El Mumit Nedir ve Ne Anlama Gelir
Ölümü Yaratan, Hayatın Süresini Hikmetle Tamamlayan ve Kulu Fanilikten Ebedi Hakikate Geçiren Allah'ı Tanımanın Kalpte Tevekkül, Ciddiyet ve Ölümle Olgunlaşan Kulluk Bilincini Nasıl Kurduğu
"İnsan çoğu zaman ölümü hayatın düşmanı sanır; oysa Allah'ın hükmü içinde ölüm, yok oluşun karanlığı değil, faniliğin perdesini kaldıran ve kulu ebedi hakikate taşıyan ağır ama hikmetli bir geçiştir."
Ersan Karavelioğlu
El Mumit, Allah'ın hayatı dilediği vakte kadar sürdürüp sonra onu hikmetle sonlandıran, ölümü yaratan, canlıya verilen sürenin tamamlandığı noktada onu bu dünyadan alan ve kulu faniliğin içinden ebedi hakikatin eşiğine geçiren yüce isimlerinden biridir. Bu isim, sadece "öldüren" gibi kuru ve sert bir anlam taşımaz. Buradaki hakikat çok daha derindir: Allah, ölümü de hayat kadar bilinçli, ölçülü, hikmetli ve ilahi düzenin vazgeçilmez bir parçası olarak yaratır.
İnsan hayatı sever.
İşte El Mumit ismi kula şu büyük hakikati öğretir: Ölüm başıboş bir kırılış değildir. Ölüm, Allah'ın hükmüyle gelen, hayatı tamamlayan, faniliği açığa çıkaran ve kulu ebedi yüzleşmeye taşıyan ciddi bir ilahi geçiştir. Bu idrak kalpte hem tevekkül, hem ciddiyet, hem de ölümle olgunlaşan kulluk bilinci doğurur.
El Mumit, ölümü yaratan, hayatı sona erdiren, canlıya verilen ömrü hikmetle tamamlayan ve dilediği vakitte canı alan Allah demektir. Bu isimde birkaç büyük mana birlikte parlar:
Yani Allah'ın imâtesi, rastgele bir yok ediş değildir. O, ne zaman, nasıl ve hangi hikmet çerçevesinde ölümün geleceğini eksiksiz bilir. Bu yüzden El Mumit ismi, ölümü düzensiz bir kopuş değil, ilahi takdirin ağır ve ciddi bir tecellisi olarak düşündürür.
Çünkü bu isimde sadece sonlandırma değil, aynı zamanda vakitle tamamlama, emaneti geri alma ve geçiş kapısı açma manası vardır.
Allah'ın ölüm vermesi,
Bu yüzden El Mumit ismi, ölümü çıplak korkunun elinden alıp kader, hikmet ve ebedi geçiş çerçevesinde düşünmeye çağırır.
Bu ismi gerçekten düşünen kalpte ilk değişen şey, dünyayı sonsuz sanma eğiliminin kırılmasıdır. Çünkü insan en çok geçici olana kalıcı muamelesi yapar.
Fakat El Mumit ismi kalbe şunu öğretir:
"Bu hayat emanet, bu süre sınırlı ve bu dünya geçicidir."
İşte bu idrak yerleştiğinde insanın bakışı değişir. Dünyaya düşman olmaz ama onu mutlak yurt gibi de görmemeye başlar.
Hayatı veren de Allah'tır, ölümü yaratan da Allah'tır. Bu yüzden ölüm, hayatın zıddı gibi görünse de aslında onun ilahi çerçevesinin parçasıdır.
İşte El Mumit ismi, kula bu büyük dengeyi öğretir: Hayatı kutsarken ölümü inkâr etmek olgunluk değildir. İkisini de Allah'ın hükmü içinde okumak gerekir.
İnsan ölümden korkar; çünkü onu çoğu zaman karanlık bir siliniş gibi düşünür. Oysa El Mumit ismiyle bakıldığında ölüm, sadece bir kesiliş değil; aynı zamanda başka bir safhaya geçiştir.
Bu yüzden El Mumit ismi, ölümü hafifleştirmez; ama onu anlamsız boşluk olmaktan çıkarır. Ölüm ciddi, ağır ve sarsıcıdır; fakat ilahi hüküm içinde bir kapıdır.
Fanilik bilinci, insanı karamsarlığa değil, hakikate çağırır. Çünkü faniliğini bilen kişi, neye ne kadar bağlanacağını daha dikkatli seçer.
İşte El Mumit ismi, kula dünyanın geçiciliğini sert ama arındırıcı biçimde hatırlatır. Bu da ruhu boş oyalanışlardan çekip daha derin bir hakikat duygusuna yaklaştırır.
İnsan hayatı elinde tutuyormuş gibi yaşadığında sürekli gergin olur. Oysa son nefesi bile kendisinin belirlemediğini bilen kul, kontrol vehminden bir parça kurtulur.
İşte El Mumit ismiyle tevekkül, sadece zor zamanda sabretmek değil; hayat ve ölüm üzerindeki mutlak tasarrufun Allah'a ait olduğunu kabul etmek haline gelir.
Ölümün gerçekliğini kalbine indiren insan, hayatını daha ciddiye alır. Çünkü artık ertelenmişlik hissi zayıflar.
Bu yüzden El Mumit ismi, kulu kasvetli yapmak zorunda değildir; ama onu savrulmuş bir laubalilikten çıkarıp daha olgun bir ciddiyete taşır.
Ölüm varsa, ardından hesap hakikati de vardır. Çünkü ölüm, her şeyi kapatıp anlamsızlaştırmak için değil; dünya perdesini kapatıp gerçeği açmak için gelir.
İşte El Mumit ismi, kula bu büyük ayıklığı kazandırır: Yaşam, ölüme; ölüm de hesaba açılır.
İnsan sevdiği şeylere bağlanır; bu doğaldır. Fakat bağlanmak başka, onları mutlaklaştırmak başkadır. El Mumit ismi bu farkı öğretir.
Bu bilinç, sevgiyi öldürmez; onu arındırır. İnsan sever ama faniliği unutmadan sever. İşte bu, ölümle terbiye olmuş sevgidir.
Ölüm korkusu tamamen yok olmayabilir; çünkü insan fıtraten son eşiğinde ürperir. Fakat El Mumit ismi bu korkuyu anlamsız dehşetten çıkarıp bilinçli ciddiyete dönüştürebilir.
Böylece El Mumit ismi, ölümü romantikleştirmeden ama anlamsızlaştırmadan kalpte daha dengeli taşımayı öğretir.
Bu ismi bilen kul, dua ederken sadece ömrün uzunluğunu değil, ömrün doğruluğunu istemeye başlar.
Böylece dua, sadece yaşama talebi olmaktan çıkar; güzel son ve bilinçli ömür talebi haline gelir.
Ölüm bilinciyle yapılan ibadet, daha canlı ve daha dürüst olabilir. Çünkü insan artık her secdeyi erteleyebileceği sonsuz vakit varmış gibi yaşamaz.
İşte El Mumit ismi, ibadeti kasvetli değil ama çok daha gerçek kılar. Çünkü insan artık vakti emanet bilir.
Hayatı veren de Allah'tır, ölümü yaratan da Allah'tır. Bu iki isim birlikte düşünüldüğünde kulluk dengelenir.
Bu denge, kulu ne hayat sarhoşluğuna ne ölüm umutsuzluğuna bırakır. Onu hakikatli bir ortada yürütür.
Ölüm acıdır. Ayrılık ağırdır. Özlem gerçek bir yaradır. Elbette bu isim, acıyı bir anda hafifletmez. Fakat ona bir çerçeve verir.
İşte El Mumit ismi, yasın içine sert ama kutsal bir ciddiyet bırakır: Canı veren de alan da Allah'tır.
Öleceğini bilen insanın kibrini taşımak zorlaşır. Çünkü her büyükleniş, ölümün hakikati karşısında içten içe çözülmeye mahkumdur.
İşte El Mumit ismi, kula şunu öğretir: Sana yakışan şey kibir değil, edeptir. Çünkü faniliğini bilen kalp, kendini mutlaklaştırmayı bırakmaya başlar.
Ölüm bilinci taşıyan insan, insanlara daha dikkatli davranabilir. Çünkü kiminle son kez konuştuğunu, kimi son kez gördüğünü bilmez.
Böylece El Mumit ismi, kulu karartan değil; tam tersine ilişkileri daha değerli ve daha dikkatli yaşamaya çağıran bir ahlak da doğurabilir.
Bu ismi yaşamak, sadece ölümü düşünmek değil; ölümü unutmadan doğru yaşamayı öğrenmektir.
İşte bunlar, El Mumit isminin bilgiden karaktere, karakterden yaşanan kulluğa dönüşmüş işaretleridir.
İnsan bu dünyada en çok süreklilik yanılsamasına aldanır. Sanki hep vakit olacakmış, sanki hep sonra telafi edilebilecekmiş, sanki sevilenler hiç gitmeyecekmiş, sanki beden hiç çökmeyecekmiş gibi yaşar. Oysa El Mumit ismi kalbe şu büyük hakikati öğretir: Ölüm vardır ve bu hakikat, hayatı değersizleştirmek için değil; onu hak ettiği ciddiyetle yaşatmak için vardır. Ölüm, Allah'ın yarattığı büyük eşiğin adıdır. Faniliği açar, hakikati yaklaştırır, insanı kendisiyle yüzleştirir ve ebedi yolculuğun kapısını aralar.
Kul, Allah'ın El Mumit olduğunu gerçekten idrak ettiğinde hayattan kaçmaz; ama ona sarılırken körleşmez de. Ölümü düşünür ama karanlığa gömülmez. Daha dikkatli sever, daha edepli yaşar, daha bilinçli ibadet eder, daha samimi tövbe eder ve her günü biraz daha hakiki taşımaya başlar. Ve belki de bu ismin kulda kurduğu en kıymetli olgunluk şudur: Ölümü sadece son olarak değil, Allah'a doğru yürüyen ebedi yolculuğun ağır ama kutsal geçidi olarak görebilmek. İşte kulluk biraz da bu ciddiyetle güzelleşir.
"Ölümü unutan kalp dünyaya dağılır; ölümü Allah'ın hükmü içinde hatırlayan kalp ise faniliğin içinden ebedi hakikate doğru ağır ama asil bir yürüyüş başlatır."
Ersan Karavelioğlu