Ferdinand de Saussure'a Göre Langue ve Parole Ayrımı Nedir
Dil Toplumun Ortak Sistemi mi, Yoksa Bireyin Canlı Konuşma Eylemi mi Olarak Anlaşılmalıdır
"Dil, insanın ağzından çıkan sesten ibaret değildir. Asıl sır, o sesi mümkün kılan görünmeyen düzendedir. Konuşan bireydir; fakat konuşmayı mümkün kılan, çoğu zaman toplumun sessiz hafızasıdır."
- Ersan Karavelioğlu
Langue ve Parole Ayrımı Neden Saussure'un En Kurucu Hamlelerinden Biri Sayılır
Ferdinand de Saussure'un dilbilime bıraktığı en güçlü miraslardan biri, hiç kuşkusuz langue ve parole ayrımıdır. Bu ayrım ilk bakışta sade görünür. Bir tarafta dilin toplumsal sistemi, öte tarafta bireyin somut konuşma kullanımı vardır. Fakat bu sade çerçevenin içinde, modern dilbilimin yönünü değiştiren derin bir devrim saklıdır. Çünkü Saussure bu ayrımla birlikte dil araştırmalarını dağınık gözlem yığınından çıkarıp sağlam bir düşünce eksenine oturtur.
Buradaki temel mesele şudur: İnsanların konuşmaları sonsuz çeşitlilik gösterir. Her birey farklı ses tonu kullanır, farklı hızda konuşur, hata yapar, doğaçlar, yarım bırakır, vurgular, jestlerle destekler, bazen kaydırır, bazen susar. Eğer dilbilim yalnızca bu sonsuz akışa bakarsa, dilin arkasındaki düzeni seçmek zorlaşır. Saussure tam burada şunu söyler: Bireysel konuşmaların arkasında, onları mümkün kılan ortak bir sistem vardır.
İşte bu yüzden bu ayrım yalnızca iki terimi ayırmak değildir. Bu, görünürdeki olay ile onun arkasındaki yapıyı birbirinden ayırmaktır. Saussure'un büyüklüğü de burada parlamaktadır: O, sesi değil sadece; sesi mümkün kılan sessiz yapıyı da görmüştür.
Saussure Bu Ayrımı Yapma İhtiyacını Neden Duydu
Saussure'un yaşadığı dönemde dil araştırmaları büyük ölçüde tarihsel gelişim, köken bilgisi, ses değişmeleri ve karşılaştırmalı filoloji üzerine kuruluydu. Bu çalışmalar son derece değerliydi; fakat dilin kendi an içindeki işleyişini, yapısal bütünlüğünü ve toplumsal ortaklığını çözmek için başka bir bakış gerekliydi. Saussure, dili bilimsel olarak incelemek istiyorsa önce onun nesnesini netleştirmesi gerektiğini fark etti.
İşte langue ve parole ayrımı bu ihtiyaçtan doğdu. Çünkü dil denen şeyi araştırırken şu soru kaçınılmaz hale gelir: Araştıracağımız şey tam olarak nedir
Bu ayrım ona şu imkanları sağladı:
Yani Saussure bu ayrımı keyfî biçimde yapmadı. O, bilimi mümkün kılmak için dili kendi iç bileşenlerine ayırdı.
Langue Nedir
Langue, Saussure'un düşüncesinde dilin toplumsal, ortak, soyut ve kurallı sistemini ifade eder. Bu, tek bir bireyin malı değildir. Hiç kimse dili tek başına icat etmez. İnsan, içine doğduğu toplumda dili hazır bulur. Sözcüklerin anlamları, dilbilgisel kalıplar, ses ayrımları, cümle kurma imkanları, belli kullanımların kabul görmesi ya da görmemesi, bütün bunlar bireyin değil, topluluğun ortaklaşa taşıdığı sistemin parçalarıdır.
Langue görünmezdir ama güçlüdür. İnsan onu eline alıp gösteremez; fakat onsuz konuşamaz. Dil sistemi, bireyin zihnine yerleşmiştir ama bireyin özel icadı değildir. O, toplumsal bir mirastır. Nesiller boyunca aktarılan, ortak kullanım içinde sabitlenen, farkları ve kurallarıyla işleyen bir yapıdır.
Langue'ü daha derin kavramak için onu şöyle düşünebiliriz:
Saussure'a göre dilbilim asıl olarak bu yapıyı incelemelidir. Çünkü konuşma olayları geçicidir; fakat langue, onların arkasındaki sürekli formdur.
Parole Nedir
Parole, bireyin dili somut bir anda, belirli bir bağlamda, fiilen kullanmasıdır. Yani konuşma, söz söyleme, ifade etme, cümle kurma, tonlama, vurgu, hız, seçim ve bireysel icra alanıdır. Eğer langue görünmeyen sistem ise, parole onun canlı sahneye çıkışıdır.
Bir insanın bugün söylediği bir cümle, yarın kurduğu başka bir ifade, ses tonundaki titreme, öfkeyle yapılan vurgu, şiirsel bir tercih, yanlış telaffuz, doğaçlama bir benzetme, hepsi parole alanına girer. Çünkü bunlar sistemin bireysel ve somut kullanımlarıdır.
Parole'ün temel özellikleri şunlardır:
Saussure için parole son derece önemlidir; çünkü dil burada yaşar. Fakat bilimsel inceleme bakımından parole fazla akışkan, değişken ve dağınık olduğu için, dilin temel yapısını kavramada önce langue'ü ayırt etmek gerekir.
Langue ile Parole Arasındaki Temel Fark Nedir
Bu iki kavram arasındaki ayrımın özü şudur: Langue, konuşmayı mümkün kılan ortak sistemdir; parole ise o sistemin birey tarafından somut olarak hayata geçirilmesidir. Biri yapı, diğeri olaydır. Biri toplumsal ve kolektif, diğeri bireysel ve edimseldir. Biri potansiyel düzen, diğeri fiilî gerçekleşmedir.
Bu farkı daha berrak görmek için şu karşılaştırmayı düşünebiliriz:
Saussure'un asıl başarısı, bu ikisini birbirine karıştırmamaktır. Çünkü karıştırıldığında ne dilin yapısı tam seçilir ne de konuşmanın özgürlüğü doğru anlaşılır.
Saussure'a Göre Dil Toplumun Ortak Sistemi midir
Evet, Saussure açısından dilin çekirdeği kesinlikle toplumun ortak sistemidir. Onun dil anlayışında birey, dili hazır bulur. Bir çocuk dili sıfırdan icat etmez; içine doğduğu topluluktan öğrenir. Bu öğrenme yalnızca kelime ezberlemek değildir. Aslında çocuk, topluluğun tarih boyunca kurduğu işaretler sistemine dahil olur.
Bu yüzden Saussure'un dil anlayışı birey merkezli değil, kolektif sistem merkezlidir. O, dili psikolojik bir iç döküm değil; toplumsal bir kurum olarak düşünür. Tıpkı hukuk, para, gelenek ya da toplumsal işaretler gibi dil de bireyin iradesinden büyük bir ortak yapıdır.
Burada çok derin bir gerçek saklıdır:
İşte bu nedenle Saussure için "dil" denince asıl merkezde langue vardır.
O Halde Parole Daha Az mı Önemlidir
Hayır, parole daha az önemli değildir. Sadece işlevi ve inceleme düzeyi farklıdır. Saussure parole'ü küçümsemez; aksine onun dilin yaşayan yüzü olduğunu bilir. Çünkü konuşulmayan, kullanılmayan, ses bulmayan bir sistem donuk kalır. Dil hayatta bireyin ağzında, metinde, şiirde, tartışmada, duada, emirde, aşkta, korkuda, suskunlukta görünür olur. Bu alan parole'dür.
Fakat Saussure'un önceliği şudur: Bilimsel çözümleme için önce yapıyı görmek gerekir. Nasıl ki bir oyunun tek tek maçlarını anlamak için kuralları bilmek gerekirse, konuşma olaylarını anlamak için de onları mümkün kılan sistem ayırt edilmelidir.
Yani:
Parole olmadan dil yaşanmaz, ama langue olmadan parole kurulamaz. Biri nefes, diğeri iskelettir.
Langue Soyut Bir Şeyse Gerçekten Nasıl Var Olur
Bu çok önemli bir sorudur. Langue gözle görülmez, elle tutulmaz, tek tek bir bireyin cebinde taşınmaz. Buna rağmen son derece gerçektir. Nasıl ki para yalnızca kağıt parçasından ibaret değil, ortak kabul sayesinde işleyen bir sistemse; langue de aynı şekilde topluluk tarafından paylaşılan bir anlaşma ve yapı olarak vardır.
Langue'ün varlığı şu alanlarda hissedilir:
Yani langue maddî nesne gibi var olmaz; toplumsal-zihinsel sistem olarak var olur. O, bireylerin zihinlerinde taşınır ama onlardan daha büyüktür. Bir bakıma langue, toplumun dilsel ruhudur.
Parole Neden Daha Değişken ve Akışkandır
Parole, sistemin bireysel kullanımı olduğu için doğal olarak değişken, canlı ve akışkandır. Aynı kişi bile farklı günlerde, farklı ruh hallerinde, farklı insanlarla, farklı kelimeler seçerek konuşabilir. Ses tonu değişir, cümle yapısı değişir, vurgu değişir, hatta dil sürçmeleri, şiirsellik, doğaçlama ve hata da devreye girer. Bütün bunlar parole alanını son derece hareketli hale getirir.
Saussure'un bunu ayırt etmesinin nedeni, dilin yaşayan boyutunu yok saymak değil; tam tersine onun karmaşık doğasını kabul etmektir. Parole'ün bazı özellikleri şunlardır:
İşte tam da bu yüzden parole bilimsel olarak doğrudan merkez alınırsa, dilin yapısı bulanıklaşabilir. Saussure önce bu akışın arkasındaki sabit sistemi görünür kılmak istemiştir.
Langue ve Parole Ayrımı Bilimsel Dil İncelemesini Nasıl Güçlendirdi
Saussure'un bu ayrımı yapması, dilbilimi son derece güçlü biçimde etkiledi. Çünkü ilk kez dil araştırmalarına şu netlik kazandırıldı: Araştırılacak olan şey, bireylerin tüm konuşmalarının kaotik toplamı değil; onların arkasındaki örgütlü sistemdir. Bu, dilbilime gerçek anlamda bilimsel nesne kazandırdı.
Bu ayrımın sağladığı katkılar şunlardır:
Başka bir deyişle Saussure, dili yalnızca duyulan söz olarak değil; düzenli bir sistem olarak kavrayarak dilbilimi daha keskin bir düşünce alanına taşıdı.

Bu Ayrım Dil ve Konuşma Arasında Kesin Bir Duvar mı Kurar
Hayır, Saussure bunları analitik olarak ayırır; ontolojik olarak bıçakla kesilmiş gibi iki ayrı evren ilan etmez. Yani langue ve parole birbirinden tamamen kopuk değildir. Tam tersine, biri ötekini mümkün kılar. Langue olmadan parole kurulamaz; parole olmadan da langue yaşayan bir toplumsal gerçeklik halinde sürmez.
Bu yüzden ayrımın doğru anlaşılması gerekir:
Saussure'un amacı duvar örmek değil; katmanları görünür kılmaktır. Böylece dilin hem yapısal hem canlı doğası aynı anda anlaşılabilir hale gelir.

Langue ve Parole Ayrımı Dil ve Düşünce İlişkisini Nasıl Etkiler
Saussure'un önceki görüşleriyle birlikte düşünüldüğünde, langue ve parole ayrımı dil-düşünce ilişkisine de ışık tutar. Çünkü düşüncenin toplumsal biçim kazanmasında asıl belirleyici olan, bireyin tekil söz eyleminden çok, paylaşılan sistemdir. İnsan zihni yalnızca rastgele ses üretmez; anlamı ortak kodlar sayesinde taşıyabilir.
Bu bağlamda:
Demek ki düşünce sadece içsel değil; sosyal olarak biçimlenmiş dil sistemi üzerinden netleşir. Parole bu netleşmiş imkanların kişisel kullanım sahnesidir.

Saussure'a Göre Yaratıcılık Nerede Ortaya Çıkar
Yaratıcılık daha çok parole alanında görünür olur. Çünkü birey, kendisine hazır verilen dil sistemini olduğu gibi tekrar etmek zorunda değildir. O sistem içinden seçer, yeni birleşimler kurar, üslup oluşturur, şiir yazar, alay eder, dua eder, etkiler, yaralar, teselli eder. Bütün bu hareketler parole alanının yaratıcı enerjisidir.
Fakat bu yaratıcılık sınırsız boşlukta gerçekleşmez. O da langue'ün sunduğu imkanlar içinde doğar. Yani birey yeni cümle kurabilir; fakat bunu anlaşılabilir kılan şey, ortak sisteme dayanmasıdır.
Buradaki ince denge çok güzeldir:
Saussure'un ayrımı bu nedenle yaratıcılığı yok etmez; onu hangi düzlemde aramamız gerektiğini gösterir.

Dilde Hata, Ağız Özelliği, Üslup ve Doğaçlama Hangi Alana Girer
Bütün bunlar daha çok parole alanına girer. Çünkü bunlar bireysel kullanımın, bölgesel farkların, bağlamsal tercihin ve somut söyleyişin parçalarıdır. Bir insanın kelimeyi farklı vurgulaması, yöresel söyleyişe sahip olması, heyecanla konuşurken dil sürçmesi yaşaması, şiirsel sapma yapması ya da bilinçli biçimde kural esnetmesi parole düzleminde anlaşılır.
Burada Saussure'un kurduğu çerçeve çok işlevseldir:
Bu ayrım sayesinde dilbilimci ya da düşünür, hangi olgunun hangi düzlemde değerlendirileceğini daha net görür.

Saussure'un Bu Ayrımı Sonraki Dil Kuramlarını Nasıl Etkilemiştir
Langue ve parole ayrımı, sonraki bütün dil düşüncesi üzerinde derin iz bırakmıştır. Yapısalcı dilbilim büyük ölçüde langue merkezli gelişmiştir. Daha sonra pragmatik, söylem çözümlemesi, sosyodilbilim, konuşma edimi kuramı ve etkileşimsel yaklaşımlar ise parole alanına daha fazla ilgi göstermiştir. Fakat dikkat çekici olan şudur: Bu sonraki yaklaşımlar bile çoğu zaman Saussure'un açtığı ayrım zemininde düşünmüştür.
Yani Saussure yalnızca bir cevap vermemiştir; aynı zamanda sonradan gelecek tüm soruların eksenini kurmuştur.
Onun etkisi şuralarda görülür:
Bu yüzden Saussure'un langue ve parole ayrımı, geçilmiş değil; üzerinde yükselinmiş bir mirastır.

Bu Ayrım Edebiyat ve Üslup Çözümlemesinde Neden Önemlidir
Edebiyat, tam da langue ile parole arasındaki gerilimin en estetik sahnelerinden biridir. Çünkü şair ya da yazar, toplumun ortak dil sistemini kullanır; fakat bunu sıradan biçimde değil, yaratıcı, yoğun, bazen kırıcı, bazen dönüştürücü şekilde işler. Langue olmadan edebiyat kurulamaz; parole olmadan da edebiyat sanat olmaz.
Bir romancı, toplumun ortak dilini alır ve bireysel üslubuyla yeniden yoğurur. Bir şair, paylaşılan kelimeleri bambaşka ritim ve çağrışımlarla titreştirir. İşte bu yüzden:
Saussure'un ayrımı bu nedenle estetik çözümlemeler için de derin bir kapı açar.

Günlük Hayatta Bu Ayrımı Nasıl Hissederiz
Aslında herkes farkında olmadan her gün langue ve parole arasındaki farkı yaşar. İnsan bir dili bildiğini söylerken, aslında langue'e göndermede bulunur. Ama konuşurken, şaka yaparken, tartışırken, sevdiklerine hitap ederken, öfkelenirken ya da şiirsel cümle kurarken parole alanında hareket eder.
Günlük hayatta bunu şöyle hissederiz:
Yani hepimiz, dilin toplumsal sistemine dayanarak kendi söz dünyamızı kurarız. Saussure'un fark ettiği şey, işte bu herkesin yaşadığı ama çoğu zaman adını koymadığı derin ayrımdır.

Langue ve Parole Ayrımı Maddeler Halinde Nasıl Özetlenebilir
Saussure'un bu büyük ayrımını toparlarsak şu temel noktalar belirir:
Bu maddeler gösteriyor ki Saussure, dili yalnızca "konuşma" olarak değil; konuşmayı mümkün kılan görünmeyen sosyal mekanizma olarak da düşünmüştür.

Son Söz
Dilin Gerçek Sahibi Kimdir, Konuşan Birey mi, Yoksa Onu Konuşturan Toplum mu
Saussure'un langue ve parole ayrımı bize çok derin bir hakikati fısıldar: İnsan konuşurken kendi sesini duyar, ama o sesi mümkün kılan düzen çoğu zaman kendisinden büyüktür. Birey cümleyi kurar; fakat cümle kurabilme kudreti, toplumun tarih boyunca biriktirdiği dilsel sistemden gelir. Bu yüzden dil ne yalnızca bireyindir ne yalnızca toplumundur. Dil, toplumun görünmeyen hafızasında şekillenir; bireyin canlı nefesinde görünür olur.
Langue, dilin suskun mimarisidir. Parole ise o mimarinin içinde yankılanan insan sesidir. Biri iskelet, diğeri harekettir. Biri ortak yazgı, diğeri bireysel dokunuştur. Saussure'un büyüklüğü, işte bu ikisini birbirine karıştırmadan birlikte görebilmesindedir.
Ve belki de en çarpıcı sonuç şudur: İnsan bazen yalnızca konuştuğunu sanır. Oysa çoğu zaman, kendisinden önce kurulmuş büyük bir dil evreninin içinden konuşmaktadır. Bu nedenle dilin gerçek sahibi tek bir ağız değil; sayısız kuşağın sessizce ördüğü toplumsal hafızadır. Ama o hafıza, ancak bireyin canlı sözünde gerçekten nefes alır.
"Toplum dili kurar, birey onu ateşe dönüştürür. Söz, ortak hafızanın insan ağzında bir anlığına parlayan ışığıdır."
- Ersan Karavelioğlu