📖 Meryem Suresi 89. Ayette “Andolsun, Gerçekten Çok Çirkin ve Ağır Bir Söz Ortaya Attınız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
54,108
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Meryem Suresi 89. Ayette “Andolsun, Gerçekten Çok Çirkin ve Ağır Bir Söz Ortaya Attınız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Meryem 89, Allah hakkında söylenen her sözün aynı ağırlıkta olmadığını öğretir. İnsan bir düşünceyi iyi niyetle, gelenekle veya büyük bir sevgiyle benimsemiş olabilir; fakat ölçü yine hakikattir. Allah’ı yaratılmışların soy, evlat ve ihtiyaç ilişkileriyle tanımlamak Kur’an’ın tevhid anlayışında küçük bir ifade hatası değil, Allah’ın benzersizliğine dokunan ağır bir iddiadır. Bununla birlikte teolojik yanlışı reddetmek, insanlara zulmetme veya onları aşağılamaya dönüştürülemez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Meryem Suresi 89. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Meryem Suresi'nin 89. ayeti, bir önceki ayette aktarılan “Rahmân çocuk edindi.” iddiasına verilen son derece güçlü bir cevaptır.

Ayetin genel anlamı şöyledir:

“Andolsun, gerçekten çok çirkin ve ağır bir söz ortaya attınız.”
Meryem Suresi, 19:89
Buradaki ifade, sıradan bir fikir ayrılığını değil, Allah'ın benzersiz ilahlığına aykırı son derece ağır bir inanç iddiasını nitelendirmektedir.

  1. ayette iddia aktarılmıştı.
  2. ayette bunun ağırlığı açıklanmaktadır.
  3. ayette ise bu sözün büyüklüğü son derece sarsıcı bir kozmik tasvirle anlatılacaktır.
Bu nedenle Meryem 89'u tek başına değil, çevresindeki ayetlerle birlikte okumak gerekir.

2️⃣ Ayetteki “Çok Ağır ve Çirkin Söz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin Arapçasındaki “iddan” kelimesi çok ağır, korkunç, dehşet verici ve büyük bir şey anlam alanı taşımaktadır.

Yani Kur’an:

“Bu yalnız küçük bir terminoloji farklılığıdır.”

dememektedir.

Allah'a çocuk isnadının tevhid açısından son derece ciddi olduğunu bildirmektedir.

Çünkü çocuk kavramı:

soy,

tür devamı,

ebeveynlik,

doğum

gibi yaratılmışlara özgü ilişkileri çağrıştırır.

Yaratanı yaratılmışların soy düzenine yerleştirmek, Kur’an’ın Allah tasavvuruyla bağdaşmaz.

Ayetin sertliği bu teolojik ağırlıktan kaynaklanmaktadır.

3️⃣ Allah’a Çocuk İsnadı Neden Bu Kadar Ağır Bir İddiadır ❓​

Çünkü Allah'ın çocuk sahibi olduğunu söylemek, O'nu yaratılmışlarla aynı varlık kategorisine yaklaştırır.

İnsan çocuk sahibi olur.

Hayvanlar nesiller oluşturur.

Canlılar türlerini devam ettirir.

Allah ise:

yaratılmamıştır,

ölmez,

soyunun sürmesine ihtiyaç duymaz,

mülkünü bırakacağı mirasçıya muhtaç değildir.

Allah’ın varlığında eksiklik yoktur ki başka bir varlıkla tamamlanmaya ihtiyaç duysun.

Bu nedenle Allah'a çocuk isnadı yalnız biyolojik bir yanlışlık değil, Allah'ın mutlak yeterliliği ve benzersizliğiyle ilgili büyük bir tevhid problemidir.

4️⃣ Bu Ayet Neden Önce “Rahmân Çocuk Edindi” Sözünü Aktarıp Sonra Sert Bir Hüküm Verir ❓​

Kur’an önce iddiayı açıkça ortaya koyar.

Ardından değerlendirmesini yapar.

Bu yöntem bize önemli bir düşünme ahlakı da öğretir:

Önce ne söylendiğini doğru anla, sonra değerlendirme yap.

İnsan bazen karşı tarafın söylemediği bir şeyi ona yükler ve sonra o hayalî görüşe saldırır.

Meryem 88–89 böyle bir yöntem kullanmaz.

Önce:

“Rahmân çocuk edindi dediler.”

denir.

Ardından:

“Çok ağır bir söz söylediniz.”

buyurulur.

Bu, teolojik tartışmalarda da önemli bir ölçüdür.

Karşı görüşü çarpıtmadan eleştirmek gerekir.

5️⃣ Ayetin Sert Dili İnsanlara Hakaret Etme Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır.

Ayet bir inanç iddiasının teolojik ağırlığını anlatmaktadır.

Bundan:

“Bu inancı taşıyan herkese hakaret edebilirsiniz.”

sonucu çıkarılamaz.

Bir düşünceyi yanlış bulmak ile o düşünceyi taşıyan insanın onuruna saldırmak farklı şeylerdir.

Müslüman:

“İslam açısından Allah'a çocuk isnadı yanlıştır.”

diyebilir.

Bunu açıkça söylemelidir.

Ama:

aşağılama,

hakaret,

zulüm,

toplu düşmanlık

üretmek zorunda değildir.

Hakikatte net olmak ile insana karşı adil olmak birbirinin düşmanı değildir.

Meryem 89 inançta netlik öğretir; ahlaksızlık ruhsatı vermez.

6️⃣ Bu Ayet Özellikle Hz. İsa Hakkındaki İnançlarla Nasıl İlişkilidir ❓​

Meryem Suresi'nin genel bağlamında Hz. Meryem ve Hz. İsa önemli bir yere sahiptir.

İslam Hz. İsa'yı:

Mesih,

büyük peygamber,

Allah'ın elçisi,

Hz. Meryem'in oğlu

olarak kabul eder.

Fakat Allah'ın oğlu olarak kabul etmez.

Bu nedenle Meryem 89, Hz. İsa'yı küçümseyen bir ayet değildir.

Tam tersine Hz. İsa'nın gerçek konumunu korur:

Allah’ın büyük bir kulu ve peygamberidir; ilah değildir.

İslam'ın Hz. İsa sevgisi, onu Allah'a ortak koşmadan sevmektir.

7️⃣ Hz. İsa’yı Allah’ın Kulu Olarak Görmek Onun Değerini Azaltır mı ❓​

Hayır.

İslam'da kulluk küçültücü bir statü değildir.

Peygamberlerin en büyük şereflerinden biri Allah'a kul olmalarıdır.

Hz. Muhammed de Allah'ın kuludur.

Hz. Musa da.

Hz. İbrahim de.

Hz. İsa da.

Allah’ın kulu olmak, peygamber için eksiklik değil şereftir.

Çünkü kul olmak insanın gerçek yeridir.

İnsanı yüceltmek için ona ilahlık vermek gerekmez.

Peygamberi peygamber olarak sevmek yeterlidir.

Hatta onu ilahlaştırmak, onun getirdiği tevhid mesajıyla çelişebilir.

8️⃣ Allah Hakkında Yanlış Bir İnancı İyi Niyetle Benimsemek O İnancı Doğru Yapar mı ❓​

Hayır.

İyi niyet değerlidir.

Ama iyi niyet tek başına bir iddiayı doğru hâle getirmez.

İnsan samimiyetle yanlış bir bilgiye inanabilir.

Bu nedenle inançta yalnız:

“Ben çok samimiyim.”

demek yeterli değildir.

Hakikati araştırmak da önemlidir.

Bununla birlikte insanların bireysel sorumluluğunu değerlendirirken:

hangi bilgiye ulaştıkları,

nasıl yetiştikleri,

neyi gerçekten anladıkları,

samimiyetleri

gibi bütün ayrıntıları Allah bilir.

Bir öğretinin yanlış olduğunu söylemek başka, her bireyin ahiret hükmünü vermek başkadır.

Bu sınır korunmalıdır.

9️⃣ Allah Hakkında Söz Söylerken Neden Vahye Dayanmak Gerekir ❓​

Çünkü Allah hakkındaki bilgi sıradan gözlem alanımıza girmez.

İnsan bir ağacı inceleyebilir.

Bir yıldızı ölçebilir.

Bir hücreyi gözlemleyebilir.

Ama Allah'ın zatı ve ilahî sıfatları hakkında nihai bilgiyi kendi hayal gücünden üretemez.

Bu nedenle vahiy temel ölçüdür.

Allah hakkında konuşmak, insanın istediği tanrıyı zihninde tasarlaması değildir.

Mümin Allah'ın kendisini nasıl tanıttığına bakar.

Bilmediği yerde de:

“Bilmiyorum.”

diyebilir.

Bu, iman zayıflığı değil bilgi ahlakıdır.

🔟 Allah’a “Çocuk” Nispet Etmek ile Mecazî Sevgi Dili Arasında Fark Var mıdır ❓​

Günlük dilde insanlar yakınlık ifade etmek için çeşitli mecazlar kullanabilir.

Fakat Allah hakkında kullanılan dilde tevhid sınırı daha hassastır.

İslam'da Allah ile insan arasındaki temel ilişki:

Rab ile kul

ilişkisidir.

Bu nedenle Allah'a:

baba,

çocuk sahibi,

soy sahibi

gibi ifadeler isnat edilmez.

Sevgiyi anlatmak için bunlara ihtiyaç yoktur.

Allah:

Rahmân'dır.

Rahîm'dir.

Bağışlayandır.

Duaları işitendir.

Allah’ın sevgisini anlatmak için Allah’a yaratılmışların aile yapısını yüklemek gerekmez.

Rahmet zaten bundan daha geniştir.

1️⃣1️⃣ Allah’ın “Rahmân” Oluşu ile Çocuk Edinmemesi Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu son derece güzel bir noktadır.

İnsan bazen sevgiyi aile bağıyla açıklamaya alışmıştır.

Bir anne çocuğunu sever.

Bir baba çocuğunu korur.

Buradan hareketle ilahî sevgiyi de aynı modelle açıklamak isteyebilir.

Kur’an ise:

Rahmân

ismini kullanır.

Allah'ın merhameti için evlat bağına ihtiyaç yoktur.

O bütün varlıkların yaratıcısıdır.

Rahmân’ın merhameti soy bağına değil, ilahî rahmete dayanır.

Bu nedenle Allah'ın çocuğu olmaması O'nu kullarından uzaklaştırmaz.

Allah zaten kullarına onların biyolojik ebeveyni olmadan da rahmet eder.

1️⃣2️⃣ Allah’ın Çocuk Edinmemesi O’nun Yalnız Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

İnsan için yalnızlık ihtiyaç ve eksiklik hissi oluşturabilir.

Fakat Allah'ı insan psikolojisiyle açıklamak doğru değildir.

Allah:

arkadaşa,

eşe,

çocuğa

muhtaç değildir.

O'nun varlığı başkasının varlığıyla tamamlanmaz.

Bu yüzden:

“Allah yalnız kalmamak için bir çocuk edinmiş olabilir.”

gibi bir düşünce Allah'ı insanlaştırır.

Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur; bütün ihtiyaç sahipleri O’na muhtaçtır.

Bu ilke tevhidin en temel boyutlarından biridir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Başka Dinlerle Konuşurken Nasıl Bir Üslup Öğretir ❓​

Meryem 89 bize iki şeyi aynı anda taşıyabilmeyi öğretir:

İnançta açıklık ve ilişkide adalet.

Müslüman:

“Allah'ın oğlu olduğu inancı İslam'a göre doğru değildir.”

diyebilir.

Bunu gizlemek zorunda değildir.

Ama bunu:

“Sen değersizsin.”

“Sen insanca muameleyi hak etmiyorsun.”

noktasına taşıyamaz.

Bir Hristiyanla komşuluk yapılabilir.

Ticaret yapılabilir.

İyi davranılabilir.

İnanç farklılığı devam eder.

Gerçek dinî özgüven, farklı görüş karşısında hakarete ihtiyaç duymaz.

Hakikati savunmak için insanlık onurundan vazgeçmek gerekmez.

1️⃣4️⃣ Ayetin Sertliği Bizim Dinî Tartışmalarda Sert Olmamızı Gerektirir mi ❓​

Hayır.

Kur’an'ın belirli bir inanç iddiası hakkında kullandığı ilahî hüküm ile bizim insanlara karşı üslubumuz aynı şey değildir.

Allah:

bir iddianın gerçek ağırlığını eksiksiz bilir.

Biz ise karşımızdaki insanın:

kalbini,

bilgisini,

geçmişini,

samimiyetini

tam bilemeyiz.

Bu nedenle dinî tartışmada:

net,

bilgili,

saygılı

olmak gerekir.

Hakikatin sertliği, müminin kaba olması gerektiği anlamına gelmez.

Bazen en güçlü cevap sakin ve açık bir cümledir.

1️⃣5️⃣ Tevhid Allah’ın Benzersizliğini Nasıl Korur ❓​

Tevhid yalnız:

“Allah birdir.”

cümlesi değildir.

Aynı zamanda Allah'ın:

eşsiz,

ortağı olmayan,

benzeri olmayan,

çocuğu olmayan,

doğmamış,

yaratılmışlara muhtaç olmayan

Rab olduğunu kabul etmektir.

Bu nedenle tevhid Allah'ın hem sayısal birliğini hem benzersiz ilahlığını korur.

Allah bir varlıklar sınıfının en güçlü üyesi değildir; bütün yaratılmışların yaratıcısıdır.

Bu cümle Allah ile yaratılmış arasındaki farkı çok güçlü biçimde gösterir.

1️⃣6️⃣ Meryem 89 Kendi İnancımızı da Sorgulamamızı Gerektirir mi ❓​

Evet.

Ayet yalnız başkasının inancına bakmak için okunmamalıdır.

Müslüman:

“Ben Allah'a çocuk isnat etmiyorum.”

deyip konuyu bitirmemelidir.

Kendi hayatına da bakmalıdır.

Allah'ı gerçekten tek Rab olarak mı görüyor?

Yoksa:

parasını,

makamını,

bir insanı,

kendi egosunu

kalbinde gereğinden fazla mı büyütüyor?

Bunlar doğrudan Meryem 89'daki çocuk isnadıyla aynı şey değildir ve kolayca şirk hükmüne dönüştürülmemelidir. Fakat tevhid bilinci insanın kalbindeki mutlaklaştırmaları da sorgulatır.

Tevhid yalnız dilde doğru cümleyi söylemek değil, hayatın merkezini Allah’a vermektir.

1️⃣7️⃣ Meryem Suresi 88–90. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

  1. ayette iddia aktarılır:
“Rahmân çocuk edindi dediler.”

  1. ayette bu sözün ağırlığı bildirilir:
“Gerçekten çok ağır bir şey ortaya attınız.”

  1. ayette ise bu iddianın büyüklüğü son derece çarpıcı bir kozmik tasvirle anlatılacaktır:
Göklerin neredeyse çatlaması, yerin yarılması ve dağların yıkılması.

Böylece üç ayet giderek yükselen bir anlatım oluşturur:

88. ayette iddia, 89. ayette ilahî değerlendirme, 90. ayette ise sözün ağırlığını gösteren sarsıcı kozmik tasvir vardır.

Bu akış, Allah'a çocuk isnadının Kur’an'ın tevhid anlayışında ne kadar ciddi olduğunu açıkça göstermektedir.

1️⃣8️⃣ Meryem Suresi 89. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Meryem 89'un en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Allah hakkında konuşurken sözünü hafife alma.

Bir insan:

“Sonuçta yalnız bir inanç cümlesi.”

diyebilir.

Ama inanç cümleleri insanın Allah tasavvurunu belirler.

Allah'ı nasıl gördüğün:

kulluğunu,

duanı,

güvenini,

ahlakını

etkileyebilir.

Bu nedenle Allah'a ait olmayan bir özelliği O'na isnat etmek küçük bir ifade meselesi değildir.

Aynı zamanda ayet bize şunu da öğretmelidir:

Yanlışı reddederken kendin de yanlış yapma.

Tevhidi savunurken zulmetme.

İnancını anlatırken hakaret etme.

Allah'ın yüceliğini savunurken Allah'ın kullarının hakkını çiğneme.

1️⃣9️⃣ Meryem Suresi 89. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Meryem Suresi'nin 89. ayeti çok kısa olmasına rağmen Allah hakkında söylenen sözlerin inanç açısından farklı ağırlıklara sahip olduğunu göstermektedir.

Bir önceki ayette:

“Rahmân çocuk edindi.”

iddiası aktarılmıştı.

Şimdi Kur’an bu iddiayı sıradan bir görüş ayrılığı olarak değerlendirmiyor.

Son derece ağır bir söz olarak nitelendiriyor.

Bunun nedeni kişisel öfke değildir.

Meselenin merkezinde tevhid vardır.

Allah kimdir?

Yaratılmışlarla aynı türden bir varlık mıdır?

Bir soy zincirinin parçası mıdır?

Bir çocuğa ihtiyaç duyar mı?

Kur’an'ın cevabı nettir:

Hayır.

Allah yaratandır.

Diğer her şey yaratılmıştır.

Yaratan ile yaratılan arasındaki temel fark, tevhidin vazgeçilmez sınırıdır.

İnsan bu sınırı bozduğunda Allah'ı kendi dünyasının ölçüleriyle tanımlamaya başlar.

Bir hükümdar düşünür.

Hükümdarın veliahtı vardır.

Sonra bunu Allah'a taşır.

Bir baba düşünür.

Çocuğu vardır.

Sonra bunu Allah'a taşır.

Bir soy düşünür.

Nesilden nesle devam eder.

Sonra bunu Allah'a taşır.

Meryem 89 bütün bu benzetmelere karşı Allah'ın benzersizliğini korur.

Allah insanın büyütülmüş hâli değildir.

Bu cümle tevhid açısından son derece önemlidir.

Allah'ın:

ilmi,

kudreti,

rahmeti

de insan özelliklerinin sadece sonsuzlaştırılmış biçimi olarak düşünülmemelidir.

Allah'ın ilahî sıfatları O'na layıktır.

İnsan ise yaratılmış ve sınırlıdır.

Bu nedenle Allah'ı anlamaya çalışırken kullandığımız bütün benzetmelerin sınırını bilmek gerekir.

Meryem 89'un sertliği, insanın Allah hakkında gelişi güzel konuşmasının ne kadar ciddi olabileceğini de gösterir.

Günümüzde:

“Bence Tanrı şöyle olmalı.”

“Benim Tanrım böyle davranmaz.”

“Tanrı kesin şöyle düşünüyordur.”

gibi cümleler kolayca kurulabilir.

Elbette insan düşünür.

Soru sorar.

Felsefe yapar.

Fakat kişisel beklentisini Allah hakkında kesin vahiy hâline getirmemelidir.

Allah’ı kendi beklentimize göre şekillendirmek, Allah’a inanmak değil bazen kendi zihnimizin ürettiği tanrı tasavvuruna inanmak olabilir.

Bu nedenle vahiy büyük bir ölçüdür.

Allah kendisini nasıl tanıtıyorsa oradan öğreniriz.

Meryem 89 aynı zamanda sevginin her zaman doğru bilgi üretmediğini de gösterir.

Bir insan Hz. İsa'yı çok sevdiği için onu ilahlaştırabilir.

Niyeti yüceltmek olabilir.

Ama İslam açısından sonuç yine yanlıştır.

Demek ki:

Sevgiye de hakikat rehberlik etmelidir.

Bu ilke bizim kendi hayatımızda da geçerlidir.

Bir hocayı çok seviyoruz.

Yanlışını göremiyoruz.

Bir aile ferdini çok seviyoruz.

Haksızlığını savunuyoruz.

Bir lideri seviyoruz.

Her davranışına doğru diyoruz.

Burada sevgi hakikatin önüne geçmeye başlamıştır.

Meryem 89'un doğrudan konusu bunlar değildir; fakat ayetin bilgi ve tevhid ahlakı bize şu genel ölçüyü düşündürür:

Bir şeyi sevmek, onun hakkında her söylediğimizi doğru yapmaz.

Hz. İsa'ya verilecek en güzel değer, onun gerçek peygamberliğini kabul etmek ve çağırdığı Allah'a kulluk yolunu izlemektir.

İslam'ın Hz. İsa anlayışı burada son derece değerlidir.

Onu küçültmez.

Annesi Hz. Meryem'e iftira etmez.

Mucizevi doğumunu kabul eder.

Onu Mesih ve peygamber olarak yüceltir.

Fakat Allah ile kul arasındaki sınırı korur.

Peygamberi yüceltmek için ilah yapmak gerekmez.

Bu, Meryem Suresi'nin bütününde son derece güçlü biçimde görülen bir dengedir.

Ayet aynı zamanda Müslümanın farklı inanç mensuplarıyla ilişkisinin nasıl olması gerektiği konusunda büyük bir ahlaki sınavdır.

İslam'a göre bir öğreti yanlış olabilir.

Bunu söylemek dinî dürüstlüktür.

Fakat o öğretiyi taşıyan insana:

adaletsizlik,

hakaret,

şiddet

uygulamak dinî dürüstlük değildir.

Teolojik netlik ile insani merhamet aynı kalpte bulunabilir.

Bu çok önemlidir.

Bir Hristiyan komşun varsa ona iyi davranabilirsin.

Birlikte çalışabilirsin.

Hakkını koruyabilirsin.

Yardım edebilirsin.

Aynı zamanda:

“Allah'ın oğlu inancı benim inancıma göre doğru değildir.”

diyebilirsin.

Bu ikisi çelişmez.

Aksine gerçek inanç özgüveni budur.

Hakaret etmek çoğu zaman güçlü iman değil, zayıf üslup göstergesidir.

Meryem 89'un bize verdiği bir başka önemli ders, başkalarının ahiret hükmünü sahiplenmemektir.

Ayet teolojik bir iddianın yanlışlığını çok net ortaya koyar.

Ama belirli bir çağdaş kişi hakkında:

“Bu insan kesin cehennemlik.”

demek başka bir iddiadır.

O kişinin:

hangi bilgiye ulaştığını,

hangi şartlarda yaşadığını,

kalbindeki samimiyeti,

son nefeste ne hâlde olacağını

biz bilmiyoruz.

Allah biliyor.

Bu nedenle:

İnancı değerlendir, nihai kişisel hükmü Allah’a bırak.

Bu sınır hem tevhidi hem adaleti korur.

Ayet Müslümanın kendi imanına da güvenip gevşememesini öğretmelidir.

“Ben zaten Allah'a çocuk isnat etmiyorum.”

demek elbette önemlidir.

Ama tevhidin hayattaki karşılığı da vardır.

Allah'a:

dua ediyor muyum?

Güveniyor muyum?

Helal-haram sınırını önemsiyor muyum?

Yoksa Allah'ı dilimde bir kabul olarak tutup hayatımın gerçek merkezine:

para,

ego,

şöhret

mi koyuyorum?

Bunları doğrudan şirk diye damgalamak doğru değildir. Fakat tevhidin kalpte ve davranışta ne kadar gerçek olduğunu sorgulamak gerekir.

Bir insan kelime-i tevhidi söylerken hayatındaki diğer güçleri ilahlaştırmamaya da çalışmalıdır.

Meryem 89 bize din dilinin neden çok dikkatli olması gerektiğini de gösterir.

Allah hakkında bir söz söyledikten sonra milyonlarca insan bunu yayabilir.

Yanlış bir inanç nesiller boyunca devam edebilir.

Bu yüzden özellikle din anlatan insanların sorumluluğu büyüktür.

Bir konuda kesin delil yoksa:

“Kesin böyledir.”

dememek gerekir.

Yorumsa yorum olduğunu söylemek gerekir.

Dinî otorite, kesin olmayanı kesin göstermemelidir.

Bu, Meryem 78'den beri gördüğümüz bilgi ahlakıyla da uyumludur.

Gayb konusunda haddini bil.

Allah hakkında haddini bil.

Vahyin söylediğinden fazlasını kesinleştirme.

Meryem 89'un bir diğer önemli yönü, Allah'ın hiçbir aile veya soy sisteminin parçası olmadığını öğretmesidir.

Dünyada krallıklar babadan oğula geçebilir.

Aile şirketleri nesilden nesle geçebilir.

İnsanlar soyadlarıyla güç kazanabilir.

Allah'ın hükümranlığında böyle bir sistem yoktur.

Allah'ın veliahtı yoktur.

Mülkü devralacak oğlu yoktur.

Allah’ın saltanatı miras bırakılan bir taht değildir.

O'nun mülkü başlangıçtan sona O'nundur.

Bu düşünce Allah'ın mutlak hâkimiyetini çok güçlü biçimde gösterir.

Meryem 89 aile kavramını da değersizleştirmez.

İnsan ailesini sever.

Çocuk sahibi olmak büyük nimet olabilir.

Fakat yaratılmış için nimet olan bir şey, Allah'a ihtiyaç olarak isnat edilemez.

İnsan:

çocuğuyla sevinir,

neslinin devamıyla mutlu olur.

Allah ise nesle muhtaç değildir.

Yaratılmış için mükemmellik sayılan bir özellik, Yaratan için gerekli olmak zorunda değildir.

Bu, Allah hakkında düşünürken çok önemli bir felsefi ve teolojik ilkedir.

Meryem 89 ayrıca insanın Allah'a yakınlığını nasıl anlaması gerektiğini öğretir.

Allah'a yakın olmak:

Allah'ın ailesinden olmak

değildir.

Fiziksel olarak Allah'a yaklaşmak da değildir.

Allah'a yakınlık:

iman,

takva,

dua,

itaat,

samimiyet

ile ilgili manevi bir yakınlıktır.

Allah’a yakınlık soyla değil kullukla kurulur.

Bu yüzden hiçbir insan:

“Ben doğuştan Allah'a diğerlerinden daha yakınım.”

diye mutlak manevi üstünlük iddiasında bulunamaz.

Aile ve soy nimettir ama takvanın yerine geçmez.

Meryem 89'un belki en önemli pratik sonucu şudur:

Allah’ı olduğu gibi tanımaya çalış.

Kendi korkularına göre bir Allah tasarlama.

Kendi arzularına göre bir Allah tasarlama.

Kendi kültürünün aile modellerini Allah'a taşıma.

Vahyin gösterdiği Allah anlayışına yönel.

Bu, insanın Rabbiyle ilişkisini daha sağlam hâle getirir.

Çünkü artık hayalindeki varlığa değil, kendisini vahiy yoluyla tanıtan Allah'a kulluk etmeye çalışır.

Bu kulluk insanın düşüncesini de temizler.

Meryem 89'un hemen ardından gelecek ayet bu sözün büyüklüğünü daha da çarpıcı bir dille gösterecektir.

Göklerin neredeyse çatlaması.

Yerin yarılması.

Dağların yıkılması.

Bu anlatım, Allah'a çocuk isnadının tevhid açısından ne kadar büyük bir iddia olduğunu insan zihnine sarsıcı biçimde yerleştirmektedir.

Bununla birlikte bu kozmik tasviri okuyup insanlara fiziksel saldırı gerekçesi çıkarmak tamamen yanlıştır.

Allah’ın bir sözü ağır biçimde kınaması, insanlara kanunsuz şiddet yetkisi vermez.

Nihai hüküm Allah'ındır.

İnsanların görevi tebliğ, bilgi, adalet ve güzel ahlaktır.

Meryem Suresi'nin 89. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Allah hakkında söylediğim şeylerin gerçekten vahye dayandığından emin miyim? Allah’ı yaratılmışların ölçüsüyle mi düşünüyorum? Sevdiğim kişilere sahip olmadıkları kutsallığı mı veriyorum? Farklı bir inancı eleştirirken insanlık ve adalet sınırlarını koruyor muyum? Tevhid yalnız dilimde mi, yoksa hayatımın gerçek merkezinde mi?

Bu sorular ayetin yalnız:

“Çok ağır bir söz söylediniz.”

demediğini; Allah'ın benzersizliği, tevhid, dinî bilgi, peygamber sevgisi, farklı inançlarla ilişki, insan onuru ve Allah hakkında konuşma sorumluluğu üzerine son derece büyük bir ölçü sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak Meryem 89 bize şunu öğretmektedir: Allah'a çocuk isnadı Kur’an'ın tevhid anlayışında son derece ağır bir iddiadır; çünkü Allah yaratılmışların soy, ihtiyaç ve nesil ilişkilerinden münezzehtir. Allah'ı doğru yüceltmenin yolu O'nu yaratılmışlara benzetmemek, peygamberleri doğru konumlarında sevmek ve teolojik farklılıkları insanlara zulmetme gerekçesine dönüştürmemektir.

Allah'ı yaratılmışlara benzetme.

Peygamber sevgisini ilahlaştırmaya dönüştürme.

İnançta net ol ama insanlara karşı adaleti bırakma.

Bilmediğini Allah adına kesinleştirme.

Tevhidi yalnız sözde değil hayatında da yaşa.

Yanlışı reddederken kendin haksızlığa düşme.

Ve şu büyük ölçüyü kalbinin merkezinde tut:

Allah hakkında söylediğin söz, sıradan bir cümle olmayabilir. Meryem 89, Yaratanı yaratılmışların ölçüsüyle tanımlamanın ne kadar ağır bir hata olduğunu öğretirken mümine daha büyük bir sorumluluk verir: Rabbini vahyin tanıttığı biçimde yücelt, kulları ilahlaştırma ve tevhidi savunurken bile adaletten ayrılma.

⠀

🌿 Son Söz​

“Meryem 89, Rahmân’a çocuk isnadının Kur’an’ın tevhid anlayışında ne kadar ağır olduğunu açıkça bildirir. Fakat bu ağırlığı doğru okumak gerekir: Allah’ı yaratılmışların soy ve ihtiyaç ilişkilerinden tenzih et, peygamberleri Allah’ın seçkin kulları olarak sev ve hiçbir insana ilahlık payesi verme. Aynı zamanda inanç farklılığını hakarete, nefrete veya zulme dönüştürme. Tevhidin gerçek gücü, Allah hakkında tavizsiz bir doğrulukla konuşurken Allah’ın kullarına karşı adaleti de koruyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt