📖 Bakara Suresi 253. Ayette “İşte O Peygamberlerin Bir Kısmını Diğerlerinden Üstün Kıldık. Onlardan Kimiyle Allah Konuştu, Kimini de Derecelerle

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,922
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 253. Ayette “İşte O Peygamberlerin Bir Kısmını Diğerlerinden Üstün Kıldık. Onlardan Kimiyle Allah Konuştu, Kimini de Derecelerle Yükseltti. Meryem Oğlu Îsâ’ya Apaçık Deliller Verdik ve Onu Rûhu’l-Kudüs ile Destekledik. Eğer Allah Dileseydi, Kendilerine Apaçık Deliller Geldikten Sonra Onlardan Sonraki İnsanlar Birbirleriyle Savaşmazlardı. Fakat Anlaşmazlığa Düştüler; İçlerinden Kimi İman Etti, Kimi İnkâr Etti. Allah Dileseydi Birbirleriyle Savaşmazlardı; Fakat Allah Dilediğini Yapar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsanlara aynı hakikatin gösterilmesi, onların aynı tercihi yapacağını garanti etmez. Çünkü hakikat önümüze konabilir; fakat ona ne cevap vereceğimiz özgür irademizin ve karakterimizin sınavıdır.” — Ersan Karavelioğlu

Bakara Suresi’nin 253. ayeti, peygamberlik tarihine çok geniş bir açıdan bakar.


Bir önceki ayette Hz. Muhammed’in:


“gönderilmiş peygamberlerden biri”


olduğu bildirilmişti.


Şimdi Kur’an, peygamberlerin hepsinin aynı ilahî görevin taşıyıcıları olmakla birlikte özellikleri, mucizeleri ve kendilerine verilen dereceler bakımından farklılaştırıldığını söyler.


Bazısıyla Allah konuşmuştur.


Bazılarını derecelerle yükseltmiştir.


Hz. Îsâ’ya açık mucizeler verilmiş ve Rûhu’l-Kudüs ile desteklenmiştir.


Fakat bütün bu peygamberler ve apaçık deliller geldikten sonra bile insanlık ortak bir noktada kalmamıştır.


İnsanlar:


ayrılmış,


tartışmış,


inanmış,


inkâr etmiş


ve hatta birbirleriyle savaşmıştır.


Bu nedenle ayetin büyük sorularından biri şudur:


Eğer hakikat bu kadar açık biçimde gösterildiyse insanlar neden yine anlaşamadılar?


1️⃣ Ayetin Temel Mesajı Nedir ❓


Bakara 253’ün temel mesajlarından biri şudur:


Peygamberler ilahî görev bakımından aynı kaynaktan gelirler; fakat kendilerine verilen özellikler ve dereceler aynı değildir.


Aynı zamanda ayet insan özgürlüğünün dramatik sonucunu gösterir:


Apaçık deliller gelmesine rağmen insanlar yine farklı tercihler yapabilir.


Kimisi iman eder.


Kimisi inkâr eder.


Kimisi barışı seçer.


Kimisi çatışmayı.


Demek ki vahyin gelmesi insanı otomatik olarak ahlaklı bir varlığa dönüştürmez.


2️⃣ “Peygamberlerin Bir Kısmını Diğerlerinden Üstün Kıldık” Ne Anlama Gelir ❓


Bu ifade peygamberler arasında Allah tarafından verilmiş farklı dereceler bulunduğunu gösterir.


Bazı peygamberlere:


farklı mucizeler,


farklı görevler,


farklı vahiyler,


farklı toplumsal sorumluluklar


verilmiştir.


Ancak bu, insanların keyfî biçimde peygamberleri küçümsemesi veya birbirlerine karşı kullanması anlamına gelmez.


Kur’an başka ayetlerde müminlerin Allah’ın peygamberleri arasında iman bakımından ayrım yapmadığını da bildirir.


Yani hepsinin peygamberliği kabul edilir; fakat görev ve derece bakımından farklılıklar bulunabilir.


3️⃣ Peygamberler Arasındaki Farklılık Bir Değer Yarışı mıdır ❓


Hayır.


Bunu insanlar arasındaki ego yarışı gibi düşünmek doğru olmaz.


Peygamberlikte derece farklılığı:


kimin daha gösterişli olduğu,


kimin daha ünlü olduğu


veya insanların kimi daha çok sevdiği


meselesi değildir.


Allah’ın her peygambere verdiği:


görev,


sorumluluk,


vahiy,


mucize


ve tarihsel rol


farklı olabilir.


Bu nedenle farklılık, ilahî görevlendirmedeki çeşitliliktir.


4️⃣ “Onlardan Kimiyle Allah Konuştu” İfadesi Kimi Anlatır ❓


Bu ifadenin özellikle Hz. Mûsâ ile ilişkilendirildiği kabul edilir.


Kur’an’ın başka yerlerinde Allah’ın Mûsâ ile konuştuğu açıkça belirtilir.


Bu nedenle ona:


Kelîmullah


yani Allah’ın konuştuğu peygamber anlamında bir niteleme yapılmıştır.


Burada Mûsâ’nın adı açıkça geçmez.


Fakat Kur’an’ın genel anlatımı bu ifadenin onunla güçlü biçimde ilişkili olduğunu gösterir.


5️⃣ Allah’ın Mûsâ ile Konuşması Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


Bu, insan konuşmasına benzetilmemelidir.


İslam düşüncesinde Allah’ın:


sesi,


bedeni,


organı


olan bir varlık gibi tasavvur edilmesi doğru kabul edilmez.


Kur’an’ın söylediği temel gerçek şudur:


Allah Mûsâ’ya doğrudan hitap etmiştir.


Bunun mahiyetinin nasıl olduğu ise insan deneyiminin sınırlarını aşan bir konudur.


Burada esas olan fiziksel mekanizma değil, vahyin özel niteliğidir.


6️⃣ “Kimini Derecelerle Yükseltti” Ne Anlama Gelir ❓


Bu ifade belirli bir peygambere veya birden fazla peygambere işaret edecek şekilde yorumlanmıştır.


Bazı müfessirler burada özellikle Hz. Muhammed’in yüksek derecesinin kastedildiğini düşünmüştür.


Bazıları ise ifadeyi daha genel anlamıştır.


Ayetin kendisi isim vermediği için en dikkatli yaklaşım:


Allah bazı peygamberleri çeşitli derecelerle üstün kılmıştır


demektir.


Bu derecelerin bütün ayrıntılarını bizim belirlememiz gerekmez.


7️⃣ Hz. Îsâ’nın Özellikle Anılması Neden Önemlidir ❓


Ayet Mûsâ’ya dolaylı biçimde işaret ettikten sonra Hz. Îsâ’yı açıkça adıyla anar:


“Meryem oğlu Îsâ.”


Bu ifade onun:


insan olarak doğuşunu,


Meryem’le olan bağını


ve peygamberlik konumunu


vurgular.


Îsâ’ya:


apaçık deliller


verildiği belirtilir.


Kur’an’ın başka yerlerinde de onun çeşitli mucizelerinden söz edilir.


8️⃣ “Apaçık Deliller” Neleri İfade Eder ❓


Kur’an’ın Hz. Îsâ hakkında anlattığı mucizeler arasında:


Allah’ın izniyle hastaları iyileştirmesi,


doğuştan kör olanlara şifa vermesi,


ölüleri Allah’ın izniyle diriltmesi


gibi olağanüstü işaretler bulunmaktadır.


Burada dikkat edilmesi gereken ifade:


“Allah’ın izniyle.”


Mucize peygamberin bağımsız ilahî gücü değildir.


Onun peygamberliğini destekleyen ilahî bir işarettir.


9️⃣ “Rûhu’l-Kudüs ile Destekledik” Ne Anlama Gelir ❓


Rûhu’l-Kudüs, yani “Kutsal Ruh” ifadesi klasik İslam tefsirinde yaygın olarak Cebrâil olarak açıklanmıştır.


Buna göre Hz. Îsâ, vahiy meleği Cebrâil aracılığıyla özel biçimde desteklenmiştir.


Bunun yanında kavramın anlamı hakkında farklı yorumlar da bulunmuştur.


Ancak İslam tefsir geleneğindeki baskın görüş:


Rûhu’l-Kudüs’ün Cebrâil olduğu


yönündedir.


🔟 Bu Ayet Hz. Îsâ’yı İlâh Olarak mı Sunar ❓


Hayır.


Tam tersine ayetin yapısı Hz. Îsâ’yı Allah tarafından:


mucizeler verilen


ve desteklenen


bir peygamber olarak anlatır.


“Verdik.”


“Destekledik.”


ifadeleri onun gücünün kaynağını Allah’a bağlar.


Dolayısıyla Kur’an’ın anlatımında Îsâ:


Allah değildir.


Allah’ın elçisidir.


Bu, İslam ile Hristiyanlığın Hz. Îsâ’nın kimliği konusundaki temel teolojik ayrılıklarından biridir.


1️⃣1️⃣ “Apaçık Deliller Geldikten Sonra İnsanlar Neden Savaştı?” ❓


Ayetin en düşündürücü noktalarından biri budur.


İnsan şöyle düşünebilir:


“Mucize görsem hiç şüphe etmem.”


Fakat Kur’an insan psikolojisinin bundan daha karmaşık olduğunu gösterir.


Delil gelebilir.


Ama insan yine:


çıkar,


kibir,


iktidar arzusu,


kabilecilik,


önyargı


ve inat


nedeniyle farklı davranabilir.


Dolayısıyla sorun her zaman bilgi eksikliği değildir.


Bazen mesele ahlaki iradedir.


1️⃣2️⃣ Mucize Görmek İmanı Zorunlu Hâle Getirir Mi ❓


Hayır.


Kur’an kıssalarının çok çarpıcı yönlerinden biri budur.


İnsanlar mucize görebilir.


Peygamberle karşılaşabilir.


Apaçık deliller alabilir.


Ve yine de inkâr edebilir.


Çünkü iman yalnızca gözle bir olayı görmek değildir.


İnsanın:


kibrini,


çıkarını,


alışkanlıklarını


ve kimlik bağlılıklarını


da sorgulaması gerekebilir.


Bazen insan delili değil, delilin sonucunu kabul etmek istemez.


1️⃣3️⃣ “Kimi İman Etti, Kimi İnkâr Etti” Ne Anlama Gelir ❓


Bu ifade insanın tercih alanını gösterir.


Aynı mesaj gelir.


Ama insanlar aynı cevabı vermez.


Bir kişi:


inanır.


Diğeri:


reddeder.


Aynı peygamberi dinleyen iki insan bile tamamen farklı sonuçlara ulaşabilir.


Bu bize insanın sadece çevrenin ürünü olmadığını; belirli ölçüde seçim yapan ahlaki bir özne olduğunu gösterir.


1️⃣4️⃣ Allah Dileseydi İnsanların Savaşmasını Engelleyebilir miydi ❓


Ayet açıkça:


Evet.


der.


“Allah dileseydi savaşmazlardı.”


Bu, Allah’ın mutlak kudretini ifade eder.


Fakat insanlık dünyasında Allah insanların bütün davranışlarını zorla tek tipe dönüştürmemiştir.


İnsanların:


inanma,


inkâr etme,


itaat,


isyan


ve ahlaki seçim


alanları vardır.


Bu özgürlük çatışma ihtimalini de beraberinde getirir.


1️⃣5️⃣ Allah Savaşları Engelleyebilecekken Neden Engellemez ❓


Bu soru ayetin en zor felsefi meselelerinden biridir.


Ayet bütün kötülük problemini tek cümlede çözmez.


Ancak şunu açıkça ortaya koyar:


Allah isterse çatışmayı engelleyebilecek güçtedir.


Bununla birlikte insanlara gerçek tercihler yapabilecekleri bir dünya verilmiştir.


Gerçek özgürlük varsa:


iyilik ihtimali kadar


kötülük ihtimali de vardır.


Zorla yalnızca iyilik yaptırılan bir varlığın ahlaki seçimi ile özgür biçimde iyiliği seçen insanın durumu aynı değildir.


1️⃣6️⃣ “Allah Dilediğini Yapar” İfadesi Keyfîlik mi Anlatır ❓


Hayır.


Kur’an’ın Allah tasavvurunda Allah:


Hakîm, yani hikmet sahibi,


Alîm, yani her şeyi bilen,


Adl, yani adalet sahibi


olarak tanıtılır.


Dolayısıyla:


“Allah dilediğini yapar.”


ifadesi amaçsız veya keyfî davranış anlamına gelmez.


Bu ifade esas olarak Allah’ın:


insan tarafından sınırlandırılamayan,


mutlak


ve bağımsız


iradesini vurgular.


İnsan Allah’a hükmedemez.


1️⃣7️⃣ Ayetin En Derin Felsefi Mesajı Nedir ❓


Bakara 253’ün en derin mesajlarından biri şu olabilir:


Hakikatin varlığı insanın doğru tercihini garanti etmez.


Bu çok önemli bir düşüncedir.


İnsan bazen:


“İnsanlar gerçeği bilse bütün sorunlar çözülür.”


diye düşünür.


Fakat tarih bize gösterir ki insanlar bazen gerçeği bildikleri hâlde:


çıkar,


güç,


kimlik,


öfke


ve kibir


nedeniyle yine çatışabilir.


Dolayısıyla insanlık sorunu yalnızca bilgi sorunu değildir.


Aynı zamanda:


karakter,


irade


ve ahlak


sorunudur.


1️⃣8️⃣ Bakara 253 İnsana Hangi Öz Eleştiriyi Yaptırır ❓


Ayet şu soruları düşündürebilir:


Hakikat benim düşünceme uymadığında onu kabul edebiliyor muyum?


Bir peygamberi yüceltirken başka bir peygamberi küçümsüyor muyum?


İnanç farklılığını otomatik olarak düşmanlık sebebi hâline getiriyor muyum?


Delil istediğimi söylüyorum ama delil geldiğinde fikrimi değiştirmeye gerçekten hazır mıyım?


Bilgim arttıkça ahlakım da gelişiyor mu?


Kendi dinî yorumumu mutlaklaştırarak çatışma mı üretiyorum?


İnsanların farklı tercihler yapabilmesini kabul edebiliyor muyum?



Ve belki en önemlisi:


Sorunum gerçekten hakikati bilmemek mi, yoksa bildiğim hakikatin benden istediği değişimi yapmak istememek mi?


1️⃣9️⃣ Sonuç: Hakikat Gösterilebilir, Fakat İnsanın Hakikate Vereceği Cevap Onun Ahlaki Sınavıdır​


Bakara Suresi 253. ayet çok geniş bir peygamberlik ve insanlık panoraması sunar.


Peygamberler vardır.


Hepsi aynı değildir.


Bazısıyla Allah konuşmuştur.


Bazıları farklı derecelerle yükseltilmiştir.


Hz. Îsâ’ya apaçık deliller verilmiştir.


Rûhu’l-Kudüs ile desteklenmiştir.


Yani insanlık rehbersiz bırakılmamıştır.


Fakat ardından şaşırtıcı gerçek gelir:


Deliller geldikten sonra bile insanlar birbirleriyle savaşmıştır.


İşte ayetin insan hakkındaki en büyük uyarısı budur.


İnsan bazen:


“Bana yeterince kanıt gösterilirse doğru olanı yaparım.”


diye düşünür.


Ama mesele her zaman kanıt değildir.


İnsan:


doğruyu bilip yanlış yapabilir.


Adaleti bilip zulmedebilir.


Barışı bilip savaşabilir.


Peygamberi görüp inkâr edebilir.


Çünkü bilgi zihne ulaşabilir.


Ama insanın:


kibrini,


çıkarını,


öfkesini


ve iktidar arzusunu


otomatik olarak ortadan kaldırmaz.


Bu nedenle ayette:


“Kimi iman etti, kimi inkâr etti.”


denir.


İnsan tercih yapar.


Ve tercihlerinin sonuçlarını taşır.


Belki de Bakara 253’ün insana yönelttiği en güçlü soru şudur:


“Hakikat önümde açıkça durduğunda, onu kabul etmeme engel olan şey gerçekten aklımdaki bir şüphe mi; yoksa vazgeçmek istemediğim bir çıkar, kimlik veya kibir mi?”


“Hakikati görmek büyük bir ayrıcalık olabilir; fakat asıl sınav onu gördükten sonra başlar. Çünkü insanın bilgisi neye inanacağını gösterebilir, fakat karakteri o bilgi uğruna neyi değiştirebileceğini belirler.” — Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt