📖 Âl-i İmrân Suresi 156. Ayette “Ey İman Edenler! Yolculuğa Çıkan veya Savaşa Giden Kardeşleri İçin ‘Yanımızda Olsalardı Ölmezlerdi ve Öldürülmezler

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,113
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Âl-i İmrân Suresi 156. Ayette “Ey İman Edenler! Yolculuğa Çıkan veya Savaşa Giden Kardeşleri İçin ‘Yanımızda Olsalardı Ölmezlerdi ve Öldürülmezlerdi’ Diyen İnkârcılar Gibi Olmayın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan kayıptan sonra geçmişi yeniden yazar ve ‘Şöyle olsaydı bunlar olmazdı’ diye kendisini tüketebilir. Âl-i İmrân 156, tedbiri bırakmayı değil; gerçekleşmemiş ihtimalleri kesin gerçekler gibi görerek kalbi sonsuz bir ‘keşke’nin içine hapsetmemeyi öğretir.”
Ersan Karavelioğlu

Âl-i İmrân Suresinin 156. ayetinde şöyle buyrulur:


“Ey iman edenler! İnkâr edenler gibi olmayın. Onlar, yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında, ‘Yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi’ derler. Allah bunu onların kalplerinde bir hasret ve pişmanlık yapsın diye böyle olur. Hayat veren de öldüren de Allah’tır. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.”


Bu ayet, Uhud’un ardından ölüm, kayıp ve “keşke” düşüncesinin insan zihninde nasıl çalıştığını ele alır.


Önceki ayetlerde:


kaçış,


korku,


şeytanın sürçtürmesi,


bağışlanma


konuşulmuştu.


  1. ayette konu artık başka bir psikolojik yaraya gelir:

Gerçekleşmemiş geçmiş senaryolarına.


“Gitmeseydi ölmezdi.”


“Savaşa katılmasaydı öldürülmezdi.”


“Yanımızda kalsaydı bunlar olmazdı.”


Kur’an bu düşüncenin içindeki kesinlik iddiasını sorgular.


Çünkü insan:


gerçekleşen geçmişi bilir.


Ama gerçekleşmeyen alternatif geçmişin:


nasıl sonuçlanacağını bilemez.


Bu ayet kadercilik öğretmez.


Tedbiri yasaklamaz.


İnsan davranışlarının sebep ve sonuçlarını inkâr etmez.


Aksine insana çok daha ince bir denge öğretir:


Tedbirini al, hatanı analiz et; fakat geçmiş hakkında sahip olmadığın kesin bilgiyle kendini sonsuz pişmanlığa mahkûm etme.


1️⃣ “Ey İman Edenler! İnkâr Edenler Gibi Olmayın” Uyarısı Neden Bu Kadar Önemlidir ❓


Ayet:


“Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû”


diye başlar.


Yani:


“Ey iman edenler! İnkâr edenler gibi olmayın.”


Burada eleştirilen yalnız belirli bir cümle değildir.


O cümlenin arkasındaki:


ölüm ve ilahî takdir anlayışıdır.


Müminin ölüm karşısındaki bakışının:


Allah’ı tamamen dışarıda bırakan bir determinizmden


farklı olması beklenir.


Fakat bu fark:


sebepleri inkâr etmek anlamına gelmez.


2️⃣ Ayetteki “Kardeşleri” Kimleri İfade Ediyor ❓


Arapçada:


“li-ihvânihim”


denir.


Yani:


“kardeşleri hakkında…”


Bu ifade:


aynı topluma,


aynı çevreye,


aynı akrabalık veya sosyal gruba


mensup insanları ifade edebilir.


Burada önemli nokta:


ölen insanlar hakkında geride kalanların:


“Yanımızda olsalardı…”


şeklindeki değerlendirmesidir.


Yani ayetin merkezinde:


yalnız ölüm değil;


ölümden sonra geride kalanların zihni


vardır.


3️⃣ “Yeryüzünde Yolculuğa Çıktıklarında” Ne Demektir ❓


Ayette:


“darabû fi’l-ard”


ifadesi geçer.


Kelime kelime:


“yeryüzünde hareket etmek / yolculuğa çıkmak”


anlamındadır.


Ticaret,


geçim,


seyahat


gibi amaçlarla yapılan yolculukları kapsayabilir.


Eski dünyada yolculuk:


bugüne göre çok daha tehlikeli olabilirdi.


İnsan:


yolculuk sırasında:


hastalık,


kaza,


saldırı


gibi sebeplerle ölebilirdi.


Geride kalanlar ise:


“Gitmeseydi yaşamaya devam ederdi.”


diyebilirdi.


4️⃣ “Veya Savaşa Gittiklerinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“ev kânû guzzâ”


ifadesi vardır.


“Guzzâ”:


savaşa çıkan,


askerî mücadelede bulunan


kimseler anlamındadır.


Uhud bağlamında bu ifade:


çok somuttur.


Savaşta insanlar:


öldürülmüştür.


Geride kalanların:


“Evde kalsalardı ölmezlerdi.”


demesi son derece insani bir düşüncedir.


Kur’an ise bu düşüncenin:


kesin bilgi biçimine dönüşmesini


sorgular.


5️⃣ “Yanımızda Olsalardı Ölmezlerdi” Düşüncesindeki Mantıksal Problem Nedir ❓


Çünkü bu:


gerçekleşmemiş bir geçmiş hakkında:


kesin hüküm vermektir.


Kişi savaşa gitti ve öldü.


Bunu biliyoruz.


Ama evde kalsaydı:


ne olacağını


bilmiyoruz.


Belki yaşamaya devam edecekti.


Belki başka bir sebeple ölecekti.


Alternatif senaryo:


hiç gerçekleşmedi.


Dolayısıyla:


“Kesinlikle ölmezdi.”


demek:


insanın sahip olmadığı bir bilgiyi


iddia etmesidir.


6️⃣ Bu Ayet Sebep Sonuç İlişkisini İnkâr mı Ediyor ❓


Hayır.


Bu son derece önemli bir noktadır.


Savaşa gitmek:


ölüm riskini


artırabilir.


Tehlikeli bir yolculuk:


riski artırabilir.


Hızlı araç kullanmak:


kaza riskini artırabilir.


Sigara:


belirli hastalıkların riskini artırabilir.


Kur’an’ın:


“Allah hayat verir ve öldürür.”


demesi:


bu sebepleri yok saymaz.


İlahî takdir ile:


dünyadaki sebep-sonuç düzeni


birlikte düşünülür.


7️⃣ “Nasıl Olsa Ecel Belli, Tedbir Almaya Gerek Yok” Demek Bu Ayete Uygun mudur ❓


Hayır.


Bu ayetin anlamı:


kesinlikle bu değildir.


İnsan:


emniyet kemeri takar.


Tedavi olur.


Tehlikeden kaçınır.


Savaşta strateji geliştirir.


Güvenlik önlemi alır.


Uhud anlatısının kendisi zaten:


mevzi,


itaat,


strateji


gibi tedbirlerin önemini göstermiştir.


Kader:


ihmalin bahanesi değildir.


8️⃣ Tedbir Almak ile Kadere İnanmak Nasıl Birlikte Olabilir ❓


Çünkü insan:


sonucu bilmez.


Ama önündeki sebepleri:


değerlendirebilir.


Mümin şöyle düşünür:


“Bana düşen doğru tedbiri almaktır; fakat sonuç üzerinde mutlak hâkimiyetim yoktur.”


Bu:


tevekkülün temel dengesidir.


Ne:


“Her şeyi ben kontrol ederim.”


kibri.


Ne de:


“Hiçbir şey yapmamın anlamı yok.”


pasifliği.


İkisinin arasında:


sorumluluk ve teslimiyet


vardır.


9️⃣ “Keşke” Düşüncesi Neden İnsana Bu Kadar Acı Verebilir ❓


Çünkü zihin geçmişi:


yeniden oynatır.


“Keşke göndermeseydim.”


“Keşke o gün dışarı çıkmasaydı.”


“Keşke başka hastaneye götürseydik.”


“Keşke o arabaya binmeseydi.”



Bazı “keşke”ler:


gelecekte daha iyi karar almamıza yardım eder.


Ama bazıları:


cevabı olmayan bir döngüye


dönüşür.


İnsan aynı sahneyi:


yüzlerce kez


yeniden yaşar.


Kur’an burada:


pişmanlığın kalıcı bir işkenceye dönüşmesine


dikkat çeker.


🔟 “Allah Bunu Kalplerinde Bir Hasret Yapsın Diye” Ne Anlama Gelir ❓


Ayette:


“li-yec‘alallâhu zâlike hasreten fî kulûbihim”


denir.


“Hasret”:


yakıcı pişmanlık,


içte kalan acı,


geri getirilemeyen şeyin üzüntüsü


anlamlarını taşır.


İnsan ölümün bütün kontrolünü:


kendisinde sanırsa:


şöyle düşünebilir:


“Ben farklı karar verseydim onu kesinlikle kurtarırdım.”


Bu düşünce:


sorumluluk analizini aşarak:


kendini yiyip bitiren bir:


hasrete


dönüşebilir.


1️⃣1️⃣ Bu Ayet Yas Tutan Bir İnsana “Üzülme” mi Diyor ❓


Hayır.


Bir yakını ölen insanın:


üzülmesi,


ağlaması,


özlemesi


son derece insani ve doğaldır.


Kur’an:


hüznü yok saymaz.


Peygamberlerin de:


acı ve kayıp yaşadığı anlatılır.


Buradaki uyarı:


yas tutmak değil; gerçekleşmemiş alternatif geçmişi kesin bilgi gibi görüp kendini veya başkasını sonsuza kadar suçlamaktır.


Hüzün ile:


kendini mahveden suçluluk


aynı şey değildir.


1️⃣2️⃣ “Hayat Veren de Öldüren de Allah’tır” Ne Demektir ❓


Ayette:


“vallâhu yuhyî ve yumît”


denir.


Yani:


“Hayat veren de öldüren de Allah’tır.”


Bu, tevhidin:


hayat ve ölüm alanındaki


ifadesidir.


İnsan:


tedavi edebilir.


Birini kurtarabilir.


Bir insan başka bir insanı öldürebilir.


Fakat hayatın:


nihai kaynağı ve ölümün Allah’ın egemenliği dışına çıkmaması


Kur’an’da Allah’a bağlanır.


İnsan:


hayatın mutlak sahibi


değildir.


1️⃣3️⃣ Bir Katil Birini Öldürürse “Allah Öldürdü” Deyip Suçsuz mu Sayılır ❓


Kesinlikle hayır.


Bu ayrım çok önemlidir.


Allah’ın:


hayat ve ölüm üzerindeki nihai egemenliği


insanın ahlaki sorumluluğunu kaldırmaz.


Cinayet işleyen kişi:


kendi iradesiyle yaptığı fiilden:


sorumludur.


Aynı şekilde:


ihmalle birinin hayatını tehlikeye atan kişi de:


sorumluluk taşıyabilir.


Kader, suçun mazereti değildir.


İslamî kader anlayışı:


ahlaki hesabı ortadan kaldırmaz.


1️⃣4️⃣ Bir Ölümden Sonra Hata Varsa Araştırmak Kadere İtiraz mıdır ❓


Hayır.


Bir:


iş kazası,


trafik kazası,


tıbbi hata,


güvenlik ihmali


sonucunda ölüm gerçekleşmişse;


nedenlerini araştırmak:


gereklidir.


“Eceli gelmiş.”


deyip ihmali örtmek:


doğru değildir.


Kader inancı:


adaleti ve sorumluluk araştırmasını


iptal etmez.


Şu iki cümle birlikte doğru olabilir:


“Ölüm Allah’ın takdiri dışında değildir.”


Ve:


“Bu olayda ciddi insan ihmali vardı ve sorumlular hesap vermelidir.”


1️⃣5️⃣ Peki Geçmişte Gerçekten Hata Yaptıysak Ne Yapmalıyız ❓


Önce:


dürüstçe kabul etmek.


Eğer telafi mümkünse:


telafi etmek.


Bir hak ihlali varsa:


gidermek.


Gelecekte aynı hatayı önlemek için:


tedbir almak.


Tövbe gerekiyorsa:


tövbe etmek.


Ama bütün bunlardan sonra insanın:


kendini sonsuza kadar:


“Ben bunu yaptım, artık yaşamaya hakkım yok.”


gibi bir düşünceyle


mahkûm etmesi gerekmez.


Sorumluluk:


dönüşüm üretmelidir.


Sonsuz öz işkence değil.


1️⃣6️⃣ Bu Ayet “Sonradan Bilmişlik” Yanılgısına da İşaret Ediyor Olabilir mi ❓


Genel psikolojik ilkesi açısından evet.


Bir olay bittikten sonra insan:


sonucu bildiği için:


geçmişte yapılması gereken doğru kararın çok açık olduğunu


sanabilir.


“Zaten belliydi.”


der.


Oysa karar verildiği anda:


sonuç henüz bilinmiyordu.


Bugünkü bilgimizi:


dünkü zihnimize yerleştiririz.


Bu yüzden geçmiş kararları değerlendirirken:


şunu sormak gerekir:


“O gün elde hangi bilgiler vardı?”


Bu daha adil bir değerlendirmedir.


1️⃣7️⃣ 155 ve 156. Ayetler Birlikte Nasıl Bir İnsan Psikolojisi Gösteriyor ❓


  1. ayet:

insanın geçmişteki bazı hatalarının:


yeni bir sürçmeye zemin hazırlayabileceğini


göstermişti.


  1. ayet ise:

kayıptan sonra zihnin:


“Böyle olmasaydı…”


düşüncesine kapılmasını ele alır.


Yani iki farklı tehlike vardır:


Geçmiş davranışlar:


bugünkü hatayı etkileyebilir.


Ama bugünkü hatayı analiz ederken:


gerçekleşmemiş geçmiş hakkında:


mutlak kesinlik de üretmemeliyiz.


Bu çok dengeli bir yaklaşım oluşturur.


1️⃣8️⃣ “Allah Yaptıklarınızı Görmektedir” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Geliyor ❓


Ayet:


“vallâhu bimâ ta‘melûne basîr”


diye biter.


Yani:


“Allah yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.”


Bu ifade insanı:


sadece kader hakkında düşünmeye değil;


kendi eylemine


geri getirir.


Sen ölüm zamanını:


kontrol edemeyebilirsin.


Ama yaptığın şeylerden:


sorumlusun.


Allah:


niyetini,


tedbirini,


ihmalini,


samimiyetini,


davranışını


görür.


Böylece kader:


insanı pasifleştiren bir düşünce değil;


sorumluluğun sınırlarını doğru yere koyan bir inanç


hâline gelir.


1️⃣9️⃣ Hayatımızdaki Acı Bir Olayı Değiştiremeyeceğimizi Bildiğimiz Hâlde Neden Yıllarca “Şöyle Olsaydı Kesinlikle Böyle Olmazdı” Diyerek Kendimizi Geçmişin İçinde Tutuyoruz ❓


Âl-i İmrân 156’nın insanın önüne koyduğu en derin sorulardan biri budur.


İnsan geçmişi:


değiştiremez.


Ama zihninde:


defalarca değiştirmeye


çalışabilir.


Bir kapıdan çıkmasaydı.


O yolculuğa gitmeseydi.


O doktoru seçmeseydik.


O gün telefon etseydim.


Beş dakika erken çıksaydık.


O kararı vermeseydim.


Ve zihnimiz her seferinde:


başka bir film


yazar.


Filmin sonunda da:


sevdiğimiz insan:


yaşıyordur.


İşte insanı yakan şey:


bazen yalnız gerçek kayıp değildir.


Gerçekleşmemiş güzel ihtimaldir.


Fakat burada çok önemli bir bilgi sorunu vardır:


Biz yalnız:


gerçekleşmiş dünyayı


biliyoruz.


Diğer senaryoyu:


bilmiyoruz.


“Evde olsaydı kesinlikle ölmezdi.”


cümlesindeki:


“kesinlikle”


kelimesi:


bize ait olmayan bir bilgidir.


Bu, hataları analiz etmeyelim


demek değildir.


Eğer doktor hatası varsa:


araştır.


Eğer güvenlik ihmali varsa:


düzelt.


Eğer senin hatan varsa:


kabul et.


Eğer hak varsa:


hesabını sor.


Bütün bunlar yapılmalıdır.


Fakat bütün araştırma bittikten sonra bile:


insanın önünde bir sınır vardır:


Geçmiş geri gelmez.


İşte iman burada:


insanı geçmişe karşı kayıtsız yapmaz.


Ama geçmişin:


insanı sonsuza kadar esir almasını


engellemeye çalışır.


Belki ayetin:


“Hayat veren de öldüren de Allah’tır.”


cümlesinin en güçlü psikolojik anlamlarından biri:


insanın kendisini:


hayatın ve ölümün mutlak yöneticisi


sanmamasıdır.


Çünkü insan bazen bir yakınını kaybettikten sonra:


neredeyse bütün ölümün sorumluluğunu:


kendi omuzlarına


alabilir.


“Ben kurtarabilirdim.”


Belki gerçekten yapabileceğin bir şey vardı.


Bunu dürüstçe araştır.


Ama şunu da kabul et:


Sen:


Tanrı değilsin.


Her sonucu:


kontrol edemezsin.


Her tehlikeyi:


önceden göremezsin.


Her insanı:


ölümden sonsuza kadar koruyamazsın.


İşte bu farkındalık:


sorumsuzluk değil;


insanın kendi sınırını kabul etmesidir.


Ve belki sağlıklı yasın en zor noktalarından biri de budur:


Sevdiğimiz insan için:


yapabileceğimiz her şeyi yapmak isteriz.


Ama sonunda:


hayatın tamamı:


bizim elimizde değildir.


Bu gerçeği kabul etmek:


acıyı hemen yok etmez.


Ama:


“Ben her şeyi kontrol etmek zorundaydım.”


yükünü hafifletebilir.


Âl-i İmrân 156 bu yüzden hem:


kader


hem de:


insan psikolojisi


üzerine son derece güçlü bir ayettir.


Bize:


geçmişten ders al


der.


Ama:


geçmişte hiç yaşanmamış bir senaryoyu kesin gerçek sanıp kalbini onun içinde yakma.


Çünkü ders çıkarmak:


geleceği değiştirir.


Sonsuz “keşke” ise:


çoğu zaman yalnız:


bugünü tüketir.


Ve belki Âl-i İmrân 156’nın bize bıraktığı en ağır soru şudur:


Geçmişte kaybettiğimiz bir insanı, fırsatı veya hayat parçasını geri getiremeyeceğimizi bildiğimiz hâlde hâlâ “Şöyle yapsaydım kesinlikle her şey farklı olurdu” diyerek kendimizi cezalandırıyor muyuz; yoksa üzerimize düşen dersi alıp kontrol edemediğimiz kısmı artık Allah’a bırakabilecek miyiz?


“Tedbir almak sorumluluktur; fakat bütün sonuçları kontrol ettiğimizi sanmak insanın kendi sınırını unutmasıdır. Âl-i İmrân 156, geçmişten ders çıkarmayı sürdürürken gerçekleşmemiş ihtimallerin ‘kesinlikle’leriyle kalbi yakmamayı, sorumluluğumuzu yerine getirip hayat ile ölümün nihai hükmünü Allah’a bırakmayı öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt