El Vehhab Nedir ve Ne Anlama Gelir
Karşılıksız Veren, Lütfunu Sınırsızca Bağışlayan ve Kulunu Hak Etmediği Nice Güzellikle Kuşatan Allah'ı Tanımanın Kalpte Şükür, Tevekkül ve Cömertlik Bilincini Nasıl Kurduğu
"İnsan çoğu nimeti emeğinin sonucu zanneder; oysa biraz derin baktığında anlar ki hayatının en kıymetli armağanları, çoğu zaman hiç hak edilmeden verilmiş ilahi lütuflardır."
Ersan Karavelioğlu
El Vehhab, Allah'ın kullarına karşılıksız veren, lütfunu hesapsızca bağışlayan, hak edilmemiş nice güzelliği rahmetiyle ihsan eden yüce isimlerinden biridir. Bu isim, sadece vermek anlamına gelmez. Buradaki mana çok daha derindir: Allah, bazı nimetleri kulun çalışmasına bağlasa da asıl kaynağın kendisi olduğunu, nice büyük ihsanı ise kulun hak etmesine bile bağlı kılmadan sırf lütfuyla verdiğini gösterir.
İnsan çoğu zaman kazandığını düşündüğü şeylere odaklanır.
İşte El Vehhab ismi kula şu büyük hakikati öğretir: Hayatın en kıymetli şeyleri çoğu zaman ücretle değil, lütufla gelir. Bu idrak, kalpte hem şükür, hem tevekkül, hem de cömertlik ahlakı doğurur.
El Vehhab, çokça veren, sürekli ihsan eden, lütfunu karşılık beklemeden bağışlayan Allah demektir. Bu isimde birkaç büyük mana birlikte parlar:
Yani Allah'ın verişi, insanlar gibi hesaplı, dar, eksik ve yetersiz değildir. O, dilediğine dilediği kadar verir; verirken tükenmez, verirken eksilmez, verirken zorlanmaz. Bu yüzden El Vehhab ismi, kalbi ilahi cömertliğin sınırsız ufkuna açar.
Çünkü her vermek aynı değildir. İnsan da verebilir; ama çoğu zaman sınırlı imkanla, beklentiyle, karşılık umarak ya da belli bir hesaba göre verir. El Vehhab ise bundan çok daha yüce bir anlam taşır.
Allah ise El Vehhab olarak
Bu yüzden El Vehhab ismi, sıradan bir verme değil; ilahi cömertliğin taşan bereketini düşündürür.
Bu ismi gerçekten düşünen kalpte ilk değişen şey, hak ettiğini sanma duygusunun zayıflamasıdır. Çünkü insan çoğu zaman sahip olduğu şeyleri bütünüyle kendi emeğinin doğal sonucu gibi görmeye başlar.
Fakat El Vehhab ismi kalbe şunu söyler:
"Senin eline geçen nice şey, hesapla değil lütufla geldi."
İşte bu idrak yerleştiğinde kibir çözülür, minnet duygusu artar, kalp daha yumuşak ve daha şükredici hale gelir.
Lütuf, sadece bir nimet verilmesi değildir; nimetin incelikle, rahmetle ve çoğu zaman kul beklemezken gelmesidir. El Vehhab ismi, işte bu lütuf boyutunu derinleştirir.
Bu yüzden El Vehhab ismi, kula hayatı yalnızca sebepler zinciriyle değil; rahmetin dokunuşlarıyla da okumayı öğretir.
İnsan, emek verdiği şeyleri kazandığını düşünebilir; bu belli ölçüde doğrudur. Fakat daha derin bakıldığında şu soru belirir: O emeği verecek aklı, bedeni, fırsatı, zamanı ve imkanı kim verdi
İşte El Vehhab ismi, kulun bakışını burada derinleştirir. İnsan çalışır ama her şeyi hak iddiasına çeviremez. Çünkü çoğu zaman çalışmasını mümkün kılan zemin bile ilahi bir bağıştır. Bu bilinç, başarıyı inkâr etmez; ama onu lütufla çevrili bir emek olarak görür.
Şükür, nimeti sadece kullanmak değil; onun bağış olduğunu fark etmektir. El Vehhab ismiyle bakıldığında şükür daha ince ve daha derin hale gelir.
Bu idrak kalpte şunu doğurur:
"Neye bakarsam bakayım, arkasında verilmişlik var."
İşte gerçek şükür de burada başlar. Dildeki teşekkür, kalpteki hayretle birleşir ve kul daha bilinçli yaşamaya başlar.
Tevekkül, sadece emek sonrası sonucu Allah'a bırakmak değildir; aynı zamanda verenin Allah olduğunu bilmektir. El Vehhab ismi, tevekkülün bu ince damarını güçlendirir.
Bu yüzden El Vehhab ismiyle tevekkül, pasif bir bekleyiş değil; verenin cömertliğine güvenerek yürüyen aktif bir sabır haline gelir.
Bu ismi bilen kul, dua ederken yalnızca ihtiyacını değil, Allah'ın cömertliğini de düşünür. Böylece dua, dar bir talep olmaktan çıkar; ümit yüklü bir yönelişe dönüşür.
İşte bu bilinç, duaya ferahlık katar. Kul, sadece eksiğini değil; veren Rabbin bolluğunu da hatırlayarak dua eder.
İnsan istediği bir şey olmayınca hemen mahrum bırakıldığını düşünür. Oysa El Vehhab ismi, yokluk ve gecikme karşısında daha dengeli bir iç bakış öğretir.
Bu yüzden El Vehhab ismi, kula yalnızca verileni değil; verilmeyenin hikmetini de düşünmeyi öğretir. Böylece kalp acele hüküm vermekten korunur.
Bazı insanlar çok şeye sahip olsa da içten içe darlık yaşar. Çünkü bolluk sadece eşya çokluğu değildir; kalbin ilahi verişe güvenebilmesidir.
Ama El Vehhab ismi kalpte başka bir zenginlik kurar:
İşte bu bilinç, kalpte manevi bolluk hissi doğurur. İnsan daha az panikler, daha az daralır, daha çok umut taşır.
Allah'ın çokça veren oluşunu gerçekten hisseden kul, sahip olduklarını daha sıkı yumruklarla tutmamaya başlar. Çünkü bilir ki kendisi de verilmişlik içinde yaşamaktadır.
Bu yüzden El Vehhab ismi, kula sadece şükür değil; başkalarına açılan bir el de öğretir. Cömertlik, bazen maldan önce tavırda, sözde, duada, ilgide ve merhamette başlar.
İnsanların verdiği şeyler kıymetli olabilir; ama asla mutlak değildir. El Vehhab ismi, kulun kalbini insanlara gereğinden fazla bağlamaktan korur.
Allah ise El Vehhab olarak
Bu yüzden kul, insanlara teşekkür eder ama kalbini onlara bağlamaz. Asıl vereni unutmaz. Bu da ruhu bağımlılık ve aşırı beklenti yükünden korur.
Allah'ın karşılıksız veren oluşunu hisseden kul için ibadet, kuru bir görev olmaktan çıkar. Çünkü ibadet artık nimete cevap haline gelir.
Böylece ibadet, sadece sorumluluk değil; verilmişlikle derinleşen bir kulluk haline gelir. Kul, Allah'ın ihsanı karşısında daha edepli ve daha şükredici olur.
Kalp, her şeyi kendi gücüyle elde etmek zorundaymış gibi yaşadığında yorulur. Her şeyi kontrol etme baskısı insanı içten içe tüketir. El Vehhab ismi ise kalbe ferahlık verir.
Bu bilinç, insanı tembelliğe değil; aşırı yüklenme ve kontrol takıntısından korunmaya götürür. Kalp biraz daha yumuşar, biraz daha güvenir, biraz daha huzur bulur.
İnsan kendini yalnızca başarılarıyla tanımladığında ya kibirlenir ya da yetersizlik duygusuna düşer. Oysa El Vehhab ismi farklı bir bakış verir.
Bu bilinç, hem kişinin kendi nimetini daha sağlıklı taşımasını sağlar hem de başkalarının lütuflarını görürken içini karartmaktan korur. Çünkü artık nimet, rekabet sebebi değil; ilahi ihsanın farklı yansımaları gibi görülmeye başlar.
Bir nimeti unutmanın en tehlikeli boyutlarından biri, onu verilmemiş gibi yaşamaktır. İnsan bazen alır ama kaynağı unutur. İşte burada nankörlük başlar.
İşte El Vehhab ismi, kula bu unutkanlığın ne kadar ağır olduğunu fark ettirir. Çünkü nankörlük sadece teşekkür etmemek değil; bağışı sıradanlaştırmak ve vereni görünmez kılmak demektir. Bu da kalbi katılaştırır. El Vehhab bilinci ise kalbi yeniden yumuşatır.
Hayat bazen alır, eksiltir, geciktirir, yorar. Böyle anlarda insan, bir daha hiçbir güzel şey gelmeyecekmiş gibi hissedebilir. Fakat El Vehhab ismi umudu yeniden diriltir.
Bu yüzden El Vehhab ismi, musibetin içinde sadece sabır değil; yeniden gelebilecek güzelliklere açık bir umut da doğurur.
Bu ismi yaşamak, sadece anlamını bilmek değil; her gün onu ahlaka ve bakışa dönüştürmektir.
İşte bunlar, El Vehhab isminin bilgiden karaktere, karakterden yaşanan kulluğa dönüşmüş hâlleridir.
İnsan bu dünyada çoğu şeyi kendi çabasıyla elde ettiğini sanabilir. Bir yere kadar bu doğrudur; emek önemlidir, sorumluluk kıymetlidir, çaba gereklidir. Ama daha derin bakıldığında görülür ki insanın en temel sermayesi bile kendinden değildir. Akıl verilmiştir, nefes verilmiştir, zaman verilmiştir, karşılaşmalar verilmiştir, kalbe umut verilmiştir, bazı kapılar hiç beklenmedik anda açılmıştır. İşte El Vehhab ismi kalbe şu büyük hakikati yerleştirir: Hayatının en kıymetli güzellikleri, yalnızca hesabının değil; çoğu zaman Allah'ın lütfunun eseridir.
Kul, Allah'ın El Vehhab olduğunu gerçekten idrak ettiğinde dünya ile ilişkisi değişir. Elindekilere daha çok şükreder, yoksunluk anlarında daha dengeli durur, duada daha umutlu olur, başkalarına karşı daha cömert davranır, kendini merkeze koymaktan uzaklaşır. Ve belki de bu ismin kulda kurduğu en derin olgunluk şudur: Aldığı her nimette vereni görmek ve o yüzden kalbinin sertleşmesine izin vermemek.
"Şükür, nimeti saymakla başlamaz; nimetin ardındaki lütfu hissedince başlar. O zaman insan sadece sahip olduklarına değil, kendisine hiç hak etmeden açılan rahmet kapılarına da ağlamadan bakamaz."
Ersan Karavelioğlu