📖 Bakara Suresi 258. Ayette “Allah Kendisine Hükümdarlık Verdi Diye İbrahim ile Rabbi Hakkında Tartışan Kimseyi Görmedin mi?

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,928
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 258. Ayette “Allah Kendisine Hükümdarlık Verdi Diye İbrahim ile Rabbi Hakkında Tartışan Kimseyi Görmedin mi? İbrahim ‘Benim Rabbim Hayat Veren ve Öldürendir’ Dediğinde O, ‘Ben de Hayat Verir ve Öldürürüm’ Dedi. İbrahim ‘Allah Güneşi Doğudan Getiriyor; Haydi Sen de Onu Batıdan Getir’ Deyince İnkâr Eden Kimse Şaşırıp Kaldı. Allah Zalimler Topluluğunu Doğru Yola İletmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Güç insana gerçekten sahip olmadığı yetkileri de kendisininmiş gibi hissettirebilir. Kibrin en ileri noktası, insana verilmiş bir imkânı kendi mutlaklığının kanıtı sanmaktır.” — Ersan Karavelioğlu

Bakara Suresi’nin 258. ayeti, Hz. İbrahim ile güçlü bir hükümdar arasında geçen son derece çarpıcı bir tartışmayı anlatır.


Bir tarafta:


iktidar sahibi bir hükümdar.


Diğer tarafta:


Hz. İbrahim.


Tartışmanın konusu ise herhangi bir siyasi mesele değil:


Allah’ın rabliği ve mutlak kudretidir.


Hükümdarın temel problemi yalnızca inanmaması değildir.


Ayet özellikle:


“Allah kendisine hükümdarlık verdi diye…”


ifadesini kullanır.


Yani kendisine verilmiş olan güç, onu tevazuya değil kibre götürmüştür.


Hz. İbrahim önce:


“Benim Rabbim hayat verir ve öldürür.”


der.


Hükümdar:


“Ben de hayat verir ve öldürürüm.”


diye cevap verir.


Bunun üzerine İbrahim tartışmayı başka bir düzleme taşır:


“Allah güneşi doğudan getiriyor. Sen de onu batıdan getir.”


Ve Kur’an sonucu tek cümleyle anlatır:


“İnkâr eden şaşırıp kaldı.”


Artık söyleyecek sözü kalmamıştır.


1️⃣ Ayetin Temel Mesajı Nedir ❓


Bakara 258’in temel mesajlarından biri şudur:


İnsan ne kadar güçlü olursa olsun yaratıcı değildir ve evrenin mutlak düzeni üzerinde egemen değildir.


Bir hükümdar:


insanları yönetebilir,


ceza verebilir,


ordu kurabilir,


zenginlik biriktirebilir.


Fakat bunların hiçbiri onu:


hayatın kaynağı,


ölümün gerçek hâkimi


veya evrenin sahibi


hâline getirmez.


Ayet insan gücü ile ilahî kudret arasındaki uçurumu gösterir.


2️⃣ Hz. İbrahim’le Tartışan Hükümdar Kimdir ❓


Kur’an bu kişinin adını vermez.


Klasik tefsir ve tarih geleneğinde çoğunlukla Nemrud adıyla anılmıştır.


Ancak bu isim ayetin kendisinde bulunmaz.


Dolayısıyla:


Kur’an’ın kesin söylediği şey, onun güçlü bir hükümdar olduğudur.


Nemrud adı ise tarihsel ve tefsirî rivayetlerden gelir.


Bu ayrımı korumak önemlidir.


3️⃣ “Allah Ona Hükümdarlık Verdi Diye” İfadesi Neden Çok Çarpıcıdır ❓


Çünkü hükümdarın sahip olduğu güç bile aslında Allah tarafından verilmiş bir imkândır.


Fakat o:


nimeti vereni unutmuş,


nimeti kendi üstünlüğünün kanıtı sanmıştır.


Bu, insanın çok temel bir zaafıdır.


İnsan:


zengin olur


ve kendisini üstün sanır.


Makam sahibi olur


ve vazgeçilmez olduğunu düşünür.


Bilgi edinir


ve artık her şeyi bildiğini sanır.


Ayet şu çelişkiyi gösterir:


Allah’ın verdiği nimeti kullanarak Allah’a karşı kibirlenmek.


4️⃣ İktidar İnsanı Neden Kibre Sürükleyebilir ❓


Çünkü insanlar güçlü kişinin emirlerini yerine getirir.


Kapılar açılır.


İtirazlar azalır.


Çevresindeki insanlar onun sözlerini sürekli onaylayabilir.


Bir süre sonra kişi:


“İstediğim her şey oluyor.”


duygusuna kapılabilir.


Bu duygu daha ileri giderse:


“Benim gücümün sınırı yok.”


yanılgısına dönüşebilir.


Bakara 258, siyasi gücün insanın gerçeklik algısını bozabileceğini gösteren çok güçlü bir örnektir.


5️⃣ Hz. İbrahim’in “Rabbim Hayat Verir ve Öldürür” Sözü Ne Anlama Gelir ❓


Hz. İbrahim Allah’ın en temel kudretlerinden birine işaret eder:


Hayat.


İnsan hayatı kendiliğinden yaratmamıştır.


Bir insan:


doğumunu,


varoluşunu,


ölümünü


mutlak biçimde yönetemez.


Allah hayatı yaratır.


Ve ölüm de O’nun kurduğu varlık düzeninin içindedir.


İbrahim böylece rabliği doğrudan hayatın kaynağına bağlar.


6️⃣ Hükümdar “Ben de Hayat Verir ve Öldürürüm” Derken Ne Demek İstiyor ❓


Klasik tefsirlerde yaygın açıklama şudur:


Hükümdar iki mahkûm getirir.


Birini öldürür.


Diğerini serbest bırakır.


Sonra:


“Bak, birini öldürdüm; diğerine hayat verdim.”


iddiasında bulunur.


Kur’an olayın bu ayrıntısını vermez.


Fakat hükümdarın Hz. İbrahim’in “hayat verme ve öldürme” sözünü çarpıtarak kendi siyasi yetkisini yaratma kudretiyle bir tutmaya çalıştığı açıktır.


7️⃣ Birini Öldürmek Gerçekten “Ölüm Vermek” midir ❓


İnsan başka bir insanın ölümüne sebep olabilir.


Fakat bu, ölüm olgusunu yaratmak anlamına gelmez.


Aynı şekilde:


bir mahkûmu bağışlamak,


ona biyolojik hayat yaratmak değildir.


Hükümdar burada iki farklı düzeyi birbirine karıştırır:


Siyasi yetki


ile:


yaratıcı kudret.


Hz. İbrahim de tartışmayı tam bu noktada başka bir delile taşır.


8️⃣ Hz. İbrahim Neden İlk İddiayı Uzun Uzun Tartışmadı ❓


Bu ayetin en güçlü yönlerinden biri budur.


İbrahim hükümdarın kelime oyununa uzun bir cevap vermez.


Şöyle demez:


“Hayır, sen aslında hayat vermedin.”


“Bak, kavramı yanlış kullanıyorsun.”


Bunun yerine tartışmayı çok daha açık bir alana taşır:


Güneş.


Bu, çok etkili bir tartışma yöntemidir.


Karşı taraf kavramlarla oynuyorsa, onu kaçamayacağı kadar açık bir gerçeklikle karşılaştırırsın.


9️⃣ “Allah Güneşi Doğudan Getiriyor” Ne Anlama Gelir ❓


Hz. İbrahim herkesin her gün gördüğü kozmik düzene dikkat çeker.


Güneş belirli bir düzende doğar.


İnsanlar bunu değiştiremez.


Krallar da değiştiremez.


Ordular da.


Servet de.


İbrahim adeta şöyle der:


“Mutlak kudret sahibi olduğunu iddia ediyorsan evrenin düzenini değiştir.”


Bu, hükümdarın gücünün gerçek sınırını bir anda görünür hâle getirir.


🔟 “Sen de Onu Batıdan Getir” Neden Bu Kadar Güçlü Bir Delildir ❓


Çünkü hükümdar artık kelime oyununa kaçamaz.


Birini serbest bırakıp:


“Hayat verdim.”


diyebilir.


Ama güneşe:


“Bugün batıdan doğ.”


diyemez.


Burada insan gücü ile kozmik düzen arasındaki fark ortaya çıkar.


İbrahim’in delili basittir.


Ama tam da bu nedenle çok güçlüdür:


Herkes sonucu görebilir.


1️⃣1️⃣ “İnkâr Eden Şaşırıp Kaldı” Ne Anlama Gelir ❓


Kur’an’ın kullandığı ifade, kişinin:


şaşkına dönmesini,


delil karşısında cevapsız kalmasını,


söyleyecek söz bulamamasını


anlatır.


Burada dikkat çekici olan şudur:


Hükümdar iktidarını kaybetmemiştir.


Ordusu hâlâ vardır.


Serveti hâlâ vardır.


Ama argümanı çökmüştür.


Bu bize önemli bir gerçeği gösterir:


Güçlü olmak, haklı olmak değildir.


1️⃣2️⃣ Bir Tartışmayı Kazanmak Hakikati Kabul Ettirir Mi ❓


Hayır.


Bir insan delil karşısında susturulabilir.


Ama içten:


ikna olmayabilir,


inat edebilir,


kibrini sürdürebilir.


Bakara 258 de özellikle bu gerçeği düşündürür.


Çünkü hükümdarın cevapsız kalması onun otomatik olarak iman ettiği anlamına gelmez.


Demek ki insanın problemi bazen:


delil eksikliği değil, teslimiyet eksikliğidir.


1️⃣3️⃣ Güç ile Hakikat Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓


İnsanlık tarihinde güçlü olanlar sık sık kendi düşüncelerini hakikat gibi sunmuştur.


Çünkü güç:


medyayı,


kurumları,


orduyu,


söylemi


etkileyebilir.


Ama gerçeklik güce göre değişmez.


Bir kral:


“Güneş batıdan doğuyor.”


diye emir verse bile güneş onun emrine uymaz.


Bakara 258’in büyük mesajlarından biri budur:


Gerçeklik, iktidarın emriyle değişmez.


1️⃣4️⃣ Ayet Bilimsel ve Akli Delile Değer Veriyor Mu ❓


Hz. İbrahim burada gözlenebilir bir olgudan hareket eder.


Güneşin düzenli hareketini karşısındaki kişinin önüne delil olarak koyar.


Bu, Kur’an’da sıkça görülen bir yöntemdir:


gökyüzüne bak,


yeryüzüne bak,


hayata bak,


ölüme bak,


düzene bak.


Yani iman yalnızca:


“Soru sorma.”


üzerine kurulmaz.


İnsan düşünmeye ve gözlemlemeye çağrılır.


1️⃣5️⃣ Hz. İbrahim’in Tartışma Yönteminden Ne Öğrenilebilir ❓


İbrahim’in yöntemi dikkat çekicidir.


Hakaret etmez.


Uzun sloganlar üretmez.


Karşısındaki kişinin ilk kelime oyununa da saplanıp kalmaz.


Daha güçlü ve daha açık bir delil getirir.


Bu bize tartışma ahlakı açısından şunu öğretebilir:


Amaç karşıdakini aşağılamak değil, meselenin gerçeğini görünür kılmaktır.


En güçlü argüman her zaman en uzun olan değildir.


Bazen tek bir doğru soru yeterlidir.


1️⃣6️⃣ “Allah Zalimler Topluluğunu Doğru Yola İletmez” Ne Anlama Gelir ❓


Buradaki zulüm yalnızca fiziksel şiddet anlamına gelmez.


Hakikati bile bile çarpıtmak,


gücü mutlaklaştırmak,


kendini Allah’ın yerine koyacak kadar kibirlenmek


de büyük bir zulüm biçimidir.


İnsan sürekli hakikati reddetmeyi seçerse kendi kalbini de giderek daha kapalı hâle getirebilir.


Bu nedenle hidayet yalnızca bilgi meselesi değil, ahlaki yöneliş meselesidir.


1️⃣7️⃣ Ayetin En Derin Felsefi Mesajı Nedir ❓


Bakara 258’in en derin mesajlarından biri şudur:


İnsan kendi etki alanını mutlak güç sanmaya başladığında gerçeklikle bağını kaybedebilir.


Bir hükümdar insanların hayatı hakkında karar verebilir.


Ama hayatın kendisini yaratamaz.


Bir bilim insanı doğayı keşfedebilir.


Ama doğa yasalarını kendisi yaratmış değildir.


Bir zengin büyük imkânlara sahip olabilir.


Ama ölümü satın alamaz.


İnsan çok güçlü olabilir.


Fakat mutlak değildir.


Bu ayrımı unutmak kibirin başlangıcıdır.


1️⃣8️⃣ Bakara 258 İnsana Hangi Öz Eleştiriyi Yaptırır ❓


Ayet şu soruları düşündürebilir:


Başarılarımı yalnızca kendime mi bağlıyorum?


Bana verilmiş imkânları benim mutlak üstünlüğümün kanıtı mı sanıyorum?


Gücüm arttıkça eleştiriye daha mı kapalı hâle geliyorum?


Bir tartışmada hakikati mi arıyorum, yoksa ne pahasına olursa olsun kazanmayı mı?


Cevabım kalmadığında hatamı kabul edebiliyor muyum?


Bir kavramı kendi çıkarıma uyacak şekilde çarpıtıyor muyum?


Kontrol edebildiğim birkaç şey yüzünden bütün hayatı kontrol ettiğimi mi sanıyorum?



Ve belki en önemlisi:


Sahip olduğum güç elimden alınsa, kendimi hâlâ olduğumdan daha büyük görmem için geriye ne kalırdı?


1️⃣9️⃣ Sonuç: İnsan Büyük Güçlere Sahip Olabilir, Fakat Güneşin Yönünü Değiştiremiyorsa Mutlak Gücün Sahibi Değildir​


Bakara Suresi 258. ayet, insan kibrinin en uç noktasını küçük bir tartışmanın içinde gözler önüne serer.


Bir hükümdar vardır.


Allah ona mülk vermiştir.


Fakat o, verilen gücü:


şükür sebebi


yerine:


kibir sebebi


hâline getirir.


Hz. İbrahim:


“Rabbim hayat verir ve öldürür.”


der.


Hükümdar:


“Ben de yaparım.”


diye karşılık verir.


İnsanlara ceza verme yetkisini, yaratma kudretiyle karıştırır.


İbrahim onun kelime oyununu uzatmaz.


Tek bir cümle söyler:


“Allah güneşi doğudan getiriyor; sen de onu batıdan getir.”


Ve her şey biter.


Çünkü gerçeklik tartışmanın önüne geçmiştir.


Hükümdar güçlüdür.


Ama güneşi yönetemez.


İnsanları yönetebilir.


Ama evreni yönetemez.


Bir insanı öldürebilir.


Ama hayatın özünü yaratamaz.


İşte ayet insanın bütün güç iddialarını bu noktada sınırlar:


Sen etkili olabilirsin; ama mutlak değilsin.


Bu mesaj yalnızca eski bir hükümdara yönelik değildir.


Her insana yöneliktir.


Çünkü küçük bir alanda güç elde eden herkes kendi “Nemrud” ihtimaliyle karşılaşabilir.


Bir ailede.


Bir şirkette.


Bir kurumda.


Bir devlette.


Bir bilgi alanında.


İnsanın gerçek sınavı güç sahibi olup olmaması değildir.


Güç sahibi olduğunda hâlâ sınırlarının farkında olup olmadığıdır.


Bakara 258’in insana yönelttiği en güçlü soru belki de şudur:


“Bana verilmiş birkaç gücü kontrol edebildiğim için kendimi hayatın sahibi mi sanıyorum, yoksa güneşin bile benim emrimle doğmadığını hatırlayacak kadar mütevazı kalabiliyor muyum?”


“İnsanın büyüklüğü ne kadar şeye hükmedebildiğiyle değil, hükmedemediği şeylerin sonsuzluğu karşısında sınırını ne kadar dürüstçe kabul edebildiğiyle de ölçülür.” — Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt