Bakara Suresi 116. Ayette “Allah Çocuk Edindi Dediler. Hâşâ! Bilakis Göklerde ve Yerde Ne Varsa O’nundur; Hepsi O’na Boyun Eğmiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan sonsuz olanı kendi biyolojik ve toplumsal kalıplarıyla açıklamaya çalıştığında, Tanrı’yı anlamaktan çok kendisine benzetme tehlikesine düşer. Tevhid, Allah’ı insan ölçülerine indirmemeyi öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 116. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 116. ayeti doğrudan Allah’a çocuk isnat edilmesini reddeder ve bunu tevhid inancı açısından temelden yanlış görür.
Ayet önce iddiayı aktarır:
“Allah çocuk edindi.”
Ardından çok güçlü bir reddiye gelir:
“Hâşâ!”
Sonra gerekçe açıklanır:
Göklerde ve yerde ne varsa zaten Allah’ındır.
Ve son olarak:
Hepsi O’na boyun eğmiştir.
Yani ayetin mantığı şudur:
Allah eksik olduğu için bir varlığa ihtiyaç duyan değildir.
Aksine bütün varlık:
O’na muhtaçtır.
“Allah Çocuk Edindi” İfadesi Hangi İnançlara İşaret Eder
Kur’an farklı yerlerde çeşitli toplulukların Allah’a çocuk isnat eden inançlarını eleştirir.
Bunların arasında:
bazı Hristiyan çevrelerde Hz. İsa hakkında kullanılan “Tanrı’nın Oğlu” ifadesi,
bazı Yahudi gruplara nispet edilen Üzeyir hakkındaki benzer anlayışlar,
ve müşriklerin melekleri Allah’ın kızları olarak görmeleri
gibi örnekler bulunur.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:
Ayet yalnızca tarihsel bir tartışma yürütmez.
Daha temel bir teolojik ilke koyar:
Allah’ın çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur.
“Hâşâ” Ne Anlama Gelir
Arapçada ayette geçen:
“Sübhânehu”
ifadesi Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih etmeyi ifade eder.
Türkçede:
“Hâşâ”
veya:
“O bundan münezzehtir”
şeklinde çevrilebilir.
Bu yalnızca duygusal bir tepki değildir.
Teolojik bir ilke taşır:
Allah:
eksiklikten,
ihtiyaçtan,
benzerlikten,
yaratılmış özelliklerinden
uzaktır.
Allah’ın Çocuk Sahibi Olması Neden Tevhid Açısından Problemli Görülür
Çünkü çocuk kavramı biyolojik ve varoluşsal olarak:
nesil,
üreme,
devamlılık,
benzerlik,
ihtiyaç
gibi kavramları çağrıştırır.
İnsan çocuk sahibi olur çünkü:
fani bir varlıktır,
neslini devam ettirir,
biyolojik yapıya sahiptir.
Allah ise Kur’an’a göre:
ezelî ve ebedîdir.
Ölmez.
Soyunu devam ettirmeye ihtiyaç duymaz.
Dolayısıyla insan biyolojisine ait bir kategoriyi Allah’a taşımak:
Allah’ı yaratılmışlara benzetme riski taşır.
“Göklerde ve Yerde Ne Varsa O’nundur” İfadesi Bu İddiaya Nasıl Cevap Verir
Bu ifade ayetin merkezidir.
Çünkü çocuk:
insan açısından kendisinden çıkan ve kendisine yakın özel bir varlık olarak düşünülür.
Kur’an ise:
“Zaten her şey Allah’ındır.”
der.
Gökler O’nun.
Yer O’nun.
İnsanlar O’nun yaratması.
Melekler O’nun yaratması.
Peygamberler O’nun kulları.
Dolayısıyla Allah’ın özel bir varlık edinerek eksikliğini tamamlaması gibi bir ihtiyaç yoktur.
Bütün varlık zaten O’nun mülküdür.
Allah’ın Sahipliği İnsan Sahipliğiyle Aynı mıdır
Hayır.
İnsan sahipliği:
geçicidir.
Bir ev alırsın.
Bir gün satarsın.
Bir mal edinirsin.
Bir gün bırakırsın.
Hatta bedenine bile sonsuza kadar sahip olamazsın.
Allah’ın sahipliği ise Kur’an’da:
mutlak ve ontolojik sahiplik
olarak sunulur.
Çünkü Allah yalnızca varlıkların sahibi değildir.
Aynı zamanda:
onların yaratıcısıdır.
“Hepsi O’na Boyun Eğmiştir” Ne Demektir
Ayette geçen:
“kânitûn”
kelimesi:
itaat eden,
boyun eğen,
saygıyla duran
anlamları taşır.
Bu, bütün varlığın Allah’ın ontolojik düzeni içinde bulunduğunu ifade eder.
Gezegenler.
Yıldızlar.
Canlılar.
Doğa yasaları.
İnsan bedeni.
Hepsi:
Allah’ın yarattığı düzen içerisinde var olur.
İnsan iradesiyle ahlaki olarak isyan edebilir.
Ama varoluş bakımından yine:
Allah’ın koyduğu düzenden çıkamaz.
İnsan Allah’a İsyan Edebiliyorsa Nasıl “Her Şey O’na Boyun Eğmiştir” Denebilir
Burada iki tür boyun eğiş ayırt edilebilir.
Birincisi:
varoluşsal boyun eğiş.
İnsan:
doğar,
yaşlanır,
ölür,
yerçekimine tabidir,
zamana tabidir.
Bunları değiştiremez.
İkincisi:
ahlaki ve iradi boyun eğiş.
İnsan burada seçim yapabilir.
İtaat edebilir.
İsyan edebilir.
Dolayısıyla ayet, öncelikle bütün varlığın Allah’ın yaratma ve hüküm düzeninin dışına çıkamayacağını gösterir.
Bu Ayet Hz. İsa’nın Değerini Azaltır mı
Hayır.
Kur’an Hz. İsa’yı:
büyük bir peygamber,
Mesih,
Allah’ın kelimesi,
Allah’ın izniyle mucizeler gösteren bir elçi
olarak yüceltir.
Fakat aynı zamanda onu:
ilahlaştırmaz.
Bu ayrım çok önemlidir.
Bir peygamberi yüceltmek başka şeydir.
Onu:
Allah’ın zatına ortak hale getirmek
başka şeydir.
Bakara 116 tevhid açısından bu sınırı korur.
“Tanrı’nın Oğlu” İfadesi Hristiyanlıkta Her Zaman Biyolojik Anlamda mı Kullanılır
Hayır.
Bu önemli bir ayrımdır.
Ana akım Hristiyan teolojisinde:
“Tanrı’nın Oğlu”
ifadesi genellikle biyolojik bir üreme anlamında açıklanmaz.
Teslis ve İsa’nın ilahi doğasıyla ilgili teolojik bir kavram olarak kullanılır.
Kur’an ise yine de bu anlayışı kabul etmez ve Allah’ın:
tek, benzersiz ve ortak kabul etmeyen
ilah olduğunu vurgular.
Bu nedenle tartışmayı adil yürütmek için:
Hristiyanların kendi kavramlarını nasıl açıkladığını doğru anlamak,
ama Kur’an’ın neden bunu reddettiğini de açıkça belirtmek gerekir.

Kur’an Neden Allah’ı İnsan Özelliklerinden Bu Kadar Keskin Biçimde Ayırır
Çünkü tevhidin temel meselelerinden biri:
yaratıcı ile yaratılan arasındaki farkı korumaktır.
İnsan:
yer kaplar.
Allah yaratılmış mekâna ihtiyaç duymaz.
İnsan doğar.
Allah doğmaz.
İnsan ölür.
Allah ölmez.
İnsan nesle ihtiyaç duyar.
Allah ihtiyaç sahibi değildir.
Bu nedenle Allah’ı insan kategorileriyle açıklamak:
aşkın olanı sınırlı hale getirebilir.

İnsan Neden Tanrı’yı Kendisine Benzetmeye Eğilimlidir
Çünkü insan bilinmeyeni:
bildiği şeylerle anlamaya çalışır.
Gücü düşünürken:
kralı hayal eder.
Merhameti düşünürken:
anne-baba ilişkisini kullanır.
Yaratıcılığı düşünürken:
sanatçıyı örnek alır.
Bu benzetmeler belli ölçüde düşünmeye yardım edebilir.
Ama sorun şu noktada başlar:
benzetmeyi gerçekliğin kendisi zannetmek.
Allah hakkında kullanılan her insanî benzetme:
sınırlı bir zihnin aracıdır.
Allah’ın hakikati değildir.

Tevhid Yalnızca “Allah Birdir” Demek midir
Hayır.
Tevhid yalnızca sayısal bir birlik değildir.
Daha derin anlamda:
Allah’ın:
benzersiz,
eşsiz,
muhtaç olmayan,
ortaksız,
yaratılmışlara benzemeyen
olduğunu kabul etmektir.
Dolayısıyla:
“Allah birdir.”
demek,
aynı zamanda:
“Allah hiçbir yaratılmış kategoriye indirgenemez.”
demektir.
Bakara 116 bu tevhid anlayışını güçlendirir.

Allah’ın Çocuk Sahibi Olmadığını Söylemek Neden “İhtiyaçsızlık” Kavramıyla İlişkilidir
Çünkü çocuk insan hayatında birçok ihtiyaca bağlı olabilir.
Neslin devamı.
Aile bağı.
Miras.
Yalnızlığın paylaşılması.
Geleceğe uzanma arzusu.
Allah için bunların hiçbiri söz konusu değildir.
Allah:
kendi varlığını devam ettirmek için başka bir varlığa ihtiyaç duymaz.
Bu nedenle çocuk isnadı:
Kur’an açısından Allah’a bir çeşit ihtiyaç yüklemek anlamına gelebilir.
Tevhid ise:
Allah’ın mutlak ihtiyaçsızlığını
korur.

“Her Şey Allah’ındır” Düşüncesi İnsan İçin Nasıl Bir Ahlaki Sonuç Doğurur
Eğer gerçekten her şey Allah’ınsa:
insan kendisini mutlak sahip gibi göremez.
Mal:
emanettir.
Güç:
emanettir.
Beden:
emanettir.
Zaman:
emanettir.
Bilgi:
emanettir.
Bu nedenle tevhid yalnızca metafizik bir inanç değildir.
Ahlaki bir sorumluluk üretir.
“Benim” dediğimiz şeylerin tamamı:
geçici olarak bize bırakılmış olabilir.

Bakara 115 Ve 116 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
doğunun ve batının Allah’a ait olduğu
belirtilmişti.
- ayette ise:
göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır
denir.
İki ayet birbirini tamamlar.
115:
Allah’ın mekânla sınırlandırılamayacağını gösterir.
116:
Allah’ın soy, çocuk ve biyolojik ilişkiyle sınırlandırılamayacağını gösterir.
Yani Kur’an art arda:
Allah’ı insanın mekân ve nesil kategorilerinden arındırmaktadır.

Bu Ayet Felsefi Açıdan Tanrı Hakkında Ne Söyler
Felsefi açıdan ayet:
Allah’ın:
zorunlu, bağımsız ve mutlak varlık
olduğu düşüncesine yaklaşan bir çerçeve sunar.
Eğer Allah:
başka bir varlığa ihtiyaç duysaydı,
o zaman mutlak olmazdı.
Bir varlık kendi devamı için:
başka bir varlığa bağımlıysa
eksiklik taşır.
Kur’an’ın Allah tasavvurunda ise:
Allah:
kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, fakat her şeyin kendisine muhtaç olduğu
varlıktır.

Bakara 116’dan Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Allah’ı kendi ölçülerimize küçültmemek.
İnsan bazen Allah’ı:
kendi grubunun Tanrısı,
kendi milletinin koruyucusu,
kendi hayallerini gerçekleştiren güç,
kendi öfkesini onaylayan otorite
haline getirebilir.
Bu da başka tür bir insanlaştırmadır.
Oysa tevhid insanı sürekli uyarır:
Allah senin zihnindeki kalıptan daha büyüktür.
Sen Allah’a ait olabilirsin.
Ama:
Allah sana ait değildir.

Son Söz
Bakara 116 Bize “Allah’ı mı Anlamaya Çalışıyoruz, Yoksa Allah’ı Kendi İnsanî Kalıplarımıza mı Sığdırıyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 116. ayet görünüşte:
“Allah’ın çocuğu vardır.”
iddiasına cevap verir.
Fakat ayetin altında çok daha büyük bir mesele bulunmaktadır:
İnsan Tanrı hakkında nasıl düşünmelidir?
İnsan dünyadaki her şeyi ilişkiler üzerinden öğrenir.
Bir çocuk:
anne ve babayla büyür.
Bir devlet:
yöneticilerle yönetilir.
Bir şirket:
sahiplerle yürür.
Bir soy:
çocuklarla devam eder.
Sonra insan farkında olmadan bu kategorileri:
Allah’a taşımaya
başlayabilir.
Ama Kur’an burada çok kesin bir sınır çizer:
“Sübhânehu.”
Allah bundan münezzehtir.
Neden?
Çünkü:
“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur.”
Bu cümle aslında bütün meseleyi değiştirir.
Allah’ın bir varlığı:
kendisine yakınlaştırmak için çocuk edinmesine ihtiyaç yoktur.
Zaten bütün varlık:
O’nun yaratmasıdır.
Allah’ın neslini devam ettirmesine gerek yoktur.
Çünkü Allah:
ölümlü değildir.
Allah’ın kendisine yardımcı olacak bir çocuğa ihtiyacı yoktur.
Çünkü bütün güç:
O’na aittir.
Allah yalnızlığını gidermek için başka bir varlığa ihtiyaç duymaz.
Çünkü ihtiyaç:
yaratılmış varlığın özelliğidir.
Ve ayet sonunda:
“Hepsi O’na boyun eğmiştir.”
der.
Yıldızlar.
Gezegenler.
İnsanlar.
Peygamberler.
Melekler.
Bütün varlık.
Hepsi yaratılmıştır.
Dolayısıyla büyük ayrım şudur:
Bir tarafta yaratıcı vardır.
Diğer tarafta yaratılmış olan her şey.
Bu sınır bulanıklaştığında tevhid de bulanıklaşır.
Fakat ayetin bugünkü insan için başka bir uyarısı daha olabilir.
Biz artık Allah’a biyolojik anlamda çocuk isnat etmiyor olabiliriz.
Ama yine de Allah’ı:
kendi düşüncelerimizin uzantısına
dönüştürebiliriz.
“Allah kesin benim tarafımdadır.”
“Allah benim sevmediğim insanları da sevmez.”
“Ben nasıl düşünüyorsam Allah da öyle hükmeder.”
İşte bu noktada insan farkında olmadan:
Allah’ı kendi zihninin ölçüsüne
indirmeye başlayabilir.
Tevhid ise sürekli şunu hatırlatır:
Allah:
senin kültüründen,
senin öfkenden,
senin hayallerinden,
senin politik hesaplarından,
senin insanî sınırlarından
çok daha büyüktür.
Belki Bakara 116’nın bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Allah’a inanırken gerçekten Allah’ın aşkınlığını mı kabul ediyoruz, yoksa kendi düşüncelerimizi kutsallaştırıp onlara “Allah böyle istiyor” mu diyoruz?
“Tevhidin en zor tarafı yalnızca Allah’ın bir olduğunu söylemek değildir; Allah’ı kendi egomuzun, grubumuzun ve insanî hayallerimizin içine hapsetmemeyi öğrenmektir. Sonsuz olanı gerçekten kabul etmek, O’nu kendi ölçülerimizden özgür bırakabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu