📚 Toni Morrison’ın Caz Romanında Anlatıcı Ve Çok Seslilik Nasıl Kurulur ❓ Güvenilmez Anlatım, Hafıza, Ritim Ve Caz Estetiği Nasıl İşler ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
49,497
2,724,351
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📚 Toni Morrison’ın Caz Romanında Anlatıcı Ve Çok Seslilik Nasıl Kurulur ❓ Güvenilmez Anlatım, Hafıza, Ritim Ve Caz Estetiği Nasıl İşler ❓


“Bir roman bazen tek bir ağızdan konuşmaz; şehirden, geçmişten, ölülerden, yaralardan ve susmuş kalplerden yükselen çok sesli bir iç müzik hâline gelir.”
- Ersan Karavelioğlu

Toni Morrison’ın Caz romanında anlatıcı ve çok seslilik, eserin en önemli edebi gücünü oluşturur. Roman, basit bir olay örgüsünü düz çizgide anlatmaz. Bunun yerine, tıpkı bir caz parçası gibi aynı temaya tekrar tekrar döner, farklı karakterlerin iç sesleriyle yeni anlamlar üretir, anlatıcının bilgisini sorgulatır ve okuru hikâyenin pasif izleyicisi değil, aktif yorumcusu hâline getirir.


Bu romanda anlatıcı, yalnızca “olanları aktaran” bir ses değildir. Anlatıcı bazen şehir gibi konuşur, bazen dedikodu yapan bir komşu gibidir, bazen her şeyi biliyor sanır, bazen de yanıldığını fark eden bir bilinç hâline gelir. İşte bu yüzden Caz, yalnızca karakterleriyle değil, anlatım biçimiyle de unutulmazdır.


Morrison’ın bu romandaki ustalığı şuradadır:


Hikâyeyi anlatmakla yetinmez; hikâyenin nasıl anlatıldığını da romanın ana meselesi hâline getirir.


1️⃣ Caz Romanında Anlatıcı Neden Bu Kadar Önemlidir ❓


Caz romanının anlatıcısı, eserin merkezindeki en gizemli ve en güçlü unsurlardan biridir. Çünkü okur, roman boyunca yalnızca Joe, Violet ve Dorcas’ın hikâyesini değil; aynı zamanda bu hikâyeyi anlatan sesin nasıl düşündüğünü, nasıl yanıldığını, nasıl varsayımlar yaptığını ve nasıl değiştiğini de izler.


Bu anlatıcı ilk bakışta her şeyi biliyor gibi görünür. Olayları rahatça aktarır, karakterlerin geçmişine girer, onların davranışlarını yorumlar. Fakat roman ilerledikçe anlatıcının kesin sandığı şeylerin aslında eksik, kırılgan ve yoruma açık olduğu anlaşılır.


Bu durum çok önemlidir. Çünkü Morrison okura şunu gösterir:


Bir insanın hikâyesi, tek bir bakış açısıyla tamamen kavranamaz.


Anlatıcı, bu yüzden yalnızca bir rehber değildir. Aynı zamanda romanın içinde sorgulanan bir bilinçtir.


2️⃣ Güvenilmez Anlatıcı Ne Demektir ❓


Güvenilmez anlatıcı, anlattığı olayları tamamen doğru, tarafsız veya eksiksiz aktarmayan anlatıcıdır. Bu anlatıcı bazen bilerek yanıltır, bazen eksik bilir, bazen önyargılıdır, bazen de kendi yorumunu gerçek sanır.


Caz romanında anlatıcı bu anlamda çok ilginçtir. Çünkü anlatıcı kötü niyetli değildir; fakat her şeyi bildiğini sanırken bazı şeyleri yanlış yorumlar. Karakterlerin duygu dünyasını tahmin eder, olayları birleştirir, boşlukları doldurur. Ancak roman ilerledikçe anlatıcının da öğrenen, yanılan ve değişen bir ses olduğu görülür.


Bu teknik, romanın temel düşüncesiyle uyumludur:


Hafıza güvenilir değildir. Anlatı tamamlanmış değildir. İnsan ruhu tek bir açıklamayla çözülemez.


Bu nedenle okur, anlatıcıya tamamen teslim olamaz. Onu dinler ama sorgular.


3️⃣ Anlatıcı Şehir Gibi Nasıl Konuşur ❓


Caz romanında anlatıcı çoğu zaman Harlem’in sesi gibi duyulur. Sanki şehir kendi sokaklarından, apartmanlarından, pencerelerinden, dedikodularından ve müzikli gecelerinden konuşmaktadır.


Bu anlatıcı, yalnızca bireysel bir bilinç gibi değil; kolektif bir şehir hafızası gibi çalışır. Harlem’de olanları bilir gibi davranır. İnsanların ne yaptığını, ne hissettiğini, kimlerin kime baktığını, hangi sokakta ne konuşulduğunu anlatır.


Şehir, romanda yalnızca mekân değildir. O, neredeyse canlı bir varlıktır:


gözler,
duyar,
fısıldar,
hatırlar,
kışkırtır,
saklar,
açığa çıkarır.


Bu yüzden anlatıcı da Harlem’in ritmini taşır. Onun sesi düz değil, dalgalıdır. Bazen hızlı, bazen yavaş, bazen emin, bazen kararsızdır.


Harlem’in anlatıcıya verdiği ana duygu şudur:


Şehir, insanların yalnızca yaşadığı yer değil; hikâyelerinin de konuşmaya başladığı yerdir.


4️⃣ Çok Seslilik Nedir ❓


Çok seslilik, bir romanda tek bir mutlak ses yerine, farklı karakterlerin, bakış açılarının, duyguların, hafızaların ve yorumların birlikte var olmasıdır.


Caz romanında çok seslilik çok güçlüdür. Çünkü roman yalnızca anlatıcının sesiyle sınırlı değildir. Joe’nun geçmişi, Violet’ın kırılması, Dorcas’ın arzuları, Alice’in korkuları, Felice’in tanıklığı ve Harlem’in kolektif sesi roman içinde farklı tonlar oluşturur.


Bu çok seslilik sayesinde okur şunu fark eder:


Her karakter aynı olayı başka bir yara, başka bir arzu ve başka bir hafızayla yaşar.


Bu nedenle Caz’da tek bir gerçek yoktur; gerçeğin parçaları vardır. Morrison bu parçaları bir araya getirir ama onları tamamen düzleştirmez.


Romanın çok sesli yapısı şunu söyler:


Hakikat, bazen tek bir ağızdan değil; birbirini tamamlayan kırık seslerden duyulur.


5️⃣ Caz Müziğiyle Çok Seslilik Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓


Caz müziğinde bir ana tema vardır; fakat bu tema farklı enstrümanlar tarafından farklı biçimlerde yorumlanır. Saksafon başka konuşur, piyano başka cevap verir, kontrbas alttan başka bir ritim kurar, davul zamanı başka türlü böler.


Morrison’ın romanı da böyle çalışır.


Ana olay bellidir:


Joe, Dorcas’ı öldürür. Violet cenazede Dorcas’ın yüzüne saldırır.


Fakat roman bu olayı tek bir çizgide anlatmaz. Aynı olaya farklı karakterlerin geçmişinden, duygusundan ve hafızasından tekrar tekrar döner.


Bu, caz müziğindeki doğaçlamaya benzer.


Caz MüziğindeCaz Romanında
Ana temaJoe, Violet ve Dorcas üçgeni
DoğaçlamaOlayın farklı bakışlarla yeniden kurulması
TekrarAynı acının farklı yerlerden anlatılması
Ritim kırılmasıZamanın ileri-geri hareket etmesi
Çoklu enstrümanÇoklu karakter sesi
SessizlikSöylenmeyen travmalar

Romanın yapısı bu yüzden müziğe benzer:


Her karakter aynı acının başka bir notasını çalar.


6️⃣ Roman Neden Düz Zamanla Anlatılmaz ❓


Caz romanında zaman çizgisel değildir. Roman geçmişe döner, bugünden kopar, anıların içine girer, sonra tekrar Harlem’in şimdisine gelir.


Bu zaman kırılması rastgele değildir. Morrison bunu bilinçli yapar. Çünkü insan hafızası da düz çalışmaz. Özellikle travma yaşayan insanların belleği çoğu zaman parçalıdır. Bir olay başka bir anıyı çağırır, bir yüz eski bir yarayı açar, bir ses geçmişte kalan bir acıyı bugüne getirir.


Caz romanında zamanın kırılması şunu gösterir:


Geçmiş bitmiş değildir; karakterlerin içinde bugünü belirlemeye devam eder.


Joe’nun çocukluğu Dorcas cinayetinde yankılanır. Violet’ın geçmişi cenazedeki davranışında ortaya çıkar. Dorcas’ın kayıpları onun gençlik arzusunu şekillendirir.


Bu yüzden Morrison zamanı düz anlatmaz. Çünkü karakterlerin ruhu da düz değildir.


7️⃣ Anlatıcı Nasıl Yanılır ❓


Caz romanındaki anlatıcı, bazı karakterleri başta kendi tahminleriyle anlatır. Onların ne düşündüğünü, neden böyle davrandığını bildiğini sanır. Fakat roman ilerledikçe bazı şeylerin o kadar basit olmadığı anlaşılır.


Bu yanılma çok önemlidir. Çünkü Morrison burada anlatıcının bile insan ruhunun karmaşıklığı karşısında yetersiz kalabileceğini gösterir.


Anlatıcının yanılması okura şu dersi verir:


Bir insanı anlamak için onun hakkında konuşmak yetmez; onun sustuğu yerleri de duymak gerekir.


Bu teknik aynı zamanda etik bir okuma biçimi öğretir. Okur, karakterleri hemen yargılamamalıdır. Çünkü ilk anlatılan şey, her zaman son gerçek değildir.


Caz romanı böylece okura şunu söyler:


Hikâyeyi erken kapatma. İnsan ruhu ilk bakışta anlaşılmaz.


8️⃣ Joe’nun Sesi Romanda Nasıl Duyulur ❓


Joe Trace’in sesi, romanın en yaralı erkek seslerinden biridir. O, Dorcas’ı öldüren kişidir; fakat Morrison onu yalnızca katil olarak bırakmaz. Onun geçmişine, annesizlik yarasına, sevgi açlığına ve kimlik eksikliğine girer.


Joe’nun sesi romanda doğrudan ve dolaylı biçimlerde duyulur. Anlatıcı onun geçmişini kurar, anıları açılır, içindeki boşluk ortaya çıkar.


Joe’nun sesi şunu taşır:


Ben sevilmedim. Ben bulunmadım. Ben annemin bakışında tamamlanmadım. Bu yüzden sevdiğimde tutunmayı aşk sandım.


Bu çok tehlikeli ama çok insani bir yaradır. Morrison, Joe’nun suçunu aklamaz; fakat onun suçunun arkasındaki insani kırılmayı görünür kılar.


Joe’nun sesi, caz yapısında ağır ve hüzünlü bir bas çizgisi gibidir:


Derinden gelir, kolay duyulmaz; ama bütün parçanın altında titreşir.


9️⃣ Violet’ın Sesi Romanda Nasıl Kurulur ❓


Violet’ın sesi romanda parçalanmış bir kadınlık hâliyle duyulur. O, konuşan ama aynı zamanda susmuş, yaşayan ama kendi içinde donmuş, evli ama sevgi bakımından yalnızlaşmış bir kadındır.


Violet’ın Dorcas’ın cenazesinde ölü bedene saldırması, onun sesinin en sert patlamasıdır. Bu sahne, Violet’ın yıllarca söyleyemediği şeylerin bedensel bir çığlığa dönüşmesidir.


Violet’ın sesi şunu anlatır:


Ben görünmedim. Ben unutuldum. Ben yalnızca eş değil, kadın olarak da silindim.


Morrison, Violet’ın iç dünyasını yalnızca kıskançlıkla açıklamaz. Onun acısı daha derindir. Violet, Dorcas’ta kendi kaybettiği gençliğini, arzulanma hissini ve canlılığını görür.


Violet’ın sesi romanda kırık bir trompet gibidir:


Keskin çıkar, acı verir, ama altında büyük bir yalnızlık taşır.


1️⃣0️⃣ Dorcas’ın Sesi Neden Önemlidir ❓


Dorcas, romanın merkezindeki ölü genç kızdır. Fakat Morrison onu sadece kurban olarak bırakmaz. Dorcas’ın arzuları, seçimleri, gençliği, korkuları ve özgürlük isteği romanın çok sesli yapısında önemli bir yer tutar.


Dorcas’ın sesi, gençliğin hem canlı hem kırılgan ritmini taşır. O görülmek ister, beğenilmek ister, hayatı hissetmek ister. Joe’nun sevgisi başta ona değerli hissettirebilir; fakat sonra bu sevgi ağırlaşır, boğucu hâle gelir.


Dorcas’ın sesi şunu söyler:


Ben yaşamak istedim. Seçilmek istedim. Gençliğimi hissetmek istedim. Ama başkasının yarasına ilaç olacak kadar büyük değildim.


Bu, romanda çok önemli bir noktadır. Dorcas, Joe’nun geçmiş yarasını iyileştiremez. Hiçbir genç kız, yaşlı bir adamın çocukluk boşluğunu doldurmak zorunda değildir.


Dorcas’ın sesi cazda kısa ama keskin bir solo gibidir:


Bir an parlar, sonra acı bir sessizliğe dönüşür.


1️⃣1️⃣ Alice Manfred’in Sesi Ne Anlatır ❓


Alice Manfred, Dorcas’ın teyzesidir ve romanda ahlak, korku, koruma ve yas duygusunu temsil eden önemli bir kadın sesidir.


Alice, genç kadınların şehirde tehlikeye açık olduğunu bilir. Harlem’in müzikli, hareketli, arzu dolu dünyasını hem çeker hem tehdit olarak görür. Dorcas’ı korumak ister; fakat onu tamamen anlayamaz.


Alice’in sesi şunu taşır:


Ben korumak istedim. Ama korkuyla kurulan koruma, bazen gençliğin içindeki ateşi anlayamaz.


Alice ile Violet arasındaki ilişki de önemlidir. Çünkü bu iki kadın, Dorcas’ın ölümü üzerinden birbirlerine yaklaşır. Biri ölen kızın yakınıdır, diğeri katilin karısıdır. Buna rağmen aralarında tuhaf, kırılgan ve insani bir bağ oluşur.


Bu bağ, romanın iyileşme ihtimallerinden biridir.


1️⃣2️⃣ Felice’in Sesi Neden İyileştiricidir ❓


Felice, romanın sonunda daha belirginleşen genç bir sestir. O, Dorcas’ın arkadaşıdır ve hikâyeye yeni bir tanıklık getirir.


Felice’in sesi, romanın çok sesli yapısında önemli bir dönüşüm sağlar. Çünkü o, geçmişin tamamen kapanmadığını ama yeniden anlatılabileceğini gösterir.


Felice, Joe ve Violet ile ilişki kurarak hikâyeye başka bir kapı açar. Onun gelişi, yalnızca bilgi getirmez; aynı zamanda iyileşme ihtimalini de getirir.


Felice’in romandaki önemi şudur:


O, ölü bir hikâyeye yeni bir ses ekler.


Bu ses sayesinde Joe ve Violet’ın ilişkisi de başka bir biçimde nefes almaya başlar.


Felice’in sesi, cazın sonunda gelen umutlu bir tema gibidir:


Acı bitmemiştir; ama artık başka türlü çalınabilir.


1️⃣3️⃣ Hafıza Romanda Nasıl Çalışır ❓


Caz romanında hafıza, düzenli ve güvenilir bir arşiv değildir. Daha çok parçalı, duygusal, eksik, yaralı ve değişken bir yapıdır.


Karakterler geçmişi olduğu gibi hatırlamaz. Onu duygularıyla, eksikleriyle, arzularıyla ve travmalarıyla yeniden kurarlar.


Romanda hafıza:


geri döner,
yanıltır,
eksik bırakır,
acıtır,
kimliği kurar,
ilişkileri bozar,
iyileşme imkânı da sunar.


Morrison’ın hafıza anlayışı şunu söyler:


Geçmiş yalnızca hatırlanan şey değil; insanın bugün nasıl sevdiğini, nasıl korktuğunu ve nasıl suskun kaldığını belirleyen görünmez güçtür.


Bu yüzden roman, geçmişi açıklama olarak değil, yaşayan bir varlık gibi kullanır.


1️⃣4️⃣ Caz Estetiği Romanda Nasıl İşler ❓


Caz estetiği, romanda hem biçim hem duygu hem de tarih düzeyinde işler. Morrison cazı yalnızca müzik olarak anlatmaz; cazı bir düşünme ve anlatma biçimine dönüştürür.


Caz estetiğinin romandaki özellikleri şunlardır:


doğaçlama,
tekrar,
kırık ritim,
çoklu ses,
beklenmedik geçiş,
ana temanın farklı yorumları,
sessizliklerin anlam kazanması,
acıdan güzellik üretme.


Bu son madde çok önemlidir. Caz müziği, tarihsel olarak siyah acısının, hayatta kalma gücünün ve yaratıcı dönüşümün sesidir. Morrison da romanında benzer bir şey yapar:


Travmayı düz anlatmaz; onu ritme, sese, tekrar ve varyasyona dönüştürür.


Romanın caz estetiği şunu anlatır:


Kırılmış hayatlar bile yeni bir ritim bulabilir.


1️⃣5️⃣ Sessizlikler Romanda Neden Önemlidir ❓


Caz romanında yalnızca konuşulanlar değil, konuşulmayanlar da önemlidir. Karakterlerin sakladıkları, bastırdıkları, söyleyemedikleri ve kendilerine bile itiraf edemedikleri şeyler anlatının derinliğini oluşturur.


Joe annesizliğini tam olarak dile getiremez. Violet kendi iç çöküşünü uzun süre açıklayamaz. Dorcas gerçek korkularını tam anlatamaz. Alice kaybetme korkusuyla konuşur ama bazı şeyleri duyamaz.


Sessizlik romanda şunu temsil eder:


travma,
utanç,
arzu,
korku,
yas,
kadınlık yarası,
erkeklik kırılması,
geçmişin bastırılmış sesi.


Caz müziğinde duraklamalar nasıl notalar kadar önemliyse, Morrison’ın romanında da sessizlikler sözcükler kadar önemlidir.


Bu romanın sessizlikle ilgili mesajı şudur:


Bazen en büyük hikâye, karakterin söyleyemediği yerde başlar.


1️⃣6️⃣ Roman Okuru Nasıl Aktif Hâle Getirir ❓


Caz romanı okurdan kolay bir takip beklemez. Okur, parçaları birleştirmek zorundadır. Çünkü Morrison hikâyeyi tek tek açıklayıp kapatmaz; okura boşluklar bırakır.


Okur şu sorularla romanın içine çekilir:


Anlatıcı doğru mu söylüyor ❓
Joe gerçekten sadece kıskançlık yüzünden mi öldürdü ❓
Violet’ın öfkesi kime yönelmişti ❓
Dorcas ne istedi ❓
Harlem özgürleştirici mi, yoksa yutucu mu ❓
Geçmiş anlatılınca iyileşir mi ❓



Bu soruların kesin ve tek cevabı yoktur. Okur, romanı anlamak için tıpkı caz dinler gibi dikkat kesilmelidir.


Morrison okura şunu yaptırır:


Dinle, bekle, geri dön, başka sesi duy, ilk yargını değiştir.


Bu, romanın en büyük edebi başarılarından biridir.


1️⃣7️⃣ Anlatıcı Romanın Sonunda Nasıl Değişir ❓


Caz romanında anlatıcı yalnızca karakterleri anlatmaz; kendisi de bir tür değişim yaşar. Başta daha emin, daha yorumlayıcı, daha kontrol sahibi görünen anlatıcı, roman ilerledikçe yanılabileceğini kabul eden bir sese dönüşür.


Bu dönüşüm çok anlamlıdır. Çünkü anlatıcı bile karakterleri tamamen çözemiyorsa, okur da insan ruhuna daha alçakgönüllü yaklaşmalıdır.


Anlatıcının değişimi şunu temsil eder:


Hikâye anlatmak, başkaları üzerinde mutlak hakimiyet kurmak değil; onların bilinmezliğine saygı duymayı öğrenmektir.


Bu yüzden romanın sonunda anlatıcı, yalnızca anlatan değil; öğrenen bir varlık hâline gelir.


Morrison burada edebiyatın ahlakını kurar:


Başkasının hikâyesini anlatırken bile tevazu gerekir.


1️⃣8️⃣ Caz Romanında Çok Seslilik Ne Öğretir ❓


Caz romanındaki çok seslilik okura yalnızca estetik bir deneyim sunmaz. Aynı zamanda insanı anlamanın ahlaki bir yolunu da öğretir.


Çok seslilik bize şunu gösterir:


Kimse yalnızca yaptığı en kötü şeyden ibaret değildir.
Kimse yalnızca kurban değildir.
Kimse tamamen anlaşılmış değildir.
Her insanın içinde başka zamanlardan gelen sesler vardır.
Her hikâye, anlatılma biçimine göre değişir.



Bu yüzden Caz, okura yargıdan önce dinlemeyi öğretir.


Romanın çok sesli yapısının en büyük mesajı şudur:


İnsan ruhu tek sesli değildir; içinde geçmişin, arzunun, korkunun, sevginin, suçun ve iyileşme ihtimalinin sesleri aynı anda konuşur.


1️⃣9️⃣ Son Söz Toni Morrison’ın Caz Romanında Anlatıcı Ve Çok Seslilik Neden Unutulmazdır ❓


Toni Morrison’ın Caz romanında anlatıcı ve çok seslilik, romanı sıradan bir aşk, ihanet ve cinayet hikâyesi olmaktan çıkarır. Morrison, bu eserde olaydan çok olayın nasıl hatırlandığını, karakterden çok karakterin hangi seslerle kurulduğunu, geçmişten çok geçmişin bugüne hangi ritimle döndüğünü anlatır.


Anlatıcı her şeyi bilen bir otorite gibi başlar; fakat zamanla onun da yanılabileceği anlaşılır. Karakterler tek tek konuşur, şehir konuşur, hafıza konuşur, sessizlik konuşur. Joe’nun yarası, Violet’ın kırılması, Dorcas’ın gençliği, Alice’in korkusu ve Felice’in iyileştirici tanıklığı bir caz parçasının farklı enstrümanları gibi birleşir.


Bu roman bize şunu öğretir:


Bir hikâye tek sesle anlatıldığında eksik kalır; insan ruhunun gerçeği, ancak çok sesli bir anlatının içinde duyulabilir.


Morrison’ın dehası, caz müziğinin estetiğini roman biçimine dönüştürmesindedir. Roman ritimle ilerler, tekrarlarla derinleşir, doğaçlamayla genişler ve sessizliklerle anlam kazanır.


Bu yüzden Caz, yalnızca okunacak bir roman değildir. O, dikkatle dinlenmesi gereken edebi bir müziktir.


“Toni Morrison’ın Caz romanında anlatıcı, hikâyeyi yöneten bir ses değil; geçmişin, şehrin, arzunun ve yaralı ruhların arasında doğaçlama yapan edebi bir müzisyendir.”
- Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt