İnsan Neden Bazen Kendi Değerini En Geç Kendisi Görür
Başkalarına Şefkatle Bakan Ruh, Neden Aynı Merhameti Kendi İçine Göstermekte Zorlanır
"İnsan bazen kendini eksik gördüğü için değil, kendi içine bakarken fazla acımasız olduğu için değerini geç fark eder. Çünkü başkalarına anlayışla bakan kalp, konu kendisi olduğunda çoğu zaman merhameti değil, yargıyı büyütür."
- Ersan Karavelioğlu
İnsan Kendi Değerini Görmekte Neden Gecikir
İnsan çoğu zaman başkalarının ışığını daha kolay fark eder. Çünkü dışarıya baktığında kıyaslama, beklenti, utanç ve iç hesaplaşma biraz daha uzaktadır. Fakat kendi içine döndüğünde yalnızca potansiyelini değil; eksiklerini, yaralarını, gecikmelerini, hatalarını, pişmanlıklarını ve henüz başaramadıklarını da aynı anda görür. Bu yüzden kendine bakış çoğu zaman berrak değil, duygusal olarak yüklüdür.
Kendi değerini en geç kendisinin görmesi, çoğu zaman değersiz oluşundan değil; kendini değerlendirirken yalnızca ışığını değil, gölgesini de birlikte taşımasındandır.
Kendi İçimize Neden Daha Sert Davranırız
Çünkü insan, dışarıya gösterdiği inceliği kendine gösterme konusunda çoğu zaman eğitilmemiştir. Birçok ruh başkalarına sabrı, anlayışı, teşviki ve affedişi öğrenir; fakat kendine karşı aynı dili kuramaz. İç ses, özellikle uzun yıllar eleştiriyle, başarısızlık korkusuyla ya da yüksek beklentilerle şekillendiyse; insan kendi içinde bir dost değil, bir denetçi taşımaya başlar.
İşte bu yüzden kişi başkasına "Elinden geleni yaptın" derken, kendine "Neden daha iyisini yapamadın?" diyebilir. Aynı olay dışarıda yumuşak, içeride sert yankılanır.
Başkalarına Şefkat Gösterip Kendine Gösterememek Ne Anlama Gelir
Bu durum çoğu zaman kalbin yetersizliğini değil, yönünün tek taraflı oluşunu gösterir. İnsan başkalarını korumayı, anlamayı, kollamayı öğrenmiş olabilir; fakat kendi içindeki yaralı bölgeyi hâlâ hak ettiği sıcaklıkla tutmayı öğrenememiştir. Şefkat vardır, ama içe doğru akışı zayıftır.
Birçok insan için başkasını teselli etmek kolaydır. Ama kendi yetersizlik hissini oturup sakince dinlemek çok daha zordur. Çünkü orada yalnızca söz değil, hakikat vardır.
Kendi Değerimizi Geç Görmemizde Geçmişin Etkisi Var mıdır
Evet, hem de çok derin biçimde vardır. İnsan kendini yalnızca bugünkü başarılarına ya da özelliklerine göre değerlendirmez. Erken yaşlarda nasıl görüldüyse, nasıl konuşulduysa, ne kadar onaylandıysa ya da ne kadar şartlı sevildiyse; içerde o ton uzun süre yaşamaya devam eder.
Eğer insan sık sık eleştirildiyse, kıyaslandıysa, başarıyla sevgi arasına bağ kurulduysa ya da duyguları küçümsendiyse; kendi değerini koşulsuz biçimde hissedebilmesi gecikir. O zaman kişi değerini varlığında değil, performansında aramaya başlar.
Kıyaslama Kendi Değerimizi Neden Bulandırır
Çünkü kıyaslama, insanı kendi öz yolundan koparıp başkalarının görünür taraflarıyla savaşa sokar. Oysa herkes kendi iç fırtınasını saklar, dışarıya yalnızca belirli bir yüzünü gösterir. İnsan başkasının parlayan kısmını, kendi kırılmış tarafıyla karşılaştırdığında doğal olarak eksik hisseder.
Kendi değerini en geç gören insanlar çoğu zaman başkalarının kuvvetini çok erken, kendi kuvvetini ise çok geç fark eden kişilerdir. Onlar dışarıyı büyütürken, içlerindeki cevheri küçültmeye alışmışlardır.
İnsan Neden Kendi Başarılarını Küçümser
Çünkü insan kendi emeğinin arka planını bildiği için sonucu sıradanlaştırabilir. Başkalarının ulaştığı noktayı bütünlüklü bir başarı gibi görürken, kendi ulaştığı noktayı "zaten yapmam gerekiyordu" diye değersizleştirebilir. İçeriden bakınca çaba görünmezleşir, yalnızca eksik kalanlar büyür.
Bu yüzden bazı insanlar ne kadar ilerlerse ilerlesin tatmin olamaz. Çünkü içlerinde başarının sesinden daha yüksek konuşan bir eleştirmen vardır. O eleştirmen, yapılanı değil yapılmayanı öne çıkarır.
Özdeğer ile Dışarıdan Onay Arasındaki Fark Nedir
Özdeğer, insanın kendi varlığını yalnızca sonuçlara, alkışa, takdire ya da kabul görmeye bağlamadan kıymetli hissedebilmesidir. Dışarıdan onay ise bu hissin geçici olarak başkalarının gözünden alınmasıdır. Biri iç kaynaklıdır, diğeri dış koşullara bağlıdır.
Kendi değerini geç gören insanlar çoğu zaman içten gelen bu sessiz bilgiyi kurmakta zorlandıkları için, başkalarının sözleriyle ayakta kalmaya çalışırlar. Ama dışarıdan gelen her onay kısa süre sonra etkisini kaybeder. Çünkü sorun görünmemek değil; kendini içeriden tanımamaktır.
Neden Bazı İnsanlar Herkesi Anlar Ama Kendini Anlamakta Zorlanır
Çünkü başkalarını anlamak, çoğu zaman güvenli bir mesafeden olur. İnsan başkasının hikayesine bakarken daha sakindir, daha tarafsızdır, daha şefkatlidir. Kendi içine döndüğünde ise savunmalar, utançlar, bastırmalar ve çözülmemiş düğümler devreye girer. Böylece anlayış yerini bazen bulanıklığa bırakır.
Kendi iç dünyasını okumak, yalnızca zeka değil; cesaret de ister. Çünkü orada bilgi kadar kırılganlık da vardır.
Kendine Merhamet Göstermek Neden Bazı İnsanlara Bencillik Gibi Gelir
Çünkü birçok insan merhameti hep başkasına dönük bir erdem olarak öğrenmiştir. Kendine anlayış göstermek ise yanlış biçimde gevşeklik, zayıflık ya da şımarıklık gibi kodlanmış olabilir. Bu yüzden kişi kendine yumuşadığında sanki disiplinini kaybedecekmiş gibi korkar.
İnsan bazen kendini yalnızca zorlayarak gelişebileceğine inanır. Halbuki sürekli iç baskı, ruhu büyütmekten çok yorabilir. Gerçek gelişim her zaman kamçıyla değil; bazen anlayışla mümkün olur.
Kendi Değerini Geç Gören İnsanlar Neden Çok Verir Ama Az Alır
Çünkü onlar sevilmeye, takdir edilmeye ya da değer görmeye doğrudan hakları varmış gibi değil; bunu kazanmak zorundaymış gibi hissedebilirler. Bu yüzden sürekli verir, destek olur, yetişir, anlar, taşır; ama alma konusunda zorlanırlar.
Bu insanlar çoğu zaman başkalarının yükünü taşırken kendi yorgunluklarını küçümserler. Çünkü değerlerini varlıklarında değil, faydalarında aramaya alışmışlardır.

İçimizdeki Eleştirmen Nasıl Oluşur
İç eleştirmen çoğu zaman bir anda doğmaz. Yıllar içinde birikir. Sert sözler, yüksek beklentiler, koşullu sevgi, başarısızlık korkusu, utanç deneyimleri ve görünmeyen kıyaslamalar içerde bir ses inşa eder. Sonra o ses, insanın kendi sesi sanılır.
İşte bu ses, insanın kendi değerini hissetmesini zorlaştırır. Çünkü ne yaparsa yapsın, içerde biri hep biraz daha fazlasını ister. Böylece başarı bile huzur getirmez; sadece yeni bir sınavın başlangıcı olur.

İnsan Kendi Kıymetini Neden Dışarıdan Duyunca Şaşırır
Çünkü içerideki algı ile dışarıdaki gerçeklik arasında büyük fark olabilir. İnsan kendini kusurlarıyla, gecikmeleriyle, korkularıyla ve eksik yanlarıyla yaşadığı için; başkalarının onda gördüğü ışığı çoğu zaman küçümser. Dışarıdan gelen takdir ona bazen abartı gibi gelir.
Bu yüzden bazı insanlar övgü aldığında sevinmek yerine mahcup olur, küçümser ya da hemen "Yok canım" der. Çünkü aldıkları söz, içerdeki yerleşik yetersizlik anlatısıyla uyuşmaz.

Kendini Görmek ile Kendini Beğenmek Aynı Şey midir
Hayır, kesinlikle aynı şey değildir. Kendini görmek, hakikati teslim etmektir. Kendini beğenmek ise bazen şişkin bir egoya dayanabilir. Oysa özdeğer, ne kibirdir ne de küçülmedir. Özdeğer, insanın hem eksiğini hem de kıymetini aynı cümlede taşıyabilmesidir.
Kendi değerini görmek, başkalarını küçültmek anlamına gelmez. Tam tersine, insan kendini hak ettiği yerde gördükçe başkalarının ışığıyla da daha barışık hale gelir.

Kendine Merhamet Göstermek İnsanı Gevşetir mi
Hayır. Doğru anlaşıldığında tam tersine güçlendirir. Çünkü insan sürekli iç savaştayken uzun vadede tükenir. Merhamet ise insanı sorumsuz yapmaz; sadece içerdeki gereksiz sertliği azaltır. Sertlik her zaman güç değildir.
Kendine merhamet gösteren kişi, hatasını inkâr etmez. Sadece kendini hatasından ibaret sanmaz. Bu fark çok büyüktür.

Kendi Değerimizi Görmek Neden Bazen Hüzün de Doğurur
Çünkü insan kendi kıymetini fark ettiğinde yalnızca bugünü değil, geçmişte kendine ne kadar az şey verdiğini de görebilir. Geç kalmış bir fark ediş bazen sevinç kadar yas da taşır. Kişi şu duyguyla karşılaşabilir:
"Ben kendime yıllarca neden böyle davrandım?"
İnsan burada kendine kızmak yerine, o güne kadar ancak bildiği kadar yaşayabildiğini anlamaya başladığında iç barış yavaş yavaş kurulur.

Kendi Değerini Geç Gören Bir İnsan Ne Zaman Değişmeye Başlar
Gerçek değişim, başkalarının onu sevmesiyle değil; onun kendine karşı kullandığı dil değişmeye başladığında başlar. İç ses yargıdan anlayışa, küçültmeden kabul edişe, acımasız denetimden dürüst merhamete dönmeye başladığında özdeğer yavaş yavaş kök salar.
Bu değişim bir gecede olmaz. Ama bir gün kişi aynı aynaya bakıp yalnızca eksikleri değil, dayanıklılığını, inceliğini, çabasını ve özünü de görmeye başlar.

Kendi Değerini Görmek İçin Önce Ne Fark Edilmelidir
Önce şu fark edilmelidir: İnsan yalnızca başarısından, görünüşünden, üretkenliğinden, faydasından ya da başkalarına ne kadar iyi geldiğinden ibaret değildir. Değer, işlevden daha derin bir şeydir. İnsan yalnızca işe yaradığı için kıymetli değildir.
Bu fark edilmediği sürece kişi ne yaparsa yapsın içerde hep biraz eksik kalır. Çünkü sorunun kökü sonuçta değil; varoluşu yeterince kıymetli hissedememektedir.

Kendi İçimize Merhamet Nasıl Geri Getirilir
Önce içimizde konuşan sesi yakalayarak. Kendimize hangi cümleleri söylediğimizi fark ederek. Sonra o dili yavaş yavaş dönüştürerek. "Neden yine böyle oldun?" yerine "Şu an neden bu kadar zorlanıyorum?" diyebilmekle. "Ben beceremem" yerine "Henüz öğreniyorum" diyebilmekle.
Ayrıca insan kendine ancak mükemmel olduğunda değil; yorulduğunda, hata yaptığında, kırıldığında da yer açabildiğinde iç merhamet gerçek anlamda doğar. Çünkü şefkat, sadece güçlü halimizi değil; dağılmış tarafımızı da kucaklayabilmektir.

Son Söz
İnsan Kendi Kalbine Geç Döner, Çünkü En Zor Yolculuk Dışarıya Değil İçe Yapılır
İnsan bazen kendi değerini en geç kendisi görür; çünkü kendi içine bakarken sadece potansiyelini değil, korkularını, eksiklerini, eski yaralarını ve yarım kalmışlık duygularını da aynı anda taşır. Bu yüzden kendine adil davranmak, başkasına nazik davranmaktan daha zor olabilir. Başkalarına merhamet göstermek çoğu zaman kalbin zarafetidir; ama aynı merhameti kendi içine yöneltebilmek ruhsal olgunluğun daha derin bir seviyesidir.
Kendi değerini görmek kibir değildir. Bu, içimizde uzun zamandır küçültülen hakikati yerine koymaktır. Kendine merhamet göstermek de gevşeklik değildir. Bu, kendi ruhunu yabancı biri gibi değil; korunması gereken bir emanet gibi tutmaktır.
Bir insanın en büyük eksikliği bazen yeteneksizlik değil;
kendi ışığını sürekli başkalarının gölgesinde aramasıdır.
Ve en büyük dönüşüm, bir gün aynaya bakıp ilk kez şu sessiz cümleyi kurabilmektir:
"Ben de incinmiş olabilirim, eksik kalmış olabilirim, gecikmiş olabilirim; ama yine de kıymetliyim."
"İnsan kendine merhamet etmeyi öğrendiğinde, yıllardır içinde haksız yere yargılanan birçok parçanın aslında sadece anlaşılmak istediğini fark eder. Çünkü bazen ruhu iyileştiren şey başarı değil, sonunda kendine adil davranabilmektir."
- Ersan Karavelioğlu