Bakara Suresi 117. Ayette “O, Gökleri ve Yeri Örneksiz Olarak Yaratandır. Bir İşin Olmasını Dilediğinde Ona Yalnızca ‘Ol’ Der ve O da Oluverir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bir şeyi ortaya çıkarmak için zamana, malzemeye ve imkâna ihtiyaç duyar; Allah’ın yaratması ise yaratılmışların şartlarına bağlı değildir. ‘Ol’ emri, insan diliyle anlatılan sınırsız kudretin ifadesidir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 117. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 117. ayeti, bir önceki ayette vurgulanan Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmaması ve bütün varlığın O’na ait olması düşüncesini daha da ileri taşır.
Ayet Allah’ı:
“Gökleri ve yeri örneksiz olarak yaratan”
şeklinde tanımlar.
Ardından ilahi yaratmanın insan üretiminden ne kadar farklı olduğunu gösteren meşhur ifade gelir:
“Bir işe hükmettiğinde ona yalnızca ‘Ol’ der, o da oluverir.”
Burada temel mesaj:
Allah’ın yaratmak için kendisinden bağımsız bir maddeye, yardımcıya, modele veya güce ihtiyaç duymamasıdır.
“Gökleri ve Yeri Örneksiz Yaratan” Ne Demektir
Ayette Allah için kullanılan kelime:
“Bedî‘”
kelimesidir.
Bu kelime:
önceden var olan bir örneği taklit etmeden ortaya çıkarmak,
benzersiz biçimde meydana getirmek
anlamlarını taşır.
İnsan çoğu zaman yaptığı şeylerde:
doğadan,
önceki eserlerden,
başka insanların fikirlerinden
yararlanır.
Allah’ın yaratması ise Kur’an’da:
başka bir yaratıcıyı veya modeli taklit etmeyen mutlak yaratma
olarak sunulur.
İnsan İcadı İle İlahi Yaratma Arasındaki Fark Nedir
İnsan bir şey “yarattığını” günlük dilde söyleyebilir.
Bir sanatçı eser yaratır.
Bir mühendis sistem tasarlar.
Bir yazar hikâye kurar.
Fakat insan aslında:
var olan malzemeleri, fikirleri ve imkânları yeni biçimlerde birleştirir.
Bir masa yapan kişi:
ağacı yaratmaz.
Bir bilgisayar yapan kişi:
maddeyi ve fizik yasalarını yaratmaz.
Allah’ın yaratması ise Kur’an’ın bakışında daha temel bir düzeydedir:
Varlığın kendisini mümkün kılan yaratma.
“Örneksiz Yaratmak” Allah’ın Benzersizliğini Nasıl Gösterir
Çünkü örneksiz yaratma:
başkasından öğrenmeye ihtiyaç duymamayı
ifade eder.
İnsan öğrenir.
Taklit eder.
Deneme yapar.
Hata yapar.
Düzeltir.
Allah hakkında ise Kur’an:
mutlak bilgi ve kudret
tasavvuru sunar.
Bu yüzden Allah’ın yaratması:
bir öğrenme süreci değildir.
Allah:
bilmediğini deneyerek keşfeden bir varlık değildir.
“Bir İşin Olmasını Dilediğinde” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“Bir işe hükmettiğinde”
anlamına gelen bir ifade vardır.
Burada Allah’ın:
iradesi,
hükmü
ve yaratması
birbirine bağlanır.
Yani evrende Allah’ın iradesinden tamamen bağımsız ikinci bir mutlak güç tasarlanmaz.
Allah bir şeyin var olmasını dilediğinde:
hiçbir bağımsız güç O’nun kudretini engelleyemez.
Bu, ayetin tevhid mesajının merkezindedir.
“Ol Der ve Oluverir” İfadesi Gerçekten Bir Seslenme midir
Bu ifade:
“Kun fe-yekûn”
şeklinde bilinir.
Kelime anlamıyla:
“Ol der, o da olur.”
Fakat bunu Allah’ın fiziksel anlamda ses çıkarıp bir nesneye Türkçe veya Arapça kelime söylediği biçiminde düşünmek zorunlu değildir.
İfade:
Allah’ın iradesi ile yaratması arasında aşılması gereken bir güçlük bulunmadığını
anlatır.
İnsan için büyük ve küçük işler farklı olabilir.
Allah’ın kudreti açısından ise:
yaratmanın zorluğu diye bir sorun yoktur.
Eğer Bir Şey Henüz Yoksa Allah Ona Nasıl “Ol” Der
Bu soru ayetin mecazi ve teolojik dilini anlamak açısından önemlidir.
“Ol” emri:
var olmayan bir nesnenin önceden bilinçli olarak beklediği ve sözü duyduğu anlamına gelmek zorunda değildir.
Buradaki anlatım:
ilahi iradenin yaratıcı etkinliğini insanın anlayabileceği kısa bir ifadeyle anlatır.
Yani Allah:
bir varlığın meydana gelmesini irade eder
ve o varlık:
Allah’ın dilediği biçimde meydana gelir.
“Ol” Emri Her Şeyin Anında Gerçekleştiği Anlamına mı Gelir
Her zaman böyle yorumlanması gerekmez.
Kur’an aynı zamanda evren ve hayat içinde:
aşamalar,
süreçler,
gelişimler
bulunduğunu anlatır.
Bir insanın yaratılışı aşamalıdır.
Bitkiler süreç içinde büyür.
Doğadaki birçok olay zaman içinde gerçekleşir.
Bu nedenle:
“Ol ve olur”
ifadesi mutlaka:
“Her şey insanın ölçtüğü zamanda sıfır saniyede oluşur.”
demek değildir.
Asıl vurgu:
Allah’ın iradesinin gerçekleşmesinin önünde bağımsız bir engel bulunmamasıdır.
Allah Neden Bazı Şeyleri Süreç İçinde Yaratıyor
Allah’ın kudreti bir şeyi anında yaratmaya yeterli kabul edilir.
Fakat Kur’an’daki yaratılış anlatılarında:
düzen, ölçü, aşama ve sebep ilişkileri
de görülür.
Bu bize önemli bir ayrım gösterir:
Bir şeyi süreç içinde yaratmak:
onu yaratmaya güç yetirememek
demek değildir.
Aksine süreç de:
Allah’ın yarattığı düzenin bir parçası olabilir.
Bir ağacın yıllar içinde büyümesi:
ilahi kudretin eksikliği değil,
yaratılış düzeninin biçimidir.
“Kun Fe-Yekûn” Doğa Yasalarını Geçersiz mi Kılar
Hayır.
Kur’an’ın Allah anlayışında doğa yasaları da:
yaratılmış düzenin parçalarıdır.
Su belirli şartlarda kaynar.
Gezegenler belli düzenlerde hareket eder.
Canlıların biyolojik süreçleri vardır.
Bunları incelemek:
Allah’ın kudretini reddetmek anlamına gelmez.
Tam tersine birçok Müslüman düşünür için:
doğanın düzenini araştırmak yaratılışın işleyişini araştırmaktır.
“Kun fe-yekûn”:
bilimin alternatifi değil,
varlığın nihai kaynağı hakkındaki teolojik bir ifadedir.

Bu Ayet Bilimsel Bir Evren Modeli Sunuyor mu
Hayır.
Ayet:
modern fizik,
kozmoloji
veya Big Bang hakkında teknik bir bilimsel açıklama vermemektedir.
Böyle bir şeyi ayete zorla yüklemek doğru olmaz.
Ayetin konusu:
evrenin nasıl fiziksel aşamalardan geçtiğini açıklamak değil, varlığın nihai olarak kime bağlı olduğunu belirtmektir.
Bilim:
evrenin süreçlerini araştırır.
Ayet ise daha metafizik bir soru sorar:
Varlığın nihai kaynağı nedir?

“Gökler ve Yer” İfadesi Bütün Evreni mi Temsil Eder
Kur’an dilinde:
“gökler ve yer”
çoğu zaman bütün yaratılmış düzeni kapsayan geniş bir ifade olarak kullanılır.
Bu nedenle yalnızca:
Dünya gezegeni
ve gökyüzünün görünen kısmı
kastedilmez.
İfade:
varlığın bütünlüğüne
işaret eder.
Mesaj şudur:
İnsan nereye bakarsa baksın:
yaratılmış bir gerçeklikle karşılaşır.

Bu Ayet Allah’ın Mutlak Kudreti Hakkında Ne Söyler
Allah’ın kudreti:
insan kudretiyle kıyaslanabilecek bir büyüklük farkı olarak değil,
niteliksel olarak farklı bir kudret
şeklinde sunulur.
İnsan:
araç kullanır.
Enerjiye ihtiyaç duyar.
Malzemeye bağımlıdır.
Başarısız olabilir.
Allah’ın yaratması ise:
başka bir kaynağa muhtaç değildir.
Bu nedenle “Ol ve olur” ifadesi:
ilahi kudretin bağımsızlığını vurgular.

Allah Her Şeye Güç Yetiriyorsa Neden Dünyada İstediğimiz Her Şey Olmuyor
Çünkü:
Allah’ın bir şeye güç yetirmesi
ile:
insanın istediği her şeyi Allah’ın yapması
aynı şey değildir.
İnsan:
bir şeyi isteyebilir.
Ama Allah’ın iradesi:
insanın bireysel arzusuna bağlı değildir.
Bu nedenle dua:
Allah’a emir vermek değildir.
İnsan ister.
Dua eder.
Çabalar.
Ama sonuç konusunda:
nihai iradenin kendisine ait olmadığını
kabul eder.

“Ol ve Olur” İnsana Umut Verebilir mi
Evet.
Çünkü ayet insanın bazen:
imkânsız
olarak gördüğü şeylerle Allah’ın kudreti arasına sınır koymamasını hatırlatır.
İnsan kendi imkânlarını ölçer:
“Ben bunu yapamam.”
“Bu çıkmaz.”
“Artık çözüm yok.”
diyebilir.
Fakat iman perspektifinde:
Allah’ın kudreti insanın imkânlarıyla sınırlı değildir.
Bu, insanı gerçeklikten kopuk beklentilere değil:
ümitsizliğe karşı bir açıklığa
çağırabilir.

Bu Ayet İnsanın Kibrini Nasıl Sarsar
İnsan büyük eserler yaptığında:
kendini çok güçlü hissedebilir.
Şehirler kurar.
Uzaya araç yollar.
Genleri inceler.
Teknoloji geliştirir.
Bunların tamamı insanın olağanüstü kapasitesini gösterir.
Ama ayet daha temel bir soruyu hatırlatır:
İnsan kullandığı varlığın kendisini mi yarattı?
Maddenin varlığını?
Doğa yasalarını?
Aklın kendisini?
Zamanı?
Varlığın temelini?
İnsanın gücü büyüktür.
Ama:
mutlak değildir.

Bakara 116 Ve 117 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
Allah’a çocuk isnadı reddedilmişti.
Göklerde ve yerde bulunan her şeyin:
Allah’a ait olduğu
söylenmişti.
- ayette bunun nedeni daha da derinleştirilir:
Allah:
göklerin ve yerin örneksiz yaratıcısıdır.
Yani Allah’ın çocuk edinmeye neden ihtiyacı olsun?
Bütün varlığı:
kendisi yaratmaktadır.
Böylece 116 ve 117 birlikte:
Allah’ın:
ihtiyaçsızlığını,
benzersizliğini,
yaratıcılığını
ve mutlak kudretini
vurgular.

Bakara 117’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Kendi sınırlarını Allah’ın sınırları sanma.
İnsan:
“Bunun yolu yok.”
dediğinde çoğu zaman aslında:
“Ben bir yol göremiyorum.”
demektedir.
Bu iki cümle aynı değildir.
İnsanın bilgisi sınırlıdır.
Geleceği bilemez.
Bütün ihtimalleri göremez.
Bu nedenle iman:
insana kolaycı bir mucize beklentisi değil,
kendi bilgisinin sınırlarını kabul eden bir umut
öğretebilir.

Son Söz
Bakara 117 Bize “Bizim İçin İmkânsız Görünen Bir Şey, Allah İçin de İmkânsız mıdır?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 117. ayet insanın yaratma hakkında bildiği bütün tecrübeyi aşan bir cümle kurar:
“Ol der, o da oluverir.”
İnsan böyle yaratamaz.
Bizim her üretimimiz:
bir şeye bağlıdır.
Bir ressamın:
boyaya ihtiyacı vardır.
Bir mimarın:
malzemeye ihtiyacı vardır.
Bir mühendisin:
enerjiye ihtiyacı vardır.
Bir yazarın bile:
dile,
hafızaya,
tecrübeye
ihtiyacı vardır.
İnsan yoktan bağımsız biçimde ortaya çıkaran mutlak bir yaratıcı değildir.
Bu nedenle Kur’an Allah hakkında:
“Bedîu’s-semâvâti ve’l-ard”
ifadesini kullanır.
Gökleri ve yeri:
örneksiz meydana getiren.
Burada insanın zihni zorlanır.
Çünkü insan her şeyi:
önce-sonra,
neden-sonuç,
malzeme-ürün
ilişkileriyle düşünmeye alışmıştır.
Ama ayet bize:
Allah’ın yaratmasının:
yaratılmış varlıkların üretim biçimine benzemediğini
söyler.
Sonra o meşhur ifade gelir:
“Kun fe-yekûn.”
“Ol.”
Ve olur.
Bu cümle yalnızca kudreti anlatmaz.
Aynı zamanda insanın:
“imkânsız”
kelimesini nasıl kullandığını da sorgulatır.
Çünkü insan için imkânsız görünen şeylerin önemli bir bölümü aslında:
“Ben bunun nasıl olacağını bilmiyorum.”
anlamına gelir.
Bir zamanlar:
insanın uçması,
okyanusun ötesindeki biriyle anında konuşması,
uzaya araç göndermesi
hayal gibi görünüyordu.
İnsanın kendi bilgi sınırları bile sürekli değişiyor.
O halde insan kendi sınırlı bilgisini:
varlığın mutlak sınırı
gibi görmemelidir.
Fakat burada başka bir yanlış anlamaya da düşmemek gerekir.
“Allah her şeye kadirdir.”
demek:
“Ben ne istersem mutlaka olacak.”
demek değildir.
İman:
Allah’ı insan arzusunun hizmetine sokmak değildir.
Tam tersine:
insanın kendi arzusunu mutlak irade olmaktan çıkarmasıdır.
Sen isteyebilirsin.
Çabalayabilirsin.
Dua edebilirsin.
Ama hayat her zaman senin senaryona göre ilerlemeyebilir.
“Kun fe-yekûn”un en derin anlamlarından biri belki burada ortaya çıkar:
Mutlak irade senin değildir.
Bu düşünce insanı iki aşırılıktan koruyabilir.
Birincisi:
kibir.
“Her şeyi ben kontrol ederim.”
İkincisi:
ümitsizlik.
“Ben çözüm göremiyorum, demek ki hiçbir çözüm yok.”
Tevhid ise ikisinin arasında farklı bir duruş üretir:
Elimden geleni yaparım; fakat varlığın bütün ihtimallerini benim bilgim belirlemez.
Belki Bakara 117’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Bir şey için “Artık mümkün değil” dediğimizde gerçekten varlığın bütün ihtimallerini mi biliyoruz, yoksa yalnızca kendi görebildiğimiz yolların sonuna mı gelmiş bulunuyoruz?
“İnsanın ufku bittiğinde imkânların da bittiğini sanması kibirin başka bir biçimidir. ‘Ol ve olur’ sözü, insanı düşünmekten vazgeçirmemeli; kendi bilgisini sonsuzluğun ölçüsü sanmaktan vazgeçirmelidir.”
Ersan Karavelioğlu