📖 Bakara Suresi 169. Ayette “Şeytan Size Ancak Kötülüğü, Hayâsızlığı ve Allah Hakkında Bilmediğiniz Şeyleri Söylemenizi Emreder” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,861
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 169. Ayette “Şeytan Size Ancak Kötülüğü, Hayâsızlığı ve Allah Hakkında Bilmediğiniz Şeyleri Söylemenizi Emreder” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan yalnız yanlış yaptığı zaman değil, yanlışına Allah adına gerekçe üretmeye başladığı zaman daha tehlikeli bir eşiğe ulaşır. Çünkü cehalet bazen ‘bilmiyorum’ demekle değil, bilmediği halde kesin konuşmakla büyür.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 169. Ayette Ne Anlatılmaktadır ❓


Bakara Suresi’nin 169. ayeti, bir önceki ayette geçen:


“Şeytanın adımlarını izlemeyin.”


uyarısının nedenini açıklar.


Ayetin anlamı özetle şöyledir:


“O size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”


Burada şeytanın insanı yönelttiği üç alan öne çıkar:


Kötülük.


Hayâsızlık ve ağır ahlaki çirkinlik.



Ve belki en dikkat çekicilerinden biri:


Allah hakkında bilgisizce konuşmak.


Bu üçüncü başlık son derece önemlidir.


Çünkü din adına yapılan her konuşma:


dindarlık olmayabilir.


İnsan bazen:


Allah adına konuştuğunu sanırken,


aslında:


kendi bilgisizliğini kutsallaştırıyor olabilir.


2️⃣ Bu Ayet 168. Ayetteki “Şeytanın Adımları” İfadesini Nasıl Açıklıyor ❓


  1. ayette:

şeytanın adımlarından


söz edilmişti.


  1. ayet ise:

bu yolun nereye götürebileceğini gösterir.


Önce:


küçük bir yanlış.


Sonra:


daha büyük kötülük.


Sonra:


ahlaki sınırların aşılması.


Ve sonunda insan:


kendi yanlışını meşrulaştırmak için:


Allah adına bile konuşmaya


başlayabilir.


Bu çok güçlü bir psikolojik zincirdir.


Yanlış sadece yapılmaz.


Bir süre sonra:


savunulur.


Sonra:


normalleştirilir.


En sonunda:


kutsallaştırılabilir.


3️⃣ Ayette Geçen “Sû’” Ne Anlama Gelir ❓


Arapça ayette:


“es-sû’”


ifadesi bulunur.


Bu:


kötülük,


zararlı davranış,


ahlaken çirkin olan şey


anlamlarına gelir.


Kavram oldukça geniştir.


Yalan.


Haksızlık.


İhanet.


Zarar verme.


Bencillik.


Bunların farklı biçimleri:


kötülük alanına girebilir.


Şeytanın çağrısının temel özelliği:


insanı:


iyiden uzaklaştırıp zararlı olana yaklaştırmasıdır.


4️⃣ “Fahşâ” Ne Demektir ❓


Ayette ikinci kavram:


“el-fahşâ”


dır.


“Fahşâ”:


açık derecede çirkin,


ahlaki sınırı aşan,


utanç verici ve ağır kötülük


anlamları taşır.


Kavram bazı bağlamlarda:


cinsel ahlaksızlıklarla


ilişkilendirilebilir.


Ancak anlamı yalnız bununla sınırlı değildir.


Çok açık ve ağır ahlaki çirkinlikler:


fahşâ


kapsamında düşünülebilir.


Yani ayet:


küçük hatadan daha ileriye geçen:


ahlaki bozulmaya


dikkat çeker.


5️⃣ “Sû’” ile “Fahşâ” Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓


En basit ifadeyle:


Sû’ daha genel kötülük alanıdır.


Fahşâ ise kötülüğün:


daha açık,


daha ağır,


daha çirkin


biçimlerini ifade edebilir.


Bu ayrım bize:


yanlışın derecelerinin bulunduğunu düşündürür.


Her hata aynı ağırlıkta değildir.


Ama küçük yanlışlar sürekli normalleştirilirse:


insan zamanla:


eskiden asla yapmayacağı daha ağır davranışlara


yaklaşabilir.


Bu da 168. ayetteki:


“adımlar”


ifadesiyle çok uyumludur.


6️⃣ Şeytan İnsana Gerçekten “Emir” mi Verir ❓


Ayette:


şeytanın:


“emrettiği”


ifade edilir.


Ancak bu:


şeytanın insan üzerinde Allah’ın iradesini aşan zorlayıcı bir gücü bulunduğu


anlamına gelmez.


Kur’an’ın genel anlatımında:


şeytan:


vesvese verir,


çağırır,


yanlışı süsler,


kandırmaya çalışır.


İnsan ise:


seçim yapar.


Dolayısıyla şeytanın “emri”:


zorunlu itaat ettiren ilahi emir gibi değildir.


Bu:


aldatıcı yönlendirme ve çağrı


olarak anlaşılır.


7️⃣ Şeytanın Çağrısı Neden Çoğu Zaman Açıkça Kötü Görünmez ❓


Çünkü insan:


açık biçimde çirkin görünen kötülükten


daha kolay kaçınabilir.


Bu yüzden yanlış:


çoğu zaman başka bir isimle gelir.


Kibir:


“Ben sadece değerimi biliyorum.”


diye sunulur.


İntikam:


“Hakkımı alıyorum.”


diye.


Dedikodu:


“Sadece olanları anlatıyorum.”


diye.


Açgözlülük:


“Hedeflerim büyük.”


diye.


Böylece insan:


kötülüğün kendisini değil,


yeniden adlandırılmış halini


kabul eder.


İşte ahlaki uyanıklık:


kelimelerin arkasındaki gerçeği görebilmektir.


8️⃣ Ayetin En Ağır Uyarısı Neden “Allah Hakkında Bilmediğinizi Söylemek” Olabilir ❓


Çünkü burada insan:


sadece kendisini yanıltmıyor olabilir.


Allah adına:


başkalarını da yönlendirebilir.


Bir insan:


“Allah bunu kesin yasakladı.”


der.


Ama delili yoktur.


“Allah kesin bunu ister.”


der.


Ama bilmiyordur.


“Şu kişinin başına bu geldi çünkü Allah onu cezalandırdı.”


der.


Ama vahiyden böyle bir bilgiye sahip değildir.


Böylece kendi:


yorumunu,


önyargısını,


korkusunu,


çıkarını


Allah’ın sözü gibi sunabilir.


Bu son derece ağır bir sorumluluktur.


9️⃣ “Bilmiyorum” Demek Dinî Açıdan Neden Değerli Olabilir ❓


Çünkü bilgi sınırını kabul etmek:


entelektüel dürüstlüktür.


İnsan her şeyi bilmez.


Bir din âlimi bile:


her sorunun cevabını bilmek zorunda değildir.


Gerçek ilim bazen:


“Bu konuda kesin konuşamam.”


diyebilmektir.


Cehaletin tehlikeli hali:


bilmemek değildir.


Bilmediğini bilmemektir.


Daha da tehlikelisi:


bilmediği halde:


Allah adına kesin hüküm vermektir.


🔟 Allah Adına Konuşmak Neden Diğer Konularda Konuşmaktan Daha Büyük Sorumluluk Taşır ❓


Çünkü cümlene:


“Allah böyle diyor.”


eklediğin anda:


sözünün otoritesini büyütürsün.


Bir insan:


“Ben böyle düşünüyorum.”


derse:


bu kişisel görüşüdür.


Ama:


“Allah böyle istiyor.”


derse:


artık ilahi otoriteyi kendi sözünün arkasına koymuş olur.


Eğer bunu delilsiz yapıyorsa:


insanları:


kendi görüşüne değil, Allah adına kurulmuş sahte bir kesinliğe


bağlayabilir.


Bu yüzden dinî konularda:


kaynak,


bağlam,


yorum farkları


konusunda dürüstlük çok önemlidir.


1️⃣1️⃣ Kendi Yorumumuzu Allah’ın Kesin Hükmü Gibi Sunmak Neden Tehlikelidir ❓


Çünkü insan yorumu:


yanılabilir.


Aynı ayet hakkında:


farklı tefsirler bulunabilir.


Bir konuda:


mezhepler farklı sonuçlara ulaşabilir.


Bazı hükümler açık olabilir.


Bazı meseleler:


yorum alanıdır.


Eğer insan:


kendi yorumunu:


“Allah’ın tartışmasız tek görüşü budur.”


şeklinde sunarsa:


kendi zihnini:


vahyin yerine koyma tehlikesine düşebilir.


Bu yüzden şu ayrım son derece önemlidir:


“Kur’an açıkça şöyle der.”


ile:


“Ben bu ayeti şöyle anlıyorum.”


aynı cümle değildir.


1️⃣2️⃣ Din Adına Yeni Yasaklar Üretmek Bu Ayetle İlişkili midir ❓


Evet, ilke bakımından ilişkilendirilebilir.


İnsan:


kişisel zevkini,


kültürel geleneğini,


kendi hassasiyetini


Allah’ın kesin yasağı gibi sunmamalıdır.


Bir şeyi:


kişisel olarak tercih etmeyebilirsin.


“Ben bunu doğru bulmuyorum.”


diyebilirsin.


Ama:


“Allah bunu haram kıldı.”


demek için:


bilgi ve delil gerekir.


Çünkü helâl ve haram belirlemek:


dinî açıdan ciddi bir iddiadır.


  1. ayetteki helâl ve tayyib vurgusunun hemen ardından:

169’da:


Allah hakkında bilgisizce konuşma


uyarısının gelmesi bu açıdan çok dikkat çekicidir.


1️⃣3️⃣ İnsanlar Neden Allah Adına Bilmedikleri Şeyleri Söylemeye Yönelir ❓


Bunun birçok nedeni olabilir.


Otorite arzusu.


“Bilmiyorum.”


demek yerine kesin konuşunca daha bilgili görünür.


Grup baskısı.


Kendi çevresinin inancını sorgulamadan tekrar eder.


Gelenek.


Çocukluktan beri duyduğu şeyi:


vahiy sanabilir.


Korku.


Belirsizliği kabul etmek istemez.


Kibir.


Yanlış çıkmayı istemez.


Çıkar.


Kendi istediği düzeni Allah adına meşrulaştırmak isteyebilir.


Dolayısıyla:


bilgisiz dinî kesinlik:


her zaman sadece bilgi eksikliğinden doğmaz.


Bazen:


egonun ihtiyacından


doğar.


1️⃣4️⃣ “Biz Böyle Gördük” ile “Allah Böyle Emretti” Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓


Çok büyük bir fark vardır.


Bir gelenek:


yüzyıllardır uygulanıyor olabilir.


Bu:


ona tarihsel değer kazandırabilir.


Ama otomatik olarak:


Allah’ın emri


olduğunu kanıtlamaz.


Aileden gelen alışkanlık:


din olabilir.


Ama olmayabilir de.


Kültürel bir davranış:


ahlaken güzel olabilir.


Ama vahiy kaynaklı zorunluluk olmayabilir.


Bu yüzden insan:


din ile kültürü ayırabilmelidir.


Aksi halde:


kendi toplumunun alışkanlığını:


Allah’ın evrensel emri


haline getirebilir.


1️⃣5️⃣ Bilgisizce Allah Hakkında Konuşmak Başkalarına Nasıl Zarar Verebilir ❓


Çok ciddi zararlar oluşturabilir.


Bir insanın:


Allah’tan gereksiz yere korkmasına


neden olabilir.


Dinin:


aslında olmayan bir yasağı yüzünden


hayatı zorlaşabilir.


Bir kişi:


Allah’ın rahmetinden umudunu kesebilir.


Bir topluluk:


yanlış bir din anlayışı üzerinden


başkalarını dışlayabilir.


Bir kadın veya erkek:


kültürel baskıya:


“Allah böyle istiyor.”


denildiği için karşı çıkamayabilir.


Bu nedenle yanlış din bilgisi:


yalnız entelektüel hata değildir.


İnsan hayatını şekillendiren gerçek sonuçlar


üretebilir.


1️⃣6️⃣ Bu Ayet Dinde Soru Sormayı Teşvik Eder mi ❓


Dolaylı olarak:


çok güçlü biçimde evet.


Çünkü Allah hakkında:


bilmediğini söylememek için:


önce bilmeye çalışman gerekir.


Bu da:


soru,


araştırma,


okuma,


kaynak kontrolü


gerektirir.


İnanç:


“Bana ne söylendiyse tekrar ederim.”


seviyesinde bırakılmamalıdır.


Özellikle ciddi dinî hükümler söz konusu olduğunda:


“Bunun kaynağı nedir?”


sorusu son derece değerlidir.


Soru:


her zaman inançsızlık değildir.


Bazen:


bilgisiz kesinlikten korunmanın aracıdır.


1️⃣7️⃣ Bakara 168 ve 169 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar ❓


  1. ayet:

helâl ve temiz olandan yiyin, şeytanın adımlarını izlemeyin


demişti.


  1. ayet:

şeytanın bu adımlarla insanı nereye yönlendirdiğini açıklar:


kötülük.


Hayâsızlık.



Ve:


Allah hakkında bilgisizce konuşmak.


Bu sıralamada belki çok önemli bir ders vardır:


İnsan yanlış davranışını:


en sonunda:


yanlış bir inanç sistemiyle savunmaya


başlayabilir.


Önce yapar.


Sonra:


meşrulaştırır.


Sonra:


Allah adına savunur.


İşte yanlışın en tehlikeli aşamalarından biri:


kendisini kutsal göstermesidir.


1️⃣8️⃣ Bakara 169’dan Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir ❓


Belki şöyle özetlenebilir:


Bilmediğin yerde susabilmek de ahlaktır.


Özellikle Allah,


din,


helâl,


haram,


günah,


sevap,


ahiret


hakkında konuşurken:


insan çok daha dikkatli olmalıdır.


Her duyduğunu:


din sanma.


Her geleneği:


vahiy sanma.


Her yorumunu:


Allah’ın kesin hükmü sanma.


Bazen en doğru dinî cümle:


“Bunun cevabını bilmiyorum; öğrenmem gerekir.”


olabilir.


1️⃣9️⃣ Son Söz ❓ Bakara 169 Bize “Allah’ı Savunduğumuzu Sanırken, Kendi Bilgisizliğimizi Allah’ın Adıyla Konuşturuyor Olabilir miyiz?” Diye mi Soruyor ❓


Bakara Suresi 169. ayetin belki en sarsıcı tarafı:


şeytanın insana yalnızca:


kötülüğü ve hayâsızlığı


emrettiğini söylememesidir.


Üçüncü bir şey daha vardır:


Allah hakkında bilmediğinizi söylemek.


Bu gerçekten düşündürücüdür.


Çünkü insanın zihninde şeytan denildiğinde:


çoğu zaman:


açık günahlar


canlanır.


Hırsızlık.


Yalan.


Zulüm.


Ahlaksızlık.


Ama ayet:


bilgisiz din konuşmasını da:


aynı zincirin içine yerleştirir.


Demek ki:


dindar görünmek,


insanı otomatik olarak:


yanlıştan korumaz.


İnsan:


dinin içinde de:


yanılabilir.


Hatta bazen:


yanlışını:


dinî bir dille daha güçlü hale getirebilir.


Bir insan:


kendi öfkesine:


Allah’ın öfkesi


adını verebilir.


Kendi nefretine:


dinî hassasiyet.


Kendi kültürüne:


şeriat.


Kendi siyasi çıkarına:


Allah’ın davası.


Kendi kişisel görüşüne:


Allah’ın kesin hükmü


diyebilir.


İşte burada insanın kendi egosu:


çok tehlikeli bir maske takar.


Artık:


“Ben böyle istiyorum.”


demez.


“Allah böyle istiyor.”


der.


Bu cümle:


dünyanın en güçlü cümlelerinden biridir.


Çünkü Allah’a inanan bir insan için:


Allah’ın emri:


diğer bütün otoritelerin üzerindedir.


Dolayısıyla biri:


kendi görüşünü Allah’ın emri gibi sunarsa:


başkasının vicdanı üzerinde:


çok büyük bir güç kurabilir.


Bu yüzden dinî bilginin:


ahlakı olmalıdır.


Bilgi sahibi insanın:


yalnız doğru cevabı bilmesi değil,


nerede kesin konuşamayacağını da bilmesi


gerekir.


Belki gerçek alim ile:


bilgisiz ama özgüvenli insan


arasındaki en büyük farklardan biri budur.


Bilgisiz kişi:


her soruya cevap verir.


Gerçek bilgi sahibi ise bazen:


“Bilmiyorum.”


der.


Çünkü ne kadar çok öğrendikçe:


konuların ne kadar:


karmaşık,


derin


ve yorum gerektiren


olabileceğini görür.


Bu nedenle:


“Bilmiyorum.”


kelimesi:


cehaletin göstergesi olmak zorunda değildir.


Bazen:


bilginin ahlakıdır.


Modern dünyada ise:


bunun tam tersi teşvik ediliyor olabilir.


Herkes:


her konuda fikir söylüyor.


Bir başlık görüyor.


On saniye sonra:


uzman gibi konuşuyor.


Bir video izliyor.


Bir fetva veriyor.


Bir cümle okuyor.


Bir insanın:


imanı,


ahlakı,


ahireti


hakkında hüküm veriyor.


Bu hız:


dinî alanda özellikle tehlikelidir.


Çünkü insan:


yanlış bilgi verdiğinde:


başkasının hayatını etkileyebilir.


Bir insana:


“Allah seni asla affetmez.”


dersin.


Belki o kişi:


Allah’ın rahmetinden umudunu keser.


Birine:


“Bu kesin haramdır.”


dersin.


Halbuki mesele:


yorum farklılığı olan bir konudur.


Birine:


“Başına bu geldi çünkü Allah seni cezalandırdı.”


dersin.


Allah’ın seninle paylaşmadığı:


gayb bilgisini:


kendinde varmış gibi sunarsın.


Bu yüzden:


Allah hakkında konuşurken:


tevazu


zorunlu hale gelir.


İnsan kendi sınırını bilmelidir.


Ben:


her şeyi bilmiyorum.


Bir ayetin:


bütün yorumlarını bilmiyor olabilirim.


Bir hadisin:


sıhhat tartışmasını bilmiyor olabilirim.


Bir hükmün:


mezhepler arasındaki farkını bilmiyor olabilirim.


O halde:


neden Allah adına:


bu kadar kolay kesin konuşayım?


Bu soru:


yalnız din adamları için değildir.


Her mümin için geçerlidir.


Çünkü sosyal medyada:


herkes bir anlamda yayıncıdır.


Bir cümle yazarsın.


Bin kişi görür.


Yanlış bir din bilgisi:


saniyeler içinde yayılabilir.


Sonra:


başkası senden alır.


Bir başkası ondan.


Ve birkaç yıl sonra:


kimse ilk kaynağın neresi olduğunu bilmez.


Ama:


“Dinimizde böyle.”


diye konuşulmaya başlanır.


Bu:


çok ciddi bir bilgi zinciri problemidir.


Belki bu yüzden insan:


din hakkında duyduğu her sözü:


üç sorudan geçirmelidir:


Kaynağı ne?


Bağlamı ne?


Bu kesin bilgi mi, yoksa yorum mu?



Bu üç soru bile:


çok büyük yanlışları engelleyebilir.


Ayet ayrıca insanın:


kendi arzularını nasıl dinleştirebileceğini


de düşündürür.


İnsan bazen önce:


bir şeyi yapmak ister.


Sonra:


ona dinî gerekçe arar.


Bu:


hakikati aramak değildir.


Bu:


önceden verilmiş karara delil aramaktır.


Mesela kişi:


birinden nefret eder.


Sonra:


onun hakkında:


kendisine dinî gerekçe sağlayacak bir ifade arar.


Bir şeyi çok ister.


Sonra:


onu helâlleştirecek bir yorum arar.


Bir gruba bağlıdır.


Sonra:


grubunun her davranışını savunacak dinî argümanlar toplar.


Bu noktada din:


insanı düzeltmek yerine:


insanın arzularını savunan avukata


dönüşür.


Oysa vahyin amacı:


bizim her istediğimizi:


onaylamak değildir.


Bazen:


bizi rahatsız etmek


zorundadır.


Gerçek dinî metin:


yalnız hoşumuza giden şeyleri söylemez.


Bazen:


“Yanlışsın.”


der.


Bazen:


“Bunu bırak.”


Bazen:


“Özür dile.”


Bazen:


“Bu para senin hakkın değil.”


Bazen:


“Sevdiğin kişi burada haksız.”


Bazen:


“Senin grubun burada yanlış yaptı.”


İşte hakikat:


bu anlarda sınanır.


Eğer insan:


Allah’ın sözünü yalnız:


kendi istediğine uyduğu sürece


kabul ediyorsa:


aslında Allah’ı mı izliyor,


yoksa:


kendi arzusunu mu?


  1. ayetin 168’den sonra gelmesi de bu yüzden çok anlamlıdır.

Önce:


“Şeytanın adımlarına uymayın.”


Sonra:


o adımların yöntemlerinden biri açıklanır:


Bilmediğin şeyi Allah adına söylemek.


Yanlışın en ileri aşaması bazen:


yanlış olduğunu bilmemek değil,


yanlışı kutsal sanmaktır.


Çünkü sıradan günah işleyen kişi:


bir gün:


“Yanlış yaptım.”


diyebilir.


Ama günahını:


Allah’ın emri sanan kişi:


neden tövbe etsin?


Tam tersine:


kendini sevap işler gibi hissedebilir.


Bu nedenle:


dinî yanlış bilgi:


çok tehlikeli olabilir.


İnsanın vicdanını:


tersine çevirebilir.


Yanlışa:


doğru,


zulme:


adalet,


nefrete:


iman,


cehalete:


dindarlık


adı verilebilir.


Belki şeytanın en tehlikeli başarısı:


insanı sadece kötülüğe götürmek değil,


kötülüğü iyilik yaptığına inandırmak


olabilir.


Bu yüzden insanın:


sürekli kendisini kontrol etmesi gerekir.


“Ben Allah adına konuşurken:


gerçekten vahyi mi aktarıyorum?”


“Yoksa:


kendi kanaatimi mi?”


“Bunu kesin biliyor muyum?”


“Yoksa:


duydum ve tekrar mı ediyorum?”


“Karşıt delilleri biliyor muyum?”


“Bu konuda farklı görüşler var mı?”


Bu sorular:


imanı zayıflatmaz.


Tam tersine:


imanı cehaletten koruyabilir.


Bakara 169 aynı zamanda:


ahlak ile bilgi arasındaki ilişkiyi de kurar.


İnsan çok bilgili olabilir.


Ama:


dürüst değilse:


bilgiyi manipüle edebilir.


Başka biri az bilir.


Ama:


“Bilmiyorum.”


diyebilecek kadar dürüsttür.


Belki Allah katında:


bu dürüstlük:


çok daha değerlidir.


Çünkü bilginin amacı:


egoyu büyütmek değil,


hakikate yaklaşmaktır.


Ve hakikate yaklaşmanın ilk şartlarından biri:


kendi cehalet alanını görebilmektir.


Sokrates’e atfedilen meşhur:


“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”


sözünün felsefi aşırılığı bir yana,


temel sezgisi:


önemlidir:


Bilgi, sınırını fark ettiğinde olgunlaşır.


Kur’an’ın yaklaşımında ise:


özellikle Allah hakkında:


bilgisiz kesinlik:


ahlaki bir sorun haline gelir.


Bu yüzden:


bir insanın dinî olgunluğu:


ne kadar çok konuştuğuyla değil,


belki:


ne zaman susması gerektiğini bildiğiyle de


ölçülebilir.


Ve belki Bakara 169’un bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:


Din adına konuşurken gerçekten Allah’ın ne söylediğini mi aktarıyoruz, yoksa kendi korkularımızı, geleneklerimizi, çıkarlarımızı ve yorumlarımızı “Allah böyle istiyor” diyerek kutsal bir otoritenin arkasına mı saklıyoruz?


“Cehaletin en tehlikeli hali ‘bilmiyorum’ demek değildir; bilmediği halde Allah adına kesin konuşmaktır. Hakikate saygı, yalnız doğruyu söylemekle değil, bilginin bittiği yerde susabilecek kadar dürüst olmakla da başlar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt