Bakara Suresi 170. Ayette “Onlara ‘Allah’ın İndirdiğine Uyun’ Denildiğinde, ‘Hayır, Biz Atalarımızı Üzerinde Bulduğumuz Yola Uyarız’ Derler. Ya Ataları Bir Şey Anlamamış ve Doğru Yolu Bulamamışlarsa?” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir düşüncenin eski olması onu otomatik olarak doğru yapmaz; yeni olması da otomatik olarak yanlış yapmaz. Hakikatin yaşı yoktur. Asıl soru, bize ne kadar eski olduğu değil, ne kadar doğru olduğudur.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 170. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 170. ayeti insanın en güçlü zihinsel eğilimlerinden birini sorgular:
Atalarından, ailesinden ve toplumundan devraldığı düşünceleri sorgulamadan doğru kabul etmek.
Ayetin anlamı özetle şöyledir:
“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya ataları hiçbir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamış idiyseler?”
Burada Kur’an:
geleneğin varlığını değil,
geleneğin hakikatin yerine geçirilmesini
eleştirir.
Bir davranış:
yüz yıldır yapılıyor olabilir.
Bin yıldır da.
Ama süre:
tek başına onun doğruluğunun delili değildir.
Ayette Eleştirilen Şey “Atalara Saygı” mıdır
Hayır.
Kur’an:
anne-babaya iyiliği,
aile bağlarını,
geçmiş nesillere saygıyı
önemser.
Sorun:
ataları sevmek değildir.
Sorun:
ataların yanılmaz olduğunu varsaymaktır.
Bir insan şöyle diyebilir:
“Babamdan bunu öğrendim.”
Bu normaldir.
Ama:
“Babam böyle yaptığı için kesin doğrudur.”
demek başka bir iddiadır.
Saygı:
eleştirel düşüncenin yok edilmesini gerektirmez.
“Biz Atalarımızı Böyle Bulduk” Düşüncesi Neden Bu Kadar Güçlüdür
Çünkü insan:
dünyaya hiçbir bilgiye sahip olmadan gelir.
Dilini ailesinden öğrenir.
Kültürünü.
Ahlaki alışkanlıklarını.
Dini anlayışını.
Yemeklerini.
Geleneklerini.
Neyin ayıp,
neyin normal
olduğunu bile büyük ölçüde çevresinden öğrenir.
Bu yüzden çocuklukta öğrenilen şeyler:
zihinde yalnızca:
“Bir görüş”
olarak değil,
çoğu zaman:
“Gerçekliğin kendisi”
olarak yerleşir.
İnsan yıllar sonra:
öğrendiği şeylerin aslında sorgulanabilir kabuller olduğunu fark edebilir.
Gelenek Her Zaman Yanlış mıdır
Hayır.
Bu ayetten:
“Eski olan her şey kötüdür.”
sonucu çıkarılamaz.
Gelenekler:
çok değerli bilgiler taşıyabilir.
Aile dayanışması.
Misafirperverlik.
Meslek bilgisi.
Toplumsal tecrübe.
Ahlaki öğretiler.
Birçok güzel şey:
nesilden nesile aktarılır.
Sorun gelenek değil:
geleneğin sorgulanamaz otoriteye dönüştürülmesidir.
Doğru gelenek:
korunabilir.
Yanlış gelenek:
düzeltilebilir.
Yeni Olan Her Şey Doğru mudur
Hayır.
Ayet:
geleneği eleştirirken:
modernliği kutsamaz.
Bir fikrin:
yeni,
popüler,
teknolojik,
modern
olması:
onu otomatik olarak doğru yapmaz.
İnsan iki uçtan da kaçınmalıdır:
“Eskidir, o halde doğrudur.”
ve:
“Yenidir, o halde daha iyidir.”
Hakikat:
takvime göre belirlenmez.
Ölçü:
delil, akıl, ahlak ve vahiydir.
“Allah’ın İndirdiğine Uyun” İfadesi Neden Merkezdedir
Çünkü ayette iki otorite karşı karşıya gelir:
Vahiy.
Ve:
miras alınmış alışkanlık.
İnsan bazen:
Allah’ın hükmünü duyduğunda:
“Bizim toplumda böyle değil.”
diyebilir.
Kur’an’ın sorusu ise şudur:
Toplum mu hakikatin ölçüsüdür, yoksa hakikat mi toplumun ölçüsüdür?
Tevhid burada:
yalnız ibadette değil,
bilgi ve otorite alanında da
ortaya çıkar.
Son söz:
atalara değil,
Allah’a aittir.
“Ya Ataları Bir Şey Anlamamışlarsa?” Sorusu Neden Bu Kadar Sarsıcıdır
Çünkü ayet:
çok basit ama güçlü bir ihtimali ortaya koyar:
Ataların da yanılmış olabilir.
Bu düşünce insan için psikolojik olarak zor olabilir.
Çünkü atalarını eleştirmek:
bazen:
kendi kimliğini eleştirmek
gibi hissedilir.
“Dedem yanlış yaptı.”
demek:
“Benim köklerimde hata olabilir.”
demektir.
Ama Kur’an:
insana şu olgunluğu öğretir:
Bir insanı sevmek, onun her fikrini doğru ilan etmeyi gerektirmez.
Atanı sevebilirsin.
Ama:
yanlışını da görebilirsin.
Atalarımızın Yanılmış Olabileceğini Kabul Etmek Onlara İhanet midir
Hayır.
Hatta bazen:
onların bıraktığı mirası daha ileri taşımak olabilir.
Geçmiş nesiller:
kendi şartlarında bildikleriyle yaşadılar.
Bugünkü insanın ise:
daha fazla bilgiye,
başka kaynaklara,
yeni tecrübelere
erişimi olabilir.
Eğer yeni bilgiyle bir yanlış görüyorsan:
onu sürdürmek:
sadakat değil,
hatanın devamıdır.
Gerçek saygı bazen:
ataların yaptığı iyiyi koruyup,
yanlış olanı:
tekrar etmemektir.
İnsan Neden Ailesinden Gelen İnancı Sorgulamaktan Korkar
Çünkü sorgulamak:
aidiyet duygusunu tehdit edebilir.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Ya ailemden farklı düşünürsem?”
“Ya dışlanırsam?”
“Ya yanlış bir soru sorarsam?”
“Ya yıllardır inandığım şey değişirse?”
Bu korkular:
gerçektir.
Ama soru sormak:
otomatik olarak inancı reddetmek değildir.
Bazen:
sorgulanmış iman, yalnız miras alınmış imandan daha bilinçli hale gelebilir.
Çünkü kişi artık:
“Bana böyle öğretildi.”
değil,
“Araştırdım ve buna ikna oldum.”
diyebilir.
Din Miras Alınabilir mi, Yoksa Her İnsan Yeniden mi Seçmelidir
Bir insan dini:
ailesinden öğrenebilir.
Bu son derece doğaldır.
Ancak Kur’an perspektifinde:
kişisel sorumluluk nedeniyle:
iman yalnız aile kimliği olarak kalmamalıdır.
Bir insan:
“Müslüman bir ailede doğdum.”
diyebilir.
Ama bu:
tek başına:
imanın bütün ahlaki ve manevi içeriğini
garanti etmez.
İman:
miras alınan isimden yaşanan tercihe dönüşmelidir.
Çünkü ahirette:
“Benim ailem böyleydi.”
demek:
kişisel sorumluluğun yerini tamamen alamaz.

