Kıyamet Suresi 27. Ayette “Kimdir Bunu İyileştirecek Denildiği Zaman” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Ölüm yaklaşınca insanın çevresindekiler son bir çare, son bir hekim ve son bir müdahale arar. Fakat hayatın belirlenen süresi tamamlandığında hiçbir insan, hiçbir ilaç ve hiçbir güç ayrılığı sonsuza kadar engelleyemez.”
Ersan Karavelioğlu
“Kim tedavi edecek, denildiği zaman…”
Kıyamet Suresi 27. Ayet
“Kimdir Bunu İyileştirecek” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ayet, ölüm döşeğindeki bir insanın çevresinde yaşanan çaresizliği anlatır.
Bir önceki ayette canın köprücük kemiklerine dayandığı, yani insanın ölüm anına yaklaştığı bildirilmişti. Bu ayette ise yakınlarının veya çevresindeki insanların:
“Onu kim kurtarabilir, kim iyileştirebilir, kim tedavi edebilir?”
diye çare aradığı anlatılır.
İnsanlar:
arayabilir.
Ancak insanın belirlenmiş ömrü sona erdiğinde hiçbir dünyevi müdahale ölümü tamamen durduramaz.
Ayette Geçen “Râk” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “râk” kelimesi farklı biçimlerde açıklanmıştır.
Bu kelime:
anlamlarında yorumlanmıştır.
Kelime, “rukye” yani şifa niyetiyle dua veya sözler okuma anlamıyla ilişkilendirilir.
Bu nedenle ayet bazı meallerde:
“Kim okuyup üfleyecek?”
bazılarında ise:
“Kim tedavi edecek?”
şeklinde çevrilir.
Her iki anlamda da ortak nokta, ölüm yaklaşınca son bir kurtarıcı aranmasıdır.
Bu Sözü Kim Söylemektedir
Ayet, ölüm döşeğindeki kişinin yakınlarının, ailesinin veya çevresindekilerin söylediği bir sözü anlatıyor olabilir.
İnsan ağırlaştığında çevresindekiler endişeyle:
“Başka doktor yok mu?”
“Başka bir tedavi denenebilir mi?”
“Onu kurtaracak biri bulunamaz mı?”
“Bir okuyucu veya şifa duası bilen biri çağrılamaz mı?”
diye sorabilir.
Bu söz aynı zamanda ölüm döşeğindeki kişinin içinden geçirdiği son bir kurtuluş arzusunu da düşündürebilir.
Fakat ayetin asıl vurgusu, ölüm karşısında insanın içine düştüğü çaresizliktir.
Ayet Tıbbi Tedaviyi Küçümsemekte midir
Hayır. Ayet tıbbı, doktorları veya tedavi olmayı küçümsemez.
İnsan hastalandığında:
Tedavi olmak insanın hayatını koruma sorumluluğunun bir parçasıdır.
Ancak tıp ne kadar gelişirse gelişsin insanı sonsuza kadar yaşatamaz. Her tedavinin, her doktorun ve her teknolojinin bir sınırı vardır.
Ayetin anlattığı gerçek şudur:
Tedavi hayatı uzatabilir; fakat insanı ölümsüzleştiremez.
Tıp İnsanın Ömrünü Uzatabilir mi
Tıp birçok hastalığı iyileştirebilir, erken ölümleri önleyebilir ve insanın daha uzun ve sağlıklı yaşamasına yardımcı olabilir.
Geçmişte ölümcül olan pek çok hastalık günümüzde tedavi edilebilmektedir.
Ancak bu durum insanın ölümden tamamen kurtulduğu anlamına gelmez.
Tıp:
Fakat insan bedeninin sınırlılığını bütünüyle ortadan kaldıramaz.
Ölüm vakti geldiğinde tıbbi imkânlar da sınırlarına ulaşır.
Dua Ve Rukye Hastayı İyileştirebilir mi
Dua, insanın Allah’a yönelmesi, şifa dilemesi ve manevi güç bulmasıdır.
Rukye ise Kur’an ayetleri, dualar veya güzel sözlerle Allah’tan şifa istemektir.
İnsan hastası için dua edebilir, Kur’an okuyabilir ve Allah’tan iyileşme isteyebilir. Ancak dua, tıbbi tedavinin yerine geçecek sihirli bir yöntem gibi görülmemelidir.
Doğru yaklaşım:
Şifayı veren Allah’tır; doktor ve ilaçlar ise şifaya vesile olabilir.
Ayet Sahte Şifacılara Karşı Bir Uyarı Taşır mı
Ayetin doğrudan konusu ölüm anındaki çaresizliktir. Ancak insanın çaresizliği kötü niyetli kişiler tarafından kullanılabilir.
Bazı insanlar:
Hiçbir insan kesin şifa garantisi veremez.
Dua eden veya rukye uygulayan kişi kendisini olağanüstü bir güç sahibi gibi göstermemelidir.
İnsan hem inancını hem sağlığını korumalı; şifa ararken aklını ve dikkatini kaybetmemelidir.
İnsanlar Ölüm Yaklaşınca Neden Son Bir Çare Arar
İnsan sevdiği birini kaybetmek istemez. Bu nedenle ölüm yaklaşınca mümkün olan bütün yolları denemek ister.
Bu arayışın temelinde:
bulunur.
Aile, en küçük iyileşme ihtimaline bile tutunabilir.
Bu son çare arayışı insanî ve anlaşılırdır. Ancak ölüm kesinleştiğinde yakınların, her şeyin kendi kontrollerinde olmadığını kabul etmeleri gerekir.
İnsan sevgisi ölümü durduramaz; fakat ölüm anındaki kişiye huzur, merhamet ve yalnız olmadığını hissettirebilir.
Ölüm Anında İnsan Neden Çaresiz Kalır
İnsan dünya hayatında birçok şeyi kontrol ettiğini düşünebilir.
İşini yönetir, malını artırır, insanlara emir verir ve geleceğini planlar.
Fakat ölüm yaklaşınca:
Bedeni emirlere cevap vermeyebilir.
Konuşmak zorlaşabilir.
Hareket gücü azalabilir.
Servet fayda sağlamayabilir.
İnsan başkalarının bakımına muhtaç olabilir.
Bu durum insanın mutlak güç sahibi olmadığını gösterir.
Ölüm anındaki çaresizlik, hayat boyunca gizlenen insan zayıflığının açık biçimde ortaya çıkmasıdır.
Bu Ayet İnsan Gücünün Sınırını mı Gösterir
Evet. Ayet insanın bilgi ve teknoloji bakımından ilerleyebileceğini, fakat sınırsız bir güce sahip olmadığını hatırlatır.
İnsan:
Uzaya ulaşabilir,
organ nakli yapabilir,
hastalıkları tedavi edebilir,
yaşam süresini uzatabilir,
yapay organlar geliştirebilir.
Fakat yaratılmış ve ölümlü oluşunu tamamen ortadan kaldıramaz.
İnsan gücünün sınırını kabul etmek bilimi küçümsemek değildir. Bilakis bilimi doğru yere koymaktır.
Bilim hayatı anlamaya ve korumaya çalışır; ölümsüzlük sözü vermez.

Ölüm Yaklaşınca Servetin Değeri Neden Değişir
İnsan sağlıklıyken malını ve servetini hayatının en önemli güvencesi olarak görebilir.
Fakat ölüm döşeğinde servet:
Nefesi geri getiremez.
Geçmiş zamanı satın alamaz.
Tövbeyi insanın yerine yapamaz.
Kırılan kalpleri kendiliğinden onaramaz.
Yaşanmış haksızlıkları silemez.
O anda insan, topladığı maldan çok onu nasıl kazandığını ve kullandığını düşünmeye başlayabilir.
Servetin gerçek değeri, insanı ölümden kurtarmasında değil; hayattayken iyilik, paylaşma ve adalet için kullanılmasındadır.

Yakınlar Ölüm Döşeğindeki İnsana Nasıl Davranmalıdır
Ölüm döşeğindeki kişiye korku, gürültü ve baskı yerine huzur ve merhametle yaklaşılmalıdır.
Yakınları:
Ölmekte olan kişinin yanında miras, mal ve çıkar tartışmaları yapmak büyük bir duyarsızlıktır.
İnsan son anlarında yalnız bırakılmamalı; fakat gereksiz müdahalelerle de huzursuz edilmemelidir.

Ölüm Anında Şehadet Telkin Etmek Ne Anlama Gelir
İslam geleneğinde ölüm döşeğindeki kişiye sakin biçimde Allah’ı hatırlatmak ve kelime-i şehadeti söylemesine yardımcı olmak önemsenmiştir.
Ancak bu telkin:
Bağırarak,
kişiyi zorlayarak,
sürekli tekrar ettirerek,
ona korku vererek
yapılmamalıdır.
Amaç insanın son anında Allah’a yönelmesine yardımcı olmaktır.
Kişi konuşamayacak durumda olsa bile yanında dua edilebilir ve huzurlu bir ortam oluşturulabilir.
Son anın değeri yalnızca söylenen kelimelerde değil, insanın hayat boyunca taşıdığı iman ve yönelişte bulunur.

Ölüm Anında Mucizevi Bir Kurtuluş Beklemek Doğru mudur
İnsan son ana kadar umut edebilir ve tedavi yollarını deneyebilir. Fakat gerçekçi olmayan vaatlerle kendisini veya yakınlarını aldatmamalıdır.
Her beklenmedik iyileşme mucize olarak adlandırılmamalı, her ölüm de tedavinin veya duanın başarısızlığı gibi görülmemelidir.
Bazen hasta iyileşir, bazen bütün müdahalelere rağmen hayatını kaybeder.
İnançlı yaklaşım:
Teslimiyet, hiçbir şey yapmamak değil; yapılabilecekleri yaptıktan sonra insan gücünün sınırını kabul etmektir.

Bu Ayet Ölümden Önce Hazırlık Yapmanın Önemini Nasıl Gösterir
Ölüm anında insanlar çare arasa da insanın gerçek hazırlığı daha önceki hayatında yapılır.
Ölüme hazırlanmak:
İnsan ölüm döşeğinde her şeyi düzeltecek zamanı ve gücü bulamayabilir.
Bu nedenle yapılması gereken iyilikler, söylenecek özürler ve ödenecek haklar son ana bırakılmamalıdır.

Ayet Günümüz Yoğun Bakım Süreçlerine Ne Söyler
Günümüzde tıbbi teknoloji insan bedeninin bazı işlevlerini uzun süre destekleyebilmektedir.
Bu durum aileleri zor kararlarla karşı karşıya bırakabilir.
İnsanlar:
“Her müdahale mutlaka yapılmalı mı?”
“Hasta acı çekiyor mu?”
“İyileşme ihtimali var mı?”
“Bakımın amacı tedavi mi, rahatlatma mı?”
gibi sorular sorabilir.
Bu tür durumlarda kararlar güvenilir hekimlerle, hastanın bilinen istekleriyle ve etik ilkelerle birlikte değerlendirilmelidir.
Ayet tıbbi ayrıntı vermez; fakat insan hayatının sonunda bütün gücün insan elinde olmadığını hatırlatır.

İnsan Bu Ayeti Okuduğunda Kendisine Ne Sormalıdır
Bu ayet ölüm döşeğindeki kişiden önce hayatta ve sağlıklı olan insana seslenir.
İnsan kendisine şu soruları sorabilir:
“Bugün son günüm olsa hangi işimi düzeltmek isterdim?”
“Kimin hakkını üzerimde taşıyorum?”
“Kime özür borçluyum?”
“Hangi tövbeyi sürekli erteliyorum?”
“Servetimi yalnızca kendim için mi kullanıyorum?”
“Sevdiklerime değer verdiğimi gösteriyor muyum?”
“Benden geriye iyilik mi, zarar mı kalacak?”
Bu sorular ölüm korkusu üretmek için değil, hayatı daha dürüst ve anlamlı yaşamak içindir.

Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Ayetin en derin mesajı, insanın son anda bir kurtarıcı aramadan önce hayatını hakikatle uyumlu hâle getirmesi gerektiğidir.
Ölüm yaklaşınca:
Hekim aranır,
ilaç aranır,
dua aranır,
son bir çare aranır.
Fakat insanın ölümden sonraki hayatı için gereken ahlaki hazırlık son anda başkasından alınamaz.
Hiç kimse insanın yerine:
Tövbe edemez,
iman edemez,
kul hakkını ödeyemez,
iyi bir hayat yaşamış olamaz.
İnsan kendi hayatının sorumluluğunu henüz iradesi ve zamanı varken taşımalıdır.

Sonuç: “Kimdir Bunu İyileştirecek” Sözü İnsana Ne Öğretir
Kıyamet Suresi’nin yirmi yedinci ayeti, ölüm yaklaşınca insanın çevresindekilerin son bir çare aramasını anlatır.
Aile ve yakınlar:
Bir doktor,
bir ilaç,
bir tedavi,
bir dua
veya hastayı kurtarabilecek bir kişi
aramaktadır.
Ancak insanın ömrü sona erdiğinde hiçbir dünyevi güç onu sonsuza kadar hayatta tutamaz.
Ayet tıbbi tedaviyi veya dua etmeyi değersizleştirmez. İnsanın hayatını korumak için tedavi olması, hekime başvurması ve Allah’tan şifa dilemesi doğrudur.
Fakat bütün bunlar insanın ölümlü olduğu gerçeğini değiştirmez.
Bu nedenle asıl hazırlık ölüm döşeğinde değil, insan sağlıklı ve güçlü olduğu günlerde yapılmalıdır.
İnsan:
Tövbesini ertelememeli,
kul haklarını ödemeli,
sevdikleriyle helalleşmeli,
haksızlıktan vazgeçmeli,
malını iyilik için kullanmalı
ve kalıcı değerler bırakmalıdır.
Ölüm anında “Kim onu kurtaracak?” diye sorulur. Fakat insanın asıl sorması gereken soru daha önce şudur: “Bu hayat bana verilmişken onu hakikate, iyiliğe ve adalete uygun yaşayarak kendimi o güne hazırlıyor muyum?”
“Son nefeste herkes bir kurtarıcı arayabilir; fakat insanın gerçek kurtuluş hazırlığı, nefesi rahatken yaptığı iyiliklerde, ödediği haklarda, samimi tövbesinde ve ardında bıraktığı temiz izlerde saklıdır.”
Ersan Karavelioğlu