📖 Meryem Suresi 56. Ayette “Kitapta İdris’i de An; Şüphesiz O Dosdoğru Bir Kimse ve Bir Peygamberdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
54,157
2,736,297
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Meryem Suresi 56. Ayette “Kitapta İdris’i de An; Şüphesiz O Dosdoğru Bir Kimse ve Bir Peygamberdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. İdris hakkında Kur’an uzun bir hayat hikâyesi anlatmaz; fakat onu iki güçlü kelimeyle tanıtır: dosdoğru ve peygamber. Bu kısa tanım bize insanın değerinin hakkında ne kadar çok konuşulduğuyla değil, Allah katında nasıl bir karakter taşıdığıyla ilgili olduğunu hatırlatır. Hayatın boyunca büyük sözler bırakmayabilirsin; fakat doğruluğun, güvenilirliğin ve Rabbine sadakatin seni Allah katında büyük bir kul hâline getirebilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Meryem Suresi 56. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Meryem Suresi'nin 56. ayeti, Hz. İsmail'in ardından başka bir peygamber olan Hz. İdris'i anmaktadır. Önceki ayetlerde Hz. İsmail'in sözünde sadık, resul ve peygamber olduğu, ailesine namazı ve zekâtı emrettiği ve Rabbi katında hoşnut olunan bir kul olduğu bildirilmişti.

Şimdi Kur’an yeni bir peygamber örneğine geçmektedir:

“Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o dosdoğru bir kimse ve bir peygamberdi.”
Meryem Suresi, 19:56
Bu kısa ayette Hz. İdris iki büyük vasıfla tanıtılmaktadır: sıddîk oluşu ve peygamber oluşu.

Kur’an onun hayatının bütün ayrıntılarını anlatmaz.

Doğum yerini.

Mesleğini.

Yaşadığı dönemin bütün olaylarını.

Toplumunun ayrıntılarını.

Bunların çoğunu bu ayetten öğrenmiyoruz.

Fakat Allah onun hakkında çok daha önemli bir şey söylüyor:

Doğruluğu karakter hâline gelmiş bir peygamberdi.

2️⃣ “Kitapta İdris’i de An” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki “Kitap” bağlamda Kur’an'dır.

Allah, Hz. Muhammed'e Hz. İdris'i de insanlara hatırlatmasını istemektedir.

Bu ifade önceki peygamberlerde gördüğümüz bir Kur’an üslubudur.

“İbrahim'i an.”

“Musa'yı an.”

“İsmail'i an.”

Şimdi:

“İdris’i de an.”

Bu hatırlatma yalnız tarih bilgisi vermek için değildir.

Kur’an peygamberleri hatırlatırken onların hayatındaki iman ve ahlak ölçülerini de insanın önüne koyar.

Hz. İdris'in burada özellikle doğrulukla anılması bize şu soruyu sordurur:

“Benim karakterimi bir kelimeyle anlatacak olsalar hangi kelimeyi kullanırlardı?”

Bu, insanın kendisini değerlendirmesi açısından çok güçlü bir sorudur.

3️⃣ Hz. İdris Kimdir ❓​

Hz. İdris, Kur’an'ın açıkça peygamber olarak tanıttığı kullardan biridir.

Kur’an'da onun hakkında ayrıntılı bir kıssa bulunmamaktadır.

Meryem Suresi'nde dosdoğru bir peygamber olduğu ve hemen sonraki ayette yüce bir makama yükseltildiği bildirilmektedir.

Bunun dışında farklı tarihî ve geleneksel kaynaklarda Hz. İdris hakkında çok sayıda anlatı bulunmaktadır.

Onun belirli tarihî kişilerle özdeşleştirilmesi, hangi dönemde yaşadığı, hangi mesleklerin ilk uygulayıcısı olduğu gibi konularda çeşitli rivayetler vardır.

Fakat bunların hepsini Kur’an'ın açık hükmü gibi sunmamak gerekir.

Kur’an'ın kesin olarak verdiği bilgiyle yetinmek önemlidir:

Hz. İdris dosdoğru bir kimseydi ve peygamberdi.

Bu bile onun hakkında son derece büyük bir şereftir.