“Herkes Böyle Yapıyor” Cümlesi “Atalarımızı Böyle Bulduk” Düşüncesinin Modern Hali Olabilir mi
Evet.
Bugün insan:
atalar yerine:
kalabalığa uyabilir.
“Herkes böyle yapıyor.”
“Bu çağda normal.”
“Arkadaşlarımın hepsi böyle.”
“Sosyal medyada herkes söylüyor.”
Bunlar:
modern taklit biçimleri olabilir.
İnsan:
geçmişin çoğunluğuna değil,
bugünün çoğunluğuna
teslim olmuş olur.
Fakat çoğunluk:
hakikatin matematiksel kanıtı değildir.
Bir milyon insan:
yanlış bir şeye inanabilir.
Bir kişi:
doğru olabilir.

Toplumdan Farklı Düşünmek Her Zaman Cesaret midir
Hayır.
Sırf farklı olmak:
erdem değildir.
İnsan:
“Herkes böyle düşünüyor, ben tersini söyleyeyim.”
diyerek de yanlış yapabilir.
Bağımsız düşünmek:
her şeye karşı çıkmak değildir.
Asıl mesele:
toplum ne derse desin:
delile göre karar verebilmek
tir.
Bazen toplum haklıdır.
Bazen yanlıştır.
Olgun insan:
ne körü körüne uyar,
ne de:
sırf isyan etmek için karşı çıkar.

Gelenek ile Din Birbirine Karıştığında Ne Olur
Bu çok sık görülebilir.
Bir toplumda yıllarca yapılan bir davranış:
zamanla:
“Din böyle emrediyor.”
diye anlatılabilir.
Halbuki kökeni:
kültürel olabilir.
Örneğin:
aile yapısı,
giyim biçimleri,
düğün gelenekleri,
kadın-erkek ilişkileri,
yas adetleri
gibi birçok konuda:
din ile kültür iç içe geçebilir.
Bu yüzden insanın:
şunu sorması önemlidir:
“Bu gerçekten vahyin hükmü mü, yoksa toplumumuzun alışkanlığı mı?”
Bakara 169’da:
Allah hakkında bilmeden konuşmak eleştirilmişti.
- ayet:
bunun kaynaklarından birini gösterir:
Atadan duyulanı Allah’ın hükmü sanmak.

Bir Geleneğin Doğru Olup Olmadığını Nasıl Değerlendirebiliriz
Birkaç ölçü kullanılabilir:
Kur’an’a açıkça aykırı mı?
Sahih dinî ilkelere uygun mu?
Adaleti destekliyor mu?
İnsan onurunu koruyor mu?
Zarar üretiyor mu?
Akıl ve tecrübe açısından savunulabilir mi?
Bu değerlendirme yapılırken:
her geleneği bir gecede yıkmaya çalışmak
da sağlıklı olmayabilir.
Bazı toplumsal değişimler:
bilgi,
hikmet
ve zaman
gerektirir.
Ama:
“Eskiden beri böyle.”
ifadesi tek başına:
yeterli savunma değildir.

Aile Büyükleriyle Fikir Ayrılığı Yaşamak Saygısızlık mıdır
Hayır.
Fikir ayrılığı ile:
saygısızlık
aynı şey değildir.
Bir insan:
annesine,
babasına,
dedesine
şöyle diyebilir:
“Sizi seviyorum ve saygı duyuyorum ama bu konuda aynı düşünmüyorum.”
Bu mümkündür.
Kur’an’ın eleştirdiği:
ebeveyne saygı değil,
aklı tamamen teslim etmektir.
Olgunluk:
hem:
saygıyı korumak,
hem de:
hakikat konusunda kişisel sorumluluk üstlenebilmek
tir.

Bu Ayet Bilimsel ve Entelektüel Gelişim İçin de Bir İlke Taşır mı
Evet, daha geniş bir düşünsel ilke çıkarılabilir.
Bilim ilerler çünkü insanlar:
önceki bilgileri:
saygıyla öğrenir
ama gerektiğinde:
sorgular.
Eğer her nesil:
“Eskiler böyle dedi, değiştiremeyiz.”
deseydi:
birçok bilimsel gelişme gerçekleşmezdi.
Ancak burada doğrudan ayetin bilim teorisi verdiğini söylememek gerekir.
Daha genel ahlaki ilke şudur:
Otorite, sorgulamayı tamamen ortadan kaldırmamalıdır.
Bilgi:
kanıt karşısında:
düzeltilebilir olmalıdır.

Bakara 169 ve 170 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
şeytanın insanı:
Allah hakkında bilmediği şeyleri söylemeye
yönelttiği anlatılmıştı.
- ayette ise:
insanın bunu nasıl yapabileceğinin:
önemli yollarından biri görünür hale gelir:
“Atalarımız böyle yapıyordu.”
İnsan:
duyduğu geleneği sorgulamaz.
Sonra:
geleneği din sanır.
Daha sonra:
Allah adına savunmaya başlayabilir.
Bu tehlikeli zincir şöyle olabilir:
Gelenek → sorgusuz kabul → kutsallaştırma → Allah adına kesin konuşma.
Kur’an bu zinciri:
akıl ve vahiy
ile kırmaya çağırır.

Bakara 170’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Geçmişinden utanma; ama geçmişinin esiri de olma.
Atalarından:
iyiyi al.
Tecrübelerini dinle.
Onlara saygı göster.
Ama:
hakikati:
soy ağacına bağlama.
Çünkü bir şey:
senin ailenden geliyor diye:
doğru olmak zorunda değildir.
Yanlış olmak zorunda da değildir.
Asıl soru:
“Delili nedir?”
olmalıdır.
İnsan:
miras aldığı düşünceleri:
emanet gibi incelemeli, zincir gibi taşımamalıdır.

Son Söz
Bakara 170 Bize “Gerçekten İnandığımız İçin mi Böyle Yaşıyoruz, Yoksa Doğduğumuz Ev Başka Olsaydı Bugün Savunduğumuz Şeylerin Tam Tersini Aynı Kesinlikle Savunacak mıydık?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 170. ayet:
insanı son derece rahatsız edici ama gerekli bir soruyla karşılaştırır:
“Neden buna inanıyorsun?”
Bu sorunun cevabı:
“Çünkü babam böyle söyledi.”
ise:
Kur’an:
bir adım daha sorar.
“Peki ya baban yanılmışsa?”
“Dedem böyle yaptı.”
“Peki ya deden yanlış biliyorsa?”
“Herkes böyle.”
“Peki ya herkes yanılıyorsa?”
Bu sorular:
aileye hakaret değildir.
İnsanın:
kendi zihinsel sorumluluğunu
hatırlamasıdır.
Çünkü dünya üzerinde milyarlarca insan:
farklı ailelerde doğuyor.
Bir çocuk:
Müslüman ailede dünyaya geliyor.
Başka biri:
Hristiyan.
Başka biri:
Hindu.
Başka biri:
ateist bir ailede.
Her biri çocukluk döneminde:
ailesinin dünya görüşünü:
normal ve doğal gerçeklik
olarak öğrenebilir.
O halde insan büyüdüğünde:
çok ciddi bir soru ortaya çıkar:
“Ben bunu gerçekten araştırarak mı kabul ettim, yoksa sadece bana ilk öğretilen şey olduğu için mi?”
Bu soru:
imanı küçümsemez.
Tam tersine:
onu:
bilinçli hale getirebilir.
Çünkü insan:
kendi inancını hiç sorgulamazsa:
karşıt bir dünyada doğmuş olsaydı:
belki tamamen farklı bir inancı:
aynı kesinlikle
savunuyor olabilirdi.
Bu ihtimali düşünmek:
entelektüel tevazu gerektirir.
“Ben kesin doğruyum çünkü benim ailem böyle.”
demek:
Kur’an’ın bu ayette eleştirdiği düşünceye:
çok yaklaşabilir.
Bunun yerine insan:
şöyle diyebilmelidir:
“Bana bunu öğrettiler. Ben de araştırıyorum, düşünüyorum ve doğruluğunu anlamaya çalışıyorum.”
İşte bu:
miras alınmış inanç ile:
bilinçli inanç
arasındaki farktır.
Ayetin çok önemli başka bir yönü:
aklı
merkeze almasıdır.
Kur’an:
“Ataları bir şey anlamamışsa?”
diye sorar.
Yani:
anlama kapasitesi,
değerlendirme,
hidayet
önemlidir.
Bu, din adına:
aklın tamamen kapatılmasına karşı ciddi bir uyarıdır.
Elbette akıl:
sınırsız değildir.
İnsan yanılabilir.
Ama çözüm:
aklı kullanmamak değildir.
Daha iyi kullanmaktır.
Kaynakları karşılaştırmak.
Sorular sormak.
Delil istemek.
Bilmediğinde:
“Bilmiyorum.”
diyebilmek.
Bir görüşün:
neden doğru olduğunu anlamaya çalışmak.
Bakara 170:
belki dini düşüncede çok önemli bir olgunluğu teşvik eder:
İnancını yalnız miras alma; anlamaya çalış.
Bu aynı zamanda:
aile içinde nesiller arası çatışmayı da düşündürür.
Her nesil:
kendinden sonrakine şöyle diyebilir:
“Biz böyle yaptık.”
Ama yeni nesil:
“Niçin?”
diye sorar.
Bu soru bazen:
saygısızlık gibi algılanır.
Oysa:
“Niçin?”
insanlığın gelişimini sağlayan en önemli sorulardan biridir.
Neden böyle inanıyoruz?
Neden bu geleneği sürdürüyoruz?
Neden bu yasak var?
Neden bunu ayıp sayıyoruz?
Neden bunu doğru görüyoruz?
Eğer bir düşüncenin:
sağlam temeli varsa:
sorudan korkması gerekmez.
Gerçek:
sorgulanınca yok olmaz.
Tam tersine:
daha iyi anlaşılabilir.
Zayıf gelenek ise:
sorudan korkar.
Çünkü cevabı:
“Öyle işte.”
olabilir.
“Büyükler öyle dedi.”
“Çok soru sorma.”
“Bizim ailede böyledir.”
Ayet tam olarak:
bu zihinsel duvarı kırar.
“Ya onlar bilmiyorlarsa?”
Bu tek soru:
yüzyılların alışkanlığını:
bir anda tartışmaya açabilir.
Ama burada dikkatli olmak gerekir.
Ayet:
genç nesle:
“Bütün büyüklerini cahil kabul et.”
demez.
Bu da başka bir kibir olur.
Modern insan bazen:
geçmiş nesilleri küçümser.
“Onlar hiçbir şey bilmiyordu.”
der.
Bu da hatalıdır.
Geçmiş insanlar:
bizim bugün sahip olmadığımız:
çok değerli tecrübeler,
hayat bilgileri,
sabır,
zanaat,
toplumsal hafıza
taşıyabilir.
Dolayısıyla sağlıklı yaklaşım:
ne geçmişi putlaştırmak ne de geçmişi küçümsemektir.
Geçmiş:
öğretmendir.
Ama:
ilah değildir.
Bu ayrım:
Bakara 170’in belki en güzel özetlerinden biridir.
Atalarımız:
bizim başlangıç noktamız olabilir.
Ama:
son düşünce noktamız olmak zorunda değildir.
Onlardan aldığımız şeyi:
daha iyi hale getirebiliriz.
Bir yanlış aile alışkanlığını:
biz bitirebiliriz.
Nesiller boyunca süren:
öfke,
şiddet,
ayrımcılık,
kötü iletişim,
haksız gelenekler
varsa:
bir kişi şöyle diyebilir:
“Bu bende bitecek.”
Bu çok güçlü bir düşüncedir.
Çünkü insan geçmişini seçemez.
Ama:
geçmişin gelecekte devam edip etmeyeceği konusunda etkisi olabilir.
Ailede herkes:
çocuklarına bağırmış olabilir.
Sen:
başka türlü ebeveyn olabilirsin.
Herkes:
bir gruba karşı önyargılı yetişmiş olabilir.
Sen:
önyargını sorgulayabilirsin.
Yıllardır bir gelenek:
insanlara zarar veriyor olabilir.
Sen:
“Bunu sürdüremeyiz.”
diyebilirsin.
Bu:
atalara ihanet değildir.
Bazen:
gelecek nesle karşı sorumluluktur.
Ayetin modern dünyadaki başka bir karşılığı ise:
algoritmik kalabalıklardır.
Geçmişte:
“atalarımız”
vardı.
Bugün:
“takip ettiğimiz hesaplar”
da düşüncemizi biçimlendirebilir.
İnsan sosyal medyada:
sürekli kendi görüşünü destekleyen insanları izler.
Bir süre sonra:
“Demek ki herkes böyle düşünüyor.”
sanır.
Aslında:
algoritma ona:
kendi fikrinin yankısını
geri gönderiyor olabilir.
Böylece modern insan:
atalarını değil,
dijital kabilesini
taklit edebilir.
Yine aynı soru gerekir:
“Gerçekten doğru mu?”
Yoksa:
“Benim çevrem böyle düşünüyor.”
mu?
Bakara 170’in mesajı:
çağ değişse de:
gücünü kaybetmez.
Çünkü insanın temel psikolojisi değişmemiştir:
Bir gruba ait olmak, hakikati tek başına aramaktan daha kolaydır.
Grup sana:
hazır cevap verir.
Hakikat arayışı ise:
belirsizlik ister.
Sabır ister.
Bazen:
yanıldığını kabul etmeyi gerektirir.
Bu nedenle bağımsız düşünmek:
yalnız zekâ değil,
karakter cesareti
de gerektirir.
Çünkü gerçek seni:
ailenle,
arkadaşlarınla,
toplumunla
aynı sonuca götürmeyebilir.
Ama aynı zamanda:
sırf farklı olmak uğruna:
gerçeği reddetmek de:
başka bir taklit biçimidir.
Sonuçta ölçü:
ne:
“Atalarım ne dedi?”
ne de:
“Modern insanlar ne diyor?”
olmalıdır.
Asıl soru:
“Hakikat nedir?”
Ve belki Bakara 170’in bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Bugün doğru olduğundan kesinlikle emin olduğumuz düşüncelerin kaç tanesini gerçekten araştırarak seçtik; kaç tanesini ise sadece doğduğumuz aile, büyüdüğümüz toplum veya ait olduğumuz çevre bize öyle öğrettiği için hakikatin kendisi sanıyoruz?
“Atalarımız bize bir başlangıç verir; fakat aklımızı onların yerine kullanmamız için verilmiş bir miras değildir. Geçmişe saygı, geçmişi yanılmazlaştırmak değildir. Hakikate sadakat bazen mirası korumayı, bazen de mirasın içindeki yanlışı bizim neslimizde bitirmeyi gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu