Bakara Suresi 109. Ayette “Ehl-i Kitap’tan Birçoğu, Hakikat Kendilerine Apaçık Belli Olduktan Sonra, İçlerindeki Kıskançlık Yüzünden Sizi İmanınızdan Sonra Yeniden İnkâra Döndürmek İsterler. Allah Emrini Getirinceye Kadar Affedin ve Hoşgörün. Şüphesiz Allah’ın Her Şeye Gücü Yeter” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikate bağlılığın en zor sınavlarından biri, sana karşı kötü niyet taşıyanların seni de kendi ahlaklarından uzaklaştırmasına izin vermemektir. Başkasının kini, senin karakterinin yöneticisi olmamalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 109. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 109. ayeti aynı anda üç önemli meseleyi ele alır:
Kıskançlık, inanç üzerinde baskı ve buna karşı gösterilecek ahlaki tavır.
Ayet, Ehl-i Kitap içerisinden bazı kimselerin hakikat kendileri için belli olduktan sonra bile müminlerin imanlarından vazgeçip yeniden inkâra dönmelerini arzuladıklarını bildirir.
Kur’an bunun arkasındaki sebeplerden birini:
“nefislerinden kaynaklanan haset”
olarak gösterir.
Fakat ayetin belki de en şaşırtıcı tarafı bundan sonra gelir.
Müminlere hemen öfke, saldırganlık veya intikam tavsiye edilmez.
Tam tersine:
“Affedin ve hoş görün.”
denilir.
Bu yönüyle ayet yalnızca karşı tarafın ahlakını değil, müminin kendi ahlakını da sınar.
“Ehl-i Kitap’tan Birçoğu” İfadesi Neden Önemlidir
Ayetin kullandığı dil dikkatle okunmalıdır.
Kur’an:
“Ehl-i Kitap’ın tamamı”
demez.
“Birçoğu” anlamındaki bir ifade kullanır.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Çünkü Kur’an’ın başka bölümlerinde Ehl-i Kitap içinde:
dürüst,
adaletli,
Allah’a inanan,
iyilik yapan
kişilerin bulunduğu da açıkça ifade edilir.
Dolayısıyla Bakara 109’u bütün Yahudilere veya bütün Hristiyanlara yönelik zamansız bir suçlama şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Eleştiri:
belirli bir tarihsel tavra ve belirli kişilerin davranışlarına yöneliktir.
“Sizi İmanınızdan Sonra İnkâra Döndürmek İsterler” Ne Anlama Gelir
Burada yalnızca farklı düşünmekten söz edilmez.
Birilerinin müminlerin:
inançlarını bırakmalarını istemesi
anlatılır.
Yani tartışma:
“Ben farklı inanıyorum.”
seviyesinde değildir.
Daha ileri bir arzu vardır:
“Siz de kendi inancınızı bırakın.”
Kur’an bunu müminlerin karşılaşabileceği bir baskı biçimi olarak gösterir.
Fakat aynı zamanda kişinin kendi inancının sağlamlığını da gündeme getirir:
Başkalarının ne istediği, senin inancını ne kadar belirliyor?
İnsan Başkasının İnancını Değiştirmesini Neden İsteyebilir
Bunun birçok nedeni olabilir.
Gerçekten doğru olduğuna inandığı şeyi paylaşmak isteyebilir.
Bu tek başına kötü değildir.
Fakat ayette söz konusu edilen motivasyon farklıdır:
haset.
Yani mesele hakikati paylaşmaktan çok:
başkasına verilen nimeti kabullenememek,
onun sahip olduğu inançtan rahatsız olmak
ve onun da bu nimeti kaybetmesini istemektir.
İşte hasedin tehlikeli noktası buradadır:
“Bende yoksa onda da olmasın.”
“Hakikat Kendilerine Apaçık Belli Olduktan Sonra” Ne Demektir
Bu ifade ayetin ahlaki ağırlığını artırır.
Mesele yalnızca:
bilgisizlik,
yanlış anlama
veya yeterli delile ulaşamama değildir.
Ayet:
hakikatin belli olmasından sonra ortaya çıkan direnci
anlatır.
Bu, Bakara Suresi’nin önceki ayetlerinde sıkça karşılaştığımız bir temadır.
İnsan bazen:
gerçeği bilmediği için değil,
gerçeğin sonucunu istemediği için
reddedebilir.
Bu durumda problem epistemolojik olmaktan çıkar.
Ahlaki bir probleme dönüşür.
Ayetteki “Haset” Neden Bu Kadar Önemlidir
Haset yalnızca:
“Keşke bende de olsaydı.”
duygusu değildir.
Daha ileri biçiminde:
“Onda bulunan nimet ortadan kalksın.”
arzusudur.
Bu yüzden haset insanı başkasının iyiliğinden rahatsız eder.
Başkasının:
başarısı,
mutluluğu,
bilgisi,
inancı,
statüsü
kişiye tehdit gibi görünmeye başlayabilir.
Ayet bu psikolojik durumu açıkça teşhis eder:
Sorun her zaman hakikatin kendisi olmayabilir; başkasının o hakikate sahip olması da rahatsızlık verebilir.
Haset Neden İnsanın Hakikat Algısını Bozabilir
Çünkü haset, insanın değerlendirme ölçüsünü değiştirir.
Normal soru:
“Bu doğru mu?”
olmalıdır.
Haset devreye girdiğinde ise soru şuna dönüşebilir:
“Neden bu nimet ona verildi?”
Böylece insan konunun doğruluğunu değil, kime ait olduğunu düşünmeye başlar.
Başkasının sahip olduğu şey:
doğru bile olsa,
ona duyulan kıskançlık yüzünden reddedilebilir.
Bu nedenle haset yalnızca ahlaki bir kusur değildir.
Düşünmeyi de bozabilir.
İnanç Başkalarının Baskısıyla Kolayca Değişiyorsa Ne Anlama Gelir
Bu soru ayetin müminlere dönük tarafını ortaya çıkarır.
İnsan sadece:
“Beni kim etkiliyor?”
diye değil,
“Ben neden bu kadar kolay etkileniyorum?”
diye de düşünmelidir.
Eğer inanç yalnızca:
çevrenin onayı,
grup desteği,
alışkanlık
üzerine kurulmuşsa baskı altında kolayca sarsılabilir.
Daha bilinçli iman ise:
neden inandığını bilmeye,
sorgulamaya,
anlamaya
dayanır.
Böyle bir iman dış baskıyla daha az savrulur.
Ayette Neden Hemen Karşılık Vermek Yerine “Affedin” Deniliyor
İşte ayetin en dikkat çekici bölümlerinden biri budur.
Müminler kendilerine yönelik kötü bir niyetle karşılaşmaktadır.
Fakat ilk emir:
intikam değildir.
“Affedin.”
denilir.
Bu, zayıflık anlamına gelmez.
Aksine kişinin karşısındakinin davranışına göre kendi ahlakını değiştirmemesidir.
Yani:
“Onlar kötü niyet taşıyor diye siz de kötü niyetle hareket etmeyin.”
ilkesi vardır.
“Hoşgörün” veya “Yüz Çevirin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette affetmenin yanında:
safh
kavramı da bulunur.
Bu kavram:
üzerinde durmamak,
geçmek,
hoş görmek,
meseleyi sürekli büyütmemek
gibi anlamlar taşıyabilir.
Bu, hakikati inkâr etmek değildir.
Haksızlığı doğru ilan etmek de değildir.
Daha çok:
her provokasyona aynı sertlikle cevap vermemek
anlamına gelir.
Bu çok yüksek bir özdenetim gerektirir.

Affetmek Her Şeye İzin Vermek midir
Hayır.
Affetmek ile:
haksızlığı onaylamak,
sınır koymamak,
kendini savunmamak
aynı şey değildir.
İnsan bir kişiyi affedebilir ama:
aynı davranışı tekrar yapmasına izin vermeyebilir.
Öfkeyi bırakabilir ama:
adalet talep edebilir.
Bu nedenle affetme:
sınırların yok olması
değil,
intikam duygusunun insanı yönetmemesidir.
Bakara 109’daki emir de bağlam içinde böyle anlaşılmalıdır.

“Allah Emrini Getirinceye Kadar” Ne Anlama Gelir
Bu ifade, verilen affetme ve hoşgörme emrinin belirli tarihsel şartlarla ilişkisini gösterir.
Klasik tefsir geleneğinde bu bölüm:
Müslüman toplumun daha sonraki dönemlerde karşılaşacağı yeni hüküm ve şartlarla
ilişkilendirilmiştir.
Buradan çıkarılması gereken önemli nokta şudur:
Kur’an’ın emirleri tarihsel bağlamlarıyla birlikte okunmalıdır.
Tek bir ifadeyi bağlamından koparıp her dönem ve her ilişkiye mekanik biçimde uygulamak doğru değildir.

Bu Ayet Müslüman Olmayanlara Karşı Şüpheci Olmayı mı Emrediyor
Hayır.
Ayet belirli tarihsel grupların belirli davranışlarını anlatır.
Bunu:
“Müslüman olmayan herkes müminleri inançlarından döndürmeye çalışır.”
gibi bir genellemeye dönüştürmek ayetin kendi dilini aşar.
İnsanlar bireysel olarak değerlendirilmelidir.
Bir kişinin:
Yahudi,
Hristiyan,
ateist,
başka bir dine mensup
olması tek başına onun size karşı kötü niyet taşıdığını göstermez.
Kur’an’ın ahlaki ilkeleri:
adaleti ve ölçülü hüküm vermeyi
gerektirir.

Ayet İnanç Özgürlüğü Açısından Nasıl Düşünülebilir
Ayetin anlattığı durumda başkasının inancını kaybetmesini istemek eleştirilir.
Bu bize daha geniş bir ahlaki soru düşündürür:
Bir insanın inanç tercihine ne kadar saygı duyuyoruz?
İnsan fikirlerini anlatabilir.
Tartışabilir.
İkna etmeye çalışabilir.
Ama:
zorlamak,
baskı yapmak,
manipüle etmek
başka şeydir.
Gerçek inanç:
özgür bir tercihin ürünü olduğunda anlamlıdır.

Başkasının Kötü Niyeti Bizim Ahlakımızı Değiştirmeli mi
Ayetin en güçlü evrensel derslerinden biri burada ortaya çıkar:
Hayır.
Birisi sana yalan söyledi diye sen de yalan söylemek zorunda değilsin.
Birisi sana haksızlık yaptı diye sen de haksızlaşmak zorunda değilsin.
Birisi senden nefret ediyor diye sen de nefret etmek zorunda değilsin.
Aksi halde:
karakterinin kontrolünü karşı tarafa vermiş olursun.
Gerçek ahlaki özgürlük:
davranışını başkasının kötülüğünün belirlememesidir.

Affetmek Neden Bazen Güç Göstergesidir
Çünkü intikam çoğu zaman ilk dürtüdür.
İnsan incindiğinde:
karşılık vermek,
aynı acıyı yaşatmak
isteyebilir.
Affetmek ise bu dürtü üzerinde kontrol gerektirir.
Bu nedenle gerçek affetme:
güçsüzlükten değil, gücü kontrol edebilmekten
doğabilir.
Özellikle insan karşılık verebilecek durumda olduğu halde:
daha yüksek bir ahlaki ölçü seçiyorsa
affetmenin değeri daha da belirginleşir.

Bakara 108 Ve 109 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette müminlere:
geçmiş toplumların aşırı ve dirençli sorgulama tavrını tekrar etmemeleri
öğütlenmişti.
- ayette ise dışarıdan gelebilecek:
inanç baskısı,
haset
ve olumsuz niyet
anlatılır.
Böylece mümin iki yönden sınanır:
İçeriden:
kendi şüpheleri ve yanlış talepleriyle.
Dışarıdan:
başkalarının baskı ve etkileriyle.
Her iki durumda da temel ihtiyaç:
bilinçli ve sağlam bir iman
olarak görünür.

Bakara 109’dan Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Sana karşı duyulan hasedin senin karakterini değiştirmesine izin verme.
Bir insan senden hoşlanmayabilir.
Başarını kıskanabilir.
Kaybetmeni isteyebilir.
Seni kendi yolundan çevirmeye çalışabilir.
Ama bütün bunların sonunda şu soru sana aittir:
Sen nasıl biri olacaksın?
Karşı tarafın:
öfkesini,
kinini,
hasetini
kopyalarsan aslında onun davranışı seni yönetmiş olur.
Gerçek güç:
kendi ahlaki merkezini koruyabilmektir.

Son Söz
Bakara 109 Bize “Bize Kötülük Yapıldığında Kendi Ahlakımızı da mı Kaybedeceğiz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 109. ayet insan ilişkilerindeki en zor sınavlardan birini ortaya koyar:
Sana karşı iyi davranmayan birine sen nasıl davranacaksın?
İyi insana iyi davranmak kolaydır.
Seni seveni sevmek kolaydır.
Sana saygı duyana saygı göstermek kolaydır.
Ama biri:
senin kaybetmeni istiyorsa,
senin sahip olduğun nimeti kıskanıyorsa,
seni kendi yolundan döndürmek istiyorsa
ahlakın ne olacak?
İşte ayetin:
“Affedin ve hoş görün.”
emri tam burada anlam kazanır.
Bu söz:
“Hiçbir şey olmamış gibi davranın.”
demek değildir.
“Size yapılan her şeyi kabul edin.”
demek değildir.
“Savunmasız olun.”
da değildir.
Asıl mesele:
kötülüğe karşılık verirken kötülüğün seni kendisine benzetmesine izin vermemektir.
Çünkü insanın karşısındaki kişi bazen yalnızca ona zarar vermez.
Daha büyük bir tehlike vardır:
Seni öfke üzerinden dönüştürebilir.
Birinin kini seni kin dolu yaparsa…
Birinin yalanı seni yalancı yaparsa…
Birinin haksızlığı seni haksız yaparsa…
O kişi yalnızca sana zarar vermemiştir.
Senin karakterinin yönünü de değiştirmiştir.
Belki bu yüzden affetmek bazı durumlarda karşıdaki kişiye verilmiş bir ödülden çok:
insanın kendi ruhunu koruma biçimidir.
Haset konusu da aynı derecede derindir.
Bir insanın sana verilen nimetin ortadan kalkmasını istemesi acı verici olabilir.
Ama sen de:
başkasının nimetini kıskanarak cevap verirsen
aynı hastalığa yakalanırsın.
Ayetin sonunda ise:
“Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.”
denir.
Bu cümle mümine şunu hatırlatır:
Her provokasyonu kendi ellerinle çözmek zorunda değilsin.
Her saldırıya anında cevap vermek zorunda değilsin.
Her hesabın peşine düşmek zorunda değilsin.
Bazen insan elinden geleni yaptıktan sonra:
sonucu Allah’a bırakabilecek kadar güçlü olmalıdır.
Belki Bakara 109’un bugünün insanına yönelttiği en derin soru şudur:
Sana kötülük yapan insanların sonunda nasıl bir insana dönüşeceğini onlar mı belirleyecek, yoksa sen kendi ahlakının kontrolünü elinde tutabilecek misin?
“Başkasının sana yaptığı kötülük onun karakterini gösterir; senin ona vereceğin cevap ise seninkini. İnsan gerçek özgürlüğüne, düşmanının bile kendi ahlakını belirlemesine izin vermediği zaman yaklaşır.”
Ersan Karavelioğlu