Toni Morrison’ın Caz Romanında Aşk, Kıskançlık Ve Şiddet Nasıl İşlenir
Sevgi Açlığı, Sahiplenme, Travma Ve Yıkıcı Tutku Ne Anlama Gelir
“Aşk, insanı iyileştirebilir; fakat iyileşmemiş bir ruhun elinde aşk bazen şefkat değil, sahiplenme, korku ve yıkıcı bir tutunma biçimine dönüşür.”
- Ersan Karavelioğlu
Toni Morrison’ın Caz romanında aşk, kıskançlık ve şiddet, yalnızca bireysel ilişkilerin dramatik sonucu olarak değil; geçmiş travmaların, ırksal hafızanın, göçle gelen köksüzlüğün, şehir hayatının hızlandırdığı arzuların, kadınlık ve erkeklik krizlerinin iç içe geçtiği karmaşık bir insanlık meselesi olarak işlenir.
Romanın merkezinde görünen olay çok sarsıcıdır: Joe Trace, genç sevgilisi Dorcas’ı öldürür; Joe’nun eşi Violet, Dorcas’ın cenazesinde ölü kıza saldırmaya çalışır. Fakat Morrison bu olayı basit bir “ihanet ve kıskançlık” hikâyesine indirgemez. Ona göre bu şiddetin arkasında çok daha eski, çok daha derin ve çok daha yaralı bir hikâye vardır.
Bu romanda aşk, yalnızca iki insan arasındaki çekim değildir. Aşk bazen sevilme açlığıdır, bazen geçmişte alınamamış şefkatin telafisi, bazen gençliği yeniden yakalama isteği, bazen görülme arzusu, bazen de kaybolan kimliği başkasının gözünde yeniden bulma çabasıdır.
İşte bu yüzden Caz, aşkı romantik bir süs olarak değil; insan ruhunun en tehlikeli, en kırılgan ve en dönüştürücü alanlarından biri olarak anlatır.
Caz Romanında Aşk Neden Basit Bir Romantik Duygu Değildir
Caz romanında aşk, saf, huzurlu ve dengeli bir duygu olarak değil; çoğu zaman eksiklik, travma, arzu, korku ve yalnızlıkla karışmış bir güç olarak görünür. Joe’nun Dorcas’a duyduğu aşk, yüzeyde tutkulu bir ilişki gibi görünse de derinde annesizlik, terk edilme korkusu, yaşlanma kaygısı ve sevilme açlığı taşır.
Violet’ın Joe’ya duyduğu bağlılık da yalnızca evlilik sadakati değildir. Onun içinde görünmezleşme, kadınlığını kaybetme, arzu edilmemiş hissetme ve kendi benliğinin parçalanması vardır.
Dorcas ise aşkı, gençliğin doğal arzusuyla, görülme isteğiyle ve şehir hayatının sunduğu özgürlük hayaliyle yaşar.
Bu yüzden romanda aşk şu soruya dönüşür:
İnsan gerçekten karşısındakini mi sever, yoksa onda kendi eksik kalan yanını mı arar
Morrison’ın cevabı acı ama derindir:
İyileşmemiş insan, aşkın içinde çoğu zaman sevgiliyi değil, kendi kayıp parçasını arar.
Joe’nun Dorcas’a Duyduğu Aşk Ne Anlama Gelir
Joe Trace’in Dorcas’a duyduğu aşk, romanın en tehlikeli duygusal merkezidir. Joe, Dorcas’ı sevdiğini düşünür; fakat bu sevgi, karşısındaki insanı özgürce var eden bir sevgi değildir. Daha çok tutunma, sahip olma, kaybetmekten korkma ve kendi boşluğunu doldurma ihtiyacıdır.
Joe’nun Dorcas’a yönelmesinde şu duygular vardır:
gençliğini geri kazanma arzusu,
annesizlik yarasını telafi etme isteği,
evlilikte kaybettiği canlılığı bulma çabası,
sevilmeye hâlâ değer olduğunu hissetme ihtiyacı,
kendi erkekliğini ve varlığını yeniden doğrulama isteği.
Dorcas, Joe için bir insan olmaktan çıkıp bir anlam nesnesine dönüşür. Onun varlığı Joe’ya kendini canlı hissettirir; onun uzaklaşması ise Joe’nun bütün eski yaralarını yeniden açar.
Joe’nun aşkındaki tehlike şudur:
Sevdiği kişiyi özgür bir ruh olarak değil, kendi eksikliğini kapatan bir hayat desteği olarak görmeye başlar.
Sevgi Açlığı Romanda Nasıl Görünür
Sevgi açlığı, Caz romanının en derin psikolojik temalarından biridir. Karakterler yalnızca aşk aramaz; görülmek, seçilmek, önemsenmek, dokunulmak ve varlıklarının onaylanmasını isterler.
Joe’nun sevgi açlığı çocukluğundan gelir. Annesiz büyümesi, kimlik boşluğu ve terk edilme duygusu onda kapanmamış bir yara bırakır. Dorcas’a yönelmesi bu yüzden yalnızca erotik bir ilgi değildir; geçmişin boşluğuna geç gelen bir cevap arayışıdır.
Violet’ın sevgi açlığı evliliğin içinde oluşur. Joe ile aynı evde yaşar ama içten içe görülmediğini, sevilmediğini, kadın olarak silindiğini hisseder.
Dorcas’ın sevgi açlığı ise gençlik ve kayıp duygusuyla bağlantılıdır. O da görülmek, beğenilmek ve kendi değerini başkasının bakışında hissetmek ister.
Romanın sevgi açlığıyla ilgili en çarpıcı mesajı şudur:
Sevilmek isteyen insan, önce kendi yarasının adını bilmezse, sevgiyi yanlış kapılarda arayabilir.
Kıskançlık Romanda Neden Bu Kadar Yıkıcıdır
Caz romanında kıskançlık, basit bir “birini başkasından kıskanma” duygusu değildir. Kıskançlık, karakterlerin kendi iç eksiklikleriyle karşılaşmasıdır.
Joe için kıskançlık, Dorcas’ı başka biriyle paylaşamama meselesinden daha derindir. Dorcas’ın başka birine yönelmesi, Joe’ya şunu hissettirir:
Ben yine terk edildim. Ben yine seçilmedim. Ben yine yeterli olmadım.
Violet için kıskançlık, Dorcas’ın Joe tarafından sevilmiş olmasıyla sınırlı değildir. Dorcas, Violet’ın kaybettiğini düşündüğü her şeyin simgesidir:
gençlik,
bedensel canlılık,
arzu edilme,
görülme,
kadınlık enerjisi,
yeniden seçilme ihtimali.
Bu yüzden romanda kıskançlık başkasına duyulan öfkeden çok, insanın kendi eksilmişliğine tahammül edememesidir.
Kıskançlığın yıkıcı hâli şudur:
İnsan, kaybettiğini düşündüğü değeri geri kazanmak yerine, onu taşıdığını sandığı kişiyi yok etmeye yönelir.
Joe’nun Şiddeti Nasıl Açıklanır
Joe’nun Dorcas’ı öldürmesi, romanın en karanlık olayıdır. Morrison bu şiddeti asla masumlaştırmaz; fakat onu yalnızca “kıskanç erkek cinayeti” düzeyinde bırakmaz. Joe’nun şiddeti, onun iç dünyasındaki eski yaraların, sahiplenme arzusunun ve terk edilme korkusunun korkunç bir dışavurumudur.
Joe’nun şiddetini hazırlayan katmanlar şunlardır:
| Katman | Açıklama |
|---|---|
| Annesizlik | Kök ve ilk sevgi eksikliği |
| Terk Edilme Korkusu | Dorcas’ın gidişini eski travmanın tekrarı gibi yaşaması |
| Yaşlanma Kaygısı | Dorcas üzerinden gençlik ve canlılık araması |
| Sahiplenme | Sevgiyi özgürlük değil kontrol sanması |
| Kimlik Boşluğu | Kendi varlığını başkasının ilgisiyle doğrulaması |
| Duygusal Olgunlaşmamışlık | Kaybı kabullenemeyip yok etmeye yönelmesi |
Joe’nun şiddeti, sevginin bittiği yerde değil; sevginin sahip olma hırsına dönüştüğü yerde başlar.
Roman bu konuda çok nettir:
Aşk, karşı tarafın özgürlüğünü tanımıyorsa artık aşk değil; tehlikeli bir tutunmadır.
Dorcas’ın Ölümü Neyi Temsil Eder
Dorcas’ın ölümü, yalnızca genç bir kadının trajik sonu değildir. Roman içinde çok daha geniş anlamlar taşır. Dorcas’ın ölümü, gençliğin, arzunun, özgürleşme isteğinin, kadın bedeninin kırılganlığının ve sahiplenici erkek şiddetinin kesiştiği karanlık noktadır.
Dorcas ölürken yalnızca Joe’nun sevgilisi ölmez. Aynı zamanda Joe’nun telafi hayali, Violet’ın rekabet imgesi ve Harlem’in gençlik arzusu da karanlık bir biçimde yaralanır.
Dorcas’ın ölümü şu anlamları taşır:
genç arzunun cezalandırılması,
kadın bedeninin erkek sahiplenmesiyle hedefe dönüşmesi,
özgürlük isteğinin şiddetle kesilmesi,
geçmiş yaraların geleceği yok etmesi,
şehirdeki canlılığın altındaki ölüm gölgesi.
Dorcas’ın trajedisi şudur:
Kendi hayatını yaşamak isteyen genç bir kadın, başkasının iyileşmemiş yarasının kurbanı olur.
Violet’ın Dorcas’a Saldırısı Şiddet Midir
Evet, Violet’ın Dorcas’ın ölü bedenine saldırması da bir şiddet eylemidir. Fakat bu şiddet, Joe’nun cinayetinden farklı bir psikolojik yapıya sahiptir. Violet’ın saldırısı canlı bir bedeni yok etmeye değil; bir imgeyi parçalamaya yöneliktir.
Violet’ın hedefi sadece Dorcas değildir. O aslında şunlara saldırır:
aldatılmışlığına,
görünmezleşmiş kadınlığına,
kaybettiği gençliğine,
Joe’nun arzusundaki yerini kaybetmesine,
kendi içindeki değersizlik hissine,
ölmüş olsa bile hâlâ güçlü görünen rakip imgesine.
Dorcas’ın yüzü, Violet için bir ayna hâline gelir. Violet o yüzde kendisinin artık sahip olmadığını düşündüğü şeyleri görür.
Bu yüzden Violet’ın saldırısı şunu temsil eder:
Kadının içsel parçalanması, bazen başka bir kadının bedenine yönelen sembolik bir öfkeye dönüşebilir.
Morrison burada kadınlar arasındaki kıskançlığı basitleştirmez; onu patriyarkal arzu düzeninin, evlilikte görünmezleşmenin ve kadınlık değerinin başkasının bakışıyla ölçülmesinin sonucu olarak işler.
Aşkın Sahiplenmeye Dönüşmesi Romanda Nasıl Gösterilir
Caz romanında aşkın en tehlikeli dönüşümü sahiplenmedir. Joe, Dorcas’ı severken onun kendi iradesi olan ayrı bir insan olduğunu unutmaya başlar. Dorcas’ın uzaklaşma hakkı, Joe’nun zihninde bir ihanet, bir terk ediliş ve bir varoluş tehdidi hâline gelir.
Sahiplenici aşkın belirtileri romanda şöyle görünür:
karşı tarafın özgürlüğünü kabullenememe,
ayrılığı yok oluş gibi algılama,
sevilen kişiyi kendi eksikliğinin ilacı sanma,
kıskançlığı haklılık gibi yaşama,
sevgi adına kontrol isteme,
kaybı kabullenemeyince şiddete yönelme.
Morrison burada çok evrensel bir ilişki gerçeğini gösterir:
Sevgi, karşı tarafın varlığını büyütüyorsa aşk olabilir; karşı tarafın özgürlüğünü boğuyorsa sahiplenmedir.
Joe’nun trajedisi, bu farkı görememesidir.
Travma Aşkı Nasıl Zehirler
Caz romanında travma, aşkın içine sessizce sızar. Karakterler geçmişte yaşadıkları acıları doğrudan konuşamadıkları için, bu acılar ilişkilerde başka biçimlerde ortaya çıkar.
Joe’nun annesizlik travması, Dorcas’a yapışmasında görünür.
Violet’ın aile ve evlilik travması, Dorcas’a yönelik öfkesinde patlar.
Dorcas’ın kayıp ve gençlik kırılganlığı, tehlikeli ilişkilere açıklığında belirir.
Travma aşkı şu biçimlerde zehirler:
aşırı bağlanma,
terk edilme paniği,
kıskançlık,
kontrol etme isteği,
değersizlik hissi,
karşı tarafı kurtarıcı sanma,
şiddetli duygusal tepkiler,
geçmişi bugünkü kişiye yansıtma.
Romanın travma ve aşk ilişkisine dair en güçlü cümlesi şudur:
İnsan geçmişte yaralandığı yerden sevmeye kalkarsa, sevgisi de o yaranın biçimini alabilir.

Caz Romanında Erkeklik Krizi Nasıl İşlenir
Joe’nun karakteri üzerinden romanda güçlü bir erkeklik krizi işlenir. Joe yaşlanmaktadır, evliliğinde canlılık kaybolmuştur, geçmişinde annesizlik ve köksüzlük vardır. Dorcas ile ilişkisi ona yeniden güçlü, arzulanır ve canlı hissettirir.
Fakat Dorcas’ın başka bir genç erkeğe yönelmesi, Joe’nun erkeklik algısında büyük bir çöküş yaratır. Bu yalnızca romantik yenilgi değildir; onun için erkek olarak seçilmemek, yaşlılıkla yüzleşmek, kontrolü kaybetmek ve varlığının değersizleşmesi anlamına gelir.
Romanda erkeklik krizi şu biçimde görünür:
sevgi yerine sahiplenme,
kayıp yerine öfke,
yas yerine şiddet,
duygusal acıyı konuşmak yerine eyleme dökmek,
kadının seçim hakkını tehdit olarak görmek.
Morrison bu noktada erkekliğin karanlık bir biçimini gösterir:
Kendi kırılganlığını kabul edemeyen erkeklik, bazen başkasının hayatını kontrol ederek güçlü görünmeye çalışır.

Kadınlık Yaralanması Romanda Nasıl Görünür
Violet ve Dorcas üzerinden romanda kadınlık çok katmanlı biçimde işlenir. Violet yaşlanan, evlilik içinde görülmeyen, kadınlığının canlılığını kaybettiğini hisseden bir figürdür. Dorcas ise genç, arzulanmak isteyen, şehirde kendi kimliğini kurmaya çalışan bir figürdür.
Bu iki kadın aslında düşman olmak zorunda değildir. Fakat aynı erkek arzusunun içinde birbirlerinin karşısına yerleştirilirler. Violet, Dorcas’ı rakip olarak görür; Dorcas ise Violet’ın hayatındaki boşluğun içine farkında olmadan girer.
Kadınlık yaralanması şu noktalarda görünür:
kadının değerinin arzulanmayla ölçülmesi,
gençlik ve yaşlılık karşıtlığı,
kadınların birbirine rakip hâle getirilmesi,
evlilik içinde görünmezleşme,
kadın bedeninin arzu ve şiddet alanına dönüşmesi,
kadının kendi kimliğini başkasının bakışında araması.
Morrison’ın güçlü mesajı şudur:
Kadınlar arasındaki çatışmanın altında çoğu zaman erkek arzusunun, toplumsal beklentilerin ve görünmezleşme korkusunun kurduğu derin bir düzen vardır.

Dorcas’ın Gençlik Arzusu Nasıl Anlaşılmalıdır
Dorcas, gençtir ve şehir hayatının sunduğu canlılığa açıktır. Müzik, dans, kıyafet, bakışlar, beğenilme, görülme ve seçilme onun dünyasında önemlidir. Bu yüzden Joe ile ilişkisi başta ona ilgi ve değer hissi verebilir.
Fakat Dorcas’ın arzusu sabit değildir. Gençliğin doğal hareketiyle başka yönlere akmak ister. Bu, Joe için yıkıcı olsa da Dorcas açısından kendi yaşına, çevresine ve kimlik arayışına uygun bir harekettir.
Dorcas’ın gençlik arzusu şunları içerir:
görülmek,
beğenilmek,
kendi bedenini hissetmek,
şehirde yer edinmek,
romantik heyecan yaşamak,
özgür seçim yapabilmek,
yaşıtlarının dünyasına ait olmak.
Morrison, Dorcas’ı yargılamaz. Onun kırılganlığını ve hatalarını gösterir ama insaniliğini korur.
Dorcas’ın gençlik arzusu şunu anlatır:
Genç insan sevilmek ister; fakat bu istek onu başkasının karanlık yarasına mahkûm etmemelidir.

Romanda Şiddet Sadece Fiziksel Midir
Hayır. Caz romanında şiddet yalnızca fiziksel değildir. Fiziksel şiddet en görünür olandır: Joe’nun Dorcas’ı öldürmesi, Violet’ın Dorcas’ın ölü bedenine saldırması. Fakat romanın derininde başka şiddet biçimleri de vardır.
Romandaki şiddet türleri:
| Şiddet Türü | Romandaki Görünümü |
|---|---|
| Fiziksel Şiddet | Cinayet, bedene saldırı |
| Duygusal Şiddet | İhmal, görünmezleştirme, terk edilme |
| Psikolojik Şiddet | Takıntı, kontrol, içsel parçalanma |
| Tarihsel Şiddet | Irkçılık, göç travması, kölelik sonrası hafıza |
| Toplumsal Şiddet | Kadın bedeni ve siyah kimlik üzerindeki baskılar |
| Sessizlik Şiddeti | Konuşulmayan acıların ilişkilere zarar vermesi |
Bu çok önemlidir. Çünkü Morrison, cinayeti tek başına ele almaz. O cinayetin arkasındaki görünmez şiddet iklimini de gösterir.
Romanın şiddet anlayışı şudur:
Fiziksel şiddet çoğu zaman daha önce konuşulmayan, görülmeyen ve iyileştirilmeyen şiddetlerin son patlamasıdır.

Aşk Ve Ölüm Arasındaki Bağ Nasıl Kurulur
Caz romanında aşk ile ölüm birbirine çok yakın durur. Dorcas, bir aşk ilişkisi içinde öldürülür. Violet, ölü bir bedene saldırarak kendi evlilik acısını dışa vurur. Joe’nun aşkı, ölümcül bir sahiplenmeye dönüşür.
Bu bağ, romanın karanlık sorusunu ortaya çıkarır:
Bir insan sevdiğini söylediği kişiyi nasıl yok edebilir
Morrison bu soruya basit cevap vermez. Fakat şunu gösterir:
Sevgi, karşındakinin ayrı bir hayatı olduğunu kabul etmediğinde, aşk ölümcül bir kontrol arzusuna dönüşebilir.
Aşk ile ölüm arasındaki bağ şu biçimlerde kurulur:
kaybetme korkusu,
sahip olma arzusu,
terk edilmeye tahammülsüzlük,
benlik çöküşü,
gençliğin yok oluşu,
bedenin arzu ve şiddet alanına dönüşmesi.
Caz romanında aşk, ölümle gölgelenir; çünkü karakterler sevmeyi iyileşmiş bir yerden değil, yaralı bir yerden denerler.

Caz Müziği Aşk Ve Şiddet Temasını Nasıl Derinleştirir
Caz müziği romanın hem biçimini hem duygusal atmosferini belirler. Caz; tutku, ritim, doğaçlama, kırılma, tekrar ve yoğun duyguyla ilişkilidir. Bu özellikler romandaki aşk ve şiddet temasını derinleştirir.
Joe’nun tutkusu bir caz solosu gibi yükselir ama kontrolünü kaybeder.
Violet’ın öfkesi beklenmedik bir ritim kırılması gibi patlar.
Dorcas’ın gençliği kısa, parlak ve kırılgan bir melodi gibi duyulur.
Harlem’in müziği arzuyu büyütür ama acıyı da taşır.
Caz estetiği şu gerçeği anlatır:
Hayat düz bir melodi değildir; kırılır, tekrar eder, sapar, doğaçlar ve bazen en acı notadan en derin anlamı çıkarır.
Romanın aşk ve şiddet yapısı da böyledir. Tek bir sebep yoktur; birçok ses, birçok yara, birçok ritim bir araya gelir.

Morrison Şiddeti Haklı Gösterir Mi
Hayır. Toni Morrison, Joe’nun şiddetini haklı göstermez. Fakat Morrison’ın edebi gücü, karakterleri yalnızca ahlaki etiketlerle kapatmamasındadır. Joe’nun suçunu gösterirken, onu o suça götüren duygusal, tarihsel ve psikolojik yolları da açar.
Bu, şiddeti mazur göstermek değildir. Tam tersine, şiddetin köklerini anlamaya çalışmaktır.
Morrison’ın yaklaşımı şudur:
Şiddeti anlamak, onu affetmek değildir; onu mümkün kılan yaraları, yapıları ve suskunlukları görünür kılmaktır.
Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü roman, okuru hem etik hem psikolojik olarak zorlar.
Okur Joe’ya yalnızca “katil” diyebilir; ama Morrison şunu sorar:
Bu katilin içinde hangi çocuk yarası, hangi terk edilme korkusu, hangi tarihsel kırılma ve hangi erkeklik krizi vardı
Bu soru suçu silmez; fakat insan ruhunun karanlığını daha doğru görmeyi sağlar.

Aşk Romanda İyileşebilir Mi
Caz romanı karanlık bir hikâye anlatsa da tamamen umutsuz değildir. Joe ve Violet’ın romanın sonlarına doğru yeniden konuşabilmesi, birbirlerini başka türlü görmeye başlaması ve Felice’in hikâyeye yeni bir ses getirmesi iyileşme ihtimalini doğurur.
İyileşme, Dorcas’ın ölümünü geri almaz. Joe’nun suçunu silmez. Violet’ın yarasını tamamen yok etmez. Fakat karakterlerin aynı acıyı başka türlü anlamasına imkân verir.
Romanda iyileşme şunlarla mümkün olur:
hikâyeyi yeniden anlatmak,
sessizliği kırmak,
karşıdakini insan olarak görmek,
geçmişi inkâr etmemek,
travmayı sahiplenmek,
suçu romantikleştirmemek,
aşkı sahiplenmeden ayırmak.
Romanın umutlu mesajı şudur:
Aşk, sahiplenme olmaktan çıkıp tanıma, dinleme ve yüzleşme hâline gelirse iyileşmeye başlayabilir.

Caz Romanı Aşk Hakkında Ne Öğretir
Caz romanı aşk hakkında çok derin ve rahatsız edici dersler verir. Bu dersler romantik değil; gerçekçidir.
Roman bize şunu öğretir:
Aşk, iyileşmemiş yaraların yerine konamaz.
Sevgi, karşı tarafı özgür bırakmadığında sahiplenmeye dönüşür.
Kıskançlık çoğu zaman başkasına değil, kendi eksikliğimize duyduğumuz öfkedir.
Travma konuşulmazsa ilişkilerde tekrar eder.
Kadınlık ve erkeklik yaraları aşkın içinde patlayabilir.
Şiddeti anlamak, onu haklı görmek değildir.
İyileşme, acıyı inkâr etmekle değil; onu doğru adlandırmakla başlar.
Caz romanının aşk hakkındaki en güçlü cümlesi şudur:
Sevgi, insanı tamamlaması için başkasına yüklenen bir görev değil; iki eksik insanın birbirini yok etmeden görebilme cesaretidir.

Son Söz Caz Romanında Aşk, Kıskançlık Ve Şiddet Neden Bu Kadar Sarsıcıdır
Toni Morrison’ın Caz romanında aşk, kıskançlık ve şiddet, insan ruhunun en kırılgan bölgelerinde dolaşır. Roman, aşkı güzel bir duygu olarak inkâr etmez; fakat aşkın içine karışan sevilme açlığını, terk edilme korkusunu, sahiplenme arzusunu, kadınlık yarasını, erkeklik krizini ve geçmiş travmalarını büyük bir açıklıkla gösterir.
Joe, Dorcas’ı sever; fakat bu sevgi onun özgürlüğünü kabul edemez. Violet, Joe’ya bağlıdır; fakat ihanet ve görünmezlik hissi onu ölü bir genç kızın yüzüne saldıracak kadar parçalar. Dorcas, görülmek ve yaşamak ister; fakat başkasının karanlık tutkusunun hedefi olur.
Bu üçlü hikâye, aşkın en tehlikeli yanını açığa çıkarır:
İnsan kendi yarasını tanımadan sevdiğinde, karşısındakini sevmek yerine ondan kendi eksikliğini onarmasını bekleyebilir.
Morrison’ın büyüklüğü, bu karanlık hikâyeyi yalnızca acı olarak bırakmamasıdır. Caz müziğinin ritmiyle, çok sesli anlatıyla ve karakterlerin parçalı hafızasıyla bu trajediyi insan ruhunun derin bir incelemesine dönüştürür.
Bu yüzden Caz, aşkı masal gibi değil; yara, ritim, arzu, suç, yas ve iyileşme ihtimaliyle birlikte anlatan büyük bir romandır.
“Caz romanında aşk, insanın kalbinde başlayan ama geçmişin yaralarıyla karışınca kıskançlığa, sahiplenmeye ve şiddete dönüşebilen kırık bir melodidir.”
- Ersan Karavelioğlu