Enbiya Suresi 79. Ayette Geçen ‘Biz Hükmü Süleyman'a Kavrattık; Her Birine Hüküm Ve İlim Verdik’ İfadesi Ne Anlama Gelir
Hz. Süleyman'ın İsabetli Hükmü, Hz. Davud'un Fazileti, İçtihatta Farklılık, Allah'ın Anlayış Vermesi, İlim Ve Hikmetin Peygamberlerdeki Dengesi Nasıl Anlaşılır
"Doğru hüküm sadece bilgiyle değil, Allah'ın kalbe verdiği anlayışla tamamlanır. İnsan bazen bilir; fakat hikmet, bildiğini hakka en uygun yere koyabilmektir."
Ersan Karavelioğlu
Enbiya Suresi'nin 79. ayeti, bir önceki ayette anlatılan ekin meselesinin devamını açıklar. Hz. Davud ve Hz. Süleyman bir mesele hakkında hüküm vermişlerdi. Bu ayette Allah, o hükmün en isabetli yönünü Hz. Süleyman'a kavrattığını, fakat aynı zamanda her ikisine de hüküm ve ilim verdiğini bildirir. Bu çok derin bir dengedir. Çünkü ayet, Hz. Süleyman'ın isabetini anlatırken Hz. Davud'un faziletini de korur.
Bu ayet bize şunu öğretir: Bir meselede daha isabetli hükme ulaşmak, diğer kişinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Allah her iki peygambere de ilim ve hüküm vermiştir. Fakat özel bir olayda doğru çözümü Hz. Süleyman'a kavratmıştır. Bu, ilim, hikmet, içtihat, anlayış, tevazu ve adalet açısından çok büyük bir derstir.
Enbiya Suresi 79. Ayetin Meali Nedir
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Biz hükmü Süleyman'a kavrattık. Her birine de hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan bizdik."
(Enbiya Suresi, 21:79)
Bu ayette birkaç büyük hakikat vardır:
Allah, doğru hükmü Hz. Süleyman'a kavratmıştır.
Hz. Davud'a da Hz. Süleyman'a da hüküm ve ilim verilmiştir.
Hz. Davud'a dağlar ve kuşlarla birlikte tesbih etme mucizesi verilmiştir.
Bütün bu nimetlerin gerçek sahibi Allah'tır.
Ayet, hem adalet hem ilim hem hikmet hem de Allah'ın kudreti açısından çok derin anlamlar taşır.
Ayetin Önceki Ayetle Bağlantısı Nedir
Bir önceki ayette bir ekin meselesinden söz edilmişti.
Bir topluluğun koyunları geceleyin başka bir topluluğun ekinine zarar vermişti.
Hz. Davud ve Hz. Süleyman bu konuda hüküm veriyordu.
- ayette ise Allah şöyle bildirir:
"Biz hükmü Süleyman'a kavrattık."
Yani o olayda en uygun çözüm Hz. Süleyman'a ilham edilmiş, ona doğru hükmün inceliği kavratılmıştır.
Fakat Allah hemen ardından şöyle buyurur:
"Her birine hüküm ve ilim verdik."
Bu bağlantı, çok zarif bir adalet dersi verir:
Birinin hükmü daha isabetli olabilir; ama bu, diğerinin ilim ve faziletini yok saymak anlamına gelmez.
"Biz Hükmü Süleyman'a Kavrattık" Ne Demektir
Bu ifade, Allah'ın o özel meselede en uygun çözümü Hz. Süleyman'a anlattığını ve onun kalbine doğru hükmün inceliğini açtığını gösterir.
Buradaki kavratma sadece bilgi vermek değildir.
Bu;
meseleyi derinlemesine anlamak,
zararı doğru değerlendirmek,
tarafların hakkını gözetmek,
adaleti daha dengeli biçimde kurmak,
sonucu hikmetle belirlemek
demektir.
Hz. Süleyman'a verilen anlayış, hüküm verirken sadece yüzeye değil, meselenin özüne bakabilme kabiliyetidir.
Bu bize şunu öğretir:
Hikmet, görünen olayın ardındaki en adil çözümü fark edebilmektir.
Hz. Süleyman'ın Hükmü Neden İsabetli Kabul Edilmiştir
Tefsirlerde anlatıldığına göre, ekine zarar veren koyunların sahipleriyle ekin sahipleri arasında bir çözüm aranmıştır.
Hz. Süleyman'ın hükmü, hem ekin sahibinin zararını telafi eden hem de koyun sahibini tamamen mahvetmeyen dengeli bir çözüm olarak anlaşılmıştır.
Yani mesele sadece bir tarafın kazanması değildir.
Asıl mesele, zararın giderilmesi ve taraflar arasında adil bir dengenin kurulmasıdır.
Hz. Süleyman'ın isabeti burada görülür:
Zarar görülmüştür.
Sorumluluk belirlenmiştir.
Mağduriyet giderilmiştir.
Aşırı cezalandırmadan kaçınılmıştır.
Adalet, hikmetle tamamlanmıştır.
Bu, hüküm vermede derin anlayışın önemini gösterir.
Hz. Davud'un Hükmü Yanlış Mıydı
Ayetin inceliği burada ortaya çıkar.
Allah, hükmü Hz. Süleyman'a kavrattığını bildirir; fakat hemen ardından "Her birine hüküm ve ilim verdik" buyurur.
Bu ifade, Hz. Davud'un değerini ve peygamberlik faziletini korur.
Yani Hz. Süleyman'ın bu olayda daha isabetli hükme ulaşması, Hz. Davud'un ilimsiz veya değersiz olduğu anlamına gelmez.
Hz. Davud da Allah'ın hüküm ve ilim verdiği büyük bir peygamberdir.
Bu ayet bize şunu öğretir:
Bir meselede daha doğru görüşe ulaşan kişiyi takdir etmek, diğer faziletli kişiyi küçültmeyi gerektirmez.
Bu, ilim ahlakının çok önemli bir ölçüsüdür.
"Her Birine Hüküm Ve İlim Verdik" Ne Anlama Gelir
Bu ifade, hem Hz. Davud'un hem Hz. Süleyman'ın Allah tarafından hüküm ve ilimle donatıldığını gösterir.
Hüküm, doğru karar verme, adaletle yönetme ve hak ile batılı ayırma yetisidir.
İlim, hakikati bilme, vahyin öğrettiği ölçüleri kavrama ve olaylara Allah'ın izniyle doğru bakabilme nimetidir.
Allah her ikisine de bu nimetleri vermiştir.
Bu çok önemli bir denge kurar:
Hz. Süleyman bu olayda hükmü daha iyi kavramıştır.
Hz. Davud ise yine ilim ve hüküm sahibi büyük bir peygamberdir.
Kur'an, birini överken diğerini kırmaz.
Bu da bize adaletli konuşma ahlakını öğretir.
İlim Ve Hüküm Arasındaki Fark Nedir
İlim, doğruyu bilmektir.
Hüküm, o doğruyu olaylara uygulayabilmektir.
İlim insanın zihnini aydınlatır.
Hüküm insanın kararını doğru yola yönlendirir.
İlim olmadan hüküm eksik olur.
Hüküm olmadan ilim hayata geçmez.
Bir insan çok şey bilebilir; fakat doğru yerde doğru kararı veremeyebilir.
Bir insan bilgili olabilir; fakat hikmetli olmayabilir.
Bu ayet bize şunu öğretir:
Bilgi değerlidir; fakat bilgi hikmetle birleşince adalete dönüşür.
Hz. Davud ve Hz. Süleyman'a verilen nimet, ilmin hükümle birleşmiş hâlidir.
İçtihatta Farklılık Bu Ayetten Nasıl Anlaşılır
Bu ayet, içtihatta farklılığın mümkün olduğunu gösterir.
Aynı meselede iki büyük peygamber hüküm vermiştir.
Allah o meselede hükmü Hz. Süleyman'a kavratmıştır.
Fakat Hz. Davud da hüküm ve ilim sahibi olarak övülmüştür.
Bu, çok derin bir ilim ahlakıdır.
Demek ki hakikati arayan faziletli insanlar arasında farklı değerlendirmeler olabilir.
Bir görüş daha isabetli olabilir.
Ama bu, diğer kişinin niyetini, ilmini ve değerini yok saymayı gerektirmez.
Bu ayet modern insana da şunu öğretir:
Farklı görüş karşısında edebi koru.
İsabet eden kişiyi takdir et.
Fakat diğerinin faziletini inkâr etme.
Allah'ın Anlayış Vermesi Ne Demektir
Allah'ın anlayış vermesi, kulun bir meseleyi sadece dış yüzüyle değil, hikmetiyle kavramasıdır.
Bazı insanlar aynı olaya bakar ama farklı şeyler görür.
Biri yüzeyi görür.
Biri derini görür.
Biri sadece zararı görür.
Biri zararla birlikte çözümü de görür.
Biri cezayı düşünür.
Biri adaletle birlikte onarımı da düşünür.
İşte Allah'ın anlayış vermesi, kalbe ve akla böyle bir derinlik açmasıdır.
Bu ayet bize şunu öğretir:
Anlamak da Allah'ın nimetidir.
İnsan sadece bilgi istememeli; bilgiyi doğru kullanacak anlayışı da Allah'tan istemelidir.
Hikmet Nedir
Hikmet, bilgiyi yerli yerinde kullanma, doğru zamanda doğru sözü söyleme, hak ile batılı ayırma ve olaylara Allah'ın razı olacağı ölçüyle bakabilme kabiliyetidir.
Hikmet, sadece çok konuşmak değildir.
Hikmet;
susulacak yerde susmak,
konuşulacak yerde konuşmak,
ceza gereken yerde adaletli olmak,
merhamet gereken yerde yumuşak olmak,
hakkı sahibine vermek,
zararı onarmak,
işin sonucunu düşünmek
demektir.
Hz. Süleyman'ın bu olayda hükmü kavraması, hikmetin adaletle birleştiği bir örnektir.

Adalet İçin Sadece Kural Bilmek Yeterli Midir
Hayır.
Adalet için kural bilmek çok önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir.
Çünkü her olayın şartı, tarafları, zararı, niyeti ve sonucu vardır.
Kural, hikmetle uygulanmalıdır.
Aksi hâlde insan doğru görünen bir kararla bile bir tarafı gereğinden fazla mağdur edebilir.
Bu ayet bize şunu öğretir:
Adalet, kuralın ruhunu da anlamaktır.
Hz. Süleyman'ın hükmünde bu incelik vardır.
O sadece zararı görmez.
Zararın nasıl onarılacağını da hikmetle değerlendirir.
Bu yüzden doğru hüküm, ilimle başlar ama hikmetle tamamlanır.

Hz. Davud'un Fazileti Bu Ayette Nasıl Korunmuştur
Ayet, Hz. Süleyman'ın isabetini bildirirken Hz. Davud'un faziletini özellikle korur.
Çünkü Allah şöyle buyurur:
"Her birine hüküm ve ilim verdik."
Bu ifade, Hz. Davud'un peygamberlik makamını, ilmini ve hüküm ehli oluşunu açıkça belirtir.
Ayrıca ayetin devamında dağların ve kuşların Hz. Davud ile beraber tesbih ettirildiği bildirilir.
Bu da Hz. Davud'a verilen özel nimeti gösterir.
Yani Kur'an'ın üslubu çok dengelidir:
Hz. Süleyman'ın isabetini anlatır.
Hz. Davud'un faziletini eksiltmez.
Bu, bizim konuşma ahlakımıza da örnek olmalıdır.

Dağların Ve Kuşların Hz. Davud İle Tesbih Etmesi Ne Anlama Gelir
Ayetin devamında Allah, Hz. Davud ile birlikte dağların ve kuşların tesbih ettiğini bildirir.
Bu, Hz. Davud'a verilen özel bir mucize ve manevi ikramdır.
Hz. Davud'un güzel sesiyle Allah'ı tesbih ettiği, dağların ve kuşların da Allah'ın izniyle bu tesbihe katıldığı anlaşılır.
Bu sahne bize şunu öğretir:
Kâinat Allah'ı tesbih eder.
Dağlar, kuşlar, gökler, yer ve bütün varlık Allah'ın kudretine boyun eğer.
Salih kulun zikri, kâinatın tesbihiyle aynı hakikate yönelir.
Hz. Davud'un fazileti burada çok güçlü biçimde görünür.

"Bunları Yapan Bizdik" İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda Allah şöyle buyurur:
"Bunları yapan bizdik."
Bu ifade, bütün nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğunu bildirir.
Hükmü kavratan Allah'tır.
İlim veren Allah'tır.
Hikmet veren Allah'tır.
Dağları ve kuşları tesbihe boyun eğdiren Allah'tır.
Peygamberleri seçen Allah'tır.
Mucizeleri yaratan Allah'tır.
Bu ifade insana tevazu öğretir.
Çünkü insana verilen her kabiliyet, Allah'ın lütfudur.
İnsan ilmine, zekâsına, kararlarına ve başarısına bakarken şunu unutmamalıdır:
Bunları veren Allah'tır.

Bu Ayet Âlimlere Ve Yöneticilere Ne Öğretir
Bu ayet, ilim ve yönetim sorumluluğu taşıyan herkese büyük ders verir.
Âlim, bildiğini hikmetle kullanmalıdır.
Yönetici, hüküm verirken adaleti gözetmelidir.
Hâkim, Allah'ın şahit olduğunu unutmamalıdır.
Anne baba, çocukları arasında hüküm verirken hakkaniyetli olmalıdır.
Öğretmen, öğrencileri değerlendirirken adil olmalıdır.
Patron, çalışanların hakkını gözetmelidir.
Bu ayet der ki:
İlim sorumluluktur.
Hüküm emanettir.
Anlayış nimettir.
Adalet Allah'ın huzurunda verilen bir imtihandır.

Bu Ayet Modern İnsana Ne Söyler
Modern insan çoğu zaman bilgiye kolay ulaşır.
Fakat bilgi çokluğu her zaman hikmet anlamına gelmez.
Bugün insanlar hızlı karar verir.
Hemen hükmeder.
Eksik bilgiyle yargılar.
Birini överken diğerini tamamen siler.
Bir görüşü doğru bulunca diğerini aşağılar.
Bu ayet modern insana çok zarif bir ölçü verir:
Doğruyu ara ama edebi kaybetme.
Birinin isabetini kabul et ama başkasının faziletini inkâr etme.
Bilgiye sahip olmakla yetinme; anlayış ve hikmet iste.
Hüküm verirken Allah'ın şahit olduğunu unutma.
Bu, çağımızın hızlı yargılarına karşı Kur'anî bir terbiye dersidir.

Bu Ayet Mümini Hangi Muhasebeye Çağırır
Bu ayeti okuyan insan kendi kalbine şu soruları sormalıdır:
Ben hüküm verirken gerçekten adaletli miyim
Bilgim var ama hikmetim eksik olabilir mi
Bir meselede daha doğru görüşü görünce tevazuyla kabul edebiliyor muyum
Birini överken başka bir faziletli insanı küçültüyor muyum
Allah'tan sadece bilgi değil, anlayış da istiyor muyum
Kararlarımda Allah'ın şahitliğini hatırlıyor muyum
Bu sorular ayeti sadece Hz. Davud ve Hz. Süleyman arasında geçen bir hüküm meselesi olarak okumaktan çıkarır; insanın kendi adaletini, tevazusunu, ilim ahlakını ve karar verme bilincini sorgulayan derin bir aynaya dönüştürür.

Enbiya Suresi 79. Ayetin En Büyük Hikmeti Nedir
Bu ayetin en büyük hikmeti şudur:
Allah doğru hükmü Hz. Süleyman'a kavratmış, fakat Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın her ikisine de hüküm ve ilim verdiğini bildirerek ilim, adalet, hikmet ve fazilet dengesini öğretmiştir.
Bu ayet insana şunu öğretir:
Doğru hüküm Allah'ın verdiği anlayışla tamamlanır.
İçtihatta farklılık olabilir.
Birinin isabeti diğerinin faziletini yok etmez.
İlim, hüküm ve hikmet Allah'ın lütfudur.
Allah'ın verdiği nimetler insanı kibre değil, tevazuya götürmelidir.
Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın kıssası, adaletin sadece karar vermek değil; hikmetle hükmetmek olduğunu gösterir.

Sonuç: Allah Anlayış Verirse Hüküm Hikmete, İlim Adalete Dönüşür
Enbiya Suresi'nin 79. ayeti, Allah'ın ekin meselesindeki hükmü Hz. Süleyman'a kavrattığını, fakat Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın her ikisine de hüküm ve ilim verdiğini bildirir. Ayetin devamında dağların ve kuşların Hz. Davud ile birlikte tesbih ettirildiği, bütün bunları yapanın Allah olduğu vurgulanır.
Bu ayet mümine şunu öğretir: Bilgi tek başına yetmez; doğru anlayış gerekir. Hüküm tek başına güç değildir; adalet sorumluluğudur. Bir meselede daha isabetli olanı kabul etmek erdemdir; fakat diğer faziletli kişiyi küçültmek edepsizliktir. Kur'an, Hz. Süleyman'ın isabetini anlatırken Hz. Davud'un ilmini, hükmünü ve özel faziletini de korur.
Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın kıssası bize der ki: Allah'tan sadece bilgi isteme; bilgiyi doğru yerde kullanacak hikmet de iste. Sadece hüküm vermeyi değil, adaletle hükmetmeyi öğren. Bir kararın dış görünüşüne değil, Allah'ın şahit olduğu hakikatine bak. Çünkü gerçek hüküm, Allah'ın verdiği anlayışla aydınlanırsa insanı adalete, hikmete ve tevazuya ulaştırır.
"İlim insanı yükseltir; fakat hikmet o yükselişi adaletle dengeler. Allah anlayış vermezse bilgi kuru kalır, Allah hikmet verirse hüküm rahmete ve hakka dönüşür."
Ersan Karavelioğlu