Fecr Suresi 28. Ayette “Rabbine Dön, Sen O’ndan Razı, O da Senden Razı Olarak” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Allah’a Dönüş, Rızâ, Karşılıklı Hoşnutluk, Ölüm, Teslimiyet, İç Huzur Ve İnsan Hayatının Nihai Gayesi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsanın en büyük başarısı dünyadan her istediğini alarak ayrılması değil; yolun sonunda hayatına baktığında vicdanıyla barışık, Rabbine yönelmiş ve kendisine verilen ömrü anlamlı bir emanete dönüştürmüş olarak dönebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
“ارْجِعِي إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً — İrciî İlâ Rabbiki Râdıyeten Mardıyyeh” Ne Demektir
Fecr Suresi’nin yirmi sekizinci ayetinde şöyle buyrulur:
ارْجِعِي إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً
Anlam olarak:
“Rabbine dön; sen O’ndan razı, O da senden razı olarak.”
(Fecr Suresi, 89/28)
Bir önceki ayette:
“Ey huzura ermiş nefis!”
diye hitap edilmişti.
Şimdi bu huzurlu nefse nereye yöneleceği bildirilir:
“Rabbine dön.”
Bu ifade Fecr Suresi’nin en derin dönüşümlerinden biridir.
Sure:
ve sonunda insanı başladığı kaynağa:
Rabbine dönüşe
getirmiştir.
“Rabbine Dön” İfadesindeki Dönüş Ne Anlama Gelir
İslam düşüncesinde insanın Allah’a dönüşü fiziksel anlamda bir mekâna gitmek değildir.
Allah belirli bir yerde bulunan ve insanın kilometreler aşarak ulaşacağı bir varlık değildir.
Buradaki dönüş:
ölümden sonra Allah’ın hükmüne,
hesaba,
ahiret hayatına
ve nihayetinde ilahî huzura yöneliş anlamına gelir.
İnsan dünyaya gelir.
Bir ömür yaşar.
Seçimler yapar.
Ve sonunda geldiği yaratılış düzeninin sahibine döner.
Bu nedenle insan hayatı düz bir yol değil, bir anlamda başladığı hakikate dönüş yolculuğudur.
İnsan Zaten Allah’a Aitse Neden “Dön” Denilmektedir
Kur’anî düşüncede insan Allah tarafından yaratılmıştır.
Bu nedenle dönüş ifadesi:
yaratılışın kaynağına yönelme
anlamı taşır.
İnsan dünyada bir süre:
bedene,
ailesine,
işine,
servetine,
kimliğine,
toplumsal rollerine
bağlanır.
Bütün bunların içinde kendisini bağımsız bir varlık gibi hissedebilir.
Ölüm ise bu geçici rollerin sona erdiği büyük gerçeği hatırlatır:
İnsan nihayetinde kendi kendisinin mutlak sahibi değildir.
“Râdıyeten — Razı Olarak” Ne Demektir
Râdıye, razı olmuş, hoşnut, kabul etmiş anlamına gelir.
Burada huzurlu nefsin Rabbinden razı olduğu bildirilir.
Bu rızâ:
hayatta hiçbir acı yaşamamak,
her istediğini elde etmek,
bütün dualarının istediği biçimde gerçekleşmesi
demek değildir.
Daha derin bir bilinçtir:
“Hayatımın her bölümünü anlayamasam bile Rabbime güveniyorum.”
İnsan bazen nedenini anlayamadığı şeyler yaşayabilir.
Rızâ, soruları yok etmek değil; soruların içinde güvenini tamamen kaybetmemektir.
Allah’tan Razı Olmak Hayattaki Acılara Razı Olmak mıdır
Bu iki şeyi birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir insan:
haksızlığı kabul etmek zorunda değildir.
Hastalıktan hoşlanmak zorunda değildir.
Bir kaybın acısını hissetmemesi gerekmez.
Rızâ:
acıya sevinmek
demek değildir.
Daha çok insanın hayatın tamamı karşısında:
isyanın içinde kaybolmaması,
Allah’a güvenini bütünüyle kaybetmemesi,
yaşadığı sınavın nihai anlamını Allah’ın bilgisine bırakabilmesi
anlamına gelir.
İnsan acı çekebilir ve yine de imanını koruyabilir.
“Mardıyyeh — Kendisinden Razı Olunmuş” Ne Anlama Gelir
Ayetin ikinci kısmı daha da çarpıcıdır.
Yalnız kul Allah’tan razı değildir.
Allah da kuldan razıdır.
Bu karşılıklı hoşnutluk, İslamî maneviyatın en yüksek hedeflerinden biri olarak görülebilir.
İnsan hayatı boyunca:
ibadet etmiş,
hatalarından dönmüş,
adaleti gözetmiş,
merhamet göstermiş,
elinden geldiğince doğruyu aramışsa
nihayetinde şu karşılığı alır:
“Senden razı olundu.”
Bu, dünyevi bütün takdirlerin üzerinde bir kabul anlamı taşır.
Allah’ın Kuldan Razı Olması Ne Demektir
Allah’ın rızâsı insan duyguları gibi düşünülmemelidir.
Teolojik anlamda Allah’ın kuldan razı olması:
kulun imanını,
samimiyetini,
ahlaki yönelişini,
iyiliklerini
kabul etmesi ve ona rahmetiyle karşılık vermesi şeklinde anlaşılır.
İnsan dünyada sürekli başkalarının onayını arayabilir.
Ailesinin,
arkadaşlarının,
toplumun,
iş çevresinin…
Ama bu ayet çok daha büyük bir değer ölçüsü ortaya koyar:
İnsanların alkışından önce Allah’ın rızâsı.
İnsanların Beğenisi İle Allah’ın Rızâsı Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
İnsanların beğenisi değişkendir.
Bugün alkışlanan biri yarın eleştirilebilir.
Moda değişir.
Toplumsal değerler değişir.
İnsanların beklentileri değişir.
Eğer kişi bütün hayatını insanların onayına bağlarsa sürekli dışarıdan beslenmeye ihtiyaç duyar.
Allah’ın rızâsını merkeze alan insan ise şu soruyu daha fazla önemser:
“İnsanlar ne der?”
yerine:
“Bu gerçekten doğru mu?”
Bu değişim insanı içsel olarak daha özgür hâle getirebilir.
“Razı Olan Ve Razı Olunan” İnsan Nasıl Bir Ruhsal Olgunluğa Ulaşmıştır
Bu kişi mükemmel olmak zorunda değildir.
Fakat hayatındaki temel yönünü bulmuştur.
Kendisiyle,
Rabbine yönelişiyle,
hayatın geçiciliğiyle
daha barışık hâle gelmiştir.
Sürekli:
“Neden daha fazlam yok?”
diye yaşamaz.
Sürekli başkalarıyla kıyaslanmaz.
Sahip olduklarının geçici olduğunu bilir.
Eksikliklerinin de kendisini bütünüyle değersiz yapmadığını anlar.
Böylece nefs-i mutmainne ile rızâ arasında güçlü bir bağ oluşur.
Mal Sevgisinden Allah’ın Rızâsına Geçiş Neden Çok Anlamlıdır
Fecr Suresi 20. ayette:
“Malı aşırı seviyorsunuz.”
demişti.
- ayette ise:
“Sen Rabbinden razı, O da senden razı olarak dön.”
denmektedir.
Bu iki ayet arasında insanın değer sistemi bütünüyle değişmiştir.
Başlangıçta insanın aradığı:
iken sonunda aradığı şey:
Allah’ın rızâsıdır.
Bir tarafta:
“Ne kadar sahibim?”
sorusu,
diğer tarafta:
“Nasıl bir insan oldum?”
sorusu vardır.
Fecr Suresi insanı maddi ölçüden ahlaki ve manevi ölçüye taşır.

Allah’ın Rızâsı Sosyal Adaletten Bağımsız Düşünülebilir mi
Fecr Suresi’nin kendi akışı açısından hayır.
Çünkü bu surede Allah’a dönüşten önce:
anlatılmıştır.
Dolayısıyla Allah’ın rızâsı yalnız iç dünyada hissedilen soyut bir maneviyat değildir.
İnsanların birbirine nasıl davrandığıyla da ilgilidir.
İbadet eden fakat başkasının hakkını yiyen kişinin ahlaki problemi ortadan kalkmaz.
Gerçek maneviyat insan ilişkilerine de yansır.

Fecr İle “Rabbine Dön” Arasında Nasıl Bir Bağ Kurulabilir
Sure şafakla başlamıştı:
“Fecre andolsun.”
Fecr:
karanlığın sona ermesini,
yeni bir başlangıcı
çağrıştırıyordu.
Şimdi surenin sonunda başka bir büyük geçiş vardır:
Dünyadan ahirete dönüş.
Bu açıdan sure adeta iki büyük eşiği yan yana getirir:
ve
Her iki durumda da eski bir dönem kapanır ve yeni bir gerçeklik başlar.

Ölüm Bir Son mu Yoksa Dönüş müdür
Seküler bakış açısından ölüm biyolojik hayatın sona ermesidir.
Kur’an perspektifinde ise ölüm aynı zamanda başka bir varoluş aşamasına geçiştir.
Bu nedenle ayette:
“Yok ol.”
denmez.
“Dön.”
denir.
Bu kelime ölüm algısını kökten değiştirir.
Dönüş varsa:
bir hedef,
bir karşılaşma,
bir devamlılık
vardır.
Bu yüzden mümin açısından ölüm yalnız ayrılık değil, aynı zamanda Rabbine dönüş kapısıdır.

Ölüm Karşısında Huzur Nasıl Mümkün Olabilir
Ölüm bilinmeyen yönleri nedeniyle insan için doğal olarak ürkütücüdür.
Fakat kişi hayatını:
iman,
adalet,
merhamet,
tövbe,
iyilik
ile yaşamaya çalışmışsa ölüm karşısında başka bir anlam geliştirebilir.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Elimden geleni yaptım ve şimdi Rabbime dönüyorum.”
Bu anlayış ölüm korkusunu tamamen ortadan kaldırmayabilir.
Ama korkunun yanına güven ve umut ekleyebilir.

İnsan Hayatının Sonunda Neden Kendi Vicdanıyla Barışık Olmak İster
Çünkü ölüm yaklaşırken birçok dış ölçü önemini kaybedebilir.
İnsan artık:
kaç kişinin onu alkışladığını,
hangi arabaya bindiğini,
ne kadar mal topladığını
eskisi kadar önemli görmeyebilir.
Daha temel sorular ortaya çıkar:
Sevdim mi?
Adil miydim?
Hakkını yediğim biri var mı?
Gerçekten yaşadım mı?
İyilik bırakabildim mi?
Rabbine razı olarak dönen nefis, bu sorular karşısında mükemmel olmasa bile yönünü kaybetmemiş bir hayatın huzurunu taşır.

Rızâ Pasiflik Veya Kadercilik midir
Hayır.
Rızâ:
haksızlığa sessiz kalmak,
çalışmayı bırakmak,
sorunları çözmeye uğraşmamak
değildir.
İnsan elinden geleni yapar.
Hastalığında tedavi arar.
Haksızlık karşısında hakkını savunur.
Çalışır.
Plan yapar.
Ama kendi kontrolünün dışındaki sonuçlar karşısında bütün varlığını öfkeye teslim etmez.
Bu nedenle rızâ:
eylemden vazgeçmek değil, sonucu mutlak kontrol etme iddiasından vazgeçmektir.

İnsan Allah’tan Nasıl Razı Olmayı Öğrenebilir
Bu bir anda gerçekleşmeyebilir.
Rızâ zamanla oluşabilir.
İnsan:
şükretmeyi,
sabretmeyi,
hayatın kontrol edemediği yönlerini kabul etmeyi,
nimeti fark etmeyi,
kaybın içinde anlam aramayı
öğrenebilir.
Bunun yanında dua ve ibadet de insanın Allah ile bağını güçlendirebilir.
Rızâ, bütün cevapları bulmak değildir.
Bazen:
“Cevabı bilmiyorum ama güvenimi koruyorum.”
diyebilmektir.

27. Ve 28. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu iki ayet birbirinden ayrılmaması gereken muhteşem bir hitap oluşturur:
27. Ayet:
28. Ayet:
Önce insanın iç hâli anlatılır:
Huzur.
Sonra yönü gösterilir:
Rabbine dönüş.
Ardından ilişkinin niteliği açıklanır:
Karşılıklı rızâ.
Böylece iman yolculuğunun son aşaması yalnız korkudan kurtuluş değildir.
Sevgi, kabul ve hoşnutlukla karşılanmaktır.

Sonuç: İnsan Hayatının En Büyük Varış Noktası Allah’ın Rızâsıyla Dönebilmektir
Fecr Suresi’nin yirmi sekizinci ayetindeki:
“Rabbine dön; sen O’ndan razı, O da senden razı olarak.”
hitabı Kur’an’daki en umut verici dönüş sahnelerinden biridir.
İnsan dünyaya gelir.
Çocuk olur.
Büyür.
Sever.
Kaybeder.
Çalışır.
Hata yapar.
Tövbe eder.
Servet kazanır veya kaybeder.
Yaşlanır.
Ve sonunda bütün yollar aynı büyük gerçekle buluşur:
Dönüş.
O noktada insanın yanında:
malının miktarı,
makamının yüksekliği,
evlerinin büyüklüğü
değil;
nasıl yaşadığı
önem kazanır.
Yetimin hakkını korudu mu?
Yoksulu gördü mü?
Başkasının mirasına el uzattı mı?
Gücünü adalet için mi kullandı?
Malı mı yönetti, yoksa mal mı onu yönetti?
Yanlışından dönebildi mi?
Sevebildi mi?
Affedebildi mi?
Rabbine güvenebildi mi?
Ve bütün bu hayat yolculuğunun sonunda insana söylenebilecek belki de en büyük cümle şudur:
“Sen Rabbinden razısın; Rabbin de senden razı.”
Bundan daha yüksek bir makam,
daha büyük bir servet,
daha güçlü bir alkış
düşünmek zordur.
Çünkü insan hayat boyunca dünyanın kendisini kabul etmesini bekleyebilir.
Fecr Suresi ise sonunda ona çok daha büyük bir kabul ihtimalini gösterir:
Allah’ın rızâsı.
“Hayatın sonunda insanın taşıyabileceği en büyük huzur, her istediğine kavuşmuş olmak değil; eksikleri, hataları ve sınavlarıyla geçirdiği ömrün ardından Rabbine yönelip ‘Ben Sana razıyım’ diyebilmesi ve ‘Ben de senden razıyım’ karşılığını bulabilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu