En‘âm Suresi 35. Ayette “Eğer Onların Yüz Çevirmesi Sana Ağır Geliyorsa, Gücün Yetiyorsa Yerin İçine Bir Tünel Açıp Yahut Göğe Bir Merdiven Kurup Onlara Bir Mucize Getir. Allah Dileseydi Onların Hepsini Hidayet Üzere Toplardı. O Hâlde Sakın Cahillerden Olma” İfadesi Ne Anlama Gelir
En‘âm Suresi 35. ayet, bir önceki ayetteki sabır ve yalanlanma temasını daha da derinleştirir.“En‘âm Suresi 35. ayet, peygamberin insanları zorla ikna etmekle yükümlü olmadığını hatırlatır. Hakikati anlatmak görevdir; fakat insanların iradesini ortadan kaldıracak biçimde onları mecbur etmek, tebliğin amacı değildir.”
Ersan Karavelioğlu
Hz. Muhammed, insanların yüz çevirmesine üzülmektedir.
Bu üzüntü o kadar ağırdır ki ayet adeta şöyle der:
Eğer mümkün olsaydı, yerin altına girip başka bir delil bulmak ya da göğe çıkıp onlara yeni bir mucize getirmek isterdin.
Fakat mesele delil eksikliği değildir.
Çünkü insanın iradesi vardır.
Allah dileseydi bütün insanları tek bir şekilde hidayet üzere toplayabilirdi.
Ama Kur’an’ın genel çerçevesinde insanın seçimi, sınanması ve sorumluluğu korunur.
“Onların Yüz Çevirmesi Sana Ağır Geliyorsa” Ne Anlama Gelir
Bu ifade Hz. Muhammed’in insanlara ne kadar önem verdiğini gösterir.Onların inkârı onu üzmektedir.
Çünkü peygamber yalnızca mesaj ileten biri değildir.
İnsanların iyiliğini isteyen biridir.
Fakat bu hassasiyet, onu kendi sınırlarını aşmaya zorlayabilir.
Ayet tam burada bir sınır koyar.
Peygamber Neden İnsanların İnanmasını Bu Kadar Çok İstiyor
Çünkü onların kurtuluşunu istiyor.İnkârın sonucunu bildiği için üzülüyor.
Bu yüzden tebliği kişisel bir görev değil, derin bir merhamet duygusuyla yapıyor.
Ama merhamet ile kontrol birbirine karıştırılmamalıdır.
Birini sevmek, onun yerine karar vermek anlamına gelmez.
“Yerin İçine Bir Tünel Açmak” Ne Demektir
Bu ifade imkânsız denecek kadar zor bir şeyi anlatan güçlü bir tasvirdir.Yani:
“İnsanları ikna etmek için yerin altına bile girsen...”
anlamı vardır.
Amaç gerçek bir tünel kazma emri vermek değildir.
Bu, peygamberin ne kadar çabaladığını anlatan bir retorik ifadedir.
“Göğe Bir Merdiven Kurmak” Ne Anlama Gelir
Benzer şekilde bu da olağanüstü bir çabayı anlatır.Sanki:
“Göğe çıkıp onlara başka bir delil getirebilsen bile…”
deniyor.
Yani bazı insanlar için mesele yeni delil değildir.
Çünkü önceki ayetlerde de görüldüğü gibi, zihinsel kapanma varsa yeni delil de reddedilebilir.
Daha Fazla Mucize Herkesi İman Ettirir mi
Kur’an’ın bu bağlamdaki cevabı hayırdır.Çünkü mucize görmek ile iman etmek aynı şey değildir.
İnsan gördüğü şeyi farklı yorumlayabilir.
Büyü diyebilir.
Tesadüf diyebilir.
Başka bir açıklama üretebilir.
Bu yüzden sorun bazen delil değil, delile yaklaşım biçimidir.
“Allah Dileseydi Hepsini Hidayet Üzere Toplardı” Ne Demektir
Bu ifade Allah’ın kudretini vurgular.Allah isteseydi bütün insanları zorunlu biçimde tek bir inanç üzerinde toplayabilirdi.
Ama Kur’an’ın genel anlatımında insanın;
seçim yapması,
sorumluluk taşıması,
iyi ile kötü arasında tercih etmesi
önemlidir.
Bu nedenle hidayet, insan iradesini tümüyle ortadan kaldıran bir mekanizma gibi sunulmaz.
Bu Ayet İnsan Özgürlüğünü Destekliyor mu
Evet, en azından güçlü biçimde düşündürüyor.Çünkü eğer Allah bütün insanları zorla hidayete getirmiyorsa, insanın tercih alanının korunması önemlidir.
İslam düşüncesinde kader ve irade üzerine farklı kelam ekolleri vardır.
Ama temel Kur’ani tablo şudur:
Allah mutlak kudret sahibidir ve insan yaptığı tercihlerden sorumludur.
Bu iki ilke birlikte düşünülür.
Allah Dileseydi Herkes İnanacaksa Neden Dilemiyor
Bu, teoloji tarihinin en derin sorularından biridir.Kur’an’ın genel çerçevesinde dünya bir sınav alanıdır.
Eğer herkes zorunlu biçimde inanmak zorunda olsaydı, özgür tercih ve ahlaki sorumluluk anlamını kaybedebilirdi.
Bu yüzden iman, baskıyla değil irade ve yönelişle ilişkilidir.
“Sakın Cahillerden Olma” İfadesi Peygambere Neden Söyleniyor
Bu ifade peygamberi küçümsemek değildir.Onu insani üzüntüsünün sınırını aşmaması için uyarır.
Yani:
“İnsanların tercihlerinin tamamını kendi sorumluluğun sanma.”
Bu, peygambere görev sınırını hatırlatır.
Tebliğ onun görevidir.
Hidayetin nihai sonucu ise onun kontrolünde değildir.
Buradaki “Cahillik” Bilgisizlik mi Demektir
Sadece bilgi eksikliği değil.Kur’an dilinde cehalet bazen;
ölçüsüzlük,
duygusal taşkınlık,
yanlış değerlendirme
anlamına da gelebilir.
Burada peygamberin insanları kurtarma arzusu o kadar güçlüdür ki, kendi sınırlarını unutma riski vardır.
Ayet bu yüzden dengeye çağırır.

İnsan Başkasını Zorla İman Ettirebilir mi
Hayır.İman dışarıdan dayatılan davranıştan daha derindir.
Birine söz söyletilebilir.
Bir davranış yaptırılabilir.
Ama kalpteki gerçek kabul zorla üretilemez.
Bu nedenle dinî baskı, gerçek iman üretmenin güvenilir bir yolu değildir.

Tebliğ ile Zorlama Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Tebliğ:anlatır,
açıklar,
delil sunar,
soruya cevap verir.
Zorlama ise:
tehdit eder,
iradeyi bastırır,
seçim alanını ortadan kaldırır.
En‘âm 35’in ruhu, peygamberin görevinin insanları zorlamak değil, mesajı ulaştırmak olduğunu gösterir.

Bu Ayet Başkalarının Kararları İçin Kendini Suçlayanlara Ne Söyler
Çok güçlü bir şey söyler:Her şeyi sen kontrol edemezsin.
Bir çocuğa doğruyu öğretebilirsin.
Bir arkadaşına nasihat edebilirsin.
Bir insana yardım edebilirsin.
Ama onun adına seçim yapamazsın.
Bu ayrım çok önemlidir.
Aksi hâlde insan başkasının her kararını kendi başarısı veya başarısızlığı gibi görüp tükenebilir.

Merhamet ile Kontrol Arasındaki Sınır Nedir
Merhamet:“Senin iyiliğini istiyorum.”
der.
Kontrol:
“Benim istediğim şekilde yaşamak zorundasın.”
der.
İkisinin arasındaki fark çok büyüktür.
Peygamber insanlara merhamet eder.
Ama onların iradesini ortadan kaldırma yetkisine sahip değildir.
Bu, insan ilişkileri için de çok önemli bir ilkedir.

En‘âm 34 ve 35 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
En‘âm 34’te:“Senden önceki peygamberler de yalanlandı; sabrettiler.”
denmişti.
En‘âm 35’te ise:
“İnsanların reddi seni o kadar zorlamasın ki, onları ikna etmek için imkânsızı yapmaya kalkma.”
mesajı gelir.
Yani:
Sabret → Görevini yap → Sonucu kontrol etmeye çalışma.
Bu çok güçlü bir denge kurar.

Bu Ayet Başarı Takıntısını Nasıl Sorgular
İnsan bazen yaptığı işin sonucunu tamamen kontrol etmek ister.Bir proje yapar:
herkes beğensin ister.
Bir fikir anlatır:
herkes kabul etsin ister.
Bir çocuğu yetiştirir:
tam istediği gibi olsun ister.
Ama hayat böyle işlemez.
Başarı sadece sonuç değildir.
Bazen başarı, elinden geleni dürüstçe yapmaktır.

Bu Ayet Ruhsal Tükenmişlik Açısından Ne Öğretir
İnsan kontrol edemediği şeyleri kontrol etmeye çalışırsa tükenebilir.Bu ayetin önemli psikolojik derslerinden biri budur.
Kendine şunu sor:
“Bu benim sorumluluğum mu, yoksa benim kontrolüm dışındaki bir sonuç mu?”
Görev alanını bilmek zihinsel sağlık açısından da değerlidir.

Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:Elinden geleni yap ama herkesin sonucunu kendi omuzlarına yükleme.
Anlat.
Sev.
Uyar.
Destek ol.
Örnek ol.
Ama insanların bütün seçimlerini kontrol etmeye çalışma.
Çünkü insanın iradesi vardır.
Ve sen herkesin hayatının sahibi değilsin.

En‘âm Suresi 35. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
En‘âm Suresi 35. ayet, özellikle başkalarının iyiliğini çok isteyen insanlar için son derece güçlü bir denge öğretir.Bir anne çocuğunu korumak ister.
Bir baba yanlış yapmasın ister.
Bir öğretmen öğrencisinin başarılı olmasını ister.
Bir dost arkadaşını kötü bir yoldan çıkarmak ister.
Bir din anlatıcısı herkesin doğruyu görmesini ister.
Bunların hepsi güzel niyetler olabilir.
Ama bir noktadan sonra insan şu yanılgıya düşebilir:
“Eğer o değişmediyse ben başarısız oldum.”
İşte ayet burada durdurur.
Sen anlatırsın.
Ama o seçer.
Sen yol gösterirsin.
Ama o yürür.
Sen uyarırsın.
Ama o karar verir.
Sen sevgi gösterirsin.
Ama onun kalbini sen yönetemezsin.
Bu sınırı kabul etmek ilgisizlik değildir.
Tam tersine sağlıklı sorumluluktur.
Çünkü insan her şeyi kontrol edebileceğine inandığında ya kibirlenir ya da tükenir.
İkisi de yanlış sonuçtur.
Ayet ayrıca iman konusunda da büyük bir ilke ortaya koyar:
Allah dileseydi herkesi tek bir inanç üzerinde zorunlu olarak toplayabilirdi.
Ama dünya bu şekilde kurulmamıştır.
Demek ki iman, yalnız doğru cevabı söylemek değil, iradeyle yönelmektir.
Bu yüzden hakikatin görevi insanı baskıyla ezmek değil, ona seslenmektir.
Ve belki En‘âm 35’in bugün için en güçlü cümlesi şudur:
Başkasının iyiliğini iste ama onun iradesini ele geçirmeye çalışma; görevini dürüstçe yap, sonucu Allah’a bırak. Çünkü merhamet, kontrol etmek değil, doğruyu gösterip insanın seçme sorumluluğunu kabul edebilmektir.
“En‘âm Suresi 35. ayet, peygambere ve onun üzerinden bütün insanlara önemli bir sınır öğretir: Sen hakikati anlatırsın, fakat insanların kalplerini zorla değiştiremezsin. Elinden geleni yap, sabret ve sonucu mutlak biçimde kontrol etme yükünü omuzlarından indir.”
Ersan Karavelioğlu