı geliştirirken kontrolsüz hırs insanı kendi arzularının kölesi hâline getirebilir.
Kanaat Ne Anlama Gelir
Kanaat, insanın hiçbir hedefinin olmaması veya çalışmayı bırakması değildir.
Kanaat:
Elindekilerin değerini bilmek, ihtiyaç ile sınırsız arzu arasındaki farkı görmek ve mutluluğu yalnızca daha fazla mala bağlamamaktır.
Kanaatkâr insan çalışabilir, gelişebilir ve yeni hedefler kurabilir.
Fakat sahip olmadıkları yüzünden elindekileri değersizleştirmez.
Kanaat tembellik değil, arzuları ölçülü yönetme olgunluğudur.
Şükür İle Kanaat Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Şükür, insanın sahip olduğu nimetleri fark etmesidir.
Kanaat ise bu nimetlerin değerini bilerek sürekli eksiklik duygusu içinde yaşamamasıdır.
Şükretmeyen insan yalnızca sahip olmadığı şeyleri görür.
Şükreden kişi ise:
Sağlığını, ailesini, güvenliğini, zamanını ve küçük görünen imkânlarını
da nimet olarak fark eder.
Şükür insanın daha fazlasını istemesini tamamen engellemez; daha fazlasını isterken elindekileri unutmamasını sağlar.
Velîd Bin Muğîre Neden Daha Fazlasını Bekliyordu
Klasik anlatımlara göre Velîd bin Muğîre geniş bir servete, güçlü bir aileye ve Mekke’de yüksek bir itibara sahipti.
Buna rağmen sahip olduğu nimetleri yeterli görmemiş ve daha da artırılmasını beklemiştir.
Onun beklentisi, şükürle birlikte gelen bir dua değil:
Kendisini nimetlere doğal olarak layık gören kibirli bir hak iddiası
şeklinde anlaşılabilir.
Kişi kendisine verilenleri lütuf değil, zaten hak ettiği şeyler gibi görmeye başlamıştır.
İnsan Nimeti Neden Kendi Hakkı Sanır
İnsan uzun süre bolluk içinde yaşadığında sahip olduğu imkânlara alışabilir.
Sağlığın, paranın, ailenin ve güvenliğin her zaman devam edeceğini düşünebilir.
Böylece nimet artık teşekkür edilmesi gereken bir bağış değil:
Kendisinden asla alınmaması gereken doğal bir hak
gibi görünmeye başlar.
Bu düşünce insanı şükürden uzaklaştırır.
Kaybettiğinde ise büyük bir öfke ve haksızlığa uğramışlık duygusu yaşayabilir.
Servetin Artması İnsanı Mutlu Eder mi
Servet insanın temel ihtiyaçlarını karşılamasına, güvenli yaşamasına ve bazı sorunlarını çözmesine yardımcı olabilir.
Ancak belirli bir noktadan sonra daha fazla mal her zaman daha fazla huzur getirmez.
İnsan serveti arttıkça:
Onu koruma korkusu, kaybetme endişesi, rekabet ve daha fazlasını elde etme baskısı
yaşayabilir.
Mutluluk yalnızca sahip olunan miktarla değil, insanın sahip olduklarıyla kurduğu ilişkiyle ilgilidir.

Sürekli Daha Fazlasını İstemek İnsanı Nasıl Etkiler
Sürekli daha fazlasını isteyen kişi hiçbir başarıdan uzun süre memnun kalamaz.
Bir hedefe ulaştığında hemen yenisini belirler ve önceki başarısını küçümser.
Bu durum insanı:
Yorgun, huzursuz, kıskanç ve sürekli eksik hisseden
bir kişiye dönüştürebilir.
İnsan hayatını yaşamak yerine gelecekte elde edeceği şeylerin peşinde sürekli koşar.
Sonunda birçok şeye sahip olabilir; fakat hiçbirini gerçekten yaşayamayabilir.

Hırs Başkalarının Hakkını Yemeye Yol Açar mı
Kontrolsüz hırs, insanı ahlaki sınırları aşmaya sürükleyebilir.
Daha fazla kazanmak isteyen kişi:
Çalışanlarını sömürebilir, hile yapabilir, rüşvete başvurabilir, çevreyi tahrip edebilir veya rakiplerine haksızlık edebilir.
Bu durumda kazanç büyürken insanın ahlakı küçülür.
Kur’an’ın eleştirdiği servet arzusu, yalnızca kişinin iç huzurunu değil, başkalarının hayatını da bozabilecek bir açgözlülüktür.

İnsan Kendini Başkalarıyla Kıyasladıkça Neden Doyumsuzlaşır
İnsan sürekli kendisinden daha zengin, güçlü veya başarılı kişilere baktığında kendi hayatını yetersiz görebilir.
Sahip olduğu nimetleri değil, başkasında bulunan fazlalıkları düşünür.
Özellikle sosyal medya:
İnsanların hayatlarının seçilmiş ve gösterişli bölümlerini sürekli karşılaştırma konusu
hâline getirebilir.
Kıyaslama arttıkça şükür azalabilir.
İnsan başkasının hayatına bakarken kendi hayatının değerini unutabilir.

Dua Ederek Daha Fazlasını İstemek Yanlış mıdır
İnsanın Allah’tan sağlık, rızık, başarı ve güzel imkânlar istemesi yanlış değildir.
Dua, insanın Rabbine yönelmesidir.
Ancak dua ederken:
Elindeki nimetlere şükretmesi, istediği şeyin hayırlı olmasını dilemesi ve başkalarının hakkına zarar vermeyen bir kazanç araması
gerekir.
Ayetin eleştirdiği kişi ise kendisine verilenleri görmeden ve Allah’ın mesajına karşı çıkarak daha fazla nimet beklemektedir.

Allah Neden Bazı İnsanlara Çok, Bazılarına Az Verir
Dünya hayatındaki imkânlar insanlar arasında eşit değildir.
Bazıları bolluk içinde, bazıları ise zorluklarla yaşar.
Kur’an açısından bu farklılıkların her biri insan için bir imtihandır.
Çok verilen kişi:
Şükür, paylaşma ve adaletle
sınanır.
Az verilen kişi ise:
Sabır, çaba ve umudunu korumakla
sınanabilir.
Bu farklılıklar insanların değerini belirlemez. Asıl değer, insanın kendi şartları içinde nasıl davrandığıyla ilgilidir.

Nimetin Artması Her Zaman Hayır mıdır
İnsan daha fazla malın, makamın veya gücün mutlaka kendisi için iyi olduğunu düşünebilir.
Fakat bazı nimetler insanın kibrini, hırsını ve zulmünü artırabilir.
Bu durumda artış dışarıdan iyilik gibi görünse de insan için manevi bir tehlikeye dönüşebilir.
İnsan yalnızca:
“Bana daha çok ver.”
demek yerine:
“Bana verilenleri doğru kullanmayı nasip et.”
diye de düşünmelidir.
Her artış kurtuluş değil, bazen hesabın ağırlaşmasıdır.

Günümüz Tüketim Kültürü Bu Ayetle Nasıl Değerlendirilebilir
Modern tüketim kültürü insana sürekli yeni şeylere ihtiyacı olduğunu söyler.
Çalışan bir ürün eski, yeterli bir ev küçük ve kullanılabilir bir kıyafet modası geçmiş gösterilebilir.
Böylece insan:
İhtiyacı olmadığı hâlde satın almaya, borçlanmaya ve sahip olduklarından memnun olmamaya
yönlendirilebilir.
Ayet modern insana, arzularının gerçekten kendisine mi ait olduğunu, yoksa başkaları tarafından mı üretildiğini sorgulatır.

Ayetin En Derin Anlamı Nedir
Ayetin en derin anlamı, insanın nimet karşısındaki doyumsuzluğunu ortaya koymasıdır.
Kişiye servet, çocuklar ve geniş imkânlar verilmiştir.
Fakat bunların hiçbiri onun arzusunu sona erdirmemiştir.
Çünkü sorun sahip olduklarının azlığı değil:
Kalbindeki şükür ve ölçü eksikliğidir.
İnsan iç dünyasındaki boşluğu yalnızca dışarıdaki şeylerle doldurmaya çalıştığında hiçbir miktar ona yeterli gelmez.

Sonuç: Daha Fazlasını İstemeden Önce Eldekinin Değeri Bilinmelidir
Müddessir Suresi’nin on beşinci ayeti, kendisine büyük nimetler verilen kişinin hâlâ daha fazlasını beklediğini bildirir.
Ona:
Geniş servet, oğullar, toplumsal güç ve kolaylaştırılmış bir hayat
verilmiştir.
Fakat bu nimetler onu şükre yöneltmemiş, daha büyük bir beklenti içine sokmuştur.
Ayet bugünün insanına şu soruları yöneltir:
Sahip olduklarımın değerini gerçekten biliyor muyum?
İhtiyacım olduğu için mi, başkalarında gördüğüm için mi daha fazlasını istiyorum?
Kazancım arttıkça şükrüm ve paylaşmam da artıyor mu?
Mutluluğumu sürekli gelecekte elde edeceğim şeylere mi bağlıyorum?
Daha fazlasını isterken ahlaki sınırlarımı koruyor muyum?
İnsan çalışmalı, gelişmeli ve güzel hedefler kurmalıdır.
Fakat bütün hayatını daha fazlasını elde etme yarışına dönüştürdüğünde, sahip olduğu günleri yaşamadan tüketebilir.
Gerçek zenginlik yalnızca malın çoğalması değil, insanın elindekilerin değerini görebilecek bir gönle sahip olmasıdır.
“İnsanı yoksul yapan her zaman malının azlığı değildir; bazen hiçbir şeyin yetmediği bir kalbe sahip olmasıdır. Şükür, eldeki nimeti çoğaltmadan önce onun değerini görebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu