Meryem Suresi 88. Ayette “Rahmân Çocuk Edindi Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Meryem 88, Allah hakkında kurulabilecek en temel yanlışlardan birine karşı tevhidin sınırını çizer: Yaratan, yaratılmışların ihtiyaçlarıyla ve soy ilişkileriyle açıklanamaz. Allah’ın çocuğa, devam edecek bir nesle veya kendisini tamamlayacak başka bir varlığa ihtiyacı yoktur. İnsanın Allah’a sevgisi ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir peygamberi, meleği veya salih kulu ilahlık makamına yükseltmemelidir. Gerçek yüceltme, Allah’ı yaratılmışlara benzetmemek ve kullarını da kulluk makamında sevmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Meryem Suresi 88. Ayetin Anlamı Nedir
Meryem Suresi'nin 88. ayeti son derece kısa fakat tevhid açısından çok güçlü bir ifade taşımaktadır:Ayet, Allah'a çocuk isnat eden bir inanç iddiasını aktarmakta ve hemen ardından gelen ayetlerde bunun son derece ağır bir söz olduğu açıklanmaktadır.“Rahmân çocuk edindi, dediler.”
Meryem Suresi, 19:88
Buradaki temel mesele, insan biyolojisine ait:
doğum,
soy,
nesil,
ebeveynlik
gibi kavramların Allah'a uygulanmasıdır.
Kur’an'ın tevhid anlayışında Allah yaratandır; yaratılmışların biyolojik ve varoluşsal ihtiyaçlarından münezzehtir.
Bu nedenle ayet yalnız belirli bir tarihsel iddiayı nakletmekle kalmaz; Allah'ı yaratılmışların kategorileriyle anlamaya çalışmanın neden yanlış olduğunu da öğretir.
“Rahmân Çocuk Edindi” İddiası Neden Tevhidle Bağdaşmaz
Çünkü çocuk sahibi olmak yaratılmışlara ait bir ilişkidir.İnsanlar:
doğar,
çoğalır,
nesiller oluşturur,
ölür ve kendilerinden sonra çocukları hayatlarını sürdürür.
Allah ise yaratılmışların bu ihtiyaçlarına sahip değildir.
Allah:
başlangıcı olmayan,
sonu olmayan,
varlığı başka bir varlığa bağlı bulunmayan
Rabdir.
Bu nedenle Allah'a çocuk isnat etmek, Allah'ın varlığını insanın yaratılmış yapısına benzetme tehlikesi taşır.
Tevhid, Allah’ın yalnız bir tane olduğunu söylemekten ibaret değildir; Allah’ı yaratılmışların özelliklerinden bağımsız bilmek de tevhidin parçasıdır.
Allah’ın Çocuğa İhtiyacı Olmaması Ne Anlama Gelir
İnsan çocuk sahibi olduğunda bunun birçok insani boyutu vardır.Sevgi.
Aile.
Neslin devamı.
Yaşlılıkta destek.
Soyun sürmesi.
Allah için bunların hiçbiri bir ihtiyaç değildir.
Allah'ın varlığı devam etmek için nesle muhtaç değildir.
Mülkü devralacak bir mirasçıya ihtiyacı yoktur.
Yalnızlığını gidermek için başka bir varlığa ihtiyacı yoktur.
Allah’ın hiçbir eksiği yoktur ki çocukla tamamlansın.
Bu nedenle Kur’an'daki bu reddiye, Allah'ın mutlak yeterliliği ve benzersizliğiyle doğrudan bağlantılıdır.
“Rahmân” İsminin Bu Ayette Kullanılması Neden Dikkat Çekicidir
Ayet:“Allah çocuk edindi dediler.”
yerine özellikle:
“Rahmân çocuk edindi dediler.”
ifadesini kullanmaktadır.
Rahmân, Allah'ın engin rahmetini hatırlatan isimlerinden biridir.
Bu isimle birlikte çocuk isnadının reddedilmesi önemli bir anlam taşır:
Allah'ın insanlara merhamet etmesi için aile bağına ihtiyacı yoktur.
Allah kullarına rahmetiyle muamele eder.
Ama kulları Allah'ın çocukları değildir.
İlahî merhamet, biyolojik akrabalık gerektirmez.
Bu, Allah'ın kullarına olan rahmetini küçültmez; tam tersine rahmetin insan ilişkilerinden daha geniş bir kaynağa dayandığını gösterir.
Allah’ın Kullarını Sevmesi Onların “Allah’ın Çocukları” Olduğu Anlamına Gelir mi
Hayır.İnsan dilinde bazen:
“Allah'ın çocukları.”
gibi mecazî ifadeler kullanılabilir.
Fakat İslam'ın tevhid anlayışında bu ifade inanç tanımı olarak kullanılmaz.
Allah'ın kulları:
yaratılmıştır,
Allah'a muhtaçtır,
O'nun kuludur.
Allah onları sevebilir, rahmet edebilir, bağışlayabilir ve değer verebilir.
Fakat sevgi, soy bağı anlamına gelmez.
Allah’ın sevgisine mazhar olmak başka, Allah’a evlat nispet etmek başka şeydir.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Mümin Allah ile güçlü bir manevi bağ kurar ama kendisini Allah'ın biyolojik veya ontolojik bir parçası olarak görmez.
Hz. İsa’ya Sevgi ile Onu İlâhlaştırmak Arasında Ne Fark Vardır
İslam'da Hz. İsa büyük bir peygamberdir.Mesih'tir.
Hz. Meryem'in oğludur.
Allah'ın seçkin kullarından ve elçilerindendir.
Onu sevmek İslam inancının bir parçasıdır.
Fakat İslam, Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu veya ilahlığa ortak olduğu anlayışını kabul etmez.
Bu ayrımı yaparken insanlara hakaret etmek veya farklı inançlara mensup herkesi aynı biçimde değerlendirmek doğru değildir.
Teolojik görüş eleştirilebilir; insan onuru korunmalıdır.
İslam’ın Hz. İsa’ya verdiği değer, onu ilahlaştırmak değil Allah’ın büyük peygamberlerinden biri olarak sevmektir.
Bu, hem peygamber sevgisini hem tevhidi korur.
Bu Ayet Belirli Din Mensuplarına Hakaret Etmek İçin Kullanılabilir mi
Hayır.Kur’an bir inanç iddiasını yanlış bulabilir ve son derece güçlü biçimde eleştirebilir. Fakat bundan hareketle günümüzde belirli bir dine mensup bütün insanlara hakaret etmek, onları aşağılamak veya düşmanlık üretmek doğru değildir.
İnsanların:
ne kadar bilgiye sahip olduklarını,
inançlarını nasıl anladıklarını,
hangi şartlarda yetiştiklerini,
kalplerindeki samimiyeti
Allah bilir.
Biz bir teolojik iddianın İslam açısından yanlış olduğunu söyleyebiliriz.
Ama bundan:
“Bu inancı taşıyan herkes aynı karakterdedir.”
sonucunu çıkaramayız.
İnancı eleştirmek başka, insanı aşağılamak başkadır.
Meryem 88 tevhidi öğretir; düşmanlık üretme ruhsatı vermez.
Allah’ı İnsanlara Benzetmenin Temel Problemi Nedir
İnsan zihni bilmediği şeyleri bildiği şeylere benzetmeye yatkındır.Allah'ı düşünürken de:
baba,
hükümdar,
beden,
mekân,
soy
gibi insani kavramlara başvurabilir.
Fakat Allah yaratılmışların sınıfına girmez.
Bu nedenle Allah hakkında kullandığımız dil vahyin çizdiği sınırlarla korunmalıdır.
Allah vardır ama yaratılmışlar gibi değildir.
Allah bilir ama insan gibi öğrenerek bilmez.
Allah görür ama insan organlarına muhtaç değildir.
Allah rahmet eder ama insanın biyolojik ilişkilerine ihtiyaç duymaz.
Tevhid, Allah'ı hem inkâr etmekten hem de yaratılmışa benzetmekten koruyan dengedir.
“Allah’ın Oğlu” İfadesini Mecaz Olarak Kullanmak İslam Açısından Neden Sakıncalıdır
Çünkü dinî dilde bazı mecazlar zamanla inanç anlamına dönüşebilir.İslam, Allah ile kul arasındaki ilişkiyi açık biçimde:
Rab ve kul
ilişkisi olarak kurar.
Kul Allah'ın yaratılmışıdır.
Allah kulun yaratıcısıdır.
Bu sınır son derece nettir.
Bu nedenle:
“Allah'ın oğlu.”
“Allah'ın çocuğu.”
gibi ifadeler mecaz niyetiyle bile olsa İslam'ın tevhid diline uygun değildir.
İslam'ın tercih ettiği ifadeler:
Allah'ın kulu,
Allah'ın sevgili kulu,
Allah'ın peygamberi
gibi tevhidi koruyan ifadelerdir.
Sevgi için soy bağı üretmeye ihtiyaç yoktur.
Allah’ın Biricikliği Yalnız Sayısal Olarak “Bir” Olmak mıdır
Hayır.Tevhid yalnız:
“İki ilah yok, bir ilah var.”
demekten daha derindir.
Allah'ın birliği aynı zamanda:
eşsizliği,
benzersizliği,
ortağının bulunmaması,
soy bağının bulunmaması,
yaratılmışlara benzememesi
anlamlarını da taşır.
Bir sayısının yanına ikinci bir sayı gelmemesi tevhidin yalnız küçük bir yönünü ifade eder.
Asıl mesele:
Allah’ın varlık türünün yaratılmışlarla aynı kategoriye konulmamasıdır.
Allah bir tanedir ama yaratılmışlardan biri olarak “bir tane” değildir.
O yaratandır.
Diğer her şey yaratılmıştır.

Allah’ın Çocuk Edinmediğine İnanmak Allah’ın Merhametini Uzaklaştırır mı
Hayır.Bazı insanlar Allah'ın insanlara çok yakın ve merhametli oluşunu anlatmak için aile ilişkilerine benzeyen ifadeler kullanmak isteyebilir.
Fakat Kur’an buna ihtiyaç duymaz.
Allah zaten:
Rahmân,
Rahîm,
bağışlayan,
duaları işiten
Rabdir.
Allah’ın rahmeti, baba veya ebeveyn benzetmesine ihtiyaç duymayacak kadar büyüktür.
Kul Allah'a dua eder.
Allah onu duyar.
Kul tevbe eder.
Allah bağışlayabilir.
Bu ilişkiyi değerli yapan soy değil, Rab ile kul arasındaki kulluk ve rahmet bağıdır.

Bu Ayet Allah’ın “Doğurmamış ve Doğurulmamış” Olmasıyla Nasıl Bağlantılıdır
Meryem 88'in mesajı, Kur’an'ın başka yerlerindeki tevhid ilkeleriyle doğrudan uyumludur.Allah:
doğmamıştır,
doğurmamıştır,
O'na denk hiçbir varlık yoktur.
Bunun anlamı açıktır:
Allah herhangi bir soy zincirinin parçası değildir.
O'ndan önce gelen bir ilahî ebeveyn yoktur.
O'ndan türeyen bir ilahî çocuk da yoktur.
Allah soy ağacının bir halkası değil, bütün yaratılmış varlığın yaratıcısıdır.
Bu tevhid anlayışı Allah ile yaratılmış arasındaki temel farkı korur.

Peygamberleri Aşırı Yüceltmek Neden Tehlikeli Olabilir
Peygamber sevgisi çok değerlidir.Fakat sevgi sınırlarını kaybederse insan, peygambere onun kendisinin de kabul etmeyeceği özellikler verebilir.
Peygamberler Allah'ın kullarıdır.
Vahiy alırlar.
İnsanları Allah'a çağırırlar.
Hiçbir gerçek peygamber:
“Allah’ı bırakıp bana kulluk edin.”
demez.
Bu nedenle peygamberi sevmenin en doğru yolu onun tevhid çağrısını izlemektir.
Peygamberi ilahlaştırmak onu yüceltmek değil, peygamberliğinin özündeki kulluk mesajını bozmak olur.
Bu ilke yalnız Hz. İsa konusunda değil, bütün peygamber sevgilerinde korunmalıdır.

Salih İnsanları Aşırı Yüceltmek de Benzer Bir Tehlike Taşıyabilir mi
Evet.Bir insan:
âlimi,
hocayı,
şeyhi,
salih kişiyi
çok sevebilir.
Bu sevgi başlı başına yanlış değildir.
Ancak kişi:
hatasız,
mutlak,
Allah'tan bağımsız güç sahibi
gibi görülmeye başlanırsa ciddi bir tevhid problemi doğabilir.
Mümin salih insanlardan faydalanır ama onları Allah'ın makamına çıkarmaz.
Salih kişiye gösterilecek en büyük saygı, onun kulluk sınırını bozmamaktır.
Gerçek salih insan da zaten insanları kendisine değil Allah'a yöneltir.

Bu Ayet Allah Hakkında Konuşurken Neden Ölçülü Olmamız Gerektiğini Gösterir
Çünkü Allah hakkında söz söylemek sıradan bir konu değildir.İnsan:
“Bence Allah şöyledir.”
deyip kendi zihnindeki her tasavvuru dine dönüştüremez.
Allah kendisini vahiyde nasıl tanıtıyorsa temel ölçümüz budur.
Bu nedenle Allah'a:
çocuk,
eş,
soy,
bedensel ihtiyaç
gibi vahyin reddettiği özellikleri isnat etmek doğru değildir.
Allah hakkında konuşmanın ahlakı, hayal gücümüzün değil vahyin sınırlarına saygı göstermektir.
Bilmediğimiz ayrıntılarda:
“Bilmiyorum.”
demek de iman ahlakıdır.

Meryem 88 Günümüzde Tevhid Bilincimizi Nasıl Güçlendirebilir
Ayet bize yalnız tarihsel bir tartışmayı değil, tevhidin günlük hayattaki merkezini hatırlatır.Allah mutlak Rab ise:
nihai güven O'na,
ibadet O'na,
dua O'na,
kulluk O'na
yönelmelidir.
İnsanlar sevilir.
Peygamberlere iman edilir.
Salihlerden örnek alınır.
Fakat hiçbiri Allah'ın yerine geçirilmez.
Tevhid yalnız “Allah birdir.” demek değil, kalbin merkezini gerçekten Allah’a vermektir.
Bu nedenle Meryem 88 insanın yalnız diliyle değil, bağlılıklarıyla da tevhidi yaşamasını ister.

Meryem Suresi 87–89. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
- ayette şefaatin bile Rahmân'ın hükmü ve ahdi dışında bağımsız bir güç olmadığı bildirilmişti.
- ayette ise daha temel bir yanlış inanç ortaya konmaktadır:
- ayette bu sözün ağırlığı çok açık biçimde vurgulanacak ve:
anlamındaki güçlü ifade gelecektir.
Böylece üç ayet tevhid açısından birbirini tamamlar:
87. ayette Rahmân’ın hükmünden bağımsız şefaat reddedilir, 88. ayette Rahmân’a çocuk isnadı aktarılır, 89. ayette ise bu iddianın ne kadar ağır olduğu açıklanır.
Merkez sürekli aynıdır:
Rahmân mutlak Rabdir; hiçbir yaratılmış O’nun ilahlığına ortak veya soy bağıyla parça değildir.

Meryem Suresi 88. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Meryem 88'in en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Allah’ı yaratılmışlara benzetme ve hiçbir yaratılmışı Allah’ın makamına yükseltme.
İnsan sevdiği kişiyi çok yüceltebilir.
Ama sevgi tevhidin sınırlarını bozmamalıdır.
Hz. İsa'yı sev.
Hz. Muhammed'i sev.
Bütün peygamberlere iman et.
Salih insanlara saygı göster.
Ama hepsinin ortak şerefini unutma:
Onlar Allah’ın kullarıdır.
Kulluk küçüklük değildir.
Peygamberlerin en büyük şereflerinden biri zaten Allah'a kul olmalarıdır.
Bu nedenle Meryem 88, Allah'ın benzersizliğini korurken peygamberlerin gerçek değerini de doğru yere yerleştirir.

Meryem Suresi 88. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Meryem Suresi'nin 88. ayeti yalnız beş kelimelik kısa bir inanç iddiasını aktarıyor gibi görünmektedir:“Rahmân çocuk edindi dediler.”
Fakat bu kısa cümlenin arkasında tevhidin en temel sınırlarından biri bulunmaktadır.
İnsan Allah'ı anlamaya çalışırken çoğu zaman kendi hayatından kavramlar taşır.
Baba.
Çocuk.
Soy.
Aile.
Miras.
Nesil.
Bunlar yaratılmış hayatının gerçekleridir.
Fakat yaratılmışa ait kategorileri Allah’a taşımak, Allah'ın benzersizliğini bozar.
İnsan çocuk sahibi olur çünkü yaratılmıştır.
Nesli devam eder.
Ömrü sınırlıdır.
Bir aile içinde doğmuştur.
Allah ise hiçbir aile zincirinin parçası değildir.
Allah başlangıcı olmayan ve sonu olmayan Rabdir.
Bu nedenle Allah'a çocuk isnadı yalnız yanlış bir isimlendirme değildir; Allah'ın mahiyetini yaratılmışların dünyasına indirgeme anlamına gelir.
Meryem 88'in “Rahmân” ismini kullanması burada özellikle düşündürücüdür.
İnsan belki Allah'ın sevgisini açıklamak için aile benzetmelerine ihtiyaç duyduğunu düşünebilir.
Ama Kur’an:
Rahmân
diyor.
Yani Allah'ın rahmeti zaten kulları kuşatmaktadır.
Bunu anlatmak için Allah'a çocuk nispet etmeye gerek yoktur.
Allah kullarına merhamet etmek için onların babası olmak zorunda değildir; O onların Rabbidir ve Rahmân’dır.
Bu çok daha güçlü bir ilişkidir.
Çünkü ebeveynin sevgisi bile sınırlıdır.
Allah'ın rahmeti ise yaratılmışların sevgisiyle aynı ölçüye indirgenemez.
Meryem 88 aynı zamanda peygamber sevgisinin sınırlarını çok güzel öğretmektedir.
Bir Müslüman Hz. İsa'yı küçümseyemez.
Hz. İsa'ya iman eder.
Onu büyük bir peygamber olarak kabul eder.
Hz. Meryem'e büyük saygı gösterir.
Fakat bu sevgi, Hz. İsa'yı Allah'ın oğlu veya ilah hâline getirmez.
İslam’ın peygamber sevgisi, ilahlaştırmadan yüceltme sanatıdır.
Bu çok önemli bir dengedir.
Peygamberi insan seviyesine indirip sıradanlaştırmak yanlış olabilir.
Onu ilahlık makamına yükseltmek de yanlıştır.
Doğru yer:
Allah'ın seçtiği büyük elçi ve kul oluşudur.
Aynı denge Hz. Muhammed için de geçerlidir.
Peygamberimizi çok severiz.
Ona salât ve selâm getiririz.
Onun sünnetini takip etmeye çalışırız.
Ama:
Allah'ın oğlu, Allah'ın parçası veya Allah'tan bağımsız mutlak güç sahibi
olarak görmeyiz.
Hz. Muhammed'in en güzel unvanlarından biri zaten Allah'ın kulu ve elçisi oluşudur.
Bu nedenle tevhid peygamber sevgisini azaltmaz.
Doğru yere oturtur.
Gerçek sevgi, sevdiğine sahip olmadığı ilahî sıfatları vermek değildir.
Meryem 88'in mesajı yalnız peygamberler konusunda da kalmaz.
İnsan bazen hayatındaki bir kişiyi aşırı büyütebilir.
Bir lider.
Bir âlim.
Bir hoca.
Bir eş.
Bir anne veya baba.
Öyle bir noktaya gelir ki:
“Onsuz hiçbir şeyim.”
der.
İnsan sevgisi güzeldir.
Ama insanı mutlaklaştırmak hem sevilen kişiye hem seven kişiye zarar verebilir.
Hiçbir insan:
hatasız,
ölümsüz,
mutlak güç sahibi
değildir.
Tevhid, Allah’ı yüceltirken insanları gerçek insanlık sınırlarında sevmeyi öğretir.
Bu aslında ilişkileri daha sağlıklı hâle getirir.
Çünkü karşındaki insandan ilah olmasını beklemezsin.
Meryem 88 bize Allah'ın mirasçıya ihtiyaç duymadığını da düşündürür.
İnsan hayatı sona erer.
Mülkünü çocuklarına bırakır.
Soyu devam eder.
Allah için böyle bir durum yoktur.
Meryem 80'de de nihai varisin Allah olduğu görülmüştü.
Allah'ın mülkü bir gün başka bir ilaha devredilmeyecektir.
Allah ölmez.
Allah’ın saltanatı nesilden nesle geçen bir hükümdarlık değildir.
Bu nedenle “çocuk” kavramını Allah'a uygulamak, insan hükümdarlıklarını ilahî hakikate taşımak gibi büyük bir kavram hatası oluşturur.
Allah'ın hükmü başlangıçsız ve sonrasızdır.
Ayet bize Allah'ın kendi kendine yeterliliğini de öğretmektedir.
İnsan başkalarına muhtaçtır.
Daha doğduğu anda anne babaya muhtaçtır.
Sonra öğretmene.
Doktora.
Topluma.
İnsan tek başına yaşayamaz.
Allah ise yaratılmış anlamda hiçbir varlığa muhtaç değildir.
Herkes Allah’a muhtaçtır; Allah hiç kimseye muhtaç değildir.
Çocuk edinmenin reddi de bu ilkenin önemli bir sonucudur.
Allah'ın varlığını sürdürmek, gücünü artırmak veya mülkünü korumak için ikinci bir varlığa ihtiyacı bulunmaz.
Bu, kulun Allah'a güvenini de artırır.
Çünkü dua ettiğin Rab, başka bir varlıktan güç ödünç alan bir Rab değildir.
Meryem 88, farklı inançlara mensup insanlarla konuşurken nasıl bir dil kullanmamız gerektiği konusunda da güzel bir ölçü sunabilir.
İnanç farklılığı açıktır.
İslam Allah'a çocuk nispetini reddeder.
Bunu saklamaya gerek yoktur.
Ama hakikati savunmanın yolu:
hakaret,
küçümseme,
insanları topluca aşağılamak
değildir.
İnancında net, üslubunda adil olabilirsin.
Bu özellikle günümüzde çok önemlidir.
Bir Hristiyanla konuşurken İslam'ın Hz. İsa anlayışını açıkça anlatabilirsin.
Ama kişinin insanlık onuruna saldırmak zorunda değilsin.
Kur’an'ın teolojik reddiyesi, insanların mallarına, canlarına veya haklarına saldırma izni vermez.
İnanç ayrılığı ahlaksızlık ruhsatı değildir.
Meryem 88 aynı zamanda dinler arası konuşmalarda yüzeysel benzerliklerin bazen yanıltıcı olabileceğini gösterir.
“Allah sevgidir.”
gibi ortak duygu cümleleri kurulabilir.
Fakat Allah'ın mahiyeti ve Hz. İsa'nın konumu gibi temel konularda gerçek farklılıklar vardır.
Bu farklılıkları gizlemek yerine saygıyla ifade etmek daha dürüsttür.
Gerçek saygı, farklılık yokmuş gibi davranmak değil; farklılığı hakaret etmeden konuşabilmektir.
Bu, hem inanç bütünlüğünü hem insan ilişkilerini korur.
Meryem 88'in en önemli sonuçlarından biri de Allah hakkında delilsiz söz söylemekten sakınmaktır.
İnsan Allah'a bir özellik isnat ettiğinde:
“Bunun dayanağı nedir?”
diye sormalıdır.
Vahiy mi?
Yoksa insan hayal gücü mü?
Meryem 78'de gayb hakkında:
“Gayba mı muttali oldu?”
sorusu sorulmuştu.
Burada da benzer bir bilgi ahlakı vardır.
Allah hakkında vahyin söylemediği bir şeyi kesin hakikat gibi üretme.
Allah’ı kendi zihnimizde yeniden tasarlamak değil, O’nun kendisini nasıl tanıttığını öğrenmek kulluğun gereğidir.
Bu yaklaşım insanı hem hurafeden hem aşırı spekülasyondan korur.
Ayetin bir başka büyük mesajı, insanın Allah'a olan yakınlığını soy kavramıyla değil kullukla kurmasıdır.
Allah'a yakın olmak:
Allah'ın akrabası olmak değildir.
Allah'a yakınlık fiziksel mesafe de değildir.
Allah'a yakınlık:
iman,
takva,
itaat,
dua,
samimiyet
ile ilgili manevi bir yakınlıktır.
Allah’a yakınlığın yolu soy değil kulluktur.
Bu nedenle hiçbir insan:
“Ben Allah'a özel bir soy bağıyla bağlıyım, diğerlerinden doğuştan üstünüm.”
diyemez.
İslam'ın kulluk anlayışı burada insanları büyük ölçüde eşitler.
Herkes yaratılmıştır.
Herkes kuldur.
Üstünlüğün ölçüsü soy değil takvadır.
Meryem 88 bu nedenle insanın kendi ailesiyle veya nesebiyle kibirlenmesini de dolaylı olarak sorgulatabilir.
İnsan:
“Ben şu soydan geliyorum.”
diyebilir.
Bu tarihsel bir gerçek olabilir.
Ama Allah katındaki değerini otomatik olarak belirlemez.
Peygamber soyundan gelmek bile kişinin kendi iman ve amel sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Kutsal bir soy iddiası, kötü ahlaka ruhsat vermez.
İyi aile büyük nimettir.
Ama nimet sorumluluk getirir.
Kişinin kendi tercihi yine önemlidir.
Meryem 88'in Allah'ın çocuğa ihtiyaç duymaması mesajı, bizi Allah'ın mutlak mülkiyetini yeniden düşünmeye de götürür.
İnsan bazen:
“Benim çocuğum.”
der.
Dünya dilinde bu normaldir.
Ama çocuk bile nihayetinde Allah'ın yarattığı bağımsız bir kuldur.
Anne baba onu yaratmamıştır.
Onun dünyaya gelişine vesile olmuştur.
Bu nedenle insan kendi evladını bile mutlak mülkü gibi göremezken, Allah'ın yaratılmışlar arasındaki biyolojik ilişkilere ihtiyaç duyduğunu düşünmek çok daha büyük bir yanılgıdır.
Yaratılanların aileleri vardır; Yaratan bütün ailelerin de Rabbidir.
Bu cümle Meryem 88'in anlamını çok güzel özetler.
Meryem 88 bize tevhidin yalnız teorik bir inanç maddesi olmadığını da öğretir.
Allah gerçekten tek Rab ise hayatının merkezinde kim var?
Kimin rızasını her şeyin üstünde tutuyorsun?
Kime dua ediyorsun?
Nihai güvenini kime bağlıyorsun?
Tevhid yalnız:
“Allah'ın çocuğu yoktur.”
demekle tamamlanmaz.
Bu doğru inancın hayata yansıması gerekir.
Allah’ı eşsiz bilmek, kulluğu da eşsiz biçimde O’na yöneltmeyi gerektirir.
Bu nedenle ayetin teolojik mesajı günlük ibadete, ahlaka ve kalp bağlılığına dönüşmelidir.
Meryem 88 aynı zamanda Allah'ın yüceliğini korurken insanın değerini de küçültmez.
İnsan:
“Allah'ın çocuğu değilsem değersiz miyim?”
diye düşünmemelidir.
Tam tersine Allah seni yaratmış, sana akıl vermiş, vahiy göndermiş, dua etme imkânı vermiş ve seni kulluğuna çağırmıştır.
Kul olmak İslam'da aşağılayıcı bir statü değildir.
Peygamberlerin de temel şerefi kulluktur.
Allah’ın kulu olmak, Allah’ın çocuğu olduğunu iddia etmekten daha doğru ve daha şerefli bir kulluk kimliğidir.
Çünkü kul Rabbini Rab, kendisini kul bilir.
Tevhidin huzuru da burada ortaya çıkar.
Meryem Suresi'nin 88. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Allah’ı farkında olmadan yaratılmışlara benzetiyor muyum? Peygamber veya salih insan sevgisini ilahlaştırma sınırına taşıyor muyum? Allah'ın rahmetini anlamak için O'na insani soy ilişkileri yüklemeye ihtiyaç duyuyor muyum? Farklı inançları eleştirirken insanlara karşı adaleti koruyor muyum? Tevhid benim için yalnız bir cümle mi, yoksa hayatımın gerçek merkezi mi?
Bu sorular ayetin yalnız Allah'a çocuk nispet eden bir sözü aktarmadığını; tevhid, Allah’ın benzersizliği, peygamber sevgisi, kulluk, rahmet, dinler arası ahlak ve Allah hakkında doğru konuşma konusunda son derece kapsamlı bir ölçü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Meryem 88 bize şunu öğretmektedir: Allah çocuk edinmekten, soy ve nesil ilişkilerinden, yaratılmışlara özgü ihtiyaçlardan münezzehtir. Hiçbir peygamber, melek veya salih kul Allah'ın çocuğu ya da ilahlığının ortağı değildir. Allah Rahmân’dır, yaratandır ve bütün varlık O’nun kuludur.
Allah'ı yaratılmışa benzetme.
Peygamberleri ilahlaştırma.
Sevgi ile kulluğu birbirine karıştırma.
Teolojik farklılığı hakarete dönüştürme.
Allah hakkında vahiyden bağımsız kesin sıfatlar üretme.
Kulluğunu yalnız Allah'a yönelt.
Ve şu büyük ölçüyü kalbinin merkezinde tut:
Meryem 88, Allah’ın sevgisini küçültmez; Allah’ı insan ilişkilerinin sınırlarından yüceltir. Rahmân’ın çocuğa ihtiyacı yoktur, çünkü O eksik değildir. Bütün peygamberlerin, meleklerin ve insanların şerefi de O’nun ailesinden olmakta değil, O’nun kulları olmaktadır. Tevhidin özü, Yaratanı yaratılmışa benzetmeden sevmek ve yaratılmışı da Yaratanın makamına yükseltmeden değer vermektir.
⠀
Son Söz
“Meryem 88, Allah hakkında sevgiden doğmuş olsa bile yanlış bir yüceltmenin tevhidi bozabileceğini öğretir. Hz. İsa’yı sev, Hz. Muhammed’i sev, bütün peygamberlere iman et ve salih insanlara değer ver; fakat hiçbir yaratılmışa Allah’a ait ilahlığı, soy bağını veya mutlak gücü verme. Rahmân’ın merhameti evlat edinmeye ihtiyaç duymaz; O bütün kullarını yaratan ve dilediğine rahmetiyle muamele eden Rabdir. Gerçek iman, Allah’ı kullarına benzetmeden yüceltmek ve kulları da Allah’ın yerine koymadan sevebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu