Fecr Suresi 12. Ayette “Oralarda Fesadı Çoğalttılar” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Fesadın Yayılması, Zulmün Normalleşmesi, Toplumsal Çürüme, Ahlaki Bozulma, Adaletsizlik Ve Medeniyetlerin İçten Çöküşü Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“Bir toplumun gerçek çöküşü binaları yıkıldığında değil; haksızlık sıradanlaştığında, vicdan sustuğunda ve insanlar bozulmuş olanı artık bozuk olarak görmemeye başladığında başlar.”
Ersan Karavelioğlu
“فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ — Fe Ekserû Fîhe’l Fesâd” Ne Demektir
Fecr Suresi’nin on ikinci ayetinde şöyle buyrulur:
فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ
Anlam olarak:
“Ve oralarda fesadı çoğalttılar.”
(Fecr Suresi, 89/12)
Bir önceki ayette Âd, Semûd ve Firavun hakkında:
“Onlar ülkelerde azgınlık etmişlerdi.”
denilmişti.
Şimdi ise bu azgınlığın toplumsal sonucu açıklanır:
Fesat çoğalmıştır.
Yani mesele yalnız birkaç kişinin yanlış davranması değildir.
Bozulma;
yayılmaya başlamıştır.
Bu nedenle ayet bireysel kötülükten çok daha büyük bir problemi anlatır:
Kötülüğün sistem hâline gelmesi.
Kur’an’daki “Fesad” Kavramı Ne Anlama Gelir
Arapçada fesad, bir şeyin düzgün hâlinin bozulması, çürümesi, işlevini kaybetmesi anlam alanına sahiptir.
Kelimenin karşıtı ıslahtır.
Yani:
fesad → bozmak
ıslah → düzeltmek
demektir.
Kur’an bağlamında fesad farklı şekillerde ortaya çıkabilir:
zulüm,
haksızlık,
şiddet,
ahlaki bozulma,
toplumsal düzenin çökmesi,
insanlara ve yaşanılan çevreye zarar verilmesi.
Dolayısıyla fesad tek bir suçun adı değildir.
Düzeni bozan geniş bir davranışlar ve sonuçlar alanıdır.
Tuğyan İle Fesad Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
- ayette tuğyan, yani sınırı aşmak anlatılmıştı.
- ayette ise bunun sonucu olan fesad gelir.
Bu sıralama son derece önemlidir.
Önce güçlü insan veya toplum sınırını aşar.
Sonra bunun sonuçları çevresine yayılır.
Süreç şöyle düşünülebilir:
Güç → sınır tanımama → zulüm → fesad
Yani fesad çoğu zaman sebepsiz ortaya çıkmaz.
Arkasında:
kontrol edilmeyen güç,
açgözlülük,
kibir,
adaletsizlik
bulunabilir.
Bu nedenle toplumsal bozulmayı düzeltmek için yalnız sonuçları değil, onu üreten güç ilişkilerini de anlamak gerekir.
Fesadın “Çoğaltılması” Neden Özellikle Vurgulanmaktadır
Ayet yalnız:
“Fesad yaptılar.”
demez.
“Fesadı çoğalttılar.”
der.
Bu ifade kötülüğün genişlemesini ve yaygınlaşmasını vurgular.
Bir haksızlık münferit kalabilir.
Ama haksızlık sürekli tekrarlandığında:
alışkanlığa,
kurala,
kültüre,
sisteme
dönüşebilir.
İşte tehlikeli olan budur.
Çünkü bireysel kötülük sınırlı olabilir.
Kurumsallaşmış kötülük ise binlerce veya milyonlarca insanın hayatını etkileyebilir.
Kötülük Nasıl Normalleşir
Toplumlar büyük ahlaki çöküşlere çoğu zaman bir gecede ulaşmaz.
Süreç küçük adımlarla ilerleyebilir.
Önce bir haksızlık yapılır.
İnsanlar tepki verir.
Sonra aynı haksızlık tekrar edilir.
Tepki azalır.
Daha sonra insanlar:
“Zaten hep böyle oluyor.”
demeye başlar.
İşte burada tehlikeli bir eşik aşılmıştır.
Çünkü insanlar artık yalnız kötülüğe maruz kalmamaktadır.
Kötülüğe alışmaktadır.
Fesadın en tehlikeli biçimlerinden biri de budur:
Ahlaki duyarlılığın kaybolması.
Bir Toplum Kendi Fesadını Neden Göremeyebilir
İnsan içinde yaşadığı düzenin birçok yönünü doğal kabul etmeye eğilimlidir.
Eğer haksızlık çocukluğundan beri varsa, onu hayatın normal parçası zannedebilir.
Eğer belirli insanlar sürekli eziliyorsa:
“Düzen böyle.”
denilebilir.
Eğer yolsuzluk yaygınsa:
“Herkes yapıyor.”
savunması ortaya çıkabilir.
Bu noktada fesadın gücü yalnız yaptığı zarardan gelmez.
Kendisini normal gösterebilmesinden de gelir.
Bu nedenle gerçek ahlaki bilinç bazen çoğunluğun alışkanlıklarını sorgulayabilmeyi gerektirir.
Güç Sahipleri Fesadı Nasıl Çoğaltabilir
Güç sahibi kişinin davranışı sıradan insanın davranışından daha geniş sonuçlar doğurabilir.
Bir yönetici haksız bir kural koyduğunda,
bir kurum adaletsiz bir sistem kurduğunda,
bir ekonomik güç sömürüyü normalleştirdiğinde,
sonuç binlerce kişiye ulaşabilir.
Bu yüzden güç arttıkça ahlaki sorumluluk da artar.
Fecr Suresi’nin Âd, Semûd ve Firavun gibi büyük güç örneklerini seçmesi tesadüf değildir.
Çünkü onların hataları yalnız kendilerini değil, toplumun tamamını etkileyen sonuçlar üretmiştir.
Ekonomik Adaletsizlik Fesadın Bir Biçimi Olabilir mi
Evet.
Fecr Suresi’nin ilerleyen ayetlerinde özellikle:
yetimin hor görülmesi,
yoksulun doyurulmasının teşvik edilmemesi,
mirasın açgözlülükle tüketilmesi,
mala aşırı sevgi
eleştirilecektir.
Bu nedenle surenin “fesad” kavramı ile sonraki ekonomik ve sosyal eleştirileri arasında güçlü bir bağ kurulabilir.
Bir toplumda servet artabilir.
Fakat aynı anda:
yoksulluk,
sömürü,
eşitsizlik,
açlık
da büyüyorsa, yalnız ekonomik büyüklükten söz etmek yeterli değildir.
Asıl soru şudur:
Üretilen imkânlar toplumun hangi kesimlerine ulaşmaktadır?
Zayıfların Korunmaması Neden Toplumsal Fesat Göstergesidir
Bir toplumun gerçek ahlaki seviyesi, en güçlü insanlarının ne kadar rahat yaşadığıyla değil, en savunmasız insanlarına nasıl davrandığıyla anlaşılabilir.
Çocuklar,
yetimler,
yoksullar,
yaşlılar,
engelliler,
korunmasız insanlar
toplumun adalet anlayışının aynasıdır.
Eğer güçsüz olanın hakkı kolayca çiğnenebiliyorsa, fesad yalnız bireysel değildir.
Toplumun ahlaki dokusunda bir sorun vardır.
Fecr Suresi ilerleyen ayetlerde özellikle yetim ve yoksula geçerek bu düşünceyi daha da derinleştirir.
Sessizlik Fesadın Yayılmasına Katkıda Bulunabilir mi
Bazen evet.
Her insan her haksızlığı tek başına durduramayabilir.
Fakat toplumsal kötülüğün yayılmasında sessiz kabulün önemli bir rolü olabilir.
Bir toplumda herkes haksızlığı görüp:
“Beni ilgilendirmiyor.”
dediğinde, yanlış davranış daha az dirençle karşılaşır.
Bu nedenle ahlaki sorumluluk yalnız:
“Ben kötülük yapmadım.”
demek değildir.
Bazen şu soruyu da gerektirir:
“Gördüğüm haksızlık karşısında ne yaptım?”
Fesadın çoğalması çoğu zaman yalnız zalimlerin cesaretiyle değil, çevrenin duyarsızlaşmasıyla da kolaylaşır.

Fesad Nasıl Sistemleşir
Bir yanlış davranış sistemleştiğinde artık kişilere bağlı olmaktan çıkar.
Kurallar,
alışkanlıklar,
kurumlar,
ekonomik çıkarlar
onu devam ettirmeye başlayabilir.
Örneğin bir yönetici değişebilir.
Ama onun kurduğu adaletsiz sistem değişmeden kalabilir.
İşte bu nedenle toplumsal ıslah yalnız kötü kişileri değiştirmek değildir.
Kötülük üreten mekanizmaları da değiştirmektir.
Kur’an’ın fesad kavramı bu açıdan son derece derin bir toplumsal analiz imkânı sunar.

Fesadın Karşıtı Olan “Islah” Ne Demektir
Islah:
düzeltmek,
iyileştirmek,
bozulmuş olanı yeniden işler hâle getirmek
anlamına gelir.
Dolayısıyla fesadın karşısında yalnız ceza değil, onarım düşüncesi de vardır.
Bir toplum gerçekten ıslah olmak istiyorsa:
Gerçek ıslah yalnız kötü insanları cezalandırmak değil, aynı kötülüğün tekrar üretilmesini engelleyecek düzeni kurmaktır.

Çevreye Verilen Zarar da “Fesad” Kavramıyla Düşünülebilir mi
Kur’an’ın başka ayetlerinde kara ve denizde ortaya çıkan bozulmalardan söz edilir.
Bu nedenle fesad kavramı yalnız insan-insan ilişkileriyle sınırlandırılmak zorunda değildir.
İnsan:
ormanları yok ettiğinde,
suları kirlettiğinde,
toprağı yaşanmaz hâle getirdiğinde,
doğal kaynakları sınırsızca tükettiğinde
kendi yaşam alanını da bozar.
Modern dünyada bu mesele çok daha büyük önem taşımaktadır.
İnsanlık artık yerel değil, küresel ölçekte çevresel etkiler üretmektedir.
Dolayısıyla “fesadı çoğaltmak” kavramı çağdaş insan için ekolojik sorumluluk açısından da düşündürücü bir uyarı olabilir.

Fesadın İlk Başladığı Yer İnsan Zihni Olabilir mi
Toplumsal bozulma çoğu zaman insanın içinde başlayan küçük bir meşrulaştırmayla gelişir.
Örneğin:
“Ben bunu hak ediyorum.”
“Başkaları zaten yapıyor.”
“Bir kereden bir şey olmaz.”
“Güçlüysem kullanmalıyım.”
gibi düşünceler zamanla davranışa dönüşebilir.
Bir davranış tekrarlandığında karaktere,
karakterler birleştiğinde kültüre,
kültür kurumlara
yansıyabilir.
Bu nedenle büyük toplumsal fesadın arkasında bazen milyonlarca küçük ahlaki taviz bulunur.

Fesad Bir Medeniyeti Nasıl İçeriden Çökertir
Bir toplum dışarıdan çok güçlü olabilir.
Şehirleri ihtişamlı,
ordusu güçlü,
ekonomisi büyük olabilir.
Fakat fesad yayıldığında içeride:
güven azalır,
adalet duygusu çöker,
kurumlara inanç kaybolur,
insanlar yalnız kendi çıkarlarını düşünmeye başlar.
Bir noktadan sonra herkes sistemi kendi lehine kullanmaya çalışır.
Bu durumda toplumun görünmeyen bağları kopar.
Ve medeniyetin en önemli sermayelerinden biri olan toplumsal güven ortadan kalkar.
İşte büyük yapıların ayakta olduğu hâlde toplumun içeriden çökmeye başlaması mümkündür.

Fesad Neden Kendi Kendini Büyütebilir
Çünkü bozuk bir sistem yeni bozuk davranışlar üretebilir.
Bir insan:
“Dürüst davranırsam kaybederim.”
düşüncesine kapıldığında o da sisteme uyum sağlayabilir.
Sonra başka biri aynı şeyi görür.
Böylece bozulma yayılır.
Bu bir tür zincirleme süreçtir:
Haksızlık → güvensizlik → savunmacı davranış → yeni haksızlık
Bu nedenle fesadın büyümesini durdurmak için toplumun adalet konusunda yeniden güven oluşturması gerekir.
İnsanlar doğru davranmanın gerçekten korunacağına inanmalıdır.

Birey Kendi Hayatında Fesada Nasıl Karşı Durabilir
Her insan bütün dünyayı değiştiremez.
Fakat kendi etki alanında ıslah edici olabilir.
Haksızlık yapmamak,
başkasının hakkını gözetmek,
gücü kötüye kullanmamak,
yalanı normalleştirmemek,
zayıfı küçümsememek,
yanlış gördüğünde mümkün olduğu ölçüde ses çıkarmak
küçük görünebilir.
Fakat toplumsal ahlak zaten bu küçük davranışların toplamından oluşur.
Fesad çoğalabiliyorsa,
iyilik de çoğalabilir.

Fecr Suresinin İlk On İki Ayeti Nasıl Bir Sebep Sonuç Zinciri Kurmaktadır
Surenin şimdiye kadarki yapısı son derece dikkat çekicidir:
Böylece Kur’an yalnız toplumların sonunu anlatmaz.
Çöküşün mantığını da gösterir.
Önce güç vardır.
Sonra güç sınırını kaybeder.
Sonra zulüm yayılır.
Sonunda bütün toplum etkilenir.
Bu, yalnız geçmişin değil, insanlık tarihinin tekrar eden büyük ahlaki modellerinden biridir.

Sonuç: Bir Toplumu Yıkan Şey Yalnız Dışarıdan Gelen Felaket Değil, İçeride Büyüyen Fesattır
Fecr Suresi’nin on ikinci ayetindeki:
“Oralarda fesadı çoğalttılar.”
ifadesi, önceki güçlü medeniyetlerin neden ağır biçimde eleştirildiğini açıklar.
Onların problemi yalnız kibir değildi.
Kibir davranışa dönüştü.
Davranış zulme dönüştü.
Zulüm yayıldı.
Ve fesad çoğaldı.
Fesad;
anlamlarına uzanan geniş bir çürüme hâlidir.
Bir toplumun en tehlikeli anı kötülüklerin ortaya çıktığı ilk an olmayabilir.
Asıl tehlike:
İnsanların kötülüğe artık şaşırmadığı andır.
Çünkü vicdanın tepki vermeyi bıraktığı yerde fesad normalleşir.
Ve normalleşen fesad, zamanla medeniyetin kendi temellerini aşındırır.
Bu nedenle ayetin insanlığa yönelttiği en güçlü sorulardan biri şudur:
“Bozulmanın içinde yaşamaya alıştığımız için, artık bozulmuş olanı normal mi sanıyoruz?”
“Fesadın en tehlikeli hâli kötülüğün görünür olması değil, görünür olduğu hâlde kimseyi rahatsız etmemesidir. Bir toplumun yeniden ayağa kalkması ise önce vicdanının yeniden rahatsız olabilmesiyle başlar.”
Ersan Karavelioğlu