4️⃣ Hz. İdris ile Tarihteki Başka İsimleri Kesin Olarak Özdeşleştirmek Doğru mudur ❓​

Bu konuda temkinli olmak gerekir.

Bazı geleneklerde Hz. İdris'in başka dinî veya tarihî şahsiyetlerle bağlantılı olduğu yönünde yorumlar yapılmıştır.

Bunlar tarihî araştırma ve yorum konusu olabilir.

Ancak Kur’an:

“İdris şu tarihî kişiyle kesinlikle aynıdır.”

şeklinde ayrıntılı bir kimlik eşleştirmesi yapmamaktadır.

Bu nedenle kesin bilgi ile yorum arasındaki sınırı korumak gerekir.

Bir ihtimali vahiy kesinliğiyle anlatmak doğru değildir.

Dinî ilimde:

“Bilmiyoruz.”

diyebilmek eksiklik değil dürüstlüktür.

Hz. İdris'in kimliği konusunda Kur’an'ın bize verdiği temel bilgi, onun Allah tarafından seçilmiş bir peygamber ve büyük doğruluk sahibi bir kul olduğudur.

5️⃣ Ayetteki “Dosdoğru” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Hz. İdris için kullanılan kavram “sıddîk” anlamındadır.

Bu, yalnız:

“Hiç yalan söylemeyen.”

şeklinde dar bir anlam taşımaz.

Daha geniş biçimde:

hakikate bağlı,

sözüne güvenilir,

doğruluğu karakterine yerleşmiş,

imanında ve davranışında tutarlı

bir insanı ifade eder.

Yani doğruluk onun yalnız konuşmasının değil, hayatının yönüdür.

İnsan doğru cümleler söyleyebilir ama hayatında sahtekârlık yapabilir.

Hz. İdris'in övgüsü bundan daha derindir.

Doğruyu söylemek önemlidir; doğru bir insan olmak ise daha büyük bir karakter bütünlüğüdür.

6️⃣ Sıddîk Olmak ile Sadece Yalan Söylememek Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Yalan söylememek doğruluğun temelidir.

Fakat sıddîklık bundan daha geniştir.

Bir insan açıkça yalan söylemeyebilir ama:

gerçeğin yarısını saklayabilir,

insanları yanıltacak şekilde konuşabilir,

verdiği sözleri tutmayabilir,

çıkarına göre tavır değiştirebilir.

Bu durumda dili teknik olarak bazı cümlelerde doğru olabilir ama karakterinde tam bir doğruluk olmayabilir.

Sıddîklık, doğruyu yalnız söylemek değil, doğruya sadık kalmaktır.

İşine geldiğinde başka, işine gelmediğinde başka konuşmamak.

İnsanların yanında başka, arkasında başka olmamak.

Allah'ın ölçüsünü çıkarına göre değiştirmemek.

İşte bu daha derin bir doğruluk hâlidir.

7️⃣ Doğruluk Neden Peygamberlik Ahlakının Temel Özelliklerinden Biridir ❓​

Peygamber Allah'ın mesajını insanlara taşır.

Eğer insanlar peygamberin sözüne güvenemiyorsa vahyi nasıl güvenle dinleyecekler?

Bu nedenle doğruluk peygamberlik ahlakında temel bir özelliktir.

Hz. İdris'in peygamberliğiyle birlikte:

“Dosdoğru bir kimseydi.”

denmesi son derece anlamlıdır.

Mesajı taşıyan kişinin karakteri ile mesajın güvenilir biçimde iletilmesi arasında güçlü bir bağ vardır.

Bu bugün din adına konuşan insanlar için de büyük bir ders taşır.

Bir insan çok güzel din anlatabilir.

Ama ticarette yalan söylüyorsa.

İnsanların hakkını yiyorsa.

Sözünü sürekli bozuyorsa.

Anlattığı hakikate kendi karakteri zarar verebilir.

Din anlatan kişinin sözü vahiy değildir; fakat karakteri dinin insanlar tarafından nasıl algılanacağını etkileyebilir.

8️⃣ Doğruluk Her Zaman İnsana Dünyevî Kazanç Sağlar mı ❓​

Hayır.

Bazen doğruluk insana dünyada bedel ödetebilir.

Bir yanlışın içinde herkes susarken sen gerçeği söylersin.

İşini kaybetme riski olabilir.

Bir dostunun yanlışını örtmezsin.

İlişkin zarar görebilir.

Ticarette müşteriyi kandırmazsın.

Kısa vadede daha az kazanabilirsin.

Bu nedenle:

“Doğru olursan dünyada her zaman hemen kazanırsın.”

şeklinde garanti verilemez.

Ama doğruluk insanın karakterini ve Allah karşısındaki sorumluluğunu korur.

Doğruluğun değeri, her zaman hızlı kâr getirmesinde değil; insanı kendi vicdanına ve Rabbine karşı güvenilir tutmasındadır.

Bazen doğru insan kısa vadede kaybeder ama yanlış insan olmaktan kurtulur.

Bu çok büyük bir kazançtır.

9️⃣ Doğru Söylemek Her Bildiğimizi Söylemek Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Doğruluk ile her şeyi söylemek aynı değildir.

İnsan bazı bilgileri paylaşmamak zorunda olabilir.

Mahremiyet vardır.

Emanet vardır.

Meslek sırrı olabilir.

Bir insan sana özel bir şey anlatmış olabilir.

Bu durumda:

“Ben doğru insanım, herkese anlatacağım.”

diyemezsin.

Doğruluk, gereksiz ifşayı meşru hâle getirmez.

Bazen doğru ahlak, susmayı gerektirir.

Ama susarken yalan üretmemek gerekir.

Örneğin birinin özel hayatıyla ilgili sana soru sorulduğunda:

“Bu konu bana ait değil, konuşmak istemiyorum.”

demek mümkündür.

Böylece hem yalan söylemez hem de emaneti korursun.

🔟 Doğruluk ile Kabalık Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

İnsan bazen kabalığını:

“Ben doğruları söylüyorum.”

diye savunabilir.

Oysa doğruluk ile inciticilik aynı şey değildir.

Bir insanın hatasını söylemen gerekebilir.

Ama:

“Sen zaten beceriksizsin.”

demek yerine:

“Bu yaptığın işte şu hata var.”

diyebilirsin.

Bir görüşü yanlış bulabilirsin.

Ama kişinin onuruna saldırmak zorunda değilsin.

Doğru sözün yanlış üslupla söylenmesi, hakikatin etkisini azaltabilir.

Peygamberlerin hayatında hakikat ile güzel üslubun birlikte kullanıldığını defalarca görüyoruz.

Hz. İbrahim babasına bile:

“Babacığım.”

diye hitap etmişti.

Doğruluk insana hakaret ruhsatı vermez.

1️⃣1️⃣ İnsan Kendi Kendisine Karşı da Doğru Olmalı mıdır ❓​

Evet.

Belki doğruluğun en zor alanlarından biri budur.

İnsan başkasının hatasını kolay görür.

Kendi hatasına gelince bahane bulabilir.

“Ben bunu mecburen yaptım.”

“Benim niyetim iyiydi.”

“Herkes yapıyor.”

gibi cümlelerle kendisini savunabilir.

Kendine karşı doğruluk ise şu cümleyi söyleyebilmektir:

“Ben burada yanlış yaptım.”

Bu çok büyük bir olgunluktur.

Çünkü hata kabul edilmeden düzeltilemez.

İnsan kendisine sürekli yalan söylüyorsa değişim zorlaşır.

Tevbenin ilk kapılarından biri, hataya doğru isim verebilmektir.

Yanlışa:

“Yanlış.”

diyebilmek.

1️⃣2️⃣ Doğruluk ile Tevbe Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓​

Tevbe insanın önce kendi yanlışını kabul etmesini gerektirir.

Bir insan:

“Ben hiç hata yapmadım.”

diyorsa neye tevbe edecek?

Bu nedenle doğruluk yalnız başkalarına karşı değil, Allah'ın huzurunda kendimize karşı da önemlidir.

İnsan:

“Allah'ım, şurada yanlış yaptım.”

diyebilir.

Bunu söylemek insanı küçültmez.

Tam tersine dönüş yolunu açar.

Kibir hatayı saklar; doğruluk hatayı kabul eder; tevbe ise yönü değiştirir.

Hz. İdris'in sıddîklığı bize karakterdeki bu dürüstlüğü de düşündürür.

İnsan kendisini olduğundan daha iyi göstermeye çalışmamalıdır.

Allah zaten gerçeği bilir.

1️⃣3️⃣ Hz. İdris’in Peygamber Olması Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette açıkça Hz. İdris'in peygamber olduğu bildirilmektedir.

Bu, onun Allah tarafından vahiy ve peygamberlik göreviyle seçildiğini gösterir.

Peygamberlik insanın çalışarak ulaştığı bir meslek veya manevi derece değildir.

Allah'ın seçimidir.

Bu nedenle Hz. İdris'in doğruluğunu:

“Çok doğruydu, sonra kendi çabasıyla peygamber oldu.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Peygamberlik Allah’ın seçimi, doğruluk ise onun peygamberlik karakterinin büyük vasıflarından biridir.

Bu ayrım önemlidir.

Bugün hiçbir insan çok dindar veya çok dürüst olduğu için peygamber olamaz.

İslam anlayışında peygamberlik Hz. Muhammed ile tamamlanmıştır.

1️⃣4️⃣ Hz. İdris Hakkındaki Rivayetlere Nasıl Yaklaşılmalıdır ❓​

Hz. İdris hakkında geleneksel kaynaklarda çeşitli anlatılar vardır.

Bazılarında onun:

yazı,

dikiş,

astronomi,

çeşitli ilimler

ile ilişkilendirildiği görülür.

Bu tür rivayetlerin tarihî ve kültürel değeri olabilir.

Fakat bunları doğrudan:

“Kur’an kesin olarak böyle söylüyor.”

diye aktarmamak gerekir.

Kur’an Meryem 56'da bize iki kesin özellik verir:

Dosdoğru oluşu ve peygamber oluşu.

Bir sonraki ayette de yüksek bir makama yükseltildiğini bildirir.

Bunun dışında ayrıntılarda ihtiyat gerekir.

Dinî anlatımın güvenilirliği, bilmediğimiz şeyi kesinmiş gibi anlatmamaktan geçer.

Bu da Hz. İdris'in doğruluk vasfıyla çok güzel örtüşür.

1️⃣5️⃣ Doğruluk İş Hayatında Nasıl Yaşanmalıdır ❓​

İş hayatı doğruluğun en çok sınandığı alanlardan biridir.

Bir ürünün kusurunu biliyorsun.

Saklayacak mısın?

Bir iş henüz tamamlanmadı.

“Bitti.”

mi diyeceksin?

Bir müşteriye belli bir teslim tarihi verdin.

Yetişmeyeceğini anladın.

Son ana kadar susacak mısın?

Doğruluk burada ortaya çıkar.

Ticarette güven, sözleşmeden önce karakterle başlar.

İnsan kısa vadede gerçeği saklayarak para kazanabilir.

Ama güven kaybedildiğinde uzun vadeli zarar çok daha büyük olabilir.

Doğru insan:

“Burada hata yaptık.”

diyebilmeli.

“Bu ürünün şu kusuru var.”

diyebilmeli.

“Bu tarihe yetiştiremiyoruz.”

diyebilmelidir.

Gerçeği söylemek bazen pahalıdır ama yalanın faturası daha ağır olabilir.

1️⃣6️⃣ Sosyal Medyada Doğruluk Nasıl Korunmalıdır ❓​

Sosyal medya doğruluk sınavını zorlaştırmıştır.

Bir başlık görürüz.

Hemen paylaşırız.

Bir video görürüz.

Bağlamını bilmeden hüküm veririz.

Bir insan hakkında iddia çıkar.

Kontrol etmeden yayarız.

Böylece bazen yalanın üreticisi olmasak bile taşıyıcısı olabiliriz.

Hz. İdris'in sıddîklık vasfı bugün bize güçlü bir ölçü verir:

Paylaşmadan önce düşün.

Kesin bilmiyorsan kesin konuşma.

Bir görüntünün öncesini ve sonrasını bilmiyorsan insan hakkında ağır hüküm verme.

Hata yaptığını fark edersen düzelt.

Doğru insan yalnız yalan söylememeye değil, yalanı taşımamaya da dikkat eder.

Bu dijital çağın büyük ahlaki sorumluluklarından biridir.

1️⃣7️⃣ Meryem Suresi 55–57. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

  1. ayette Hz. İsmail'in ailesine namazı ve zekâtı emrettiği ve Rabbi katında hoşnut olunan bir kul olduğu bildirilmişti. Böylece aile sorumluluğu, ibadet ve Allah'ın rızası öne çıkmıştı.
  2. ayette Hz. İdris'e geçilmekte ve onun dosdoğru bir kimse ve peygamber olduğu belirtilmektedir. Burada peygamberlik karakterinin merkezine doğruluk yerleştirilmektedir.
  3. ayette ise Hz. İdris hakkında yeni bir büyük lütuf bildirilecek ve:
“Onu yüce bir makama yükselttik.”

buyrulacaktır.

Böylece üç ayette güçlü bir manevi akış vardır: 55. ayette ibadet ve aile sorumluluğu, 56. ayette doğruluk ve peygamberlik, 57. ayette ise Allah tarafından yüceltilme.

Bu bize önemli bir ölçüyü düşündürür:

Gerçek yükseliş önce karakterde başlar; yücelten ise Allah’tır.

1️⃣8️⃣ Meryem Suresi 56. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Doğruluğu yalnız sözünün değil, karakterinin özelliği hâline getir.

Hz. İdris için:

“Bazen doğru söylerdi.”

denmiyor.

“Dosdoğru bir kimseydi.”

deniliyor.

Bu çok büyük bir farktır.

İnsan öyle bir karakter oluşturmalıdır ki çevresi:

“Bu insan çıkarına göre gerçek değiştirmez.”

diyebilsin.

Sözünde.

Ticaretinde.

Ailesinde.

Dostluğunda.

Dijital ortamda.

Kendi hatasını değerlendirirken.

Gerçek doğruluk, hayatın bütün odalarında aynı insan kalabilmektir.

İşte Hz. İdris'in ayette öne çıkan büyük ahlakı budur.

1️⃣9️⃣ Meryem Suresi 56. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Meryem Suresi'nin 56. ayeti Hz. İdris hakkında çok az kelime kullanır ama bu kelimeler son derece büyüktür. Kur’an onun doğum tarihini anlatmaz. Günlük hayatının uzun bir biyografisini vermez. Fakat onu:

“Dosdoğru bir kimse ve peygamber.”

olarak tanıtır.

Bu bize insan hayatının gerçekten önemli olan tarafını düşündürür.

Bir gün insanlar senin hakkında yüzlerce ayrıntıyı unutabilir.

Hangi arabayı kullandığını.

Hangi telefonu aldığını.

Hangi kıyafeti giydiğini.

Hangi restorana gittiğini.

Ama karakterin insanlarda çok daha uzun süre iz bırakabilir.

“Güvenilir biriydi.”

cümlesi büyük bir mirastır.

Bir insanın ardından:

“Ne söylediyse doğruydu.”

denmesi çok büyük bir itibardır.

Çünkü güven satın alınamaz.

Yıllar boyunca kazanılır.

Hz. İdris'in “sıddîk” olarak tanıtılması bize doğruluğun yalnız:

“Yalan söylememek.”

olmadığını gösterir.

Gerçek doğruluk insanın sözleri ile hayatı arasında tutarlılık kurmasıdır.

Bir insan:

“Adalet önemlidir.”

diyor ama çalışanına haksızlık yapıyorsa söz ile hayat arasında kopukluk vardır.

“İsraf kötüdür.”

diyor ama kendisi sürekli gösteriş için harcıyorsa problem vardır.

“Aile önemlidir.”

diyor ama ailesine hiç vakit ayırmıyorsa cümlesi davranışa dönüşmemiştir.

Doğruluk yalnız doğru cümle kurmak değil, doğru cümlenin sorumluluğunu yaşamaktır.

Bu nedenle Hz. İdris'in övgüsü bugünkü insanın hayatına çok doğrudan dokunur.

İnsan bazen doğruluğu başkalarından bekler.

Eşi doğru olsun.

Çocuğu doğru olsun.

Çalışanı dürüst olsun.

Müşterisi dürüst olsun.

Ama kendisi küçük yalanları normalleştirir.

Bu büyük bir çelişkidir.

Başkalarından istediğin güvenilirliği önce kendi karakterinde kurmaya çalış.

Çocuğuna:

“Yalan söyleme.”

diyorsan telefonda:

“Evde yok de.”

deme.

Müşterine dürüstlük bekliyorsan sen de ürünü olduğundan farklı gösterme.

Arkadaşından sadakat istiyorsan onun arkasından başka türlü konuşma.

Ahlak karşılıklı beklenti değil, önce kişisel sorumluluktur.

Meryem 56 insanın kendine karşı dürüstlüğünü de çok güçlü biçimde gündeme getirir.

Bu belki en zor doğruluktur.

Çünkü insan kendisini kandırmakta ustalaşabilir.

Başarısızlığını tamamen başkalarına yükleyebilir.

Kötü davranışını:

“Ben aslında iyi niyetliydim.”

diye savunabilir.

Öfkesini:

“Ben açık sözlüyüm.”

diye adlandırabilir.

Kibrini:

“Özgüven.”

diye sunabilir.

Cimriliğini:

“Tasarruf.”

diye savunabilir.

İşte doğruluk burada sınanır:

Davranışına doğru isim verebiliyor musun?

Kötülüğü güzel bir isimle süslediğinde değişim zorlaşır.

İnsan:

“Ben öfkeliyim.”

diyebilmeli.

“Burada kıskandım.”

diyebilmeli.

“Burada ben de haksızdım.”

diyebilmeli.

Bu cümleler insanı küçültmez.

Tam tersine büyütür.

Çünkü düzeltmenin kapısını açar.

Kendine dürüst olmayan insan, kendini düzeltemez.

Hz. İdris'in doğruluk vasfı bu nedenle yalnız dışarıya karşı değil, insanın iç dünyasında da büyük bir ölçüdür.

Ayet bize doğruluk ile emanet arasındaki ilişkiyi de düşündürür.

Bir insan sana özel bir bilgi verdi.

Sen bunu başkasına anlattın.

Sonra:

“Ama söylediğim şey doğruydu.”

dedin.

Bu yeterli değildir.

Çünkü doğruluk emanete ihaneti meşru yapmaz.

İnsan bazen doğru bilgiyi yanlış yerde kullanabilir.

Bu yüzden ahlak yalnız:

“Doğru mu?”

sorusundan ibaret değildir.

“Bunu söylemeye hakkım var mı?”

sorusu da gerekir.

Bir doktor hastasının bilgisini paylaşamaz.

Bir arkadaş özel konuşmayı yaymamalıdır.

Bir çalışan kurumun gizli bilgisini çıkar için kullanmamalıdır.

Doğruluk ile emanet birlikte yürür.

Meryem 56 aynı zamanda iş hayatında gerçek güvenin nasıl oluştuğunu da düşündürür.

Bir şirketin reklama milyonlar harcaması mümkün.

Ama müşteri bir kez:

“Bunlara güven olmaz.”

demeye başladığında reklamın gücü sınırlı kalabilir.

Güvenin en güçlü reklamı, verilen sözün tutulmasıdır.

Ürün neyse onu söyle.

Hata varsa kabul et.

Teslim tarihi gerçek değilse hayal satma.

Kısa vadeli kazanç için uzun vadeli güveni satma.

Çünkü itibar bir günde yıkılabilir.

Hz. İdris'in sıddîklık vasfı iş dünyasında bile uygulanabilecek kadar güçlüdür.

Bir insanın adı güvenle anılıyorsa bu büyük sermayedir.

Ayet dijital çağın başka bir problemini de önümüze koyar: görüntü ile gerçeklik arasındaki fark.

İnsan sosyal medyada kendisini istediği gibi gösterebilir.

Mutlu.

Başarılı.

Dindar.

Cömert.

Ama gerçek hayatı farklı olabilir.

Bu durumda insan bir süre başkalarını kandırabilir.

Fakat kendi ruhunda büyük bir ikilik oluşabilir.

Sıddîklık, profilinle hayatının mümkün olduğunca aynı kişiyi göstermesidir.

Elbette insan bütün özel hayatını paylaşmak zorunda değildir.

Mahremiyet başka şeydir.

Sahte bir karakter üretmek başka.

İnsan sosyal medyada yalnız güzel anlarını paylaşabilir.

Bu doğal olabilir.

Ama gerçekte olmadığı bir insanı üretip bundan kimlik oluşturmak tehlikelidir.

Meryem 56 bize:

“Görünüşünü değil, özünü güzelleştir.”

der gibi çok güçlü bir ahlak sunar.

Doğruluk bazen hata kabul etmeyi de gerektirir.

İnsanlar:

“Bilmiyorum.”

demekten korkabilir.

Çünkü bilgisiz görünmek istemez.

Bu nedenle bilmediği konuda konuşur.

Tahmin eder.

Sonra tahminini gerçek gibi sunar.

Dinî konularda bu özellikle tehlikelidir.

Hz. İdris hakkında bile Kur’an'ın söylemediği ayrıntıları kesinmiş gibi anlatmak doğru olmaz.

Bilmediğini söylemek, yanlış bilgi vermekten daha değerlidir.

“Bilmiyorum.”

demek ilmin düşmanı değildir.

İlmin ahlakıdır.

Bir öğretmen her sorunun cevabını bilmek zorunda değildir.

Bir doktor kendi uzmanlık alanının dışındaki konuda başka uzmana yönlendirebilir.

Bir din anlatıcısı:

“Bu konuda farklı görüşler var.”

diyebilir.

İşte doğruluk budur.

Meryem 56 bu açıdan çok anlamlıdır.

Hz. İdris'in doğruluğunu anlatırken bizim de onun hakkında doğru konuşmamız gerekir.

Kur’an neyi söylüyorsa onu söyle.

Neyi söylemiyorsa kesinleştirme.

Bu, ayet hakkında konuşurken ayetin ahlakını yaşamak demektir.

Meryem 56 ayrıca doğruluk ile cesaret arasındaki ilişkiyi de düşündürür.

Bazen gerçeği söylemek kolaydır.

Çünkü sana hiçbir şey kaybettirmez.

Ama bazen gerçeğin bedeli vardır.

İşte o anda karakter ortaya çıkar.

Patron hata yaptı.

Sana:

“Bu raporu değiştir.”

dedi.

Müşteriye gerçek dışı bilgi vermeni istedi.

Ne yapacaksın?

Ailede haksızlık var.

Herkes sessiz.

Ne yapacaksın?

Burada hikmet, güvenlik ve şartlar dikkate alınmalıdır; insan her durumda kendini gereksiz tehlikeye atmak zorunda değildir.

Ama çıkar uğruna bilinçli biçimde yalanı normalleştirmek de doğru değildir.

İnsan doğruyu savunmanın en uygun ve güvenli yolunu aramalıdır.

Doğruluk düşüncesizlik değildir.

Hikmetle birlikte yürür.

Ayetin peygamberlik boyutu bize ayrıca manevi makam ile karakter arasındaki ilişkiyi gösterir.

Kur’an:

“İdris peygamberdi.”

demeden önce onu doğrulukla anmaktadır.

Bu, peygamberlik makamının insan karakterinden bağımsız bir gösteriş unvanı olmadığını düşündürür.

Bugün insanlar dinî unvanlara çok önem verebilir.

Hoca.

Şeyh.

Âlim.

Başkan.

Yönetici.

Ama unvan karakteri garanti etmez.

İnsanın unvanı büyüdükçe doğruluk sorumluluğu da büyür.

Çünkü daha fazla insan onun sözüne güvenir.

Bu nedenle dinî otoritenin en temel şartlarından biri güvenilirlik olmalıdır.

Sözünü değiştiren, çıkarına göre hakikati eğip büken bir insanın makamı ne kadar büyük olursa olsun karakter sorunu devam eder.

Hz. İdris'in sıddîklığı bize bu noktada ölçü sunar.

Meryem 56'nın başka bir büyük mesajı, doğruluğun insanı yalnız bırakabileceği zamanlarda bile değerini korumasıdır.

Bazen herkes aynı yalanın içinde olabilir.

Sen:

“Bu doğru değil.”

dediğinde insanlar seni sorun çıkaran kişi gibi görebilir.

Bu, her muhalif insanın otomatik olarak haklı olduğu anlamına gelmez.

İnsan kendi bilgisini ve iddiasını da sorgulamalıdır.

Ama çoğunluğun bir şeyi söylemesi onu otomatik olarak doğru yapmaz.

Hakikat oylamayla oluşmaz.

Aynı şekilde tek başına kalmak da haklı olduğunun kanıtı değildir.

Ölçü delildir.

Bu denge çok önemlidir.

Hz. İdris peygamberdi; vahiy tarafından doğrulanmıştı.

Bizim görüşlerimiz ise hata ihtimali taşır.

Bu nedenle doğruluk yalnız:

“Ben böyle düşünüyorum.”

demek değildir.

Gerçeği öğrenmeye açık olmak da doğruluğun parçasıdır.

Yanıldığını fark ettiğinde:

“Evet, burada ben yanılmışım.”

diyebilmek büyük bir sıddîklık eğitimidir.

İnsan fikrini değiştirdiğinde karakterini kaybetmez.

Tam tersine gerçeğe sadık kaldığını gösterebilir.

Meryem 56 bu açıdan ilginç bir ölçü verir:

Doğru insan kendi eski sözüne değil, hakikate sadıktır.

Dün yanlış bir şey söyledin.

Bugün gerçeği öğrendin.

Eski sözünü savunmak için gerçeği eğip bükme.

“Ben dün böyle demiştim, şimdi geri dönemem.”

deme.

Dön.

Düzelt.

Özür dile.

Bu zayıflık değildir.

Karakterdir.

Doğruluğun en zor biçimlerinden biri, kendi hatanı kamu önünde düzeltmektir.

İnsan utanabilir.

Ama güven bazen tam da böyle yeniden kurulur.

Meryem Suresi'nin 56. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: İnsanlar benim sözüme güvenebilir mi? Çıkarım değiştiğinde gerçeği de değiştiriyor muyum? Yanlış yaptığımda bunu kabul edebiliyor muyum? Bilmediğim konuda “bilmiyorum” diyebiliyor muyum? Dışarıdaki imajımla gerçek karakterim arasında büyük bir fark var mı?

Bu sorular ayetin yalnız Hz. İdris'in tarihî olarak peygamber olduğunu anlatmadığını; doğruluk, güvenilirlik, tevbe, emanet, ticaret, bilgi ahlakı ve karakter bütünlüğü hakkında çok kapsamlı bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak Meryem 56 bize şunu öğretmektedir: Hz. İdris Allah tarafından peygamber seçilmiş ve doğruluğu karakterine yerleşmiş büyük bir kuldu. Kur’an onun hayatının yüzlerce ayrıntısını değil, insanın Allah ve insanlar karşısındaki değerini belirleyen temel özelliklerinden birini öne çıkarmıştır: dosdoğru olmak.

Doğru konuş.

Ama mahremiyeti ihlal etme.

Hata yaptığında kabul et.

Bilmediğinde “bilmiyorum” de.

Çıkarın değişince gerçeği değiştirme.

İnsanlara gösterdiğin kişiyle yalnızken olduğun kişi arasındaki mesafeyi azalt.

Ve şu büyük ölçüyü kalbinin merkezinde tut:

Hz. İdris’in Kur’an’daki büyük övgüsü uzun bir unvan listesi değil, “dosdoğru bir kimseydi” cümlesidir. Çünkü insanın en kalıcı makamlarından biri, sözüne, imanına ve hakikate güvenilen bir kul olabilmektir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Hz. İdris hakkında Kur’an bize uzun bir biyografi değil, güçlü bir karakter özeti verdi: Dosdoğru bir kimse ve peygamberdi. Sen de hayatını insanların seni nasıl göstereceğine göre değil, gerçekte nasıl biri olacağına göre kur. Bilmediğinde ‘bilmiyorum’ de, yanlış yaptığında kabul et, çıkarın değiştiğinde hakikati değiştirme ve sözünün insanlarda güven bırakmasına çalış. Çünkü bir insanın ardında bırakabileceği en büyük miraslardan biri, adı söylendiğinde ‘Ona güvenilirdi’ denilebilecek kadar doğru yaşamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt