📖 Bakara Suresi 171. Ayette “İnkâr Edenlerin Durumu, Yalnızca Bir Çağrı ve Ses Duyup Anlamını Kavrayamayanlara Seslenen Kimsenin Durumu Gibidir.

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,861
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 171. Ayette “İnkâr Edenlerin Durumu, Yalnızca Bir Çağrı ve Ses Duyup Anlamını Kavrayamayanlara Seslenen Kimsenin Durumu Gibidir. Onlar Sağırdırlar, Dilsizdirler, Kördürler; Bu Yüzden Akıllarını Kullanmazlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Bir sözü duymak, o sözü anlamak değildir. İnsan bazen hakikatin sesini işitir fakat ona ulaşacak düşünme kapılarını kendi içinde kapatır. Asıl sağırlık kulağın duymaması değil, duyduğunun anlamını artık içeri almamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 171. Ayette Ne Anlatılmaktadır ❓


Bakara Suresi’nin 171. ayeti, bir önceki ayette anlatılan:


“Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.”


düşüncesinin zihinsel sonucunu güçlü bir benzetmeyle anlatır.


Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:


“İnkâr edenlerin durumu, yalnızca çağrı ve ses duyan fakat söylenenin anlamını kavrayamayan varlıklara seslenen kimsenin durumuna benzer. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden akıllarını kullanmazlar.”


Buradaki mesele:


fiziksel olarak:


duyamamak,


konuşamamak


veya görememek


değildir.


Kur’an:


manevi ve zihinsel bir duyarsızlığı


tasvir eder.


Kulak vardır.


Ama hakikat:


içeri girmemektedir.


Göz vardır.


Ama işaret:


görülmemektedir.


Dil vardır.


Ama hakikat:


ifade edilmemektedir.


Ve en sonunda:


akıl işlevini yerine getirmemektedir.


2️⃣ Ayetteki Benzetme Tam Olarak Nedir ❓


Ayetin Arapçasındaki benzetmenin dilbilgisel yapısı hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar yapılmıştır.


Yaygın açıklamalardan biri:


bir çobanın hayvanlara seslenmesi


benzetmesidir.


Hayvan:


sesi duyar.


Ama:


sözcüklerin kavramsal anlamını anlayamaz.


“Gel.”


“Git.”


“Tehlike var.”


gibi çağrıları:


insanın anladığı düzeyde kavrayamaz;


çoğu zaman:


sadece ses ve ton algılar.


Kur’an’ın benzetmesindeki temel fikir şudur:


Mesaj kulağa ulaşıyor fakat anlam zihne ulaşmıyor.


Burada “hayvanlar” ifadesinin ayetin Arapça metninde açıkça isim olarak geçmediğini, bunun yaygın tefsirî açıklama olduğunu belirtmek önemlidir.


3️⃣ Bu Benzetmenin 170. Ayetle Bağlantısı Nedir ❓


  1. ayette insanlar:

“Allah’ın indirdiğine uyun.”


çağrısına karşı:


“Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.”


demişlerdi.


  1. ayet bunun ardından gelir.

Yani problem:


mesajın hiç ulaşmaması değildir.


Mesaj:


ulaşmıştır.


Fakat karşıdaki kişi:


onu değerlendirmek yerine:


önceden sahip olduğu kalıba


geri dönmektedir.


Bu nedenle 170 ve 171 birlikte şöyle okunabilir:


170: Sorgusuz taklit.


171: Sorgusuz taklidin düşünme yeteneğini köreltmesi.



İnsan:


duymaya devam eder.


Ama:


artık öğrenmez.


4️⃣ Fiziksel Olarak Duyan Bir İnsan Nasıl “Sağır” Olabilir ❓


Kur’an burada mecazi bir dil kullanır.


Bir insan:


sana söylediğin her kelimeyi duyabilir.


Ama daha sen konuşmaya başlamadan:


kararını vermiş olabilir.


Sen:


delil sunarsın.


O:


cevabı düşünmez.


Karşı delili bekler.


Sen:


açıklarsın.


O:


sadece hangi cümlene saldıracağını arar.


Bu durumda:


kulak çalışmaktadır.


Ama:


dinleme gerçekleşmemektedir.


Duymak biyolojik olabilir.


Dinlemek ise:


ahlaki ve zihinsel bir eylemdir.


5️⃣ Duymak ile Dinlemek Arasındaki Fark Nedir ❓


Duymak:


sesin kulağa ulaşmasıdır.


Dinlemek:


sesin anlamını:


zihne almayı kabul etmektir.


Bir tartışmada iki insan:


birbirini duyabilir.


Ama hiçbiri:


diğerini gerçekten dinlemeyebilir.


Karşı taraf konuşurken:


cevap hazırlıyor olabilirler.


Bu durumda iletişim:


iki yönlü görünür.


Ama aslında:


iki ayrı monolog


vardır.


Bakara 171’in derinliği burada ortaya çıkar:


Hakikatle ilişki kurmak için:


yalnız kulağın açık olması yetmez.


Zihnin de açık olması gerekir.


6️⃣ “Sağır, Dilsiz, Kör” İfadeleri Gerçek Engellilik Hakkında Olumsuz Bir Yargı mıdır ❓


Hayır.


Ayet:


fiziksel engelli insanları:


ahlaken veya zihnen değersiz


göstermemektedir.


Kur’an burada:


duyuların işlevlerinden hareket eden:


mecazi bir anlatım


kullanır.


Fiziksel olarak görmeyen bir insan:


hakikati çok iyi kavrayabilir.


İşitme engelli biri:


çok güçlü bir düşünür olabilir.


Konuşamayan biri:


çok derin bir zihinsel dünyaya sahip olabilir.


Ayetteki eleştiri:


bedensel engel değil,


hakikate karşı bilinçli kapanmadır.


Bu ayrım mutlaka korunmalıdır.


7️⃣ “Dilsiz” Olmaları Ne Anlama Gelir ❓


Buradaki dilsizlik:


fiziksel konuşamama anlamında değildir.


Hakikati:


ifade etmemek,


doğruyu söylememek,


hakikat karşısında dilin işlevsizleşmesi


şeklinde düşünülebilir.


İnsan bazen gerçeği:


bilir.


Ama söylemez.


Çünkü:


çıkarına aykırıdır.


Grubuna zarar verir.


Statüsünü sarsar.


Bu durumda insan:


konuşma yeteneğine sahiptir.


Ama hakikat söz konusu olduğunda:


dili susar.


Bu, önceki:


159–160. ayetlerdeki:


hakikati gizleme


meselesini de hatırlatır.


8️⃣ “Kör” Olmaları Ne Anlama Gelir ❓


Buradaki körlük:


gözün ışığı algılamaması değildir.


İşaretlerin:


önünde olduğu halde:


onlardan sonuç çıkaramamaktır.


  1. ayette:

gökler,


yer,


gece,


gündüz,


yağmur,


canlılar,


rüzgârlar


üzerinde düşünmeye çağrı yapılmıştı.


Şimdi 171’de:


insanın bütün bunlara bakıp:


hiçbir anlam görmeyebilmesi


gündeme gelir.


Yani göz:


manzarayı görür.


Ama zihin:


işareti okumaz.


9️⃣ Bir İnsan Gerçeği Görmek İstemediğinde Gerçekten Göremez Hale Gelebilir mi ❓


Psikolojik açıdan:


insanın ön kabulleri algısını güçlü biçimde etkileyebilir.


Bir şeyi:


çok istemiyorsan,


ona karşı delilleri büyütebilirsin.


Bir şeyi:


çok istiyorsan,


onu destekleyen delilleri seçebilirsin.


Bugün buna:


doğrulama yanlılığı,


motivasyonel akıl yürütme


gibi kavramlarla yaklaşılır.


Kur’an’ın dili ise daha ahlaki bir soru sorar:


Gerçeği mi arıyorsun, yoksa zaten inanmak istediğin şeyi mi doğrulatıyorsun?


Bu iki yaklaşım:


aynı şey değildir.


🔟 “Akıllarını Kullanmazlar” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Gelir ❓


Ayet:


“fehum lâ ya‘qilûn”


ifadesiyle biter.


Yani:


“Onlar akletmezler.”


Bu son derece önemlidir.


Problem:


zeka eksikliği olarak sunulmaz.


Çok zeki bir insan:


hakikate karşı kapalı olabilir.


Çünkü akletmek:


sadece yüksek IQ değildir.


Kur’an’daki akletme:


bağlantı kurmak,


sonuç çıkarmak,


delili değerlendirmek,


doğru ile yanlışı ayırmaya çalışmak


gibi daha geniş bir faaliyettir.


İnsan:


zekâsını:


hakikati bulmak için de,


hakikatten kaçmak için mazeret üretmek amacıyla da


kullanabilir.


1️⃣1️⃣ Zeki Bir İnsan Nasıl Akılsızca Davranabilir ❓


Çünkü zekâ ile bilgelik:


aynı şey değildir.


Çok zeki bir insan:


kendi yanlışını savunmak için:


çok daha sofistike gerekçeler


üretebilir.


Yanlışını bırakmak yerine:


zekâsını:


yanlışını savunan avukata


dönüştürebilir.


Bu nedenle önemli olan:


yalnız düşünme gücü değil,


düşünmenin yönüdür.


Gerçek soru:


“Ne kadar iyi tartışıyorsun?”


değil,


“Haklı olmadığını gördüğünde fikrini değiştirebiliyor musun?”


olabilir.


1️⃣2️⃣ Hakikati Dinlemek Neden Cesaret Gerektirir ❓


Çünkü hakikat:


her zaman hoşumuza giden bir sonuç üretmez.


Bazen:


biz yanılıyoruzdur.


Bazen ailemiz.


Bazen grubumuz.


Bazen yıllardır savunduğumuz fikir.


Eğer gerçekten dinlersen:


fikrini değiştirmek zorunda kalabilirsin.


Özür dilemen gerekebilir.


Bir şeyi bırakman gerekebilir.


İşte bu yüzden bazı insanlar:


hakikati anlamadıkları için değil,


anlamanın bedelinden korktukları için


dinlemeyebilir.


Gerçek dinleme:


ego açısından risklidir.


1️⃣3️⃣ “Benim Fikrim Değişmez” Demek Neden Tehlikeli Olabilir ❓


Çünkü bu cümle:


delilin artık hiçbir anlamı olmadığını


söyleyebilir.


Bir insan:


“Ne gösterirsen göster, fikrim değişmez.”


diyorsa:


artık hakikat arayışında değildir.


Kimliğini:


savunmaktadır.


Olgun düşünce ise şöyle diyebilir:


“Şu anda buna inanıyorum; fakat daha güçlü delil görürsem fikrimi değiştirebilirim.”


Bu:


zayıflık değildir.


Tam tersine:


entelektüel dürüstlüktür.


1️⃣4️⃣ Bu Ayet Dini Sorgulamaya Karşı mı, Yoksa Sorgusuzluğa Karşı mı Daha Güçlü Bir Uyarıdır ❓


Bağlamına bakıldığında:


sorgusuzluğa karşı çok güçlü bir uyarı içerir.


  1. ayette:

ataların sorgulanmadan takip edilmesi


eleştirilmiştir.


171’de:


akletmeyen,


anlamayan,


yalnız sesi duyan


bir durum tasvir edilir.


Bu nedenle ayeti:


“Soru sormayın, sadece kabul edin.”


şeklinde okumak:


bağlamın tersine dönebilir.


Kur’an burada:


insana:


düşünme sorumluluğu


yüklemektedir.


Ancak sorgulama da:


samimi hakikat arayışı olmalıdır.


Sonsuz ertelemenin bahanesi haline getirilmemelidir.


1️⃣5️⃣ İnsan Neden Bazen Anlamak Yerine Sadece Cevap Vermek İster ❓


Çünkü tartışmayı:


hakikat arayışı değil,


kazanan ve kaybeden mücadelesi


olarak görebilir.


Karşı tarafın söylediğini anlamak:


onun bir noktada haklı çıkabileceği ihtimalini


kabul etmek demektir.


Ego bunu istemeyebilir.


Bu yüzden insan:


karşı taraf konuşurken:


dinlemez.


Bir açık arar.


Sonra:


en zayıf cümlesine saldırır.


Böylece tartışma:


bilginin artmasına değil,


kimliklerin sertleşmesine


hizmet eder.


Bakara 171’in çağrısı:


yalnız dinle ilgili değil,


bütün iletişim hayatına uygulanabilecek kadar derindir:


Önce anla.


Sonra cevap ver.


1️⃣6️⃣ Sürekli Aynı Fikirleri Dinlemek İnsanın Zihnini Nasıl Etkileyebilir ❓


İnsan yalnız:


kendi düşüncesini doğrulayan kaynaklarla


yaşarsa:


zihinsel yankı odası oluşabilir.


Sürekli:


aynı insanları takip eder.


Aynı görüşleri okur.


Aynı itirazları duyar.


Karşı tarafı ise:


yalnız kendi grubunun anlattığı biçimde tanır.


Bir süre sonra:


kendi görüşü:


tartışılabilir bir düşünce olmaktan çıkar.


“Zaten herkesin bildiği gerçek”


haline gelir.


Bu durumda insan:


karşı görüşü duyduğunda:


anlamaya çalışmak yerine:


sadece gürültü


olarak algılayabilir.


Bakara 171’in:


“yalnız çağrı ve ses duymak”


benzetmesi modern bilgi çağında da şaşırtıcı biçimde düşündürücüdür.


1️⃣7️⃣ Bakara 170 ve 171 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Zihinsel Tehlike Zinciri Görülür ❓


170:


“Atalarımızı böyle bulduk.”


171:


“Duyuyorlar fakat akletmiyorlar.”


Bu iki ayet birlikte:


şöyle bir zinciri düşündürür:


Miras alınmış kanaat → sorgulamama → karşı delile kapanma → düşünsel duyarsızlık.


İlk başta:


“Ben böyle öğrendim.”


dersin.


Sonra:


başka ihtimalleri dinlememeye başlarsın.


Sonra:


karşı delil geldiğinde:


anlamaya çalışmazsın.


Ve sonunda:


hakikat konuşur,


ama senin için:


yalnız ses haline gelir.


Bu, zihnin en tehlikeli kapanış biçimlerinden biridir.


1️⃣8️⃣ Bakara 171’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir ❓


Belki şöyle özetlenebilir:


Gerçek dinleme, kendi fikrinin yanlış çıkabileceği ihtimalini masaya koyabilmektir.


Duymak kolaydır.


Anlamak:


daha zordur.


Anladığın halde fikrini değiştirmek:


daha da zordur.


Ama insan:


hakikati gerçekten seviyorsa:


şunu diyebilmelidir:


“Benim tarafım değil, doğru olan kazansın.”


İşte aklın:


egodan özgürleşmeye başladığı yer:


belki burasıdır.


1️⃣9️⃣ Son Söz ❓ Bakara 171 Bize “Hakikati Duymadığımız İçin mi Değişmiyoruz, Yoksa Değişmek İstemediğimiz İçin Duyduğumuz Hakikati Anlamsız Bir Sese mi Dönüştürüyoruz?” Diye mi Soruyor ❓


Bakara Suresi 171. ayetin belki en ürpertici tarafı:


insanın kulağı olmasına rağmen:


sağır


olabileceğini söylemesidir.


Gözü vardır:


ama:


kör.


Dili vardır:


ama:


dilsiz.


Ve sonunda:


aklı vardır:


ama:


akletmez.


Bu ifadeler insan bedeninden değil:


insanın hakikatle kurduğu ilişkiden


söz eder.


Bir insanın:


hakikate karşı kapanması


bir anda gerçekleşmeyebilir.


Başlangıçta:


bir görüşü vardır.


Bu normaldir.


Hepimizin:


ön kabulleri vardır.


Sonra:


bu görüş kimliğinin parçası olur.


“Ben böyle düşünüyorum.”


yerine:


“Ben buyum.”


demeye başlar.


Artık görüşe yöneltilen eleştiri:


fikrine değil,


kişiliğine saldırı


gibi hissedilir.


Ve insan:


fikrini korumak için:


kendini korur gibi mücadele eder.


İşte düşüncenin:


kimliğe dönüşmesi


burada tehlikeli hale gelir.


Çünkü artık:


bir delilin seni değiştirmesi için:


yalnız fikrini değil,


kendin hakkında kurduğun hikâyeyi de


değiştirmen gerekir.


Bu zor olabilir.


Yıllarca bir düşünceyi savundun.


İnsanlarla tartıştın.


Belki başkalarını küçümsedin.


Sonra bir gün:


karşı delili görüyorsun.


Ne yapacaksın?


“Yanılmışım.”


demek:


yalnız yeni bir bilgi kabul etmek değildir.


Bazen:


yıllarca kurduğun egoyu:


bir cümleyle yıkmak


demektir.


İşte bu yüzden insan:


hakikati reddedebilir.


Hakikatin delili zayıf olduğu için değil,


kabul etmenin psikolojik maliyeti ağır olduğu için.


Bakara 171 tam burada:


akletmenin ahlaki yönünü gösterir.


Akıl:


yalnız matematik problemi çözmek değildir.


Bazen:


kendine karşı dürüst olabilmektir.


“Ben bunu neden savunuyorum?”


Gerçekten doğru olduğu için mi?


Yoksa:


babam böyle söylediği için mi?


Arkadaşlarım böyle düşündüğü için mi?


Grubum böyle dediği için mi?


Yıllardır bunu savunduğum için geri dönemediğimden mi?


Bu sorular:


insanın zihnindeki gizli bağları


ortaya çıkarabilir.


Bir önceki ayet:


ataları anlatmıştı.


Bu çok anlamlıdır.


Çünkü insanın ilk düşünce dünyasını:


başkaları kurar.


Çocuk:


seçmez.


Öğrenir.


Anne-baba:


“Bu doğrudur.”


der.


Çocuk:


doğru kabul eder.


Toplum:


“Bu ayıptır.”


der.


Çocuk:


ayıp kabul eder.


Sonra büyür.


Ve hayatın bir noktasında:


kendisine şu soru sorulur:


“Bunların hangilerini artık kendi aklınla değerlendirdin?”


İşte olgunlaşma:


belki burada başlar.


İnsanın:


ailesinden kopması değil.


Kendi zihninin:


sorumluluğunu üstlenmesi.


Atalarını sevebilir.


Ama:


onların zihninin içinde yaşamaya devam etmek zorunda değildir.


Bir hocayı sevebilir.


Ama:


hocanın bütün fikirlerini kutsal saymak zorunda değildir.


Bir düşünürü okuyabilir.


Ama:


her cümlesini doğru kabul etmek zorunda değildir.


Bir siyasi görüşü benimseyebilir.


Ama:


grubunun her hareketini savunmak zorunda değildir.


Çünkü insanın:


aklı başkasına kiralanamaz.


Bakara 171’in:


“akletmezler”


ifadesi tam burada büyük bir sorumluluk yükler.


Ama başka bir tehlike daha vardır.


İnsan bazen:


“Ben çok sorguluyorum.”


diyerek de kendisini kandırabilir.


Her şeye itiraz etmek:


akletmek değildir.


Sürekli:


“Kanıtla.”


deyip hiçbir kanıtı yeterli görmemek:


hakikat arayışı olmayabilir.


Bazen:


karar vermemek için kullanılan sonsuz sorgulama


olabilir.


Dolayısıyla iki uçtan kaçınmak gerekir:


Körü körüne kabul.


Ve:


hiçbir sonuca ulaşmayan kör şüphecilik.


Olgun akıl:


dinler.


Sorular sorar.


Delilleri karşılaştırır.


Ve yeterli gerekçeye ulaştığında:


bir sonuca varmaya cesaret eder.


Ama o sonucu:


tanrılaştırmaz.


Yeni ve daha güçlü bir delil gelirse:


yeniden düşünmeye açık kalır.


Bu son derece zor bir dengedir.


Çünkü insan:


kesinliği sever.


Belirsizlik:


rahatsız eder.


Bu yüzden insanlar:


kesin konuşan kişilere


kolayca bağlanabilir.


Birisi:


“Ben her şeyi biliyorum.”


dediğinde:


rahatlatıcı gelebilir.


Ama gerçek bilgi dünyası:


çoğu zaman daha karmaşıktır.


Gerçek bilgin:


bazen:


“Burada emin değiliz.”


der.


“Bu konuda iki güçlü görüş var.”


der.


“Bunun cevabını bilmiyorum.”


der.


Bu belirsizlik:


cehalet değil,


bilimsel ve entelektüel dürüstlük


olabilir.


Bakara 171’in:


duyma ve anlama ayrımı


bugünkü sosyal medya ortamında da çok çarpıcıdır.


İnsan:


günde yüzlerce mesaj görüyor.


Binlerce kelime.


Videolar.


Haberler.


Yorumlar.


Ama:


çok şey duymak:


çok şey anlamak


değildir.


Bilgi tüketimi:


derin düşünmenin yerine geçebilir.


Bir başlık okuruz.


Yorum yaparız.


Bir video görürüz.


Hüküm veririz.


Birinin on saniyelik sözünü izleriz.


Bütün kişiliğini değerlendiririz.


Kulaklarımız ve gözlerimiz:


hiç olmadığı kadar çok veri alıyor.


Ama şu soru kalıyor:


Gerçekten aklediyor muyuz?


Belki modern insanın sorunu:


bilgi azlığı değil,


bilgiyi sindirecek:


dikkat ve düşünme derinliğinin azalmasıdır.


Ayet:


sanki bize:


ses ile anlam arasındaki farkı


hatırlatır.


Her yüksek ses:


hakikat değildir.


Her tekrar edilen fikir:


doğru değildir.


Her popüler görüş:


bilgi değildir.


Ve her duyduğun şey:


anladığın şey değildir.


Bu nedenle gerçek öğrenmenin ilk şartı:


belki:


sessizleşmektir.


Karşı taraf konuşurken:


cevap vermek için değil,


anlamak için dinlemek.


Bir ayeti okurken:


kendi fikrini doğrulatmak için değil,


ayet sana ne söylüyor diye


bakmak.


Bir eleştiri geldiğinde:


hemen savunmaya geçmek yerine:


“Burada haklı olabileceği bir şey var mı?”


diye düşünmek.


Bunlar:


çok küçük görünen ama çok büyük:


akletme pratikleridir.


Ve belki ayetin en derin çağrısı:


şudur:


İnsan hakikatin önünde:


savunmasız kalmayı öğrenmelidir.


Çünkü eğer her düşüncenin önüne:


egonu,


grubunu,


geçmişini


kalkan olarak koyarsan:


hiçbir hakikat sana ulaşamaz.


Sesi duyarsın.


Ama:


anlamı geçemez.


Tıpkı ayetteki benzetmede olduğu gibi:


geriye:


yalnız çağrı


kalır.


Bu yüzden insan zaman zaman kendisine:


şu çok zor soruyu sormalıdır:


“Beni gerçekten ne değiştirebilir?”


Cevap:


“Hiçbir şey.”


ise:


orada bir sorun vardır.


Çünkü insan:


yanılmaz değildir.


Eğer yanılabilen bir varlıksan:


ama seni fikrinden çevirebilecek hiçbir mümkün delil yoksa:


sen artık fikrini:


hakikat olarak değil, kimlik olarak koruyor olabilirsin.


İşte Bakara 171:


bu zihinsel katılaşmaya karşı:


çok büyük bir uyarıdır.


Hakikat:


bağırabilir.


Deliller:


önünde durabilir.


İşaretler:


tekrar tekrar gelebilir.


Ama insan:


kendi içinde kapıları kapattıysa:


bütün bunlar:


gürültüye dönüşebilir.


Ve belki Bakara 171’in bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:


Karşımızdaki görüş bizim inancımıza, grubumuza veya yıllardır savunduğumuz düşünceye ters düştüğünde gerçekten onu anlamaya çalışıyor muyuz; yoksa daha ilk kelimesinde zihnimizi kapatıp hakikatin sesini yalnızca rahatsız edici bir gürültüye mi dönüştürüyoruz?


“Hakikati duymak için yalnız kulağın açık olması yetmez; insanın yanılmış olabileceğini kabul edecek kadar zihninin de açık olması gerekir. Çünkü en derin sağırlık, sesin ulaşmaması değil, egonun anlamın içeri girmesine izin vermemesidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt