Her Şey Allah'ın Takdiriyse Kötülüğün Sorumlusu Kimdir
Kader, İrade, Günah ve İlahi Adalet Birlikte Nasıl Anlaşılmalıdır
"İnsan, kötülüğü bazen kader diye adlandırarak kendi gölgesini Tanrı'nın üzerine düşürmek ister; oysa hakikat, her tercihin içinde sahibinin izini taşır."
- Ersan Karavelioğlu
Kötülük Problemi Neden İnanç Düşüncesinin En Zor Alanlarından Biridir
Bu soru sadece teolojik değil, aynı zamanda ahlaki, varoluşsal ve vicdani bir sorudur. İnsan zulmü gördüğünde, savaşı duyduğunda, ihanete uğradığında ya da kendi günahıyla yüzleştiğinde şunu sorar: Eğer her şey Allah'ın takdiri içindeyse, o halde kötülüğün gerçek faili kimdir
Bu soru doğru kurulmadığında ya insan tamamen suçsuz ilan edilir ya da Allah'ın adaleti zedelenmiş gibi anlaşılır. Oysa İslam bu iki aşırı ucu kabul etmez. Mesele, yaratma ile sorumluluk, izin verme ile razı olma, imtihan ile zulüm arasındaki farkları ayırt ederek anlaşılır.
Önce "Takdir" Ne Demektir Onu Açmak Gerekir
Takdir, Allah'ın her şeyi ilmiyle kuşatması, ölçüye bağlaması ve yaratma düzeni içinde var etmesidir.
Fakat Allah'ın bir şeyi yaratması, o şeyin ahlaken övülen bir fiil olduğu anlamına gelmez. Mesela ateş de Allah'ın yaratmasıdır; ama insan ateşi evi yakmak için kullanırsa sorumluluk ateşi yaratana değil, onu yanlış yere kullanan iradeye ait olur.
Allah Kötülüğü Yaratır mı, İnsan mı İşler
İslam düşüncesindeki temel ayrım burada ortaya çıkar: yaratma Allah'a, kesb ve tercih kula nispet edilir.
İnsan yalan söylemeyi seçer, zulmetmeyi seçer, hırsızlığı seçer. Allah o fiilin meydana gelmesine imkân verir; fakat kul o fiili isteyen, kasteden ve sorumluluğunu taşıyan taraftır. Böylece hem tevhid korunur hem de ahlak zemini ayakta kalır.
Allah Kötülüğe Niçin İzin Verir
Bu soru çok yakıcıdır. Çünkü insanın vicdanı doğal olarak "Madem Allah güçlü, neden engellemiyor?" der.
Eğer Allah her kötülüğü anında engelleseydi, özgür tercih sahası büyük ölçüde ortadan kalkardı. O zaman sabır, merhamet, fedakarlık, tövbe, direnç, adalet arayışı gibi birçok yüksek ahlaki değer de anlamını yitirirdi. Bu, kötülüğü iyi yapmak değil; kötülüğe izin verilen bir dünyada daha büyük hikmetlerin bulunduğunu söylemektir.
Allah'ın İzin Vermesi, O Kötülükten Razı Olduğu Anlamına Gelir mi
Hayır. Bu ayrım çok önemlidir. İzin vermek ile sevmek, yaratmak ile emretmek, imtihan için alan açmak ile ahlaken onaylamak aynı şey değildir.
Kur'an'da Allah zulmü sevmez, fesadı sevmez, küfrü kulları için razı olmaz. Demek ki kötülüğün meydana gelmesi, Allah'ın onu ahlaken beğendiği anlamına gelmez. O fiil, imtihan düzeni içinde gerçekleşir; ama sorumluluğu faili taşır.
İnsan Neden Suçunu Kadere Yüklemeye Meyillidir
Çünkü nefis kendini aklamak ister. İnsan hata yaptığında "ben yanlış yaptım" demek ağır gelir; bunun yerine "nasip böyleymiş", "kaderimde varmış", "olacakmış" diyerek yükü hafifletmek ister.
Oysa kader, insanın günahını meşrulaştırmak için kullanılacak bir kalkan değildir. Kader, sonradan sığınılacak mazeret değil; yaşarken ciddiyet, işledikten sonra tevbe, başa gelene karşı sabır üreten bir inançtır. Günah işlendiğinde doğru tavır mazeret üretmek değil, sorumluluğu kabul etmektir.
Şeytanın Hatası Bu Konuda Ne Öğretir
Şeytan, isyan ettiğinde kendi kibrini fark etmek yerine suçu başka yere kaydıran bir tavır sergilemiştir. Bu örnek, insan için büyük ibrettir.
İnsan da benzer biçimde "beni şartlar böyle yaptı", "herkes böyleydi", "takdir böyleymiş" diyerek kendi niyetini görünmez kılmaya çalışabilir. Halbuki Allah katında sorumluluk, dış etkenlerden tamamen bağımsız olmasa da, kişinin bilerek ve isteyerek yöneldiği tercih üzerinden kurulur.
Kötülüğün Kaynağı İnsan mıdır, Nefis midir, Şeytan mıdır
İslam bu konuda çok katmanlı bir açıklama sunar. Şeytan çağırır, nefis meyleder, çevre destekler, fakat son tercihi yapan insandır.
Bu anlayış, ne şeytanı mutlak suç ortağı yapar ne de insanı edilgen kukla haline getirir. İrade zorlanabilir, etkilenebilir, zayıflayabilir; ama tamamen silinmez.
Doğal Afetler, Hastalıklar Ve Acılar Da Kötülük müdür
Burada ahlaki kötülük ile ontolojik acı arasında ayrım yapmak gerekir. Deprem, hastalık, ölüm, yaşlılık gibi şeyler insan açısından acı verici olabilir; ancak bunlar doğrudan günah gibi ahlaki suçlar değildir.
Ahlaki kötülük, bilinçli failin yanlış tercihiyle ortaya çıkar. Doğal acılar ise imtihan, fanilik, dünya düzeni, kırılganlık ve hikmet çerçevesinde değerlendirilir. İnsan bunları yaşarken elbette acı duyar; ama bunların failiyle, bir zalimin işlediği kötülüğün faili aynı şekilde düşünülmez.
Allah Zulme Neden Mühlet Verir
Bu soru da insanı sarsar. Çünkü zalimin hemen yıkılmaması vicdanı yaralar. Fakat ilahî mühlet, çoğu zaman ihmal değil, imtihanın uzatılması, delillerin tamamlanması, tövbe kapısının açık tutulması ve nihai hesabın ertelenmesi anlamına gelir.
Dünya, son hükmün tamamıyla verildiği yer değildir. Eğer öyle olsaydı, ahiret niçin olsun

Kötülükten Sonra "Allah Affetsin" Demek Yeterli midir
Sadece söz yetmez. Gerçek tevbe, suçu kabul etmeyi, pişmanlığı, terki, mümkünse telafiyi ve yeniden yönelişi içerir.
Bu yüzden kader inancı, suçu hafifleten değil; tevbe ihtiyacını büyüten bir bilinç olmalıdır. "Allah affetsin" demek, ancak "Ben yanlışı yaptım" cümlesiyle birleşirse anlam kazanır.

Allah Kötülüğü Tamamen Yok Etseydi Dünya Daha Mı İyi Olurdu
İlk bakışta evet gibi görünür. Fakat o durumda özgür irade, sabır, direniş, ahlakî yükseliş, fedakarlık ve hakka sadakat gibi birçok değer de anlamsızlaşabilirdi.
Bu cevap kötülüğü romantikleştirmek değildir. Kötülük gerçektir, yaralayıcıdır ve mücadele edilmesi gerekir. Ancak onun varlığı, bazı daha büyük ahlaki imkanların da ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Mazluma Düşen Tavır Nedir, Zalime Düşen Tavır Nedir
Mazlum için kader inancı teselli, sabır, Allah'a sığınma ve adalet umudu üretir. Zalimin ise kadere sığınma hakkı yoktur. Çünkü onun kader diye sunduğu şey çoğu zaman kendi zulüm tercihini gizleme çabasıdır.
Bu ayrım çok önemlidir. Aynı "kader" kelimesi mazlumun dilinde merhem, zalimin dilinde mazeret olabilir. İslam, birincisini destekler; ikincisini reddeder.

Kur'an'da Kötülük Bazen Neden İnsana Nispet Edilir
Çünkü ahlaki bozulmanın merkezi çoğu zaman kulun tercihidir. Kur'an insanın kendi eliyle yaptıkları, kendi kazandıkları, nefislerinin öne sürdükleri gibi ifadelerle bu sorumluluğu görünür kılar.
Bu bize şunu öğretir: Kötülük, kader perdesine sarılıp görünmez kılınacak bir şey değil; aksine insanın yüzleşmesi gereken bir aynadır.

"Her Şeyde Bir Hayır Var" Sözü Kötülüğü Hafifletir mi
Bu söz doğru anlaşılırsa teselli üretir; yanlış anlaşılırsa acıyı küçümser.
Ancak mümin, Allah'ın hikmetsiz iş yapmayacağına inanır. Bu, kötülüğü iyi diye adlandırmak değil; anlamını henüz tümüyle kavrayamadığımız bir düzen içinde yaşadığımızı kabul etmektir.

Kader İnancı Ahlaki Mücadeleyi Zayıflatır mı
Asla zayıflatmamalıdır. Gerçek kader inancı insanı pasifleştirmez; aksine daha bilinçli, daha dengeli, daha sabırlı kılar.
Bu nedenle kötülüğe karşı çıkmak, zalime engel olmak, mazlumu korumak, iyiliği çoğaltmak kaderle çelişmez; tam tersine kaderin imtihan boyutu içinde kulun görevini yerine getirmesidir.

Bireysel Günahlar İle Tarihsel Zulümler Aynı Çerçevede mi Değerlendirilir
Temel ilke aynı olsa da ağırlıkları farklıdır. Bir insanın bireysel günahı ile toplumları ezen organize zulümler aynı düzeyde değildir.
Küçük yanlışlar da büyüyüp sistem haline gelebilir. Bu yüzden İslam, kalpte başlayan bozulmayı da ciddiye alır; çünkü dış dünyadaki büyük zulümlerin tohumu çoğu zaman içeride atılır.

Bu Meseleden Mümin Hangi Ruh Hâlini Çıkarmalıdır
Mümin üç şeyi birlikte taşır: Allah'a güven, kendine karşı dürüstlük, kötülüğe karşı mücadele.
Başına gelen acıda sabırlı, yaptığı hatada mahcup, gördüğü zulüm karşısında ise uyanık olur. İşte kader ve sorumluluk dengesi insanı olgunlaştıran tam bu çizgidir.

Son Söz
Kader, Günahın Sığınağı Değil Vicdanın Aynasıdır
Her şey Allah'ın takdiri içindedir; fakat bu gerçek, insanın kötülükteki payını silmez. Allah yaratır, mühlet verir, imtihan alanı açar; ama insan niyet eder, seçer, yönelir ve işlediği kötülüğün ahlaki yükünü taşır. Bu yüzden kötülüğün sorumlusu, onu bilerek isteyen ve yapan faildir.
Kader inancı, suçu gizlemek için değil; acıyı taşımak, hikmeti aramak, tevbe etmek ve adalet için ayakta kalmak için vardır. İnsan kaderi mazeret yapmaya başladığında vicdanını köreltir; kaderi emanet gibi taşıdığında ise hem Allah'a sığınır hem de kendi hesabından kaçmaz.
"İnsanı yücelten şey, suçsuz oluşu değil; yanlışı kendine ait bilip hakikate geri dönebilecek kadar dürüst oluşudur."
- Ersan Karavelioğlu