📖 En‘âm Suresi 39. Ayette “Ayetlerimizi Yalanlayanlar Karanlıklar İçinde Sağır ve Dilsizdirler. Allah Dilediğini Saptırır, Dilediğini Dosdoğru Bir | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 En‘âm Suresi 39. Ayette “Ayetlerimizi Yalanlayanlar Karanlıklar İçinde Sağır ve Dilsizdirler. Allah Dilediğini Saptırır, Dilediğini Dosdoğru Bir

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,500
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 En‘âm Suresi 39. Ayette “Ayetlerimizi Yalanlayanlar Karanlıklar İçinde Sağır ve Dilsizdirler. Allah Dilediğini Saptırır, Dilediğini Dosdoğru Bir Yol Üzerine Koyar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

“En‘âm Suresi 39. ayet, hakikate kapanmanın yalnızca bilgi eksikliği olmadığını; insanın işitme, ifade etme ve yön bulma kabiliyetini manevi anlamda köreltebileceğini anlatır. Hidayet ise insanın kendi gücüyle kurduğu bağımsız bir başarı değil, Allah’ın yol göstermesiyle mümkün olan bir istikamettir.”
Ersan Karavelioğlu
En‘âm Suresi 39. ayet, bir önceki ayette anlatılan canlılar, topluluklar ve Allah’ın kuşatıcı bilgisi temasından tekrar insanın vahiy karşısındaki tavrına döner.

Bu kez son derece güçlü imgeler kullanılır:

Sağır.

Dilsiz.

Karanlıklar içinde.


Bunlar fiziksel engelleri küçümseyen ifadeler değildir.

Ayetin bağlamında manevi ve zihinsel kapanışı anlatan mecazlardır.

İnsan vahyi duyduğu hâlde gerçekten işitmeyebilir.

Konuştuğu hâlde hakikati ifade edemeyebilir.

Gözleri açık olduğu hâlde yönünü kaybedebilir.

Ardından ayet daha derin bir teolojik noktaya gelir:

“Allah dilediğini saptırır, dilediğini dosdoğru yol üzerine koyar.”

Bu ifade kader, hidayet, insan iradesi ve ilahî egemenlik hakkında dikkatli düşünülmesi gereken çok önemli bir cümledir.

1️⃣ “Ayetlerimizi Yalanlayanlar” Kimlerdir ❓

Burada özellikle ilahî ayetleri bilinçli biçimde reddedenlerden söz edilir.

Ayetlerin kendilerine ulaşması yetmez.

Onlara karşı nasıl bir tavır aldıkları önemlidir.

Yani mesele yalnızca bilgi eksikliği değildir.

Reddetme, küçümseme ve yüz çevirme de işin içindedir.

2️⃣ “Sağır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Burada fiziksel işitme engeli kastedilmez.

Mecazi anlam şudur:

Hakikat söylenir ama kişi onu gerçekten kabul edebilecek biçimde dinlemez.

Ses kulağa ulaşır.

Ama anlam kalbe ulaşmaz.

Bu yüzden ayetin “sağır” ifadesi, manevi işitme kaybını anlatır.

3️⃣ “Dilsiz” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓

İnsan konuşabilir.

Ama doğruyu söylemeyebilir.

Hakikati ifade etmekten kaçınabilir.

Yanlışı savunabilir.

Bu anlamda “dilsizlik”, fiziksel konuşamama değil, hakikat karşısında doğru sözü üretememe hâlidir.

Yani dil vardır.

Ama hakikate hizmet etmiyordur.

4️⃣ “Karanlıklar İçinde” Olmak Ne Demektir ❓

Karanlık burada yön kaybını temsil eder.

İnsan nereden geldiğini, nereye gittiğini ve neye göre yaşayacağını bilemeyebilir.

Birbirinden farklı arzuların, korkuların ve çıkarların içinde yolunu kaybedebilir.

Bu yüzden karanlık, ahlaki ve zihinsel yönsüzlük anlamı taşır.

5️⃣ Neden “Karanlıklar” Çoğul Kullanılıyor ❓

Kur’an’da bazı yerlerde karanlıkların çoğul, ışığın ise tekil kullanıldığı görülür.

Bundan şu anlam çıkarılabilir:

Yanlış yollar çok olabilir.

Ama hakikat istikameti bir merkezde birleşir.

Yine de bu dilsel gözlemden aşırı sembolik sonuçlar çıkarmamak gerekir.

Temel fikir şudur:

Sapmanın biçimleri çoktur; doğru yön ise birlik ve istikamet taşır.

6️⃣ İnsan Hakikate Nasıl Sağırlaşır ❓

Bir anda olmayabilir.

Tekrar tekrar yüz çevirerek.

Sürekli aynı bahaneyi üreterek.

Kendi görüşünü mutlaklaştırarak.

Karşı delili hiç dinlemeyerek.

İnsan böylece zamanla kendi zihinsel kapanışını güçlendirebilir.

Bu nedenle manevi sağırlık çoğu zaman alışkanlık hâline gelen reddedişin sonucudur.

7️⃣ İnsan Hakikate Karşı Neden Dilsizleşir ❓

Çünkü doğruyu söylemek bazen bedel gerektirir.

İnsan bilir ama söylemez.

Korkar.

Çıkar kaybeder.

Çevresi tepki verir.

Bu yüzden bazen insanın dili konuşur ama hakikatin sözünü söylemez.

Ayet bu tür bir ahlaki sessizliği de düşündürür.

8️⃣ “Allah Dilediğini Saptırır” Ne Anlama Gelir ❓

Bu ifade Allah’ın mutlak egemenliğini vurgular.

Ama bu cümleyi, insanların hiçbir iradesi yokmuş gibi okumak eksik olur.

Kur’an’ın genelinde insanın;

seçtiği,

sorumlu olduğu,

yüz çevirdiği,

döndüğü

açıkça anlatılır.

Bu yüzden birçok yorumcu, ilahî saptırmayı insanın ısrarlı tercihleriyle bağlantılı biçimde anlamıştır.

9️⃣ Allah Keyfî Biçimde Birini Saptırır mı ❓

Kur’an’ın genel çerçevesi bunu keyfîlik olarak sunmaz.

Allah Hakîm ve Adl olarak tanıtılır.

İnsan sürekli hakikatten yüz çeviriyorsa, bu yönelişin sonucu daha büyük bir uzaklaşmaya dönüşebilir.

Dolayısıyla “saptırma”yı, ilahî adalet ve insan tercihlerinden tamamen kopuk düşünmemek gerekir.

🔟 “Dilediğini Dosdoğru Yol Üzerine Koyar” Ne Demektir ❓

Bu ifade hidayetin Allah’tan olduğunu vurgular.

İnsan araştırır.

Çaba gösterir.

Düşünür.

Ama doğru yolu bulmayı sadece kendi zekâsının başarısı gibi görmemelidir.

Hidayet aynı zamanda ilahî bir lütuftur.

Bu yüzden iman kibir değil, şükür üretmelidir.

1️⃣1️⃣ Hidayet İnsanın Hiçbir Çabası Olmadan mı Gelir ❓

Kur’an’ın genel anlatımı böyle değildir.

İnsan yönelir.

Sorular sorar.

Arar.

Samimi olur.

Döner.

Allah da yol gösterir.

Yani insanın çabası anlamsız değildir.

Ama sonuç tamamen bağımsız insan gücüne de indirgenmez.

Bu, irade ile ilahî lütfun birlikte düşünülmesini gerektirir.

1️⃣2️⃣ İnsan İradesi ile Allah’ın Dilemesi Nasıl Birlikte Anlaşılır ❓

Bu, İslam düşüncesinin en derin meselelerinden biridir.

Farklı kelam ekolleri farklı açıklamalar geliştirmiştir.

Ama temel Kur’ani denge şudur:

Allah mutlak egemenlik sahibidir.

İnsan da yaptığı tercihlerden sorumludur.


Bu iki gerçeği birbirini yok edecek biçimde değil, birlikte düşünmek gerekir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet İnsanları “Ben Seçilmişim” Kibrine Götürmeli mi ❓

Hayır.

Tam tersine.

Bir insan hidayet üzere olduğunu düşünüyorsa:

“Bunu sadece kendi üstün zekâm sayesinde başardım.”

dememelidir.

Şükretmelidir.

Çünkü hidayet nimet olarak görülür.

Ayrıca insan kendi sonunu da garanti görmemelidir.

Tevazu, hidayetin doğal sonucudur.

1️⃣4️⃣ “Ben Zaten Hidayete Erdim” Demek Tehlikeli Olabilir mi ❓

Evet.

Çünkü insan kendisini sorgulamayı bırakabilir.

Kibirlenebilir.

Başkalarını küçümseyebilir.

Hâlbuki doğru yol üzerinde olmak, sürekli bir ahlaki dikkat gerektirir.

İnsan:

“Ben haklıyım.”

demekten çok:

“Hakikate sadık kalabiliyor muyum?”

diye sormalıdır.

1️⃣5️⃣ En‘âm 38 ve 39 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓

En‘âm 38’de bütün canlı topluluklarının Allah’ın bilgisi altında olduğu anlatılmıştı.

En‘âm 39’da ise insanın vahye karşı tavrı ele alınır.

Yani Allah bütün yaratılışı bilir.

Ama insan, bu yaratılışın içinde kendisine ulaşan ayetleri reddedebilir.

Böylece evrensel düzen ile bireysel sorumluluk yan yana gelir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet İletişim Açısından Ne Öğretir ❓

Bir insanı konuşturmak kolay olabilir.

Ama gerçekten dinletmek zor olabilir.

Bir tartışmada herkes konuşabilir.

Ama kimse birbirini duymayabilir.

Bu yüzden gerçek iletişim;

kulak,

dil

ve yön

bütünlüğü ister.

Duymak.

Doğruyu söylemek.

Ve doğru yöne yürümek.

1️⃣7️⃣ Manevi Karanlıktan Çıkmak Mümkün müdür ❓

Evet.

Kur’an sürekli tövbe, dönüş ve hidayet kapısından söz eder.

İnsan:

önyargısını bırakabilir,

samimi biçimde araştırabilir,

yanlışını kabul edebilir,

Allah’a yönelebilir.

Bu nedenle karanlık kader değildir.

İnsan dönüş yolunu arayabilir.

1️⃣8️⃣ Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir ❓

Belki de şu:

Sadece konuşuyor olman hakikati söylediğin anlamına gelmez; sadece duyuyor olman da gerçekten dinlediğin anlamına gelmez.

Kendine sor:

Gerçekten dinliyor muyum?

Karşı delili duyuyor muyum?

Yanlış olduğumda kabul edebiliyor muyum?

Yoksa kendi karanlığımı hakikat sanıyor olabilir miyim?

1️⃣9️⃣ En‘âm Suresi 39. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor ❓

En‘âm Suresi 39. ayet, insanın dışarıdan tamamen normal görünüp içeride nasıl yönünü kaybedebileceğini gösterir.

Kulak vardır.

Ama hakikati duymaz.

Dil vardır.

Ama doğruyu söylemez.

Göz vardır.

Ama yön görünmez.

İşte Kur’an buna:

“Karanlıklar.”

der.

Bu, insanın fiziksel dünyasından çok iç dünyasıyla ilgilidir.

Bir kişi çok eğitimli olabilir.

Çok konuşabilir.

Çok okuyabilir.

Ama yalnız kendi görüşünü doğrulayan şeyleri okuyorsa, bilgi arttıkça hakikate değil kendi yankısına yaklaşıyor olabilir.

Bu nedenle asıl mesele sadece bilgi miktarı değildir.

Bilginin insanı nereye götürdüğüdür.

Ayetin ikinci yarısı burada çok önemlidir:

“Allah dilediğini saptırır, dilediğini dosdoğru yol üzerine koyar.”

Bu cümle insanı iki uçtan korur.

Birincisi kibirden:

“Ben kendi üstünlüğümle doğru yolu buldum.”

deme.

İkincisi sorumsuzluktan:

“Benim hiçbir seçimim yok.”

deme.

Kur’an insanı seçen, sorumlu ve yönelen bir varlık olarak görür.

Ama aynı zamanda hidayetin Allah’ın lütfu olduğunu hatırlatır.

Bu yüzden doğru yolu bulduğunu düşünen insanın tavrı üstünlük değil şükür olmalıdır.

Yanlışta olduğunu fark edenin tavrı da umutsuzluk değil dönüş olmalıdır.

Belki de En‘âm 39’un bugün için en güçlü cümlesi şudur:

İnsanın en büyük karanlığı ışığın hiç bulunmaması değil, kendi karanlığını ışık sanmasıdır. Hakikate ulaşmanın ilk adımı ise gerçekten dinleyebilmek, doğruyu söyleyebilmek ve gerektiğinde yönünü değiştirecek kadar mütevazı olabilmektir.

“En‘âm Suresi 39. ayet, hakikate kapanmayı sağırlık, dilsizlik ve karanlık imgeleriyle anlatır. Hidayet ise insanın kibirleneceği kişisel bir başarı değil, Allah’ın lütfuyla ve insanın samimi yönelişiyle anlam kazanan bir yolculuktur.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt